Yağmur sabaha kadar dinmemişti.
Aras gözlerini açtığında mağaranın girişinden süzülen gri ışığı gördü.
Bir an nerede olduğunu hatırlayamadı.
Sonra karşı tarafta oturan Kaan’ı fark etti.
Genç alfa hâlâ uyumuyordu.
Sırtını mağara duvarına yaslamış, dışarıyı izliyordu.
“Sen gerçekten hiç uyumuyor musun?”
Kaan başını çevirdi.
“Uyuyorum.”
“Yalan.”
“Biraz.”
Aras istemsizce güldü.
Son günlerde ilk kez kendini biraz rahat hissetmişti.
Kaan’ın yanında garip bir güven duygusu oluşuyordu.
Bu durum onu şaşırtıyordu.
Sonuçta birbirlerini yalnızca birkaç gündür tanıyorlardı.
Kahvaltı niyetine yanlarında kalan yiyecekleri paylaştılar.
Aras ekmeğin son parçasını alırken Kaan’ın önünde hiç yiyecek kalmadığını fark etti.
“Sen yemiyor musun?”
“Yedim.”
“Hayır, yemedin.”
Kaan omuz silkti.
“Alışığım.”
Aras kaşlarını çattı.
Ekmeğin yarısını koparıp ona uzattı.
“Al.”
“Gerek yok.”
“Var.”
“Aras.”
“Al.”
Bir süre birbirlerine baktılar.
Sonunda Kaan teslim oldu.
Ekmeği aldı.
Bu küçük hareket nedense içini ısıtmıştı.
Kimse uzun zamandır onunla bu şekilde ilgilenmemişti.
Öğlene doğru yeniden yola çıktılar.
Dağ yolundan ilerlerken Aras çevreyi inceliyordu.
Bembeyaz karlar, uzun çam ağaçları ve sonsuz gibi görünen gökyüzü…
Manzara büyüleyiciydi.
Ama Aras’ın dikkatini başka bir şey çekiyordu.
Kaan.
Ne zaman tehlikeli bir yerden geçseler öne geçiyordu.
Ne zaman bir ses duysa hemen etrafı kontrol ediyordu.
Sürekli onu koruyordu.
“Bir şey sorabilir miyim?”
Kaan yürümeye devam etti.
“Sor.”
“Her zaman böyle misin?”
“Nasılım?”
“Soğuk.”
Kaan hafifçe güldü.
“O kadar mı belli oluyor?”
“Evet.”
“Demek ki işe yarıyor.”
Aras gülümsedi.
“Nedense bana karşı pek işe yaramıyor.”
Bu söz üzerine Kaan birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini ona çevirdi.
“Belki sen farklısındır.”
Aras’ın kalbi beklenmedik şekilde hızlandı.
Nedenini anlamadı.
Ama yüzü hafifçe kızarmıştı.
Akşamüstü küçük bir gölün kenarında mola verdiler.
Gölün yüzeyi ay ışığını yansıtıyordu.
Manzara o kadar güzeldi ki Aras birkaç dakika konuşamadı.
“Vay…”
Kaan onun hayranlıkla etrafa baktığını görünce istemsizce gülümsedi.
Sonra fark etti.
Bir süredir gölü değil…
Aras’ı izliyordu.
Bu düşünceyle hemen başka tarafa baktı.
Kalbi garip şekilde sıkışmıştı.
Onu tanıyalı çok olmamıştı.
Ama Aras’ın gülümsemesini görmek hoşuna gidiyordu.
Tehlikeye girdiğinde endişeleniyordu.
Yanında olmadığında ise gözleri onu arıyordu.
Bu hisler yeni ve yabancıydı.
Güneş tamamen battığında gölün kıyısında oturdular.
Sessizlik vardı.
Ama rahatsız edici değildi.
Aksine huzurluydu.
Aras yavaşça konuştu.
“Kaan.”
“Hm?”
“İyi ki karşıma çıktın.”
Kaan’ın gözleri büyüdü.
Aras bunu söylerken tamamen samimiydi.
“Eğer o gece gelmeseydin ne olacağını bilmiyorum.”
Kaan birkaç saniye cevap veremedi.
Sonunda hafifçe gülümsedi.
“Neyse ki yetişmişim.”
Aras da gülümsedi.
Ay ışığı gölün üzerinde dans ederken ikisi de farkında olmadan birbirlerine biraz daha yakın oturuyorlardı.
Ve ikisinin de kalbinde büyümeye başlayan şey artık yalnızca merak değildi.
Ama bunun adını koymak için henüz erkendi.
Devam edecek…