İçeriğe geç

Gülperi

Bölüm 26 · 19 dk okuma

Gülperi

Bölüm 26

İstifa

Gülperi eve gider gitmez bir ağrı kesici içmişti. Başı olayları düşünürken çatlayacak derecede ağrıyordu. En iyi uyumak diye düşünerek yatağa uzanıp battaniyeyi üzerine çekti. İlacın etkisi ile kısa sürede uykuya dalmıştı.

Yağız Gülperi'nin istifa ettiğini öğrenmişti. Bu yüzden moreli çok bozulmuştu. Babasından dolayı olduğuna adı gibi emindi. Gidip babası ile bir güzel kavga etmek istiyordu ama hiç bir ise yaramayacağını biliyordu. O yüzden babası ile konuşmadan önce Gülperi'yi görmek istiyordu.

Ömer'in yanına giderek

-Ömer Gülperi istifa etmiş duydun mu?

Ömer,

- evet sana da mı Seda söyledi? Sanki mujdeli bir habermis gibi her yere dağıtıyor. Dedi

Yağız,

- Evet . Gidip resepsiyona baktım yok. Ben Gülperi'nin yanına gideceğim. Seda'yı da alıp birlikte gidelim mi? Dedi.

Ömer,

Olur tabi gidelim. Dedi.

Resepsiyona inip Seda'yı da çağırarak arabaya bindiler.

Seda,

- Yağız bey Gülperi için mi bize geliyorsunuz? dedi

Yağız,

- Evet onunla konuşmak istiyorum. İstifa etmesi beni gerçekten üzdü. Keşke gelip bana söyleseydi. Dedi.

Seda,

- Siz neden istifa ettiğini biliyor musunuz? Deyince.

Yağız,

- Muhtemelen babam yüzünden. Ona verdiği paralardan bir demet eksik çıkmış. Galiba Gülperi'yi suçladı. Yani ben böyle tahmin ediyorum. Dedi

Seda,

- Ne ama Gülperi böyle bir şey asla yapmaz. O paralar için çok telaslaniyordu. Ama bu nasil olur nereye gider. Dedi düşünceli bir şekilde.

Seda, Gülperi'nin şu an ne kadar üzgün ve kırgın olduğunu anlayabiliyordu.

Eve geldiklerinde Yağız arabayı durdurmuştu. Arabadan inip kapıya gelince, Seda hiç kapıyı tiklatmadan anahtari ile kapıyı açmıştı. Hemen içeriye gidince Gulperi'nin yatakta uyuduğunu gördü.

Seda,

-Siz burada bekleyin isterseniz ben onu uyandırıp geleyim. Dedi ve Gülperi'nin yanına gitti.

Seda sanki her şeyi kendisi yaşamış gibi hissediyordu. Gülperi'nin yanına yavaşça otururken, gözleri dolmuştu. Boğazına yumru oturmuştu. Yutkunarak kendini toparlamaya çalıştı. Ve Gülperi'ye seslenerek.

- Gülperi...Gülperi... diye yavaşça dokundu.

Gülperi bir anda yatağına oturarak derin bir nefes aldı.

Seda,

- Korkuttuysam özür dilerim. Dedikten sonra zorla tuttuğu göz yaşları yeni yağmaya başlayan yağmur taneleri gibi gözlerinden süzülmeye başlamıştı.

Seda'nın aslında ağlama sebebi kendi yaşadıklarıydı. Aklına sürekli kendine hırsız diyerek hakaret ettikleri günler geliyordu. Aklından hiç çıkmayan bir olay vardı. Okulda en sevdiği arkadaşının çok değer verdiği bilekliği kaybolmuştu. Arkadaşı hemen gidip öğretmene söylediğinde öğretmen gelip önce Seda'ya sormuştu. Seda ben çalmadım desede inandiramamıştı. hatta öğretmen inanmayıp her tarafını aramıştı. Seda küçük bir çocuk değildi ki anlamayacak. Lise öğrencisiydi. Gururu cok inciniyor, kalbi kırılıyordu Ama ona asıl koyan öğretmeninin bu yaptığından daha çok arkadaşının ona karşı olan tavrı olmuştu.

Hani bir hikaye vardır. Pir sultanin hikayesi. Pir sultan asılmak icin dar ağacına giderken,

paşa " Herkes onu taşlasın. taşlamayanın kellesini alırım" diye emir verir. Bu sebepten dolayı herkes pir sultana taş atar. En sevdiği dostu da ona taş atmak istemez ama kelle korkusu ile bir gül atar. İşte bu Pir sultanı yürekten yakar. Ve Pir sultanın dudaklarından şu kelimeler dökülür.

*Şu kanlı zalımın ettiği işler,

Garip bülbül gibi zaralar beni.

Yağmur gibi yağar başıma taşlar,

İlle de dostun bir fiskesi yaralar beni.

Dar günümde dost düşmanım belli oldu.

Bir derdim var idi, şimdi elli oldu.

Ecel fermanı boynuma takıldı.

Gerek asa, gerek vuralar beni.

Pir Sultan Abdal'ım can göğe ağmaz.

Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz.

Şu ellerin taşı hiç bana değmez.

İLLE DOSTUN BİR TEK GÜLÜ YARALAR BENİ.*

Yani velhasıl kelam Seda'yı en cok yürekten yaralayan arkadaşının da herkes gibi ona hırsız gözü ile bakması olmuştu. Bileklik bulunana kadar arkadaşı da hep Seda'yı suçlamıştı. Sonra ne mi oldu? Bileklik bulundu. Hem de evde bulundu. Okula bile getirmemişti. Kardeşi saklamıştı. ablası ile kavga edince onu sinir etmek için saklamıştı. Tabi sonra kardeşi ablasına bilekliği geri verince Seda'yı suçladığı için pişman olup özür dilese bile her şey eskisi gibi olmamıştı. Seda psikolojik olarak ağır bir travma geçirmişti bile. Özür dilemesi onun yaşadığı korkuyu, üzüntüyü geçirmemişti.

Gülperi donup kalan Seda'yı sarsarak,

- Seda ne oldu. Neden ağlıyorsun? Yüzüme bak Seda kendine gel SEDAA.. deyince,

Seda bir anda derin bir nefes alarak Gülperi'ye sarıldı.

- Gülperi ben senin için çok üzüldüm. Senin yerine kendimi koyunca böyle oldum işte. Tutamadım kendimi . Ama sakın sen benim kadar üzülme hepsi geçecek inan. Karşında tecrübe var biliyorsun. Diyerek elini tuttu.

Gülperi Seda'yı çok iyi anlamıştı onu üzmemek için uzulse bile belli etmeyerek,

- Sakın Seda senin bu kadar üzüldüğünü bir daha görmeyeyim. Bak ben gayet iyiyim. Hem ben yapmadığım şey için bu kadar üzülmem. Uğraşamam da. Gördün ya istifamı verdim geçtim işte. Allahtan başka kimseye muhtaç değiliz kızım biz. Hadi şimdi yüzünü kaldırıp gülecek misin? Diyerek sedanın yüzüne gözlerini kocaman açarak baktı.

Seda başını kaldırıp Gulperiye bakarak burnunu çekti. Ve tebessüm ederek,

- Ama sen bana öyle Pörtlek pörtlek mavi gözlerinle bakmaya devam edersen korkudan altıma edebilirim. Deyince.

Gülperi seda'nın koluna vurarak,

- Bak ya böyle bir durumda bile espri yapıyorsunya sana bayılıyorum. Diyerek güldü.

Seda gülmeyi bırakarak,

- Kim demiş espri yaptığımı oldum olası mavi gözlerden korkarım. Diyerek yan yan Gülperi'ye bakarak bıyık altı güldü.

Gülperi yine gözlerini kocaman açarak,

- Al o zaman biraz daha kork. Deyince,

Seda gülerek,

- Bu suratın korkunç olma ihtimali yüzde sıfır bile değil diyerek yanağına iki kere hafifçe vurdu. Ve daha sonra,

- Biz burada gülüşürken adamlar dışarıda kök saldı. Hadi hemen üstünü başını düzelt Yağız içeride seni bekliyor.

Gülperi,

- Kız iki saattir neden soylemiyorsun? Tamam hemen geliyorum sen geç o zaman . Dedi.

Yağız'ın karşısına gecelikleri ile çıkmak istemiyordu. O yüzden üzerine bir hırka giyerek hemen seda'nın arkasından içeriye geçmişti.



Gülperi koltuğa oturmadan önce Yağız ile Ömer'e hoş geldiniz demişti.

Hemen Yağız söze girerek,

- Ben özür dilerim Gülperi. bu şekilde olsun istemezdim. Deyince Gülperi tebessüm ederek,

- Siz neden özür diliyorsunuz Yağız bey. Aslında siz babanızın yaptığını bana yansıtmamak için elinizden geleni yaptınız. Yapacak bir şey yok demek ki böyle olması gerekiyormuş. Dedi.

Yağız,

- Ben senin işi bırakmanı istemiyorum. seni görmeye çok alıştım Gülperi. Sensiz iş yeri bana karanlık gelir. Nolur geri gelsen. deyince,

Ömer ile Seda "bu ne diyor" dercesine birbirine kısa bir anlığına şaşkın bir şekilde bakmıştı. Ve Ömer kendini hemen toparlayarak Yağız'ı türttü. Ağzını eli ile kapatarak çaktırmadan biraz yagiza yaklaşarak,

- Ne diyorsun kardeşim sen. Deyince

Yağız,

- Yani istersen geri dönebilirsin. Asla ben senin o parayı aldığını düşünmüyorum. Gozumle gorsem bile inanamam. Sana cok güveniyorum Gülperi. Ben babamla konuşurum merak etme. Deyince,

Gülperi,

Hayır sakın Yağız bey. Bu konu hakkında babanızla konuşmanızı istemiyorum. Ben başka bir iş bulabilirim. Dedi

Yağız,

- Gülperi ben yıllar sonra bulmuş olduğum arkadaşımı tekrar kaybetmek istemiyorum. Hem Seda da sana çok alışmıştı. Dedi

Gülperi gülümseyerek,

- Neden kaybedesin ki ? Ben şirkette çalışmasam da görüşmeye devam ederiz. Baksana bu şekilde döndümüz çok iyi arkadaş olduk bile. Neyse konuya dönecek olursak ben kararımı verdim Yağız bey. şirkette çalısmayacağım. Ve sizden de bir söz istiyorum artık babanızla benim yüzümden kavga etmeyeceksiniz olur mu? Bu konu uzasın istemiyorum. Dedi.

Yağız üzgün bir şekilde,

- Sen öyle istiyorsan peki. Ama sık sık buluşacağız. Birlikte vakit geçireceğiz deyince

Seda bir anda atılarak,

- Olur dedi heyecanli bir şekilde .

Yağız,

- Tabi hepbirlikte. Döndümüz yani. dedi.

Gülperi,

- Evet güzel olur. Dedi gülümseyerek.

O sırada Mahmut bey dış ülkeye kaçak bir şekilde çıkaracağı ugusturucu maddesini kamyonlara yükletmişti. Her şey hazırlanmıştı. Artık kamyonlar yola çıkabilirdi. Her şey Hasan'nin kontrolünde oluyordu. Mahmut bey sadece Hasan'ı arayıp durumdan haberdar oluyordu. Şirketten ayrılmıyordu.

Yine Hasan aramıştı. Mahmut bey telefonu açarak,

- Efendim Hasan durum ne? Deyince.

Hasan,

- Efendim kamyonlar yola çıktı. Şu an hiç bir sorun yok. her şey yolunda gidiyor. 7 saat kadar bir zamanda sınırda olurlar. Sınırda da bizim adamlarımız görevli. Kamyon onlar sayesinde sınırdan hiç sorun çıkmadan geçecek. Dedi.

Mahmut bey derin bir nefes alarak,

- Hadi bakalım. Aferin Hasan. Hele bide mallar yerine ulaşsın benden mükafatını alacaksın. Ama aksi olursa da gözüme gözükme Diyerek tehdit etmeyi de ihmal etmedi.

Hasan,

- Merak etmeyin ben herseyi ince teferruattına kadar düşünüp ayarladım. Hiç bir sorun çıkmayacak Mahmut bey. Dedikten sonra telefonu kapattılar.

Aradan 4 5 saat geçtikten sonra Hasan'a bir haber gelmişti. Hasan'nın adamlarından bir tanesi gelip malların olduğu kamyonu polislerin ihbar üzerine yakaladığını söylemişti. Bu durumda ne yapacağını şaşıran Hasan, Mahmut beye haber vermeden önce hemen birlikte işbirliği yaptığı adamları topladı. Hasan'nın sinirden şakakları ağrıyor, elleri titriyordu. Sinirden yerinde duramıyor, bir o yana bir bu yana yürüyordu. Herkesi evinin bahçesinde toplamıştı.

Evin içinde onları beklerken hizmetlilerinden birisi gelerek

- Efendim herkes geldi bahçede sizi bekliyorlar. Deyince, Hasan eli ile işaret ederek ona gitmesini söyledi. Yatak odasının camından bakınca, bütün adamlarının masanın etrafındaki sandalyelere oturduğunu görmüştü. 3 kişilerdi. Dolaptan silahını çıkararak mermi ile doldurup beline takmıştı.

Bahçede Hasan'nın gelmesini bekleyen adamları, hasani görünce hemen ayağa kalkarak önlerini düğmelediler.

Hasan,

- Söyler misiniz siz ne işe yarıyorsunuz?

Çıt yoktu. Hasan tekrar bağırarak konuşmaya başladı.

- Ben size hata yaparsanız cezasını çekersiniz dememiş miydim? Ha cevap versenize. Polislerin nasıl haberi oldu. Aranızda casus mu var? Bana bakın çabuk. Cevap istiyorum.

Hiç kimse cevap vermeyince tek tek yanlarına giderek en başta ki adamın çenesinden tutup,

- Cevap ver. Casus mu var aranızda? Polisin nasıl haberi oldu? Dedi.

O kişi sadece "Bilmiyorum" diyebilmişti. Bunun üzerine Hasan silahı çıkararak başına tuttu.

- Eger aynı hatayı bir daha yaparsan mermiyi tamda alnının ortasından yersin. Diyerek silahı aşağıya indirerek ayağından vurdu.

- Şimdilik bu ceza size yeter dedi. Ve diğer adama geçti. Onu da aynı şekilde ayağından vurmuştu.

Tam 3. Adama geçiyordu ki

-Sen bunları götür. Diyerek onu vurmadan içeriye geçti.

Hasan sallanan koltuğa oturup bir müddet düşündükten sonra cesaretini toplayarak Mahmut beyi aramaya karar verdi. Mahmut beyin telefonu açılınca oturduğu yerden kalkarak,

- Alo Mahmut bey. Dedi kekeleyerek.

Mahmut bey,

- Alo bişey mi oldu Hasan? Deyince,

Hasan,

- Şey efendim ben nasıl oldu bilmiyorum. Aslında hiç bir hata yoktu. Her şeyi düşünmüstüm. Derken Mahmut bey lafını bölerek,

- Eee Hasan çıkar artık şu ağzında ki baklayı ne oldu? Dedi

Hasan,

- Mahmut bey birinin ihbarı üzerine bizim kamyonu polisler durdurup aramışlar ve malları bulmuşlar. Dedi.

Mahmut bey,

- Ne! Hasan boğarım seni bak. Ne diyorsun sen? Biz o mallardan ettigimiz kâr ile dış ülkeye şirket açacaktık. O yüzden hiç bir hata istemiyorum demedim mi? Nasıl dikkatsiz olursun? Deyince,

Hasan,

- Benim yaptığım bir hata yok Mahmut bey. Biri ihbar etmiş. Kim olduğunu bilmiyorum ama mutlaka bulup geberteceğim. Dedi.

Mahmut bey,

- Onu mutlaka bul Hasan. Benim bütün işimi bozdu. şimdi ben acil nasıl bu kadar para bulacağım. Dedikten sonra pat diye telefonu kapattı.

Mahmut bey düşünmeye başlamıştı. Bir yandan da sinirden eline ne geçerse firlatiyordu. Kafayı yiyecek gibi olmuştu. Ama kendini toparlamasi lazımdı. Boşu boşuna sinirlenmenin hiç bir faydası yoktu. Ve düşünmeye başladı "İtalya'ya ne yapıp edip o şirketi açmalıyım . Bankada para var ama yeteri kadar değil. Ne yapsam ne yapsam" diye düşünürken aklına, Silivri de bulunan villasını satmak geldi. Villa hem çok büyük hemde bahçesi vardı. Çok güzel para edeceğini düşünerek hemen işlemlere başlamak istemişti. İtalya da ki açacağı şirketten kazanacağı paralar ille sattığı villanın iki katını alacağını düşünüyordu.

Hasan'ı arayarak,

- Hasan silivrideki villayı satmayı düşünüyorum. Hemen gereken işlemleri başlat ve ilanı koy. Dedi.

Hasan,

- peki Mahmut bey diyerek telefonu kapattı.

Yağız ile Ömer Gülperi'nin yanından ayrılmışlardı. Onları uğurlayan Seda nliçeride üzgün bir şekilde oturan Gulperiye bakarak,

Seda,

- Ben hemen üstüme rahat bir şeyler giyeyim. Ama böyle üzülürsen ben de üzülürüm bak. Diyerek içeriye doğru yürüdü

Seda dolabını açınca eşyalarını sabah ki bıraktığı gibi bulamamıştı. Dolabında ki ufak değişiklikleri farketmisti. Gulperi her ne kadar dikkatli bir şekilde dağıtmadan bakmaya çalışsada , Seda dolabımda ki garipliği anlamıştı. Seda kendi kendine konuşmaya başladı.

"Bu tokaları ben yukarıya koymamış mıydım? Diyerek başını kaşıdı. Sonra "Bu fotoğraf kutusunun da kapağı yok ben kapatmıştım. Diye düşünerek sağa sola bakınca fotoğraf kutusunun kapağını yerde gördü. " Hah burdaymış. Ama burada ne işi var? " dedi ve eğilip alırken. " sanki birisi benim dolabımı karıştırmış gibi" diye düşünürken bir anda aklına Gülperi'nin karıştırmış olacağı geldi.

Yine kendi kendine "Ama neden yapsın ki? Derken " yoksa..." Diye düşündü kısa bir müddet "Yok yok Gülperi kaybolan doları benim dolabımda aramış olamaz. O benden şüphelenmez." Diye kendini avutmaya çalışsada, bunun başka mantıklı açıklamasını bulamıyordu. Seda her şeyi anlamıştı. Sadece Gülperi'nin dolabını karıştırmasının farklı bir nedeni olmasını diliyordu.

Mesela bir takısını beğenip onu aramış olsun veya bir parfümünü sıkmak istedigi için dolabını karıştırmış olsun Seda her şeyi kaldırabilirdi ama kendisinden şüphelendiği için dolabını karıştırmış olmasını kaldıramazdı. Tekrardan eskileri hatırlamak istemiyordu. Eskiden yaptığı hatanın bedelini daha ne kadar ödeyeceğini bilmiyordu.

Seda gözüne gelen yaşları hemen geri yollayarak kendini toparladı. Üzerine rahat bir şeyler giyerek içeride olan Gulperi'nin yanına gelerek. Karşısında ki koltuğa oturdu. Zorla tebessüm ettiği her halinden belli oluyordu. Elleri de hafifden titriyordu. Bunu engellemek için parmaklarını birbirine geçirerek ellerini birleştirdi. Lafa nereden başlayacağını düşünüyordu.

Seda derin bir nefes alarak konuya girdi. Ağır ağır ve duraksayarak konuşuyordu.

- Gülperi sana bir şey soracağım...Sadece merak ettim... Bu dolarları benim çaldığımı düşünüyor musun?... Bak sakın yalan söyleme. Çünkü buna gerek yok. Ben eğer böyle düşünüyorsan seni anlarım. Deyince.

Gülperi hemen sedanın telaşla titreyen ellerini tutarak,

-Seda ben senden şüphelenmiyorum. Eminim ki sen asla böyle bir şey yapmazsın. Hele ki bana asla yapmazsın. Dedi.

Seda üzgün bir şekilde,

- O zaman benim dolabımda bir şey mi aradın? Dolabımın biraz dağınık olduğunu gördüm. Dedi.

Gülperi bir anda kızardı.

- Ben şey...

Bu sefer Seda göz yaşlarını tutamayarak,

- Tamam ben cevabımı aldım. Ama sana kızmıyorum. Senin yerinde ben olsam şüphelenmeyi bırak, direk suçlardım. Hem ben alıştım artık. Desede içinde fırtınalar kopuyordu.

Gülperi hemen yerinden kalkarak Seda'ya sarılarak,

- Ne olur affet Seda. Ben çok çok özür dilerim o an ne yapacağımı bilmiyordum. Üzüntü ve korku ile ilk aklıma senin alabileceğin geldi. Ama sonra kendime çok kızdım. Senin yapmayacağını biliyorum. Ne olur affet beni Seda benim senden başka dostum arkadaşım yok. Dedi göz yaşları seda'nın omzunu ıslatıyordu.

Seda,

- Affettim tabi. Hem ben sana kusmedim ki. Sadece biraz üzüldüm. Dedi üzgün bir şekilde.

Gülperi,

- Beni affetseydin sende bana sarılırdın... dedi üzgünce.

Sonra sözüne devam ederek,

-Sen benim ailemsin Seda. Benim bir sıkıntım olunca ilk sana geliyorum. Çünkü benim başka kimsem yok. Ama sen de bana böyle yaparsan ben nereye gideyim? kime gideyim? Sen benim ablam degil misin? Insan kardeşini ne yaparsa yapsın affeder ve sever. Deyince

Seda kollarını kaldırarak Gülperiye sarıldı. Onu ailesinden biri gibi görmesi çok hoşuma gitmişti.

- Tamam ama şu konu da anlaşsak iyi olur ben senin ablan olamam ona göre. Beni kabul ediyorsan kardeşin olarak kabul et. Diyerek gülümserken gözünden düşen yaşı sildi.

Gülperi de yaşlı gözlerle gülümseyerek,

- Tamam şu an beni affettiğine inandım. Espiri yapmaya başladıysan affetmişsindir. Diyerek tekrar sarıldı.

Seda

- Tamam tamam çok duygusala bağlama . Şu an bizim daha önemli konularımız var. Şimdi sen ne yapacaksın? Yeni iş mi arayacaksın Gülperi? Diyerek konuyu değiştirdi.

Gülperi burnunu çekerek,

- Evet iş arayacağım. Bulurum inşallah. Tabi şirkette kazandığımdan daha az kazanırım ama yapacak bir şey yok. Şirkete geri dönmek istemiyorum. Dedi

Seda,

- Of sensiz şirket çekilmez ya. Sana nasıl da alışmıştım. Diyerek somurttu.

Gülperi,

- Seninle çalışmak çok güzeldi. Ama belki bu şekilde daha iyi olur. Kötü düşünme. Dedi.

Diğer gün Seda işe Gülperi de iş aramak için evden çıkmışlardı. Seda eskisi gibi yeliz ile birlikte kalacağı için canı sıkılıyordu. Gülperiye çok alışmıştı.

Gülperi'ye tek alışan Seda değildi. En az Seda kadar Yağız da üzgündü. Resepsiyona bakınca Gülperiyi görmek ona huzur veriyordu.

Yağız'ın aklına Gülperi için bir iş geliyordu. Şirkette ki bütün toplantılar hep orada yapılıyordu. Büyük ve biraz da lüks bir restoran. Genelde zenginlerin geldiği veya iş adamlarının toplantı yaptığı bir restoranttı. Eğer restorantın sahibini arasa Gülperi için bir iş ayarlayabilirlerdi. Ama tek düşündüğü Gülperi bunu kabul eder miydi? O an Seda ile konuşmayı düşünmüştü. Kendisi ikna edemezdi belki ama Seda ikna edebilirdi. Hemen sedayı yanına çağırdı.

Seda bir kahve alıp kapıyı çalınca hemen içeriye gelmesini söyledi.

Hemen lafa girerek Seda ile konuşmaya başladı.

- Seda ben Gülperi için bir iş düşünüyorum. Bizim şirketin her zaman gittiği bir restoran var. İsmi UNIQE RESTORAN. Rica etsem Gülperi için bir iş ayarlayabilirler . Hem Gülperi de bu işlerde tecrübeli. O yüzden hiç zorlanmaz. Dedi.

Seda,

- Gercekten mi? Hemen Gülperiye haber edelim o zaman iş arayıp durmasın. deyince

Yağız,

- Ama sen benim bu işte parmağım olduğunu söyleme. Benim onun için böyle arayıpta iş verdiklerini duymasın. Azıcık Gülperiyi taniyorsam böyle bir şeyi istemez. Kendisini benim zorum ile işe almışlar gibi hissedip kabul etmeyebilir. Dedi.

Seda,

- Doğru asla böyle bir şey istemez. O zaman nasıl yapalım Yağız bey. Dedi

Yağız,

- sen yolda gelirken ilanı görüp onun için aradığını ve onun ile görüşmeyi kabul ettiklerini falan söylesen. Ya uydur işte birseyler Seda. senin bu konuda kabiliyetli olduğunu biliyorum. Deyince.

Seda,

- Tamam Yağız bey. Yani şu son söylediğinizi iltifat olarak kabul ediyorum. Dedi gülerek.

Yağız,

-Yerine göre güzel bir yetenek tabi herkesde olmaz yani. Neyse anlaştık o zaman. Dedi tebessüm ederek

Seda,

- Evet anlaştık. Emriniz başım üstüne. Diyerek odadan çıktı.

Yağız daha sonra UNIQE RESTORAN'ın patronunu arayarak konuştu. Her ne kadar çalışana ihtiyacımız yok dese de Yağız'ın teklifi üzerine Gulperiyi ise almayı kabul etmişti. Yağız , eğer Gülperi'yi işe alırsanız her toplantı yemeğine iki katı para vereceklerini söylemişti. Bunun üzerine restorantın sahibi böyle bir teklifi geri çevirmeyerek kabul etmişti.

Seda iş çıkışı eve gidince hemen Gülperiyi aradı telefonu açan Gülperi,

- Alo Seda

Seda,

- Gülperi ne yapıyorsun?

Gülperi,

- iş bakıyorum. Geleceğim birazdan.

Seda,

- Hemen eve gel tam sana göre bir iş buldum. Hiç iş arama çabuk gel. deyince

Gulperi,

- Ne işi kız? Nereden buldun?

Seda,

- İş yerine ilan bırakmışlar. Lüks bir restorantta çalışana ihtiyacımız varmış ben de hemen aradım senin için hemen yarın gelsin dediler.

Gülperinin telefondan gülme sesi duyuluyordu.

- Bu çok güzel bir haber. Restoranda çalışmak benim için iyi olur. Çünkü bildiğim bir iş. Tamam gelince adresini falan alıp yarın gideyim bakalım. Deyip telefonu kapattı.

Seda Restorantin adres bilgilerini Yağız'dan almıştı.

Diğer gün Gülperi güzelce hazırlandı Restoranta gelince hemen patronla görüşerek işe başlamıştı. Bu kadar çabuk işe alınması garibine gitsede sorgulamadan işe başladı. Patron ona özel misafirler ile ilgilenmesini söylemişti.

Hemen hemen her gün mutlaka özel müşteriler geliyordu. Gülperi onların siparişlerini alıyor, onlar ile güzelce ilgileniyordu.

O sırada Mahmut beyin satılığa çıkardığı silivrideki villasina bir müşteri çıkmıştı. Mahmut bey bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Bu yüzden müşterinin kim olduğunu bile sormadan hemen bir yemek ayarlamıştı.

Yemekte müşterisi ile her ayrıntıyı konuşup satış işlemlerini başlatmayı düşünüyordu.

Mahmut bey, Hasan'ı arayarak,

- Hasan unique restauranttan hemen yer ayırt müşteri ile orada konuşalım. Evrakları da getir. Villayı almayı kabul ederse imza alırız. Dedi.

Hasan,

-Peki efendim ben konuşayım yarın müsaitse bir yemek ayarlarız. Fakat size bir şey demem lazım alan kişi hakkında.

Dedi.

Mahmut bey,

- Ne söylemen gerek çabuk söyle dedi.

Hasan,

- Efendim villanizi alacak müşteri Altan yanar'ın (Rakip sirketin patronu) eşiymiş.

Mahmut bey,

- Bak sen demek Altan'ın eşi ha. Olsun önemli değil benim için müşteri müşteridir. Ya bu Altan bekar değil miydi ne ara evlenmiş? Hiç haberimiz olmadı. Aman bana ne be. Tamam sen ayarla yemeği Hasan. Hadi görüşürüz deyip telefonu kapattı.

Telefonu kapatınca bir an müşteriyi merak etmişti. Sonuçta Altan'ın eşiydi. O yüzden diğer günün çabuk gelmesini istiyordu.

Mahmut bey Yağız'ı çağırarak, para yetersiz olduğu için villayı sattigini, ve alan kişinin de Altan'in eşi olduğunu söylemişti. Babasının ugusturucu maddesini satmaya çalıştığından haberi yoktu. Zaten Mahmut bey haberi olmasını istemiyordu.Villayi satın alan kişinin Altan yanar'ın eşi olduğunu duyunca Yağız da babasi kadar şaşırdı

Yağız,

- yarın birlikte gideriz o zaman. Dedi.

Mahmut bey,

- Tabi oğlum birlikte gideceğiz. Senin de olman iyi olur zaten. Dedi.

Hasan, Villayi alacak kişi gündüz müsait olduğu için saat 12.00 de unique restaurantta yemek programı ayarlamıştı.

Yağız diğer gün Gülperi'yi aramıştı. Gülperi heyecanla telefonu açtı.

- Alo buyrun Yağız bey. Dedi

Yağız,

- Nasılsın Gülperi yeni işin hayırlı olsun. Dedi

Gülperi,

- Sagolun Yağız bey.

Yağız,

- aklima gelmisken ne zamandir soylemek istiyorum. Bana sadece Yağız desen daha mutlu olurum

Gülperi tebessüm ederek,

- Ben Alışmışım tek Yağız demek bir tuhaf geliyor. Ama deneyeceğim. Dedi.

Yağız,

- Onada alışırsın. Neyse ben seni asıl başka bir şey için aradım.

Bizim bugün senin çalıştığın restoran da yemeğimiz var saat 12 de babamın sattığı villaya müşteri çıkmış onun ile buluşacağız. Alan kişi de Altan yanar'ın eşiymiş. Bizim rakip sirketin patronunun eşi yani. O yüzden biraz da gerginim açıkçası.

Gülperi,

- Anladım umarım yemeğinizi güzel geçer. 12 de olacak yemekten haberim var. Hazirliklara başladık bile. Ama sizin oldugunuzu bilmiyordum. Bu cok guzel bir haber. Dedi

Yağız,

- Hem seni görmüş olurum.

Gülperi,

- Cok iyi olur. Çok sevindim. Sizin masamızla ben ilgilenecegim. Patron beni gorevlendirmisti. Dedi

Yağız,

- Tamam o zaman 12 de görüşürüz dedikten ve telefonu kapattı.

Gulperi bir yandan sevinirken bir yandan da heyecanlanmisti.

Gülperi 4 kişilik bir masa hazırlamıştı. Gelip gidip sürekli eksik bir şey var mı diye kontrol ediyordu. Her şey hazırlanmıştı saat 12 ye çeyrek varken Mahmut bey, Yağız ve Hasan gelmişti.

Hemen Gülperi onlara oturacaklari masayı gösterdi. Mahmut bey Gülperi'yi görünce ters ters baktı. Ama Gülperi onu görmezden gelmişti.

Mahmut bey Yağız'a dönerek,

- Bunun burada ne işi var. Her yerde Gulperi karşımıza çıkmak mı? Dedi.

Yağız,

- Baba boş versene sen. Burada işe başlamış demek ki. Sen yemeği düşün. Dedi.

Mahmut bey derin bir nefes alarak,

-uhh evet üzerimde extra bir heyecan var zaten. Müşterinin Altan'ın eşi olması beni fazlasıyla geriyor. Diyerek sandalyeye oturdu.

Gülperi masanın yanında durarak,

- Efendim istediğiniz bir şey var mı? Diyerek herkesin önüne yemek menüsünü bıraktı.

Mahmut bey,

- Yok teşekkürler. Misafirimiz gelince hep birlikte söyleriz. dedi.

Gülperi,

- Tabi efendim diyerek biraz geride onlardan gelecek istekleri beklemeye başlamıştı.

O sırada kapıdan üzerinde kırmızı ceket siyah etek, saclari omzuna kadar ve gözünde güneş gozlugu olan bir kadın girdi. Etrafa bakınan kadını Gülperi görünce, onun yagizlarin bekledigi kisi olduğunu anladı. Hemen yanına giderek - buyrun hanım efendi. Masa şu tarafta. Dedi.

Kadın Gülperi'nin yüzüne bakarak,

- Sen Gülperi misin ?

Gülperi saşkınca başını kaldırıp kadına bakınca nutku tutuldu.

- siz.... diyerek elini ağzına kapattı.

Kadın,

- Neyse canım kolay gelsin beni bekliyorlar diyerek masaya geçti

Onu gören Mahmut bey de donmuş kalmıştı. Kadın elini uzatarak biraz bekledikten sonra,

- Elimi sıkmayacaksınız galiba, dedi imalı bir şekilde.

Mahmut bey hiç bir şey demeyerek elini uzattı. Yağız yüzünü görememişti. Ama babasının tepkisini hayretle izliyordu. "Bu kim böyle babam neden bu şekilde davranıyor" diye düşünürken kadın yagiz'a dönerek elini uzattı. Yağız onu görünce babasının neden o şekilde tepki verdiğini anlamıştı. Ama yağız babası gibi elini uzatmadı.

Yağız'ın kanı donmustu. Bir anda ne yapacağını şaşırdı. Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı.

- Baba ben burada durmayacağım. Sen devam et. diyerek masadan ayrıldı.

Arkasini doner donmez gozunden akan yasi tutamadı. Hızlı adımlarla dışarıya çıkıyordu. Yağız'ın gittiğini gören Gülperi hemen arkasından koştu.

**Bölüm sonuna geldik umarım beğenirsiniz**

**Görüşlerinizi bekliyorum **

**Bu arada şarkıları öyle beğendiğim için koyuyorum bölümle uyaklı olmayabilir fazla takılmayın😄 **

**Diğer bölümde görüşmek üzere **

😘😘😘

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.