Saat iyice ilerlemişti uykum da gelmişti zaten. Bu yüzden olsa gerek Burak ve Poyraz birbirine bakıp kafalarını salladılar ardından Poyraz söze girdi
"Eve gidelim isterseniz?"
Aden kendini durdurdu ve
"Bana fark etmez, hem saat kaç oldu ki?" dedi
"Üç, otuz sekiz"
Çağlar Mırıldanarak söylenmişti ama yakınımda olduğu için olsa gerek ne dediğini duymuştum.
"E o zaman ne bekliyoruz hadi sonra şu hanımefendinin uykusu kaçıyor"
Dedi Ceyda ve Burak salıncağa yaklaşıp onu durdurdu. Güldüm, benim uykum hep kaçıyordu ki. En sonunda da ben indim salıncaktan ve zaten ezberlemiş olduğum o eve doğru ilerledik.
Barınaktan kareler...
02.04.2010
Bugün ceza almamıştım, bu yüzde. Bugün fazla garipti. İki Nisandı bugün ve ilk kez ceza almıyordum. Buraya geldiğim ilk gün bile ceza almıştım oysa ben... İki Nisan iki bin on ya en temiz tarihim olacaktı ya da bir daha asla temizlenmeyecek kadar kirli olacaktı. Karanlık nasıl yapıyordu bilmiyorum ama şu an onunla aynı hücredeydik. Uyuyordu... Onu en çok uyurken ve gülerken seviyordum çünkü fazla masum duruyordu o zamanlar. Gerçekten çocuk gibi oluyordu o zamanlar... Ceylin'le anlaştığımız nadir şeylerden biriydi. Onunlayken huzurluyum. Daha çok yanına yaklaştım çünkü dün ki cezadan dolayı her yerim morarmıştı ve ışık bunu daha çok belli ediyordu. Bu yüzden karanlığı seviyordum. Her anlamda... Karanlık yaralarımı gizliyordu. Her anlamda... Karanlık güzeldi, çok güzeldi. Yanına yaklaştığımda gözlerini açtı
"Minik?" dedi Karanlık
"Maymun?"
"İyi misin?"
Sırtı duvara yaslıydı, yanına oturmam için eliyle yere vurdu
"İyiyim, sen?"
Yanına oturdum konuşurken
"İyiysen, iyiyim" dedi
Gülümsedi, niye bu kadar güzel gülümsüyordu ki...
"Saçlarını seveyim mi Karanlık?"
"Sev..."
Karanlığın verdiği izinle elim saçlarına gitti. Çok seviyordum saçlarını, onu sevdiğim kadar çok seviyordum... Beni rahatlatıyordu. Karanlık benim huzurumdu. Belki burası bizim Cehennemimizdi ama o benim Cennetim olmuştu.
"Küçük Şeytan!"
İrkildim. Etrafa bakındım yine oluyordu...
"Minik, sakin..." diye sakinleştirmeye çalıştı Karanlık beni
Saçlarını sevdi beni kendisine çekip. Burada saçımı seven tek kişiydi Karanlık... Diğerleri hep çekiyordu...
"Bu sadece beyninin oyunu anlaştık mı minik?"
Sakinleşmek için tekrar ettim;
"Bu sadece beynimin oyunu..."
Elimden geldiğince küçültüp karanlığa saklandım. Yanımdaydı, gerçek olsa korurdu beni biliyordum...
"Korkuyorum..."
Sesim hem kısık hem de titreyerek çıkmıştı. Gerçekten korkuyordum çünkü...
"Korkma, buradayım ben korkma."
İmkansızdı. Burada her yer korkutucuydu ama güçlü olmak zorundaydım, zorundaydık. Hem buradan kurtulacaktık, acılarımız geçecekti. Ablamla vakit geçirecektim...Sarılacaktım ona, en çok ona...
"Ablamı özledim..."
"Buluruz ablanı o zaman... Beraber buluruz... Geçti tamam mı?"
Hâlâ saçlarımı seviyordu, başımı salladım. Geçmemişti ama salladım...
"Ablama sarılmak istediğim kadar seviyorum seni Karanlık"
"Ben de seni..."
Tek Karanlığa güveniyordum. Öl dese ölürdüm... Nefes alma dese nefes almazdım. Çünkü o oksijenin beni öldüreceğini düşünürdüm. Tek güvenim Karanlığaydı bu yüzden. Kapı... Lanetli olan o kapı sertçe açıldı yine. Karanlık korumak ister gibi beni daha da sardı
"Sakin ol bir şey yok tamam mı? Sana bir şey olmayacak bugün..."
Başımı salladım. Öyle diyorsa öyle yapardı...
"Nefretin çocuğu"
Karanlık... Ona hep böyle diyorlardı. Ne Çağlar, ne Karanlık nefretin çocuğu. Öyle değildi... O iyi olan tüm duyguları. Ceylin'e göre en kırmızı kanlı insandı. Görevli buraya yaklaştı. Karanlıkla beni o şekilde görünce yüzünü buruşturdu. Sonra gülümsedi
"Aşıksınız demek?" dedi görevli iğrenç sesiyle
Aşk... Anlamını bile bilmiyordum. Karanlık susuyordu niye susuyordu?
"Cezasını çekeceksiniz o zaman!"
"O aşık değil. Ben aşığım! Ve biliyorsun Görevli kuralları biliyorsun." diye savundu Karanlık
Ne kuralı? "Aşk yok"?
"Hay hay" dedi ve içeri girdi ve beni karanlığın yanından hızla çekip aldı
"Yavaş! Canını yakma onun!"
Karanlık yine beni koruyordu...
"Senin canını yakarım o zaman" dedi görevli
"Hayır!" Onun canının acımasını istemiyordum ki...
"Evet, yak canımı ama ona dokunma!"
Karanlığa baktın, bana bakıp gülümsedi. Planı vardı sanırım. Bu yüzden sustum tekrardan ben de Karanlığa gülümsedim. Ve Görevli onu yanımdan aldı. Canını ne kadar yakacaklardı ki? Maviye benzeyen gözleri bizim yanımızdayken parlardı hep. Ama onların yanında...Öfke... Gerçek bir öfke kaplıyordu gözlerini ve gözleri kesinlikle parlamıyordu. En çok bundan nefret ediyordum. Ağlamadım, çünkü onun için ağlarsam kendine kızardı. Farkında değilim sanıyordu ama farkındaydım.
Saatler geçmişti ama yoktu. Belki de yine zaman algımı kaybetmiştim verilen zehirlerin etkisiyle
"Küçük şeytan neredesin?"
Ve onun sesini duydum. Nefret ettiğim o sesi duydum. Bir anda hücrenin demir kapısı titredi ürktüğüm için daha çok karanlığa gizlendim. Ve kapı açıldı
"Küçük şeytan?" dedi aynı ses
"Ben şeytan değilim müdür!"
"Öylesin, şeytansın. Hem de küçük şeytansın anlaşıldı mı?!"
başımı olumsuz anlamda salladım. Yanıma yaklaştı gözlerimi kapayınca güldü.
"Seni görmek isteyen biri var"
"Kim?"
"Ablan Seyran o burada"
Burada mıydı? Ama neden?
"Ona... Zarar verdiniz mi?" sesim titremişti. Kendimden çok ona bir şey yapacaklar diye korkuyordum. Karanlık olmadan ben hep korkuyordum
"Hayır, seni görüp gidecek"
"Zarar vermeyecek misiniz?"
"Hayır"
Gülümsedim, müdürün yanında ilk kez gülümsedim.
"Nerde?"
Sesim istemsizce neşeli çıkmıştı. Müdür önce yüzünü buruşturdu
"Gel benle"
Başımla onaylayıp takip ettim
"Karanlık neden hâlâ gelmedi?"
"Öldü. Şaka yaptım."
Güldü. Komik değildi ki...Karanlık ölmezdi. Ne benim gözümde ne de gerçekte ölmezdi o...
"İnanmam zaten. Ölmez o, bırakıp gitmez beni"
"Herkes ölür, herkes gider."
Tabi sıfırıncı koğuştaki bilim ekibi ölümsüzlüğü bulmazsa. Diğer koğuştakilerin garip bakışlarını umursamadım. Ablam gelmişti, benim ablam... Beni unutmamıştı. İki Nisan iki bin on tarihe geçecekti. Dördüncü koğuşun önünden geçerken gerilmiştim yine. Onlar Araflardı. Geleceğin müdür ve görevlileri...
"Hey küçük şeytan!"
İsminin İlayda olduğunu bildiğim kız bana hep böyle sesleniyordu. Onlar gibi...
"Sakın bir daha öyle deme! Yoksa öldürürüm seni! Elimde can verirsin duydun mu! O kelimeyi çıkardığın dudaklarını keserim, güzel yüzünü mahvederim duydun mu!" dedim sinirle
"Aman tamam be demedim bir şey" dediğinde Müdür kahkaha atarak ilerlemeye devam edince peşinden koştum. Ablam için değerdi, her şeyi yapardım.
Bir kapının önüne gelince durdu. Burayı ilk kez görüyordum
"Burada mı ablam?"
"Burada"
Kapıyı açtı, düşünmeden içeri girdim. Karanlıktı oda çok karanlıktı.
"Abla?"
ses yok.
"Ablacığım, benim Ceylin... Sesini duyayım bari..."
Kahkaha sesi geldi ve açık bıraktığım kapı kapandı.
"Abla?"
Sesim titremişti.
"Ablan burada yok küçük şeytan. Ve şu an seni benden koruyacak bir Karanlık da yok! Yalnızsın, güçsüzsün!" Etrafıma bakındım, Müdür beni oyuna getirmişti. Ablam yoktu, gelmemişti.
"Ne yapacaksın bana?.."
Ne yapacağını biliyordum.
"Görürsün"
Parmaklarını şıklattı ve kollarımdan tutuldum. Yüzüme bir ışık vuruyordu. Kamera... Kameraya çekiliyordum.
Buradaydım, olmaktan en çok nefret ettiğim yerde. Kendi hücremden kaçmıştım. Eğer biri gerçekten ölmek istiyorsa tüm kaçış yollarını bulurdu. Ve ben hücremden kaçmıştım ona rağmen barınaktan kaçmayacaktım. Çünkü burada ölmeliydim, ruhum burada ölmüştü bedenimde burada ölecekti. Yapay bahçedeydim hiç gerçeğini görmemiştim. Belki bu yüzden hep rüyalarımda Karanlıkla çimlerde uzanıyorduk. Loş bir ışık vardı, kameralar hâlâ kayıttaydı. Bugün ölecektim, bugün ben ölecektim. Ama biliyordum bu çok bencilce bir hareketti. Ölmezsem acı çekecektim. Sıfırıncı koğuşa mı geçerdim? Sanırım...Ve Karanlık... Karanlık benim hayatım olmuştu, hayatımla birlikte onu da bitirecektim bu intiharla. Ama anlar o beni, o güçlü... Karanlığa çok özeniyorum, onun gibi olmak istiyorum hatta... Ama olamam. O yaşıyor, yaşayacak da. Çünkü biliyorum intikamımı alır. Sanırım... Ben alırdım çünkü. Elimdeki bıçağa baktım önce. Küçüktü aslında, bugün müdür düşürmüştü. O şeyden sonra... Belki de bilerekti ama, düşürmüştü işte... Kuzey, abi diyemezdim ailem yoktu benim. Asla da olmayacaktı. Çünkü kimse küçük dilsiz bir şeytanı sevmez. Meriç, kız kardeşim diyemem. Sırdaşımdı onlar, değer verdiklerimdi. Ama ailem değillerdi. Ailem benden nefret ederdi onlar beni seviyor...Düşüncelerim yüzünden ellerim titredi. Bıçağı bileğime yaklaştırdım. Ellerim yine titredi bıçağı daha sert tuttum.
Acılarım geçecek
Söz verdiğim gibi Ceylin. Seni kurtaracağım. Özür dilerim biraz kanlı bir kurtuluş olacak. Ve bıçağın elimden düşmesi bir oldu.
Korkuyordum...
Korkma.
Korkma sen sadece işine bak. Korkmazsın sen. Ama ben de çocuktum... Diğerleri dışarda oyun oynayıp gülebiliyor. Biz barınak çocukları neden hep çığlık atıyoruz? Kafamı iki yana salladım. Düşünerek zaman kaybediyordum. Bıçağı yerden aldım. Bileklerimi kesemeyecek kadar korkak, ölmek isteyecek kadar acı çekmiştim. Düşünmeden bıçağı karnıma sapladım, çektim. Canım acımıştı ama yüzümde gülümseme vardı. Bir kez daha bıçağı karnıma sapladım. Ama artık canım acıyordu ve başım dönüyordu. Tekrar titremeye başlayan ellerimle bıçağı karnımdan çekip attım. Ölecektim ve artık karşı koyamıyordum. Ceylin gelecekti, acı çekecekti ve ölecekti.
Canım acıyordu, neden canım bu kadar acıyordu? Hava soğuktu, etrafıma bakındığımda dışarıda olduğumu fark ettim. Ama neden? Ve o kırmızı sıvıyı gördüm... Kan. Karnımdaydı ve akıyordu. Elim karnıma gitti. Elim kan olmuştu. Kan... Fazla kan... Ölmek mi istemiştim? Kimse yoktu burada... Görevliler ve Müdürler bizi buraya çıkarmazlardı çok. Üstelik geceyken... Gözlerim kapanmaya başlamıştı, canım çok acıyordu. Ölmezdim değil mi? Ölmezdim...ölmek istemiyordum ki ben... göz yaşlarım akmaya başladı. Yine sessizce ağlıyordum, ama ölmek istediğim içindi. Kendimle savaşmadım. Uzun zaman sonra tamamen Ceylin Sönmezdim, Ceylin Sönmezdik. Bir ses duyunca etrafıma bakındım. Ama fazla yorgun hissediyordum, bu yüzden başım tekrar düştü. Artık gözlerim tamamen kapalıydı ses yakınlaştı ve beni kucağına aldı. Gözlerimi açmaya zorladım. Ama karanlıkta bir şey görülmüyordu. Kapşonlu biri vardı. Tek gördüğüm buydu ve o kişi konuştu
"Ölüm acını kesmez ama o acıyla yüzleşirsen kazanan sen olursun"
Sesi tanıyamadım, ama biri beni kurtarıyordu ve herkimse ona cevap vermek zorundaydım. Son gücümle ve etrafım tamamen kararmadan önce konuşmaya çalıştım
"Ölüm acımı kesmez ama o acıyla yüzleşemeyecek kadar güçsüzüm"
Yazar anlatımı,
O gün Ceylin'in adsız kişiliği belki de barınağın dilsiz şeytanı ölümle göz göze gelmişti. Ama küçüktü ve bu acıyı tek başına katlanmıştı. Yanına gelen kapşonlu çocuğu ise uzun yıllar boyunca asla bilmeyecekti. Ama o gün ölümle göz göze gelen tek kişi Ceylin değildi. Karanlık da Ceylin'in intihar girişiminden dolayı ceza almıştı. Hep Ceylin'i korumuştu koruyacaktı da. Şimdi ise Karanlık revirin önüne oturmuş Ceylin'in yaşamasını bekliyordu. Onu anlıyordu, acısını dindirmek istemişti. Ama acılar ölümle geçmezdi. Ruhunda yeteri kadar iz varken artık bedeninde de geçmeyecek izler bırakmıştı Ceylin. Karanlık içinden "O dayanamaz ki izlere, baktıkça canı acır" diye geçirdi. Ve Karanlık Ceylin ve diğer kişiliğindeki gücü biliyordu. Ölüm bile yasaktı bu cehennemde ve Ceylin ölümü göze ala ala yine kendince başkaldırmıştı onlara. Karanlık ve diğer kişiliği ise asıl sebebini içine, en derinlerine gömmüşlerdi. Çünkü Ceylin'in ikinci kişiliği Müdür tarafından istismara uğramıştı. Üstelik ablası oyuna dahil edilerek. Ceylin ise bunları asla öğrenmeyecekti.
20.12.2021
Gelen mesajla kaşlarımı çattım, genelde mesaj gelmezdi bana.
550 *** ** ** : Ceylin ben Alpan. Bir ara buluşalım mı?
Alpan... Yakışıklı çocuktu ama ona karşı bir hissim yok gibiydi. Ama bizimkileri kıskandırmak eğlenceliydi işte. Çağların odasında olduğum için bugün ki kurbanım oydu.
"Abi" dedim çıkan en neşeli sesimle
"Hm?"
Bilgisayar sandalyesinden kafasını geriye atmış bana bakıyordu, plan güzel işliyor Ceylin böyle devam kızım!
"Dışarı çıkabilir miyiz?"
"Olur, ne oldu ki?"
"Canım sıkıldı"
Omzumu silkerek söylemiştim. İnanmayan gözlerle bana bakıyordu bu yüzden güldüm.
"Ne yaptın yine güzelim?"
"Hiçbir şey!" utandığım için sesim yüksek çıkmıştı.
"Telefonunu hacklemek istemiyorum Ceylin. Bu saatte sen dışarıya kolay kolay çıkmak istemezsin." Çağlar ve yetenekleri... Bazen gerçekten insanı deli ediyordu
"Bir şey yapmadım ki telefonumu hacklemen gerekecek"
"Kim yazdı? Şu dondurmacı mı?"
Evet anlamında başımı salladım. Söylenerek bilgisayarına döndü ve bir şeyler yaptı.
"Ciddi olamazsın sen Ceylin!"
"Ciddiyim abi."
"Adam yakışıklı bile değil! Bu mu yakışıklı lan!"
Kahkaha attım
"Bir, yakışıklı. İki biriyle sevgili olmak için tip o kadar da önemli değil. Yani tabi önemli ama... Of anladın işte!"
"Onu seviyor musun?"
"Alpan'ı mı?"
"Yok beni!"
"Seviyorum, yani seni seviyorum Alpan'ı değil! Abimsin benim, nasıl sevmeyim seni!"
Güldü sadece.
"İlk görevine hazır mısın peki?" diyerek konuyu değiştirdi.
"Hm hm, eğitmenlerim çok iyiydi."
"Diyorsun?"
"Hmm"
"Hadi uyu bak artık, yarın görev var zaten." dedi
"Of! Burada uyumam sorun olur mu?"
"Olmaz güzelim"
Başımı salladım. Ve gözlerimi kapayıp uyudum.
Çağlar Kılıç,
Saat 06.58,
Ceylin'in yanına yatmıştım. Onun yanında uyuduğumda dört saat, kırk yedi dakika, on üç saniye uyuyabiliyordum. Ceylin gözlerini açtı hafif bir şekilde.
"Günaydın güzelim"
"Günaydın abi..." uykuluydu sesi... Bazen gereğinden fazla tatlı oluyordu.
"İyi uyudun mu abim hm?"
Başını olumlu anlamda salladı. "Sen?" dediğinde gülümsedim sadece.
"Yine mi az uyudun ya..."
"Diyene bak."
Göz devirdiğinde Aden odaya girdi. Ceylin gözlerini kapatıp nefesini tuttuğunda yatak örtüsünü üstüne çektim ve yanına yaklaştım. Bu haldeyken biri görse utancından ölürdü,
"Günaydın canım kardeşim!"
"Kart cüzdanımda Aden. Git istediğini al."
"Nasıl da tanıyor ama beni!"
Aden cüzdanımda kartı ararken Ceylin'in duyabileceği şekilde "Nefes al, yoksa nefessiz kalmaktan öleceksin" dedim. Dememle birlikte nefes aldığını duydum. "Lan Çağlar, senin mor sweetine ne oldu?" dediğinde gülümsedim. "Bilmiyorum, Poyraz filan almıştır belki" Ceylin almıştı, haberim yok sanıyordu ama biliyordum. İstese verirdim aslında. "Sanmıyorum, alsa bilirdim"
"Sen niye sordun ki?"
"Uzun süredir görmüyorum ondan" deyip kapıya yöneldi
"İyi tamam, çık lan artık. Odamda bile huzur yok!" biraz daha odada durursa Ceylin gerçekten ölecekti.
"Aman be" deyip çıktı Aden. Aden çıkınca Ceylin'in üstündeki yorganı çektim. Yüzü kızarmıştı.
"Yüzün kızarmış, ne diye nefes almadıysan."
"Aldım ben nefes bir kere! Yorganın sıcak tutuyor."
"Hmm"
"Hm tabi!" utandığı için hem sesli hem de hızlı konuşuyordu. Yataktan indi,
"Odama gidiyorum ben"
"Kahvaltıya ineceksin, hiç bir şekilde bahane istemiyorum minik. Göreve göndertmem seni. Poyraz'ı kolay ikna ederim"
"Of, tamam abi, tamam!" deyip odadan çıktı
Ceylin Sönmez,
Çağlar'ın odasından çıktığım gibi odama gittim. Ablam neden tam o an girmişti ki odaya! Sorun yoktu ama utanıyordum. Bu benim suçum sayılmazdı aslında... Aynaya baktığımda yüzümün kıpkırmızı olduğunu görmüştüm. Şaka filandı herhalde... Her yerim kıpkırmızıydı! Acaba anlamış mıydı kıyafetinin bende olduğunu? Yüzümü yıkadım ve üstümü değiştirdim. Kahvaltıya indiğimde Ceyda beni görür görmez gülümsemişti. "Günaydın güzelim" dediğinde ben gülümsedim. "Günaydın ablacım" diye karşılık verdim.
"Oha oha oha! Ceylin? Sen buraya uğrar mıydın ya?" dediğinde Poyraz göz devirdim ama gülümsüyordum. "Uğrarmışım demek ki abicik" güldü bunu dediğimi duyunca. "Kahvaltını güzel yap sonra göreve gideceğiz anlaşıldı mı?" başımı salladım. Yemek yemeyi sevmiyordum sonrasında kusmamı sağlıyordu çünkü. Kan kusuyordum genelde... Aç kalmaya bünyen alışınca böyle oluyordu belki de... Bunu asla merak edip araştırmamıştım. Diğerlerinin haberi var mı ondan bile emin değildim . Yemek yemeyi sevmediğimi biliyorlardı ama bundan emindim. Gerçi onlar benim hakkımda benden fazla şey biliyorlardı orası kesindi... Kahvaltımı yaptıktan sonra odama geri çıktım ve buraya geldiğimden beri yazdığım mektuplardan birini yazmaya başladım. Ceyda sayesinde başladığım bu mektuplar artık en büyük takıntımdı... Okuyamayacağını bildiğin halde birine mektup yazmak... Belki de deliceydi sorun değildi ama benim için. Ben zaten delirmiştim yıllar önce. Hepsini aynı deftere yazıyordum, burada sadece mektuplar da yoktu. Onların her biriyle olan anılarım vardı. İyi ya da kötü tarihlerim vardı, küçük notlarım vardı. Yeteneğim olmadığı için kimseye göstermediğim şiirlerim vardı. Kendi içimde verdiğim sessiz savaşlarım vardı ama hiç biri aslında sessiz değildi. Sadece çoğu zaman duyan olmuyordu. Ama onlar duymuştu, ailem olmuştu... Gülümsedim istemsizce sonra defteri yerine kaldırıp giyindim. Görevlere giderken genelde siyah ya da koyu renk giymeleri yaralarını gizlemek içindi akan kanlarını... Gizlemek içindi... Ve sanırım bu da benim içindi. Aşağı indiğimde herkes hazırdı ve bahçeye çıkmışlardı. Ayakkabılarımı giyip ben de dışarı çıktım. Poyraz hâlâ emin olup olmadığımı yüzümden anlamaya çalışıyordu. Üstünde siyah bir ceket vardı içinde ise beyaz bir gömlek. Kıvırcık saçları normalde onu hep tatlı biri olarak göstermiyordu ama ciddi olduğu zaman göründüğü kişiden çok daha farklı birine dönüşüyordu. Bu yüzden Poyraz'ın karşısında olmayı istemezdim açıkçası. Çünkü ailesi onun her şeyiydi ve biz onun ailesiydik. Biz birbirimizin ailesiydik aslında... "O zaman gidiyoruz? Küçüğümüz de geldiğine göre?" dedi Burak. Cidden aralarında en küçük bendim her anlamda... Başımı sallayıp arabaya geçtim. Yaklaşık 27 dakika içinde görev yerine gelmiştik, bir bardı. Poyraz üstündeki ceketi çıkarttığında garsonlara benzemişti. Poyraz hepimizden önce çıkıp elini bana uzattı. "Hâlâ geri dönebilirsin..." dediğinde elini tutmadan yere atlamıştım. "Böyle iyiyim cidden..." spor ayakkabılarımı özel topuklularımla değiştirdim. Özel diyordum çünkü topuk kısmı keskindi, bir insanı öldürebilecek kadar keskin... Aden ve Çağlar kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı, Ceyda saçlarını topluyordu Burak ise Ceyda'ya her zamanki gibi sevgi dolu gözlerle bakıyordu. "Öyle diyorsan..." dedi Poyraz"
Abi merak etme. İyiyim bir şey olmaz bana." Bunu dediğim anda Çağlarla göz göze gelmiştim, kaşlarımı çattığımda geri Aden'le konuşmaya devam etti. "Hazırsanız girebiliriz, bir şey olursa diye araba da hazır." Dediğinde Burak Poyraz geçmem için eliyle bana yol verdi. "Kura işini hiç sevmemeye başladım..." dediğinde Ceyda ile gülmüştük. Beni kaçıran Poyrazdı ama görev odasına bile ilk kez dün girmiştim. Evet, belki de nedeni her an her şeyi yapabilecek potansiyelimin olmasıydı. Ama kura sistemiyle görevlendirme alacağımı da o an öğrenmiş olmam ve şu anki görevin ana kısmında ben varmışım gibi hissetmem... Bu biraz ürkütücüydü. Sadece bu yüzden korkuyordum. Başarısız olursam görev de başarısız olurdu. Bunu Ceyda'ya söylediğimde ise sadece benim değil Poyraz bile hata yapsa görevin batacağını söylemişti. Yine de bu gerilmeme engel değildi ki! Belli olmaması için hepimiz farklı zamanlarda girecektik. Ve ilk giren bendim... Hayatımda ilk kez bara giriyordum çünkü Poyraz içmeme dahi izin vermiyordu. Ki içmem yasaldı. İçerisi beklediğimden daha karanlıktı... Bu yüzden bile gerilebilirdim. Karşımda direkt Poyrazı görmem hayatımın en büyük şoku bile olabilirdi! Ya ben çok yavaştım ya o çok hızlıydı. "Önünüze bakın hanımefendi, kaybolmanızı istemeyiz." Dediğinde gülümsedim. "Buraları iyi bilirim merak etmeyin" dediğimde ise gerçekten kızmış gözlerle onu ilk kez görmüştüm. Şaka olduğunu anlamıştı... Değil mi? Anlamadıysa sıçtım çünkü. "Komik değil bücür" dedi kulağıma fısıldayıp sonra yanımdan ayrılmak için arkasını döndüğünde bir süre durdu. Neden durduğunu anlamak için ben de aynı yöne baktığımda yutkundum.
Çağlar'ın kucağında bir kadın vardı.
Çağlar'ın...
Kucağında...
Bir kadın...
Ve öpüşüyorlardı...
Yan taraftaki manzara ise çok farklı değildi tek fark Aden bir adamla fazlasıyla yakındı. Ve Adenle belki de hayatımda asla görmeyeceğimiz o adam da öpüşmüştü. Poyraz bir şey demeden yanımdan ayrıldığında ben de telefonuma döndüm. Çağlar ve Aden'e çıkan görev cidden bu muydu? Ağzıma bir elin yaklaştığını fark ettiğim anda o elin bileğini tuttum. Kan olmayacak...Kan olmayacak...Ayağa kalktığımda bana silahını doğrultmuştu. Uzun zaman sonra namlu beni bulmuştu. Adam tetiğe basmak üzereydi ki arkadan başka bir silahın sesi duyuldu. Arkaya baktığımdaysa Çağlar'ı görmüştüm.
"Çağlar..." dedim belli belirsiz
"Buraya gel Ceylin." Dedi
"Silahı var...Onu almam lazım..." dediğimde bana bakışlarında bir duygu aradım. Ama Çağlar Kılıç'ın gözlerinde duygu görmek zordu ve sanırım bunu yapabilen tek kişi Poyraz Akardı.
"Dikkat et."
"Zaten ölü" dediğimde eli bacağımı tuttu. Ayağımdaki topuklularla kafasına vurmam bir olmuştu. Ama kan görmekten hoşlanmadığım için yere bakamıyordum artık. Siyah düşün Ceylin, siyah düşün... Onlar kötü bu yüzden kanları da siyah Ceylin... Çağlar adamın silahını aldığı gibi önüme siper olmuştu. Ve bu sefer başka bir kurşun sesi gelmişti. Çağlara baktığımda omzundan vurulduğunu gördüm.
"Çağlar..." Tek bir şey bile dememişti. Bu beni daha da korkutuyordu ama Aptal Maymun! Elindeki silahla oluşturacak tüm tehditleri vurmaya başlamıştı. Kan kaybediyordu... Ölmezdi değil mi? Bir kurşun yarası... Omzundan... Öldürür müydü? Dışarı çıkmamıza ne kadar kaldığına bakmak için kafamı kaldırdığımda Aden'in de aynı şekilde bizi koruduğunu görmüştüm. Çağlar Kılıçla Aden Soykan omuz omuza çatışıyordu... Sanırım mükemmel ikili diye onlara deniliyordu... Bardan çıktığımızda herkesin bizi beklediğini gördüm. Arabaya yanaştığımızda Poyraz'ın Aden'in yanağına odaklandığını fark ettim ve Aden'in yanağına baktığımda kesik görmem bir olmuştu. Sonra Poyraz'ın gözleri Çağlar'ın omzunu bulduğunda küfür etti ama şaşırmamıştı.
"Yemin ederim bir görevde yaralanmasan olmuyor değil mi Çağlar?" dedi hafif sitemli bir sesle Poyraz. Ne yani her görevde bir şey mi oluyordu?
"Valla Ceylin vurulmasın diyeydi. Tam kalbine nişan almışlardı." Dediğinde gözlerim hafif büyümüştü.
"Arabaya geçin amına koyayım" dedi Poyraz küfür kısmını baya sessiz söylemişti aslında... Cidden birinin Poyraza yedi yaşında olmadığımızı anlatması gerekiyordu... Ama onun bu halini de seviyordum. Hepimize abilik taslayıp bizi korumaya çalışıyordu... Ve dürüst olmak gerekirse bunu çok da iyi yapıyordu. Çağlar arabaya geçtiği anda Burak yarasına bakmaya başlamıştı gözüm oraya kaydığında elim titremeye başlamıştı. Onların kanını siyah düşünemezdim. Onların kanı en kırmızı kanlardandı... Ve hep de öyle olacaklardı.
"Ceylin... Siyah düşün." Dedi Çağlar.
"Olmaz... Sizin kanınız siyah değil..." dediğim anda kaşlarımı çatıp Çağların yüzüne baktım. Nerden biliyordu? "Çağlar?. Sen bunu nerden biliyorsun?" dediğimde geçmişi bilmesinden fazlasıyla korktuğum için sesim titremişti. O olamazdı... Değil mi? Hayır olamazdı ölmüştü o.
"Bilirin ben. Burak tüm gücünü vermesen mi hani."
Burak hızlıca yaptığı baskıyı azalttı "İyi misin?"
"İyiyim."
Çağlar Kılıç her zaman iyiydi. Onun kötü olduğunu duyan kimse yoktu.
Poyraz endişeli gözlerle bakıyordu Çağlara.
“Abi, iyiyim ben ilk kez vurulmuyorum ki.”
Poyraz sadece başını salladı. Geldiğimizde araba durdu. Herkes indiğinde ben de indim.
“Ceylin?” dedi Poyraz.
“Siz gidin abi ya… Ben biraz hava alacağım.” Dedim, Çağların yanında kalırsam kendimi suçlardım.
Poyraz Akar,
Hastaneye girdiğimizde her zaman alıştığımız olaylar döndü. Çağların çıkmasını beklerken kendi aramızda konuşmaya başlamıştık
“Sizce kaç gün kendini suçlar” diye ortaya bir soru attı Ceyda. “Bence dört gün.” Diye devam ettirdi.
“Bence beş” dedi Aden “Beş gün kulaklıkla bile gezebilirim, benim yüzümden diye dolanan bir Ceylin istemiyorum.” Diye konuşmaya devam ederken başını omzuma yasladı.
Aden Soykan… İlk aşkım, çocukluk aşkım. Bana varlığı bile yaşama sebebiydi. Onu öpememek ona aşık olduğumu söyleyememek sorun değildi. Yaşaması yeterdi. Her şeyin acısını çekebilirdim. Ama onlardan birinin ölümünü bir kez daha kaldıramazdım. Öpemiyordum belki ama sarılabiliyordum, saçlarını sevebiliyordum. Bunu yapamayanlar bile vardı. Her şeyden daha da önemlisi Aden yaşıyordu.
Aden’in gözlerine bakıp gülümsedim saçlarını sevmeye başladım. “Bence üç gün daha fazlasını yapamaz Çağlar izin vermez” dedi Burak. O da Ceyda’nın omzuna koymuştu başını. Bazen cidden onlara imreniyordum. “O zaman ben de iki diyorum” dedim.
Çağların normal odaya alınmasını beklerken sadece Aden’in saçlarını sevdim. Çağlar benim için fazlasıyla değerliydi. Her birinin bendeki yeri ayrıydı. Onlar benim ailem bile diyemezdim aileden daha üst bir şeydi onlar. Yaşam kaynağım gibiydi. Ama Çağlar olmasaydı hiç birimiz burada olamazdık. Çağlar sayesinde her birimiz buradaydı. Benim yaşamam için iki sebebim vardı ilk zamanlar. Çağlara verdiğim söz ve Burak'ı yalnız bırakmak istemem. Burak benim ilk arkadaşımdı. O olmasa da belki Çağları bulamazdım. Bana sorgusuz güvenen ilk insan oydu. Aden… Bir gece ansızın kapımızda belirmişti. Burak'la kendi evimiz olduğunda kaç yaşındaydık hatırlamıyorum bile. Ceyda… Aslında o ve Burak Ortaokuldayken tanışmışlardı. Ama evimize Aden’in sayesinde Lisedeyken gelmişti. Çağlar bu olaylardan sonra yaralı şekilde Burak tarafından bulunmuştu. Daha öncesinde onunla konuşmuştum ama o değişmişti. Verdiğim sözü önemsemediğini söyleyip gelmeyi reddetmişti. Ama onu öyle bulunca ve kaçmasına izin vermeyince bizimle kalmıştı. Bazen düşününce zorla yanımızda tutmuşuz gibi hissediyordum. Ama isteseydi kaçabilirdi. Çağlar Kılıç isterse her şeyi yapabilirdi. Ceylin onunla ,Çağlarla, tanıştığım gün konuşamamıştım. Çünkü Çağlar buna izin vermemişti. Ama aynı sözü ben o gün binlerce çocuğa vermiştim. Ceylin’i getirmek zaten planlarımızın arasındaydı. O erken kaçmıştı sadece bu yüzden ben de onu erken yanımıza almak zorunda kalmıştım.
“Poyraz” Dedi Aden. Bu yüzden düşündüğüm her şeyi bıraktım.
“Efendim kızıl”
“Çağları normal odaya aldılar… Ama sen çok dalgınsın… Söyleyip söylememek arasında çok kaldım aslında ama söylemeseydim üzülürdün.”
Gülümsedi. Bir insanın gülümsemesi bu kadar huzurlu hissedebilir miydi?.. Başımı salladım. Aden kafasını omzumdan kaldırdığında ayağa kalktım. Çağların odasının kapısını çalmaya gerek duymadan girdim. Hemşire ve doktor odadaydı. Aden hemen yanımdaydı. Çağlar’a baktım.
“Dediğim gibi, kendinizi yormayın.” Dedi doktor. Çağlar onu dinlemiyordu bile. Burak’ı bile dinlemiyordu çoğu zaman. Başını salladı. Yapmayacaktı ve ben deli olacaktım. Her görevde yaşanan senaryo buydu.
“Yardım edeceğim başka bir şey var mı?” dedi doktor. Bu seferde başını olumsuz anlamda salladı Çağlar. Başını hafifçe öne eğip kapıya doğru yürüdü. “Dr. Ege Arslan” isimliğinde yazan isim buydu. Doktor Ege odadan çıktı. Çıkarken benim açık bıraktığım kapıyı da kapatmıştı. “Aslında yakışıklı-” diye konuşmaya başlayan Aden’e döndüm “Biri” diye cümlesini devam ettirdi gülümseyerek baktı bana yine. “Cidden… O mu yakışıklı hadi ama! Bir kere o sarışın. Benim ise kıvırcık saçlarım var. Kesinlikle ben kazandım.” Dediğimde Burak güldü. Ceyda'yla yine kendi aralarında konuşmaya başladılar.
“Elbette öyle kıvırcık Zeus” dediğinde gülümsedim. Ama yine de onu yakışıklı bulmuştu…
“Bana yakışıklı mı demek istedin şimdi kızıl Afrodit”
“Demek istemedim, dedim.” Aptalca bir gülümse oluştu yüzümde.
“Öyle diyorsan… Öyledir Kızıl Kraliçe.”
Hemşire Çağlar’a serum takıp çıktı. “Ceylin?” dedi
“Adamın ilk sorusuna bak amına koyayım Ceylin diyor başka bir şey demiyor. Dışarıda, muhtemelen seni böyle görüp kendini suçlamamak için kendinden kaçıyor.” Diye cevap verdim hızlıca
“Onun suçu değildi ki, ayrıca kardeşimi merak ettim.”
“Ama o kendini suçluyor, öyle öğrendiği içindir belki de.” Dedim
“Ben de öyle büyüdüm, ama kendimi suçlamıyorum” Dedi Aden.
“İyisin, iyisin yok bir şeyin.” Dedi Ceyda gülerek. Gülse bile her seferinde o da en az benim kadar korkuyordu. Abi ablalık konusunda birbirimize benziyorduk. Aptal sarışın beni her seferinde deli ediyordu, hoş ben de onu.
“İyiyim tabi ki ablam.”
Ceyda Çağlar’ın yanına gidip saçlarını karıştırdı. Ona çilekli süt uzattı ve birkaç tane yatağın yanındaki çekmeceye bıraktı.
“Ben sandviç istiyorum!”
Diye bağırdı Ceyda. “Bağırmasına aptal, hastanedeyiz!” diye azarladım Ceyda'yı. “Sende sevgilime bağırma o zaman ailemden falan bilmem döverim seni Poyraz.” O aldığın boks eğitimlerindeki kum torbaları dönüp dolaşıp senin...
“Aman. Kantine inelim istersen Ceyda?” dedim.
“Oluuuur” diye güldü Ceyda.
“Ceyda gidiyorsa ben de geliyorum.” Dedi Burak.
“E bende geleyim bari.” Dedi Aden
“Ceylin’e söylesenize gelsin…” dedi Çağlar. Gülümsedim, aynı anda hem zeki ve hem aptal nasıl olabilir bir insan diye çok düşünmeme gerek yoktu. Çağlar yanımdaydı.
“Hallettim bil, sen de otur oturduğun yerde ama.”
Başını salladı çocuksu bir tavırla. Her birimiz odadan çıktık ve kantine gittik. Ceylin Kantinde başını masaya koymuştu muhtemelen beynini susturmaya çalışıyordu. Yanına gittik yavaşça, saçlarını karıştırıp karşısına oturdum. Başını masaya koyduğu için uykulu gözlerle bana baktı.
“Abi?” dedi kısıla sesiyle, gülümsedim. “Çağlar seni yanına çağırıyor. Bekletme bence” Dedim. “Odaya girer girmez seni sordu, bence de bekletme” dedi Aden ve yanıma oturdu. Ceylin başını salladı sadece sonra sandalyeden kalktı.
Ceylin Sönmez,
Poyraz ve Aden’in dedikleri üzerine Çağlar’ın kapısının önüne gelmiştim. Kapıyı çaldım ve içeriden “Gel” sesi geldi. Kapıyı açtım daha içeriye adımımı atmadan Çağlar beni eliyle durdurdu. “ Eğer kendini suçlarsan seni kovarım.” Dediğinde gülümsedim ve başımı sallayarak içeriye girdim. “Gel buraya” kollarını açtığında ona sarıldım. Benim için ne zaman bu kadar önemli oldu bilmiyordum bile. Ama onun yanında olmak… Dünya’nın en güzel duygularından biriydi sanırım. “Neden yaptın? Yani… Cidden kalbime mi nişan alınmıştı?” dedim.
Başını salladı “Ayrıca ben senin korumanım, ne olursa olsun bir adım arkanda duracağıma dair seni hayatım pahasına koruyacağıma dair sözüm var.” Dediğinde şaşırmıştım, başımı kaldırıp gözlerine baktım. “Benim korumam mı var?” gülerek başını salladı. “Biri ben biri de Aden. Aden daha çok özel şeylerine bakıyor ben daha genel.” Dediğinde başımı salladım. Korumam olduğunu bile yeni öğrenmiştim. Sırf beni korumak için söz mü vermişti cidden? Başımı tam kalbinin üstüne yasladım, kalp atışlarını duymazsam yaşadığına inanmazdım. Aklıma öpüştükleri an gelince ona sarılmayı bırakıp yanına oturdum.
“O kadını tanıyor muydun?” dediğimde kaşlarını çattı “Öpüştüğün” dedim kısık bir ses tonuyla.
Başını olumsuz anlamda salladı. O zaman neden fazlasıyla isteyerek öpmüştü? “Neden sordun?”
“Fazla isteyerek öptün… Uzakta olmama rağmen fark ettim. Yani…” utanmıştım. Yanaklarımın yandığını hissettiğim için sustum.
“Öyle mi yaptım?” dediğinde başımı salladım. “Uzun zamandır hayatımda kimse yok. O yüzdendir.” Yine başımı salladım. Yine de hoşuma gitmemişti. “Anladım…Peki ya şu siyah düşünme meselesi..? Dosyamda filan mı yazıyordu?”
“Özel dosyanı okumadım Ceylin geçmişin hakkında hep sınırların vardı. Ben de bu sınırı aşmadım. Sadece genel bilgilerine baktım.”
“Barınakta…” o yerin adını söylemek bile canımı fazlasıyla yakıyordu. “...Ölmemiş olmasına rağmen öldü olarak gösterilen var mıdır?” diye sordum. Çağlar o olamazdı... Değil mi? O ölmüştü… Benim yüzümden tıpkı diğer yirmi altı çocuk gibi o da ölmüştü…
“Bir iki tane var neden sordun?”
“Küçükken…”
Çağlar Kılıç,
“…Orda biri vardı…” derin bir nefes aldı sonra konuşmaya devam etti. “Kandan korktuğumu biliyordu, kanı hatırlattığı için o zamanlarda kırmızıdan nefret ederdim. O bana siyah düşün derdi onlar kötü bu yüzden kanları da siyah derdi… Sen bugün bana aynı cümleyi kurdun… Çok hatırlamıyorum bu en büyük şansım mı onu da bilmiyorum.”
“Adı neydi?” diye sorduğumda uzun süre sustu “Çağlar… Adı buydu…” diye mırıldandı. “Soyadı?” dediğimde başını iki yana salladı “Hatırlamıyorum…” Emin olmalıydım. Ben olduğuma emin olmalıydım. “Arkadaşları var mıydı? Hatırlıyor musun adlarını?” diye sordum. Başını salladı yavaşça “Meriç ve Kuzey… Ama Meriç de öldü…” dediğinde güldüm.
“Ceylin.”
“Hm?” gözlerine baktım. “Çağlar ölmedi tam karşında duruyor. Meriç de ben de ölmedik yaşıyoruz.”
Gözleri dolduğunda gülümsedim ve saçlarını sevdim. Nefes alımlarının hızlandığını hissettim. Korkuyordu, yıllarca inandığı yalanın şu anda karşısında olmasından korkuyordu.
“Meriç? Peki o nerde? İyi mi? Kaçtın mı? Nasıl kaçtın?” Korkunun verdiği güçsüzlükle sesi titremişti
“Meriç… En son aldığı cezada bacakları geçici felç oldu. Tedavi görüyor şu an, kendi çizdiği resimlerle sergi yapıyor. Sen sormadan söyleyeyim Kuzey de iyi o da Doktor oldu. Bir şekilde kaçtım çok ani oldu…” Hiçbir şey göründüğü gibi değildi Ceylin’e, çocukluğuna, bir sözüm vardı onu bırakmayacaktım. Ama bırakmak zorunda kalmıştım. Zorunda bırakılmıştım. Ceylin yine sadece başını sallamakla yetindi. Bir anda fark ettiği şeyle küçük bir çığlık attı. Eliyle gözlerini kapattı.
“Ne oldu?” diye sorduğumda gözleri hâlâ kapalıydı. Etrafıma bakındım ve bu sefer ben ne olduğunu fark ettim. Üstümde kıyafet yoktu ve Ceylin göğsümde yatıyordu. Gülmeye başladım “Ciddi olamazsın Ceylin ya…” yüzündeki elleri çektim. Utandığı için yanakları kızarmıştı. Utanınca daha güzel oluyordu… Gözlerini kaçırdı, benimle göz göze gelip daha fazla utanmamak için. “Çikolata?” diye sordum. Onu tanıdığımdan beri sevdiği tek yiyecek çikolataydı. Çikolatayı duyar duymaz gözleri tekrar bana dönmüştü. Poyraz’ın dediği gibi “bazen çikolatayı bizden daha fazla seviyor” derdim ama biliyordum. O fazla değer verirdi. Üstelik bizi ailesi yerine koyarken, hayır, üstelik biz onun ailesi olmuşken çikolatadan fazla severdi bizi.
Teşekkür edercesine bana baktı ve uzattığım çikolatayı alıp yemeye başladı. Kapı bir anda açılınca Aden’in geldiğini anladım, onun dışında kimse böyle girmezdi sanırım.
“Oha bizim kas yığını yine çıkarmış üstünü.” Dediğinde Ceylin başını eğdi. Sadece tişört yok üstümde be kızım bu kadar da utangaç olunmaz ki…
“Her zamanki halim Kızıl” dedim. Gülümsedi, “İyi misiniz diye bakmaya geldim sadece” dedi.
“Ben iyiyim de yanımdaki biraz utandı sanki” dedim dudak oynatarak. Aden güldü, “Neyse gideyim ben o zaman” dedi ve odadan çıktı. Ceylin çikolatasını yedikten sonra yapacak başka bir şeyi olmadığı için kollarını göğsünde birleştirmiş etrafa bakınıyordu. “Söylesem mi?” diye dudak oynattı. Muhtemelen yine içinden söylemek istediği şeyi dudaklarını oynatarak söylemişti. “Neyi?” dedim sırıtarak. Onu gıcık etmek hoşuma gidiyordu yalan yok. “Dudak mı oynattım ben yine ya…” dedi başını bana çevirerek. Başımı olumlu anlamda salladım gözlerini kapattı ve alnına vurmak üzereydi ki bileğini tuttum. “Canın acır yapma” bu olayın aynısı yıllar önce barınakta olmuştu. Bu sefer Revirde yan yanaydık. Yine dolan gözleriyle bana bakmaya başlamıştı. Geçmişi onu hep korkutuyordu ve ben onun geçmişiydim. Tekrardan yaşadığıma inanmak ister gibi başını kalbimin üstüne koydu. “Çağlar…Seni seviyorum…” yutkundum.
Kardeşin olarak seni seviyor. Aptal kalbim gereğinden hızlı atmaya başlamıştı. “Kalbin mi hızlandı senin? İyi misin?” ilgiyle bana bakıyordu. Al işte fark etti kız, aptal! Kalbimi sakinleştirdim. “İyiyim, iyiyim sadece aklıma bir şeyler geldi…” yalan söylemiştim. Bu yüzden başımı çevirdim ve gözlerinden uzak tuttum kendimi. Uzun bir süre ikimizde aynı şekilde kaldık ve sessizliği bozan benim adım oldu. “Çağlar…”
“Hm?” İlgiyle ona baktım ve diyeceği şeyi bekledim.
“Ya da boş versene, önemli değil.” Kaşlarımı çattım.
“Söyle.” Başını olumsuz anlamda sallayınca gözlerinin içine baktım. “Söyle hadi.”
Umutlandım. Diyeceği şeyi umutla bekledim. “Ben…” diye mırıldandı “Sen?” ve Poyraz içeri girdi.
“Abi senin zamanlamanı s-” devamını getirmeme izin vermeden Poyraz başıyla Ceylin’i işaret etti. Poyraz fazla iyi bir abiydi ama bizim büyüdüğümüzü kabul edemiyordu. Ceylin en küçüğümüz ve en yenimizdi. Bu yüzden onun büyüdüğünü asla kabul edemiyordu. Artık reşitti bile!
“Ne var abim, ne var? Niye şimdi geliyorsun? Konuşmayı bölecek kadar ne önemli?” Poyraz güldü Ceylin’e çikolatasını attı. “Sadece çikolata getirmiştim bücüre ama bakıyorum da iyiliğim bile yaramıyor!” sitem ederek odadan çıktığında tekrar Ceylin’e döndüm ve ona dönmemle kızarması bir oldu. “Bir şeyler yersem ağzım dolu olur, konuşamam öyle değil mi?” yine dudak oynatmıştı. Ve çikolatasını açıp yemeye başladı. Çikolatasını bitirene kadar onu izledim bittikten sonraysa diyeceği şeyi beklediğimi belli edecek şekilde ona baktım. “Şimdi Aden filan girse olmaz mı?...” diye mırıldandı.
Umut yoktu. Artık gelip öpse bile umut yoktu.
Bakışlarım istemsizce sertleşmişti, bundan emindim. Elimde olan bir şey değildi.
“Çağlar… Özür dilerim sadece… Küçükken sana aşıktım…” gülümsedim. Gerçek miydi yoksa sahte miydi bunu ben bile anlamamıştım. Ben de seni dilerim Ceylin, ben de seni. “Gerçekten mi?” olumlu şekilde başını salladı.
Bir hafta sonra,
Ceylin Sönmez,
Her birimiz siyahlar içindeydik. Her grubun kendi rengi vardı, bizimkisiyse siyahtı. Buluşacağımız yere girdik ve kendi masamıza oturduk. Karşı masada bize odaklanmış bakan adamı görünce istemsizce kaşlarımı çattım. “O kim?” diye sordum yanımda olan Çağlar’a, Çağlar baktığım yere baktı.
“Çağlar Durmaz.” Bu ismi duyar duymaz diğerlerinin de gözü aynı yere kaymıştı. “Eski bir dost…” dedi Poyraz, “Bizi bırakıp giden biri.” Dedi Aden. Ceyda her birimize nasıl bakıyorsa Çağlar Durmaz’a da aynı şekilde bakıyordu. Burak ise sessizce oraya bakıyordu. “İsimleriniz aynı…” dedim.
“Sadece isimleri değil, ikiz gibiler resmen.” Dedi Aden. Gerçekten de öyleydi. Fazla benziyorlardı. “Bu yüzden Durmaz ya da Çağlar iki derdik ona.” dedi Çağlar. Ve Durmaz ayağa kalktı yanındaki kadınlara bir şeyler deyip yanımıza doğru yaklaştı. Masamızın yanına gelince bir elini masaya koydu. Poyraz ellerini masanın altından sıkmaya başlamıştı. Neden ona bu kadar sinirlenmişti ki? Ne yapmış olabilirdi? Bana baktı ve göz kırptı, Çağlar ayağa kalktı “Kızlarımdan uzak dur Durmaz.” Ellerini teslim olmuş gibi kaldırdı Durmaz. Yakından Çağlarla benzedikleri daha da belliydi. Silah sesini duyduğumda sıçradım. Yeşil renkte olanlar sarı renktekilerden birini vurmuştu. Durmaz sakince silahını çıkarttığında Poyraz ve Çağlar aynı anda silahlarını çıkartmıştı Burak ve Aden ise zaten masanın altında silahlarını tutuyordu. Ceyda da silahını çıkarttı. Poyraz eğilin dediğinde herkes siper almış bir şekilde eğilmişti. “Bana yine silah vermediniz ama siz ya…” Ceyda güldü. “Geçen görevde nerdeyse vuruluyordun bu yüzden şu an beşimizde seni koruyabiliriz sadece.” Dedi Poyraz. “Her görevde vurulan da benim zaten.” Diye mırıldandığımda Çağlar gülerek birini vurmuştu. Ceyda bana kendi silahını uzatıp göz kırptı ve belinden başka bir silah çıkardı. “Her zaman yedeğim vardır” dedi kısık sesle. Hepsi dudak okumayı biliyordu. Ama ben geldiğim zaman öğrenmeyi reddetmiştim. Çünkü hakkımda söyleyeceklerini görmek istemiyordum. Böylece benim hakkımda benim yanımda konuşabiliyorlardı. Bazen anlıyordum ama asla tam olmuyordu, bu yüzden dudak oynatmak yerine kısık sesle söyleniyordu bana söylenecek olan şey. Ceyda'ya gülümsedim ve diğerleri gibi ben de nişan aldım. Poyraz yanındaki el bombasını çıkardı. “Ben bunu atıp kendimi koruyacağım, sizde çıkacaksınız.” Çağlar’a bakarak söylemişti çünkü onunla gelmesini istemiyordu. “Seninle geliyorum abi.” Poyraz uzatmadı sadece başını salladı. Ceyda, Aden, Burak ve ben dördümüz de Poyraz’ın işaretiyle kapıya doğru koşmuştuk.
Poyraz Akar,
Bombayı atabildiğim en uzak konuma attım. Çatışma çıkmasını bekliyorduk elbette ama bu kadar uzayacağını düşünmemiştim. Çağlarla ikimiz kolanların arkasına geçtik bombanın etkisi zaten küçüktü. Ama bir şeyler ters gitti, bomba patlamadı ve etraf sis bombasıyla kaplandı. “Çağlar?” cevap gelmediğinde küfür ettim. “Durmaz! Nereye gittin Allah’ın delisi!” etrafı kontrol ettim hızlıca. Kapalı ve ışık sızdıran kapıyı görünce oraya doğru ilerledim. “Umarım aptalca bir şey yapmasın Durmaz…” ve kapıyı açıp içeri girdim. Çağlar, Durmaz’ın önünde kollarından asılmıştı. “Durmaz…” bunu cidden yapmış mıydı? “A Poyraz! Bu ne güzel bir sürpriz asla beklemiyordum kesinlikle, asla.” Güldüğünde Çağlar’a baktım yarı baygındı. “Durmaz senin ben var ya-” dediğimde sözümü kesti “Önce otur sakin sakin konuşalım ama değil mi?” sandalyeyi gösterdiğinde tekrar Çağlar’a baktım oflayarak da olsa sandalyeye oturdum. Oturmamla sandalyenin beni kilitlemesi bir olmuştu. “Sikeyim ya ciddi misin sen?” Çağlar’a baktım yine “Ona zarar verme Durmaz… Çok ciddiyim yapma bunu. Her şeyi affederim ama ona dokunma… Bunu unutmam. Her kötü şeyi silerim ama ailemden birine dokunursan…” sustum anlamı yoktu. O da benim ailemdendi bir zamanlar… Yanında bulunan dartları aldığında kurtulmaya çalışıyordum “Boşuna uğraşma uğraştıkça daha çok sıkar.” Dedi. “Durmaz… Bunu yapmak zorunda değilsin… Sen de ailedensin… Diğerlerini bilmiyorum ama beni tanıyorsun Durmaz…” çaresiz hissediyordum kendimi. Ailem zayıf noktamdı ve Çağlar olmadan ailem de olamazdı. Çağlar bizim kökümüzdü, Çağlar için yapmıştım ilk başta her şeyi. “Hadi ama…” dedim gözlerine bakarak. Umursamadı ve dartlardan birini eline aldı. “Durmaz…” aldığı dart’ı Çağların göbeğine attı. Gözlerimi kapadım. Tekrar gözlerimi açtığımda çoktan üçüncü dart Çağlar’ın bedenindeydi. Çağlar uyanmaya başladığında güldü. “Durmaz…Dur artık.” Dediğimde gülen Durmaz oldu. “Oldu olacak onun yerine bana zarar ver klasiğini de kullan Poyraz.” Dedi ve dördüncü dartı da attı. Başımı eğdim Çağlar’a zarar verilmesini izleyemezdim. “Durmaz, söylesene gerçekleri. Babam ilaçlarımı içmeme izin vermiyor ben de en sonunda delirdim desene.” Dediğinde Çağlar tekrar başımı kaldırdım. “Durmaz…” Salih Durmaz yapardı… Durmaz’a bakışlarım tekrar yumuşamıştı. Tam tekrar konuşacakken içeri tanıdık bir sima girmişti. Salih Durmaz buradaydı. Durmaz beşinci dartıda attı. Salih Durmazla göz göze geldiğimizde sandalyeye ve bana baktı. Sonra da Çağlara. “Uzun zaman oldu.” Dediğinde başımı salladım. Durmaz’ı ondan kurtarmam gerekiyordu. “Fazla uzun oldu Salih.” Dedim Durmaz’ın omzuna dokunduğunda gerildiğini fark ettim. Kesinlikle onu tekrar yanıma alacaktım. “Durmaz bizimle geliyor.” Dediğimde Salih tekrar bana döndü. “Her şeye rağmen mi?” dediğinde başımı salladım “Poyraz, fikirlerine saygı duyduğum birisin ama buna izin vermem.” Dediğinde güldüm sakince. “İzin almadım, istediğimde Durmaz’ı her türlü yanıma alabileceğimi fazla iyi biliyorsundur bence.” Salih başını salladı. Ona saygım yoktu, şimdiye kadar Durmaz’ın hayatını sikmişti, buna devam etmesine izin veremezdim. Durmaz benim kardeşimdi, ne olursa olsun. Salih bir kez daha Durmaz’ın omzuna dokundu ve odadan çıktı. Durmaz’a baktım bir süre, öylece duruyordu. “Evdekilerse sorun… Ben konuşurum. Seni sokakta bırakamam başka bir yere gitsen seni tekrar bulur. Eve geri dönelim beraber. Tamam?” konuşmadı sadece bağlı olduğum sandalyeyi açtı. Derin bir nefes vererek ayağa kalktım. Canını yakmış mıydı acaba?.. Sorsam söylemezdi de ve ben de hiçbir şey olmamış gibi ona abilik taslayamazdım. “İlaca ihtiyacın olursa söyle.” Dediğimde göz ucuyla bana bakmıştı. Hali hazırda cebimde bulunan ilacı ona doğru attığımda havada yakaladı. Hâlâ refleksleri iyiydi. Durmaz ilacı içerken Çağlar’ı bağlandığı yerden kurtardım. Gücünü kaybetmişti bunu anlayabilecek nadir kişilerden de olsam canımı yakan bir gerçekti. “Buradayım, sorun yok…” dedim başını omzuma yerleştirdim ve koluna girdim. Durmaz’ın arkamızdan geldiğinden emin olduktan sonra arabaya geçtik.
Ceylin Sönmez,
Stresten kafayı yemiştim. Nerdeyse iki saat olacaktı onlar gelmeyeli. “Tek gerilen ben miyim cidden?” diye isyan ettiğimde Ceyda elimden tutup beni koltuğa çekiştirdi. “Bir otur Allah aşkına Ceylin, benim başım döndü etrafta kaç kere tur attın sen cidden?” dediğinde gülmüştüm. “Elimde değil, fazla gerildim…” dediğimde gülümsedi ve saçlarımı örmeye başladı. “Eminim iyilerdir güven bana.” Onlarda gergindi sadece belli etmemeyi biliyorlardı. Onlar ölmezdi… Hiç biri beni bırakıp gitmezdi… Zilin sesiyle irkildim. “Ben bakarım!” dedim ve ayağa kalkıp koşarak kapıyı açtığımda gözlerimi kırpıştırmıştım. Üçü de içeriye girdiğinde şaşkınlığım hâlâ yüzümdeydi. “Abi…” dedim kısık sesle Çağlar’a. “Poyraz kabul ettiyse vardır bir bildiği güven bana” dedi aynı ses tonuyla. Başımı sallamakla yetindim. Aden Durmaz’a öfkeyle bakıyordu. Burak’ın gözlerinden pek duygu okuyabildiğim yoktu bu yüzden Ceyda'ya baktım. Aynı şekilde bakıyordu, bana, Çağlar’a, Aden’e, Poyraz’a nasıl bakıyorsa Durmaz’a da öyle bakıyordu. Durmaz tek bir kelime dahi etmeden yukarı çıktığında Çağlar arkasından seslendi “Benim odama geç.” Başını salladı sadece. Burayı biliyordu…Hayır ya… Kaldığım oda ona mı aitti?.. Muhtemelen… “Çağlar…İyi misiniz?” dediğimde başını salladı, sarılmak için kollarımı açtığımda bana sarıldı sıkıca. Poyraz açıklama bekler gibi bakan Aden’e döndü. “Ne işi var onun burada?” dediğinde Poyraz az da olsa başını eğmişti. “Salih işte…Hem… O da aileden…” dedi. Ne olmuştu ki?.. Çağlar da yukarı çıkmaya başladığında peşinden çıktım. “Ceylin, odana geç sen.” Dediğinde kaşlarımı çattım. “Sen?”
“Ben de kendi odamda olacağım.”
“Durmaz odandayken mi?”
“Benim için sorun olmaz, zaten uyuyacaktır birazdan.” Dediğinde başımı salladım. “Şey ama…” dediğimde ilgili gözlerle bakıyordu bana. “Merak ettim…” dediğimde gülümseyerek başını sallamıştı. Cidden güzel bir gülüşü vardı… Odama geçtim, Çağlar’ın da odasına girdiğini belli eden kapı sesini duyduğumda yatağıma oturdum. Çağları beklerken telefonumla uğraştım bir süre ve kapı çaldığında “Gel” dedim. Çağlar içeri girip yanıma oturdu. “Anlat hadii” dedim heyecanla, merak ediyordum gerçekten. Gözlerime baktı bir süre sonra konuşmaya başladı. “Durmaz… İkizim gibi, zaten gerçekten benzediğimiz ortada ama özelliklerimizde benziyor bizim. Önceden… O da bizimleydi ve evet burası onun odasıydı ama… Sevgilisi, Yaren yani… Biz görevdeyken öldü… Sonra babası buldu onu… İlaçlarını kesmiş, bizimle görüşmesini engellemiş… Öyle yani… Özeti bu olurdu sanırım.” Başımı salladım sakince. Bilmediğim şeyler vardı elbette ama Durmaz gibi başka birinin çıkacağını hiç düşünmemiştim. “Ne zaman oldu peki bu?” dedim hafif kısılan sesimle. “Sen gelmeden önce, ne çok uzak ne çok yakın bir şeyler işte…” diye mırıldandı. Telefonuma bildirim gelince telefonumu açtım. Bilinmeyen numara olması kaşlarımı çatmama sebep olmuştu. Bir video gönderilmişti. “Ne oldu?” diye sordu Çağlar. “Hiç…” dedim ve videoyu açtım. Durmaz, Çağlar ve Poyraz. Poyraz bir sandalyeye bağlanmıştı, Çağlar ellerinden asılmıştı Durmaz’ın elindeki dartı fark edince korkuyla baktım ekrana. Dartları teker teker Çağlar’ın vücuduna attığında yutkundum. Çağlar telefonuma baktığında küfür etti. “Ceylin…” çığlık atmaya ihtiyacım vardı… Ama atamazdım… Çağlar yüksek ses sevmezdi ki… “Canın…acımıştır…” dedim hafif dolan gözlerimle. “Acımadı. Acımadı canım Ceylin… At çığlığını tutma.” Dediğinde çığlık atmam bir olmuştu. Gözlerimden yaşlar akmak üzereydi. Neden? Neden yapardı ki böyle bir şeyi? İnsan ailesine… Yapar Ceylin. Sen daha beterini yaptın. Yutkundum. “Özür dilerim…” dediğimde gülümsedi “Sorun yok, iyiysen sorun yok.”
“İyiyim…” bir süre düşündüm “Çağlar… Aynıyız demiştin değil mi? O zaman o da Çilekli süt seviyordur…” dediğimde başını salladı. “Sana benziyorsa iyi biridir… Ayrıca İlaçlarını vermemiş diyordun yani ilaç da içmemişti…” dediğimde gülümsedi yine. Sadece bana gülümsemesini isteyecek kadar bencildim ama bunu ona gidip söyleyemezdim. “Aşağı inip süt alacağım sana da getiririm” dedim gülümseyerek ve aşağı indim. Herkesin gözleri üstümde olunca az da olsa gerilmiştim. “Siz görmediniz mi?..” dediğimde kimse neyden bahsettiğimi anlamamıştı. Sadece bana mı atmıştı?.. “İyi misin sen?” dediğinde Burak elimdeki üç tane süte bakıyordu Poyraz. “İyiyim tabi ki de be, ne zaman kötü olduğumu gördünüz ahahaha” dedim fazla yapmacık olduğumu fark ettiğimde yüzümü buruşturmuştum. Oyunculuk yeteneklerimi küçükken Çağlardan öğrenmiştim ama onlara rol yapamıyordum. Burak başını salladı anlatmak istersem ona anlatacağımı biliyordu. Ceyda ve Burak burada güvendiğim ilk kişilerdi. Burak beni kurtarmıştı, Ceyda ise benle ilgilenmişti. Ayrıca bana ne olursa olsun dürüst olan tek kişiler gibi geliyorlardı hâlâ, tartışma olduğunda bile küçük bir çocukmuşum gibi kulaklık takmaya devam ediyordu Ceyda. Duymamam gereken şeylerin konuşulduğunu biliyordum merak etsem de kulaklık takmam gereken ya da onların dudak okuyarak konuştukları zamanlarda anlıyordum. Aden elini şıklatınca daldığımı fark etmiştim. “Ben yukarı çıkıyorum.” Dedim ve tekrar yukarı çıktım. Önce kendi odama girip Çağlara sütünü verdim sonraysa Çağlar’ın odasının kapısını çaldım.
Çağlar Durmaz,
Kapı çalınınca sıçradım yerimden. Çağlar olamazdı onun kapıyı çalacağını düşünmüyordum, Aden de çalmazdı bundan emindim. Ceyda yanıma gelmezdi bugün, Burak da öyle. Poyraz ya da Ceylin'di geriye kalan. Ceylin çığlık attıktan sonra yanıma gelir miydi ki? Onu çok tanıdığım söylenemezdi ama ona çığlık attırmıştım. Tamamen aklımdan çıkmıştı oysa ki… Hatırlasaydım kesinlikle geri alırdım. Kapı tekrar çalınca “Gel.” Dedim. Kapı açıldığında koyu saçlarıyla Ceylin gelmişti, elindeki iki sütü görünce şaşırmıştım. İçeri girdi ve kapıyı kapattı. “Çağlarla ikiz gibisiniz… Sen de süt seviyorsundur diye düşündüm…” dedi ve sütlerden birini uzattı. Elinden aldım sütü ve açtım, gerçekten severdim ve Çağlarla ikiz gibiydik bile denilmezdi biz resmen ikizdik. Tamamen ikiz… Oturabilmesi için biraz kaydım Ceylin beklemediğim bir naziklikte oturdu. “Adım Ceylin…Gerçi numaramı dahi biliyorsan… Bunu da biliyorsundur ama her neyse…”
“Durmaz.” Dedim. Soyadım adım gibiydi, adımın Çağlar olduğundan ben bile bin haberdim.
“Çağlar Durmaz” diye düzelti Ceylin ve kendi sütünü açtı.
“Özür dilerim… Yani…Video için…Aklımdan çıkmış…Elimde olsa geri alırdım…Özür dilerim gerçekten özür dilerim…” şaşırmış bir şekilde baktığında ben de ona aynı şekilde bakıyordum.
“Çağlar’ı bu kadar özür dilerken duymamıştım… Genelde ben yaparım…” diye dudak oynatmıştı farkında bile değildi muhtemelen. “Sadece tek bir soru ve tek bir cevap…” diye konuşmaya başladı. “Neden sadece ben?” dediğinde derin bir nefes aldım. “Çünkü Çağlar sana değer veriyor, fazlasıyla. En çok sana değer veriyor hatta… Poyraz da zaten yanımdaydı yani…” amacım neydi ki bunu yaparken cidden?.. Başını salladı. “Sana kızgın filan değilim, kırılmadım da daha tanımadığım birine kırılamam…”
“Çığlık attın?”
“Onun canının yanması canımı yaktı… Bu kadar…” dediğinde başımı salladım.
“Tam olarak hikayeni bilmiyorum… Ama bir şey olursa konuşabiliriz…” dedi ve elini uzattı, elini sıktım gülümseyerek. O da gülümsedi, Çağlar’ın ona neden bu kadar değer verdiğini anlamıştım sanırım.
“Sütünü bitir de aşağıya inelim. Şanslıysan bugün Burakla beraber haber izleyebiliriz. Gerçekten eğlenceli oluyor insanlarla filan dalga geçiyoruz bazen. Ya da dizi izleriz yani seviyor musun bilmiyorum ama hemen hemen her şeyi izlerim film de olur. Çizgi film bile izleyebiliriz Poyrazla çok izlemişliğim vardır.” Tek nefeste konuştuğunda gülmüştüm. Başımı salladım olur anlamında.
“Bir de… Diğerlerini pek bilemem ama Poyraz ve Ceyda kesinlikle seni hâlâ kardeşi olarak görüyor çünkü bana ve diğerlerine olan bakışlarıyla aynı bakıyorlar sana. Merak etme yani… Çağlar da kızgın değildir, ben de değilim. Burak kızgınsa bile affeder eminim ki, Aden… Kızıl fırtına hakkında emin değilim pek ama o da affeder hatta bence eskisinden de yakın olursunuz.” Kendinden emin konuşuyordu ama istemsizce ona inanasım geliyordu zaten. Tekrar başımı salladım ve ayağa kalktım. Ceylin de ayağa kalktı ve elimdeki çilekli süt çöpünü aldı. Odadan çıkıp aşağı indiğimizde herkes kendi halinde takılıyordu. Ceyda Burak'a bir şeyler anlatıyordu Burak ilgiyle dinliyordu her zaman olduğu gibi. Aden telefonla uğraşıyordu. Poyraz belli etmediğini sanarak onu izliyordu. Çağlar başını geriye atmış gözleri kapalı tekli koltukta oturuyordu. Ceylin koltuğa oturup televizyon izlemeye başladığında onları özlediğimi fark etmiştim. Birkaç saat geçince Poyraz ayağa kalktı. “Hadi yatın artık be! Hiç mi yorulmadınız be aaa.” Diye bir tepki verince Ceyda omuz silkti ama gözlerindeki uyku belliydi. Hoş ablamın hep uykusu vardı. Ablam… Ceyda bana baktı ve gülümsedi. “Hâlâ ablanım deli çocuk.” Diye dudak oynatınca gülümsedim. Ablam ayağa kalkınca Burak da kalktı ve yukarı çıktılar. Poyraz Aden’in yanına yaklaştı. Poyraz’ın kokusu hepimizin uykusunu getirirdi Lavanta kokuyordu ama hepimize uyku getiriyordu. Eminim ki Ceylin’e de aynı etkiyi bırakıyordu. Aden Poyraz’ın yaptığı şeyi fark edince gülümsedi. “İyi be tamam yatacağım şimdi!” oflayarak da olsa ayağa kalktı ve odasına çekildi. Poyraz ikimize baktı. “Sen yine burada mı uyuyacaksın abim?” dedi gülümseyerek. Evet anlamında başımı salladım. Garipti ama koltukta yatmayı daha çok seviyordum. Çağlar’ın yanına gitti ve onu uyandırdı uykulu olduğu için hiçbir şeyi incelemeden Poyraz’ın istediğini yaptı ve o da odasına çekildi. Poyraz’ın gözleri bu sefer Ceylin’i bulmuştu. “Uyurum ben abi merak etme, tamam?” gülümseyerek konuşmuştu.
“Sen mi?” bana baktığında başımı salladım.
“İyi geceler o halde… Ama önce…” dedi ve yanıma yaklaşıp bana sarıldı. Bunu beklemediğim için afallamıştım. Uzun zamandır almadığım Lavanta kokusunu alınca yutkundum. Onları özlememiştim sadece, onlara ihtiyacım vardı. Onlar benim ailemdi. “İyi geceler abi…” diyebildim sadece, gülümsedi ve sarılmayı bıraktı. Ceylin’in saçlarını karıştırıp yukarı çıktı. Ceylin bir süre daha televizyon izledi saat iyice ilerleyince Ceylin’e döndüm. “Gitsene artık odana sen.” Dediğimde bana döndü. “Sen kendi odana git orda uyu. Odanı almışım bilseydim kalmazdım o odada…” dediğinde güldüm “Şüphem yok ama ben koltukta uyumayı seviyorum zaten git uyu odanda.” Başını olumsuz anlamda salladı.
“Sen uyu.”
“Seninle sabaha kadar bunun tartışmasını yapardım ama abim uyumanı istedi bu kadar beklettiğime şükret, şimdi zıbar hadi odana gidip.”
“Yooo” dediğinde başımı salladım. Başka çare yoktu.
“İyi tamam. Burada yat ben de burada yatacağım.” Dedim ve ışığı kapatıp koltuğa uzandım. Ceylin’in uyumasını bekleyecektim. Ceylin de yattı en sonunda ve dakikalar geçti ve nefesinin sesinden uyuduğunu düşünerek ayağa kalktım. Kucağıma aldım Ceylin’i ve odasına bıraktım. Önceden benim odam olsa da artık onun odasıydı.
