Sarayın üzerindeki gökyüzü günlerdir aynıydı.
Gri.
Sessiz.
Ağır.
Sanki gökyüzü bile yaklaşan savaşın kokusunu almıştı.
Kuzey Klanı’nın sınırlarından gelen haberler her geçen saat daha da kötüleşiyordu.
Gece Kralı’nın ordusu ilerliyordu.
Ve artık saklanmıyorlardı.
Aras, sarayın balkonunda tek başına durmuş aşağıdaki şehri izliyordu.
Sokaklarda insanlar normal hayatlarına devam ediyordu.
Çocuklar koşuyor, dükkânlar açılıyor, insanlar alışveriş yapıyordu.
Hepsi birkaç gün içinde hayatlarının değişebileceğinden habersizdi.
Aras’ın içi burkuldu.
“Keşke hiçbir şey benim yüzümden olmasaydı.”
Arkasından bir ses geldi.
“Senin yüzünden değil.”
Aras dönmeden kimin olduğunu anlamıştı.
Kaan.
“Ya öyleyse?”
“Değil.”
“Ya ben Ay Klanı’nın varisi olmasaydım?”
Kaan yanına geldi.
“O zaman da seni bulurdum.”
Aras şaşkınlıkla ona baktı.
Kaan bir an sustu.
Sanki söylediği sözün farkına yeni varmıştı.
“Yani…”
Aras gülümsedi.
“Anladım.”
Kaan başka tarafa baktı.
Aras’ın gülümsemesini görmek bile son zamanlarda içindeki bütün gerginliği azaltıyordu.
Bir süre sonra Kaan, Aras’ı sarayın eğitim alanına götürdü.
“Burada ne yapıyoruz?”
“Öğreniyorsun.”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Ben savaşmayı bilmiyorum.”
“Bu yüzden öğreneceksin.”
Kaan eline tahta bir kılıç verdi.
Aras kılıca baktı.
Sonra Kaan’a.
“Gerçekten bunu yapabilecek miyim?”
Kaan başını salladı.
“Yapacaksın.”
İlk denemesi tam bir felaketti.
Aras daha ilk hamlede dengesini kaybetti.
Kaan onu düşmeden yakaladı.
“İyi misin?”
“Evet.”
Aras yüzünü buruşturdu.
“Bu çok zor.”
Kaan gülümseyerek kılıcı nasıl tutacağını gösterdi.
“Elini biraz yukarı.”
Aras hareketini düzeltti.
“Şimdi?”
“Daha iyi.”
Kaan onun arkasında durarak hareketi tekrar gösterdi.
Aras birkaç saniye ne yapacağını unuttu.
Kaan’ın bu kadar yakınında olması garip bir şekilde dikkatini dağıtıyordu.
Kaan da bunu fark etmişti.
İkisi de sessizleşti.
Sonunda Aras hafifçe güldü.
“Sen yanımdayken nedense odaklanamıyorum.”
Kaan’ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Benim suçum mu?”
“Biraz.”
Saatler süren eğitimden sonra Aras yorulup çimlerin üzerine oturdu.
Kaan yanına su bıraktı.
“Fena değildin.”
“Fena değildim mi?”
Aras şaşkınlıkla ona baktı.
“Az önce neredeyse düşüyordum.”
“Ama düşmedin.”
“Çünkü sen tuttun.”
Kaan’ın yüzünde yumuşak bir ifade oluştu.
“Her zaman tutamayabilirim.”
Aras’ın gülümsemesi kayboldu.
“Neden böyle söylüyorsun?”
Kaan cevap vermedi.
Çünkü içinde kötü bir his vardı.
Savaş yaklaşıyordu.
Ve ilk kez…
Aras’ı koruyamamaktan gerçekten korkuyordu.
O gece Aras odasında bir mektup buldu.
Üzerinde yalnızca tek bir cümle vardı:
“Ay’ın varisi, geçmişini öğrenmek istiyorsan gece yarısı eski kuleye gel.”
Aras’ın kalbi hızlandı.
Mektubu hemen cebine koydu.
Kaan’a söylemeli miydi?
Bir süre düşündü.
Sonunda söylememeye karar verdi.
Belki bu kez kendi başına bir şey öğrenebilirdi.
Gece yarısı eski kuleye ulaştığında kapı zaten açıktı.
Aras yavaşça içeri girdi.
“Kimsin?”
Cevap gelmedi.
Kulenin en üst katına çıktığında karşısında kapüşonlu bir kişi gördü.
“Sen Ay Klanı’nın varisisin.”
Aras geri çekildi.
“Sen kimsin?”
“Geçmişini bilen biri.”
Kişi kapüşonunu çıkardı.
Aras’ın gözleri büyüdü.
Bu yüzü daha önce görmüştü.
Kristaldeki anılarda…
Annesinin yanında duran muhafızlardan biriydi.
“Sen…”
Adam başını eğdi.
“Annen ve baban seni korumak için her şeyi göze aldı.”
Aras’ın sesi titredi.
“Onlara ne oldu?”
Adam cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
“Onlar ölmedi.”
Aras’ın gözleri büyüdü.
“Ne?”
Tam o anda kulenin aşağısından bir ses duyuldu.
Metal sesi.
Ardından kapılar kapandı.
Adamın yüzündeki ifade değişti.
“Çok geç.”
Aras arkasına döndü.
Karanlık zırhlı askerler kulenin girişini doldurmuştu.
Ve en önde…
Baran duruyordu.
Aras’ın yüzü şaşkınlıkla değişti.
“Baran?”
Baran ona bakarak yavaşça konuştu.
“Üzgünüm, Aras.”
Aras’ın kalbi düştü.
“Sen…”
Baran’ın gözlerinde pişmanlık vardı.
“Buraya seni getirmek için geldim.”
Tam o anda kulenin dışından güçlü bir ses yankılandı.
“ARAS!”
Kaan.
Aras’ın gözleri doldu.
Çünkü o sesi duyduğu anda yalnız olmadığını anlamıştı.
Kaan onu bulmuştu.
Ve bu kez…
Onu bırakmaya hiç niyeti yoktu.
Devam edecek…