İçeriğe geç

Güler Yüz Maskesi

Bölüm 1 · 40 dk okuma

Güler Yüz Maskesi

Bölüm 1

1. Bölüm "Kaçak"

16.10.2020

Soğuk caddede yürüyordum. Barınak denilen o cehennemden kaçmıştım. Geride bıraktığım dostlarım diyebilecek kadar yakın ailem diyemeyecek kadar uzak olan insanlar vardı. Ama onlar gelmek istememişti. Yanımda sadece temel ihtiyaçlarımı giderecek kadar eşya vardı. O cehennemden kurtulmuş olmak... Beni hâlâ rüyada gibi hissettiriyordu. Yağan yağmurdan dolayı ise saçlarım ıslanmıştı ve soğuk havayla bu yağmur birleşince ise ortaya dayanılmaz bir soğukluk çıkmıştı. Bir araba bulmalıydım. Yoldan geçen arabaları saymazsak başı boş tek bir araba dahi bulamamıştım. Bir havlama sesi duyunca kafamı refleks olarak o yöne doğru çevirdim. Yavru bir golden vardı karşımda beyaz tüyleri ile gerçekten de muhteşem gözüküyordu. Bir melek gibi...

"Merhaba tatlı şey"

Cevap veremeyeceğini biliyordum ama cevap bekler gibi konuşmuştum

"Sen de mi benim gibi yollara düştün yoksa?"

"hav!"

"Bunu evet olarak alıyorum köpek. Yol arkadaşım olmak ister misin? Ama sessiz olacaksın anlaştık mı?"

"Hav hav!"

Gülümsedim

"O zaman sana bir ad bulalım! Kartopu olsun mu? Hem kış ayındayız hem de bembeyazsın? Bence gayet güzel oldu hm? Sen ne dersin"

"Hav!"

Çantamı önüme alıp fermuarını açtım. Çöpten almış olduğum gazete ile kartopunu ısıtacak şekilde sardım ve onu çantaya koydum. Nefes alabileceği şekilde çantayı kapatıp tekrar taktım.

"Şimdi ikimiz için de kalacak yer, yemek, para gerekecek. Aile konusunu dert etme. Biz oluruz birbirimizin ailesi. Ama ben çok bilmem böyle şeyleri... "

Sonda sesim kısılmıştı. Harbi aile ne demekti ben onu bile bilmiyordum. Güldüm

"Yani annem bile bana kötü bir anne olacağımı falan söylerdi...Umarım sana güzel bakarım Kartopu. Duygusal konuşabilen bir insan değilim. O yüzden hadi yolumuza devam edelim!"

bir süre daha yolda tek başımıza yürüdük. Yolun ortasında bir Pick Up görünce mutluluktan ağlamak üzereydim.

" Araba bulduk Kartopu! Artık daha kolay hareket edebiliriz! Umarım benzini vardır. Bir de para bulmamız gerek. Sonuçta benzin sonsuz değil, değil mi?"

"Hav!"

Araba sanki zaten çalınmayı bekliyormuş gibi açıktı

"Bingo!" ne zaman takmıştım bu kelimeyi bilmiyorum. Ama bugün çok kullanmıştım.

Arabayı açıp sürücü koltuğuna geçtim. Direksiyonun altındaki kabloları düz kontak yaparak çalıştırdım. Arabanın klimasını ve radyosunu açtım. Radyoda Hande Yener – Sebastian çalıyordu. Direksiyona vurarak ritim tutmaya başladım

"Söyle ona Sebastian!

Ağzımı açtırmasın, kalbini kırdırmasın akşam akşam!

Eğer bir derdi varsa gelsin burada konuşsun

Öyle atıp tutmasın arkamdan!"

Yol saat gecenin bilmem kaçında olduğu için çok kalabalık değildi. Ki bu daha ehliyeti olmayan ben için iyi bir şeydi. Barınak sabah benim yokluğumu fark edip aramaya başlayacaktı. Bu yüzden en hızlı şekilde buradan ayrılmam gerekiyordu. Şehir çıkışına gelmeme az kalmıştı ki biri arabanın önüne atlayıp beni durdu.

"Ne yapmaya çalışıyorsun sen! Öldürecektim seni!"

"Kusura bakmayın hanımefendi" dedi karşımdaki kıvırcık çocuk

Tahminen benden iki yaş büyüktü bu da onu on dokuz yaşında yapardı.

"Ee derdin ne, ne diye atladın? Ölmek istiyorsan başka birini seç"

"Arabamın lastiği patladı acaba sizde yedek lastik var mı? Gitmem gereken yere acil bir şekilde gitmem gerekiyor ama lastik bana engel oluyor. Hem size para veririm."

Para vermeyecek olsa asla kabul etmezdim. Ama paraya ihtiyacım vardı... Bir yabancıya ne kadar güvenebilirdim ki ama?

" Pekâlâ bagajımda olsa gerek ben hemen bakıp geliyorum." Bagajı açtım ve evet bagajda yedek bir lastik vardı. Lastiği arabadan çıkartıp sürükleyerek diğer arabanının yanına getirdim.

"Alın takın. Paramı alabilir miyim?"

"Üzgünüm ama ben nasıl takılır bilmiyorum... Siz taksanız?"

Sinirlerimi fazla zorluyordu.

"Ah, tabi ki sorun değil ben takarım!" sesim biraz yüksek sesle çıkmıştı

"Sizi sinirlendirmek istemedim gerçekten..."

"Yo yo, sinirlenmedim" Gülümsemeye çalıştım, tabi ne kadar gülümseyebilecek haldeydim bunu da bilmiyordum. Lastiği takmakla uğraşırken o arabaya yaslanmış beni izliyordu.

"Şunu tutmama yardımcı olur musun?" dedim

"Elbette" Yanıma yaklaştı ve bana yardım etmeye başladı. O sırada cebinden bir şey çıkarttı ve ağzıma götürdü. Beni ters kelepçe ile etkisiz bıraktı. Ondan kurtulmaya çalıştım. Ama eter kokusu beni içine öyle bir çekiyordu ki, bir süre sonra karşı koyamaz oldum.

____________________________________________________________

"Poyraz sen neden bize haber vermeden gidiyorsun kızı almaya! Biz zaten beraber gidecektik!" dedi tam duyamadığım bir ses

"Barınaktan kaçmıştı! Anlıyor musunuz? Barınaktan kaçmıştı ve onu bulmaları uzun sürmezdi! Bir çocuğun ölmesine daha dayanamam ben. Ayrıca onu buraya getireceğimden hepinizin haberi vardı!" Sesler boğuk boğuk gelmeye başlamıştı. Gözlerimi açmaya çalıştım ama sanki yapışmışlardı ve açılmaya niyetleri yoktu. Başım fazla ağrıyordu. Birisi saçlarımı toplamıştı, çantamda sırtımda değildi. Aynı zamanda kıyafetlerim dahi üstümde değildi. Başka bir kıyafetler vardı ve kesinlikle çok rahatlardı. Gözlerimi biraz daha zorlayıp tamamen açtığımda ışık beni rahatsız etmişti. Dışarda beş tane gölge görüyordum. Kim beni ne diye kaçırmıştı? Barınaktan kaçtığımı biliyorlardı yani barınaktan olamazlardı. Ki barınaktan olsalardı şu an burada değil kanlı bodrumda olurdum. Bir sürü çocuğun öldüğü, işkence gördüğü, kiminin tacize uğradığı ceza odasında...

"Uyandı sanırım"

"Bana bırakın ben konuşurum onunla"

"Çağlar... Emin misin kardeşim?"

"Eminim abi ne olacak. O masum biri sonuçta."

Beni tanıdığını sanmıyordum. Odanın kapısı açıldı. Sanırım odaya giren kişi Çağlardı. Dış görünüşünü hiç umursamıyordum beni kaçıran kişi beni kaçırmıştır. Ve bu da intikam almam gerektiğinin gerekçesi olurdu.

"Ceylin merhaba."

"Kimsiniz? Benden ne istiyorsunuz? Benim hakkımda o bilgilere nerden ulaştınız? Ulan beni ne hikmete kaçırdınız? Barınaktan adımı dahi atmadım size zarar verecek bir şey yapmış da olamam. Eğer ailemle-"

"Ceylin eğer susarsan sana anlatacağım. Beni lütfen dinler misin?"

sustum. Harbi niye sustum ben lan?

"Güzel, şimdi öncelikle tanışalım olur mu ben Çağlar. Amacımız kötü bir şey değil. Barınakta kalan çocukları kurtarıyoruz. Sen kaçmasaydın bile biz seni kurtaracaktık ama sen tüm planlarımızı bozup kaçmışsın bu yüzden seni kaçırmak zorunda kaldı Poyraz. Dediğimden de anlayabileceğin üzere Poyraz seni kaçıran kişi aynı zamanda hepimizi bir araya getiren kişi. "

"Yani?"

"Yanisi şu Ceylin, eve hoş geldin."

"Ev?" Gülmeye başladım

"Bildiğim kadarıyla insanlar evlerine kaçıralar getirilmiyor Çağlar!"

Oturtulduğum sandalyeden kalktım ve Çağların göğsüne gelecek şekilde tekme attım. Birisi kaçırıldığında genelde bağlanılır sanıyordum...

"Bu! Beni benden izinsiz kaçırdığınız içindi!"

"Ne yani sana seni kaçırabiliriz diye mi sorsaydım?" Kapıdan gelen sesle başımı kaldırdım ve kıvırcığı yani beni kaçıran çocuğu gördüm

"Sen!" diye üstüne yürüdüm.

"Ben? Ne yapacaksın? Hayatını kurtardığım için beni öldürecek misin?" dedi

Ölüm... Beni en fazla korkutan şeydi... Karanlık, sonsuz bir uykuya dalmak...

"B-ben..."

"Poyraz ne dediğinin farkında mısın?"

Bir kız içeri girdiğinde rahatlamıştım. Bana bakıp sıcak bir gülümseme sundu

"Onların kusuruna bakma. Kıyafetlerini ben değiştirdim merak etme için rahat olsun. Aramıza hoş geldin. Aç mısın? Ben Ceyda tanıştığıma memnun oldum bu arada."

"Merhaba ben de Ceylin."

"Evet, biliyorum. Yeni biri geleceği zaman burada çok ünlü olur."

Gülümsedim

"Hepiniz barınaktan mı?.." cümlenin devamını getirmemiştim bile...

"Hayır hepimiz değil."

Poyraz ve Çağlar birbirine baktı

"Lan biz mi konuşmayı bilmiyoruz az önce bana tekme atan kız Ceyda'ya melek oldu."

"Kişiye göre muamele" dedim

Ceyda dediğim şeye karşı güldü.

"Hadi gel seni Aden ve Burakla tanıştırayım."

"Benim fikrimi sormayacak mısınız?"

Üçü de bana dönüp baktı

"Ne fikri?" konuşan Poyrazdı

"Burda kalıp kalmama fikri..."

"Başka kalacak bir yerin var mı? Araştırmama göre..."

Beni üzmek istemiyor gibi konuşuyordu

"Size nasıl güveneceğim ki? Hem ben her yerden kovulurum." son kısmı resmen dudak oynatarak söylemiştim

"Bir, zamanla bize güvenmeyi öğreneceksin çünkü biz senin her şeyini bilerek araştırarak bulduk. İki, biz seçtik seni Ceylin. Biz onca insan arasından seni seçtik yani buradan kovulma ihtimalin yok."

"Bir yıl. Alışma süreci olarak bir yıl veriyorum. Bir yıl içinde hiçbir yere gitmeyeceğim ama on altı Ekim iki bin yirmi bir'de gitmek istersem beni bırakacaksınız. Anlaştık mı?"

"Tamam, kabul ediyorum."

Aklıma Kartopu gelince ise Ceydaya dönüp meraklı ve korku dolu bir sesle sordum

"Çantam! O nerede?"

"Köpeği diyorsan çok acıkmıştı biz de ona yemek verdik."

Rahatlamıştım. O bir köpek de olsa ona ailesi olacağını söylemiştim. Gerçek aile bırakmazdı insanı, ne yaparsa yapsın onu kabul eder, severdi. En azından ben öyle düşünüyordum...

"Tamam, teşekkür ederim."

"Sen aç mısın peki?"

Aç olmak... Nasıl bir duyguydu ki tok olmak? O barınak denilen cehennemde yemekhaneye bazen inmem yasak olurdu. Yedinci koğuşta olmanın zorluklarından biriydi. Ölüm koğuşuydu yedini koğuş. İlk geldiğimde ordaydım sonra altıya aldım altı suçlular koğuşuydu. Suçlu çocuklar olurdu. Kimi barınaktan kimi ise ailesinden birilerini öldürmüş olurlardı. Bu düşünceler aklımdan geçerken fazla belli etmiş olmalıyım ki Ceyda yanıma gelip sırtımı sıvazladı.

"Merak etme artık orda değilsin. Bir daha da asla orda olmayacaksın. Poyraz, Burak, Aden ve ben yedi yıldır bir aradayız. Çağlar da altı yıldır burada ve gördüğün gibi barınak bize ulaşamadı."

Onlara güvenmek istiyordum... Belki de uzun zaman sonra ilk kez birine gerçekten güvenmek istiyordum, güvende olduğuma, barınakta olanların burada olmayacağına...

" Açsan çekinmeden söyle istediğin kadar yiyebilirsin merak etme..."

Bu sefer konuşan Çağlardı. Aralarında en geç kurtulan o olduğundan belki de bir anda ona karşı içim ısınmıştı. Gülümsemeye çalışıp başımı salladım

"Teşekkür ederim ama köpeğimi alıp herhangi bir yere çekilmek istiyorum."

"Sana odanı göstereyim ben o zaman!" Ceyda aralarında en yakın hissettiğim kişi olmuştu belki de. Bunun nedenini ise enerjisini ve benle bir abla gibi konuşmasına bağladım. Ceyda odam olacak yere doğru ilerledi ben de onu takip ettim.

"Sana odanda ufak bir sürprizimiz var"

"Sürpriz mi?"

"Evet, Sürpriz. Ki bana kalırsa çok seveceğin bir şey. En azından geçmişine bakınca..."

"Her şeyi biliyor musunuz?.."

"Sadece temel şeyler merak etme. Senden izin almadan geçmişini kurcalayacak kadar kafayı yemediler henüz."

Karşısında olduğumuz kapıyı açtı.

"Odana hoş geldin"

Nerdeyse tamamen her şeyin beyaz olduğu bir odaydı. Gülümsedim

"Güzelmiş"

"Ne tür şeylerden hoşlandığını çok da bilmiyorduk açıkçası o yüzden beyaz yaptık istersen değiştirebilirsin"

"Hayır böyle güzel" mor olabilirdi... Ama beyaz da güzeldi

"Dolabında sana uygun kıyafetler falan her şey var. Ben seni odanda bırakayım."

Gülümseyerek odadan çıkıp kapıyı kapattı. O odandan çıkar çıkmaz korktuğum için odanın kapısını kilitledim. Böyle daha güvende hissetmiştim kendimi. Yatakta temiz yorgan görmek yüzümde acı bir gülümseme bıraktı. Barınakta olanlar iyi bilirdi ki orda temiz çarşafı sadece görevlilerin çocukları kullanabilirdi. Ne olurdu sanki böyle saçma bir yer olmasaydı? Çocukların hayatı karartılmasaydı? Barınakta olmasaydım belki de gerçekten bambaşka biri olurdum... Çekmecelerden birini rastgele açtım. İçinde teknolojik cihazlar vardı; telefon, bilgisayar, kablolu ve kablosuz kulaklık vardı. Ama beni en çok şaşırtan şey ise beyaz bir kurdele ile sarılmış siyah bir kameraydı. Sürprizleri bu muydu? Titreyen ellerimle kamerayı aldım kameranın altında bir de flaş. Flaşı bilgisayara taktım içi boştu bu da benim için verildiğini açıklıyordu. Kamerayı alıp çalıştırdım ve şifonyerin üstüne yerleştirdim.

"Ben Ceylin..."

Bir süre hiç konuşmadım

"Bu buradaki ilk videom. Uzun zaman sonra ilk kez tekrar kameraya dokunuyorum belki de... O günden sonra... Altı Ocak iki bin on altı gününden sonra belki de ilk kez alıyorum elime bir kamera. Ama bu sefer konuşmak için alıyorum... O şeyi yapmak için değil... bu çektiğim en boş video olacak belki ama her gün günlük gibi alıp konuşacağım sana sevgili kamera."

Güldüm

"Bugün on altı Ekim iki bin yirmi. Poyraz denilen çocukla bir anlaşma yaptım bir yıl boyunca ne olursa olsun burada kalacağım. Sonra gitmek istersem gideceğim. Ne yapacağım bilmiyorum... Şimdi normal bir insan gibi bir hayat yaşamaya çalışacağım. Sen de bunu çekeceksin, olurda bir gün büyüyebilirsem ve barınak beni bulmazsa izlerim. "

Kameraya konuşmayı bıraktım ve biraz yatakta tavanı izledim. Acaba yıldızlar hâlâ güzel miydi? Dün yağmur yağdığı için görememiştim onları. Hâlâ parlıyorlar mıdır onca şeye rağmen? Orada ağlamak yasaktı ama ben gece bir şekilde gizlice illa ağlıyordum. Ağlarken hiç ses çıkartmamayı ilk orda öğrenmiştim ben... Şimdiyse deli gibi bağıra bağıra ağlamak istiyordum. Odamda gezinmeye başladım ve arka taraflara doğru bir kapı daha olduğunu gördüm. Kapıyı açtım burası bandoydu. Tekrar kameranın karşınsa geçtim

"Şimdi banyo edeceğim o yüzden kayıdı durduruyorum."

Bazen su fazla sıcak bazense çok soğuk oluyordu. Orda hasta olmak bile yasaktı resmen, eğer hasta olursan... Bu düşüncelerden kurtulmam lazımdı. İyileşmemin yolu geçmişimden kaçmaksa sonuna kadar kaçacaktım çünkü artık barınaktaki Ceylin değildim, artık özgürdüm. Banyoya girdiğimde duşakabin ve küveti aynı anda görünce şaşırdım. Küveti kullanabileceğimi sanmıyordum bu yüzden duşakabine girip istediğim kadar kalma ihtimalim olsa bile alışkanlıktan dolayı on dakika geçmeden çıkmıştım. Üstümü giymek için dolabı açınca bugün içinde yaşadığım kaçıncı şoktu bilmiyordum bile.

"Bu kadar kıyafet ve elbise benim mi?"

Siyah bir sweatshirt ile siyah bir tayt giydim. Bir süre daha yatakta oyalandıktan sonra kapım çalındı

"Ceylin müsait misin? Burak ve Aden seninle tanışmak istiyor da..." dedi Ceyda

"Ben daha yeni duş aldım saçlarımı halledip gelirim..."

"İstemezsen gelme zorlamıyoruz seni. Hem yemek yiyeceğiz hiç olmadı sofrada otur..."

Ceyda yine aynı ses tonuyla konuşunca kabul etmezsem kırılacakmış gibi hissettim

"Tamam gelirim Ceyda"

"Tamamdır ben diğerlerine de haber veriyim sen de saçlarını hallet!"

Hiçbirine alışamasam bile sanırım Ceyda'ya alışırdım. Saçlarımı tarayıp kuruttum ve tekrar kamerayı açtım.

"Şimdi aşağı ilk kez onlarla yemek yemeye gideceğim. Belki daha bir yıl olmadan kararım değişir ve onları hiç bırakmam ya da daha ilk günden değiştiremezler ve ben onlara üç yüz altmış beş gün veririm. Her neyse geç kalmasam iyi olacak."

Tekrar kamerayı durdurdum ve kapımı açtım. Sadece yemek masasına oturacaksın ve seninle tanışacaklar Ceylin sakin ol. Derin bir nefes verip merdivenlere doğru yöneldim, merdivenler gerektiğinden fazla geliyordu gözüme. Uzun zamandır doğru düzgün bir şey yemediğim için başımda dönmüştü merdivenlerden inerken ama korumalardan tutunarak indiğim için beni izliyorlarsa fark etmemiş olurlardı. En sonunda merdivenlerden inmeyi becerdiğim için yüzümde ufak bir tebessüm oldu ve hemen geri silindi. Daha önce hiç görmediğim bir kız , ki büyük ihtimalle bu kız Adendi, başını yana yatırmış beni izliyordu

"Hoş geldin kaçak kız. İyi olduğuna iyi misin? Sanki bir şeyler yolunda değilmiş gibi merdivenlerden indin."

Ah, hadi ama! Gülümsedim

"Yo yo, her şey yolunda... Hoş buldum. Ve kaçak derken?"

"Poyraz sana anlatır ben Aden. Hoş birazdan hepimizle tanışacaksın ama olsun. En azından adımı bil."

Ceyda'ya göre daha soğuk gelmişti bu kız. Saçmalama Ceylin, sen insanları yargılayacak biri değilsin! Belki de kötü bir gün geçiriyor. Geçmişini bilmiyorsun sonuçta!

"Ee bir de mutfak sağ tarafta orda seni bekliyorlar."

Başımı salladım ve sağ tarafa doğru yürüdüm. Mutfağa girdiğimde bir kafa dışında tüm kafalar kapıya dönmüştü. Bu tarafa bakmayan bir tek Çağlardı.

"Tanışmak istemişsiniz..."

Poyraz grubun kurucusu olacak ki yine o konuşmaya başladı

"Evet, doğru düzgün tanışamadık seninle. Ayrıca aç olmalısın kaç gündür yemek yemiyorsun kim bilir."

"Hayır, böyle iyiyim. Merak ettiğiniz için teşekkür ederim."

Ceyda ayakta olduğumu fark etti

"Otursana. Nereye istersen oraya otur rahat edersin."

Ceyda'nın yanındaki sandalyeyi boş görünce kendimi şanslı hissettim ve oraya oturdum. Karşımda Çağlar vardı önünde ise içinde ne olduğunu çözemediğim bir salata. Ona vurduğum için kendimi mahcup hissetmeye başlamıştım.

"Çağlar"

"Hm"

"Özür dilerim, sana vurduğum için yani..."

"Sorun değil, sadece dikişe geldiği için canım acıdı."

Şimdi kendimi ona karşı daha fazla suçlu hissediyordum! Ona vurmam yetmez gibi bir de dikişine gelmişti!

"Şehriye çorbası var içer misin Ceylin?" diye sordu Poyraz

"Hayır, teşekkür ederim."

"Pilav?"

"Almayım"

"Et?"

"Et sevmiyorum."

"Salata?"

"Aç değilim, teşekkürler."

Poyraz'ın her önerdiği şeye hayır deyince masada kısa bir sessizlik oldu. O sırada masayı incelemeye başladım. Yanımda duran bıçağa gözlerim gidince Çağlar bıçağı oradan aldı. Aklıma ne geldiğini okuyabildiği için mi bıçağı önemden almıştı yoksa tamamen tesadüf müydü? Adını bilmediğim çocuk sessizliği bozmak ister gibi konuşmaya başladı

"Ben Burak yirmi bir yaşındayım. Poyraz ile burayı ikimiz kurduk Aden dışında da hepinizi ikimiz bulduk."

Başımı Aden'e çevirdim

"E hazır benden bahsedilmişken... Ben Aden yirmi yaşındayım, burayı kendim buldum."

"Ben Poyraz ben de Burak gibi yirmi bir yaşındayım ve evet ikimiz buluruz buraya gelecek kişiyi. Daha çok ben bulurum ama bana hep yardım eden Burak olur ki seni hepimiz bulduk gibi bir şey."

Bu sefer Çağlar'a döndüm. Bir süre yüzüme baktı gözlerini kırmadan bana bakması ne kadar beni korkutmuş olsa bile belli etmemeye çalışıyordum.

"Çağlar, yirmi yaşındayım."

Aden hemen bana döndü

"Aynı zamanda her şeyi yapabilen biri!"

"Estağfurullah güzelim"

Deyip gülümsemişti

"Ben de Ceyda yirmi bir yaşındayım güzelim."

Sıra bendeydi

"Adımı hepiniz biliyorsunuz ama adım Ceylin... On yedi yaşındayım."

Onlar yemeklerini yemeğe başladıklarında masada bir çikolata gördüm. Bir süre sadece çikolataya baktım ve bunu Burak fark etmiş olacak ki

"Çikolata yemek ister misin?"

"Olur"

Bana gülümseyip çikolatayı bana uzak olduğu için Ceyda'ya uzattı ben de Ceyda'dan çikolatayı alıp yemeye başladım. Çikolata seviyordum yani sanırım. Şu zamana kadar kaç kere yedim bilmiyorum ama az olduğu kesindi. Bir keresinde odamda bir çikolata bulmuştum ama zehirli olmasından korkup yememiştim. Çikolatanın kabını masaya bıraktım ve masaya bıraktığım anda büyük bir ses duydum. Silah sesi... Ellerimi kulağıma götürdüm. Bir şeyler oluyordu ama ben korkuyordum ki artık sesler gelmiyordu. Bir şey yok, sakin ol, üç iki bir geçti bak gördün mü? Geçti... her korktuğumda, kaçak istediğimde yaptığım şeyi yapıp gözlerimi kapadım. Biri beni kucağına aldığında gözlerimi yavaşça açtım. Burak beni kucağına almıştı

"Korkma kardeşim. Biz buradayken kimse sana zarar veremez."

Bir odaya götürdü beni

"Kapıyı kapatırsam korkarsın değil mi?"

Korkardım bu yüzden evet anlamında başımı salladım

"Tamam ben burada kalacağım yanında tamam mı? Korkma... Şimdi kapıyı kapatacağım ama burda ben olacağım tamam mı?"

Tekrar başımı salladım.

"İstersen sana sarılabilirim. Kendini rahat hissedeceksen..."

Bu sefer başımı olumsuz anlamda salladım. Sanırım bir süre temastan bile kaçacaktım.

Çağlar Kılıç ,

Burak Ceylin'i kucaklayıp güvenli odaya götürmüştü. İlk kez orayı kullanıyorduk. Bu kız her neyin kimi ise Barınak için önemli olmalıydı, ya da klasik takıntılı başkan onu istiyordu... Poyraz'ın üstüme attığı silahla yüzümde büyük bir gülümseme oldu.

"Öyle gülümseme! Sadece Ceylin'i korumak için yapıyoruz bunu!"

"İddiayı kaybettin Poyraz artık bu silah benim"

Diyip güldüm

"Hadi ya sikeyim unuttum!"

Bir kez daha gülüp şarjörü kontrol ettim, doluydu.

"Benim arkamda durun aranızda en büyük benim ve benim kontrolümdesiniz"

Dedi Poyraz. İçimden onu taklit ettim. Anladık bizi kardeşi olarak görüyor da korunmaya ihtiyacımız yok. En azından benim yok! Bir silah sesi geldiğinde kapı kırılmıştı hepimiz susup yerlerimize geçtik. Ceylin'in korktuğu zaman verdiği tepki aklıma kardeşimi getirdi. O da böyle tepki verirdi. Belki de kardeşime benzediği içindi ama şu an her kimse onu öldürmek isteyecek kadar gözüm dönmüştü. Silahı daha fazla sıkı tuttum. Belki kardeşimi koruyamamıştım ama Ceylin'i koruyacaktım. Sadece bir adam gelmişti bizi bu kadar küçük görmeleri beni güldürecek gibi oldu ama gülmedim. Odam tüm odaları aramaya başladı

"Neredesiniz sizi kaçaklar! Hadi ama sadece oyun oynamak istiyoruz!"

Oyun oynayacak yaşı hepimiz geçtik diye bağırmak isterdim ama hayır kimsenin canını tehlikeye atamazdım. Yine kendimi susturuyordum. Adamın adımları yavaş yavaş mutfağı bulmaya başladı. Dudaklarım yukarı kıvrıldı. Odaya adımını attığı zaman kimse hareket etmedi. Ben ise önceden kurmuş olduğum kameraya bakıp tekrar gülümsedim. Bana bırakacaklardı çünkü en az benim kadar Poyraz da Ceylin'in Evren'e benzediğini biliyordu. Bu yüzden onlardan biri o adamı öldürdüğü zaman daha fazla kafayı yerdim. Elindeki silaha ateş ettiğim an silahı yere düştü aynı zamanda da burada olduğumu belli ettiğim için ışığı açtım.

"Merhaba görevli!"

"Vay vay vay Çağlar sen burada mıydın? Hadi gel de eve gidelim"

Daha fazla dayanamayıp kahkaha attım

"Ev? Hangi ev?"

Yanına yürüdüğüm sırada yukarı kıvrılan dudaklarımı görmüş olacak ki geriye doğru yürümeye başladı. O geriledikçe üstüne doğru gidiyordum en sonunda sırtını Poyraz'a çarptı. Savunmasız olduğu için kolaylıkla onu tuttu ve ben adamın tamamen yanına gittim

"Söylesene görevli ev dediğin yer insanın canını acıtırlar mı? Oradaki insanlara izinsiz dokunurlar mı? Orada yaşayan insanları zevk için öldürürler mi? Orası ev olamaz! Orası sadece bir cehennem görevli ve siz de oraya gideceksiniz!"

Poyraz bırakması için işaret verdim adam korkudan hareket edemiyordu çünkü burada silahı olan bendim o değil.

"Ceylin'den özür dile!"

"Ne?"

Bu sefer adamın boğazını tuttum ve dişlerimin arasında konuşmaya başladım

"Almaya geldiğin kızdan yani Ceylin'den özür dile dedim sana!"

"Ö-özür dilerim"

"Kimden!"

"Öz... Özür... Dilerim Ceylin"

Artık ölebilirdi iyileştirmese de özrünü dilemişti. Uzun zaman sonra belki de birini öldüreceğimden dolayı içimde garip bir his vardı. Boğazını bıraktım

"Sen kötü birisin ve ölmeyi hak ediyorsun o yüzden"

Silahı kalbine dayadım ve düşünmeden sıkacakken aklıma gelen fikirle bundan vazgeçtim

"Ona hiç zarar verdin mi?"

Bu sorunun cevabını biliyordum herkes, her bir görevli bir şey yapardı orada

"Bilirsin..."

"Ne yaptın?" dedim sessimde acı yaktu. Ama olanları tahmin etmek...

"Dövdüm ve..."

"Ve?"

"İşaretledim çarpı ile.." .

Elime bir bıçak aldım

"Neresini?"

"Sağ üst kolu..."

Adamın sağ kolunu tuttum ve kıyafetinin kol kısmını kestim. Kolu artık açıktaydı

"Tam olarak neresi?"

Eliyle kolunun üst kısmında bir yerini gösterdi. Tam damarlarının üstüydü bu da fazla kan kaybetmesine neden olmuş olmalıydı. Bıçağı koluna doğru yaklaştırdım ve gösterdiği yere çarpı çizmeye başladım. Acıyla attığı çığlıklar beni onu öldürmeye daha da teşvik ediyordu bunu yüzüme bakan herkes şu an kolayca anlayabilirdi.

"Pişman mısın?"

"Evet..."

"Yalan söylüyorsun!"

nerdeyse hırlayarak çıkan sesime bu sefer ben de şaşırmıştım ama buna çok da aldırış etmedim. Poyraz daha fazla ileri gitmemden korkar gibi konuşmaya başladı

"Çağlar... Yeter hadi ne yapacaksan yap oyalanma..."

Dediği şey ile daha fazla gülmeye başladım arkamı döndüm elime tekrar silahı aldım başımı adama çevirmeden silahı ateşledim. Arkamı döndüğümde adamın tam da alnını vurduğu görüp gülümsedim

"Tam on iki 'den!"

İçimde engel koyamadığım his tekrar yerine başladığında başımı yatırıp adamın tam kalbine ateş ettim bu sefer adamın kanı elime bulaşmıştı. Kanlı ellerimi temizlemeye gerek duymadan kaydı bitirdim.

"Şunu buradan alırsınız"

Evdekiler belki de ilk kez beni böyle bir şekilde gördükleri için ufak çaplı bir şok geçiriyorlardı. Merdivenlerden gelen seslerle mutfaktan dışarı çıktım ve herhangi bir ihtimale karşı silah elimdeydi. Karşımda Ceylin'i görünce bakışlarım yumuşadı. Korktuğu her halinden belliydi hatta belki de ağlamıştı çünkü gözleri biraz kızarıktı. Burak da arkasından koşarak geldiğinde kaçtığını anladım.

"Yemin ederim tutmaya çalıştım kız bir şekilde kaçtı benden!"

Burak adamın öldüğünü anlayacak kadar yanımızdaydı belki de bu yüzden şu an Ceylin'i alıp götürmemişti ya da kaçmasına rağmen ona engel olmaya çalışmamıştı. Önce ürkek adımlarla mutfağa girdi ben ise gözlerimle onu takip etmeye başladım. Yerde yatan adamı görünce dengesini kaybetti düşeceğini anladığım için koşup onu tuttum. Ama unuttuğum bir şey vardı o da... Kanlı ellerimdi... Fark etmemesini ummaktan başka bir seçeneğim yoktu artık. Başını önce yüzüme çevirdi başını yüzüme çevirince saçları ellerimi değmişti ve bu saçlarını da kan bulaşmasını sağlamıştı. Gözleri yavaşça ellerime doğru kayınca büyük bir çığlık attı ve ağlamaya başladı.

"Çağlar Ceylin'i bırak bence..."

Burak'ın dedikleriyle tekrar düşünmeye başladım attığı çığlıktan olsa gerek bir anda düşünme yetimi kaybetmiştim. Ellerimi hızlıca Ceylin'in üstünden çektim. Ağlamaya devam ediyordu ama bu sefer yerde yatan adama bakmayı kesmişti. Aden Ceylin'e doğru yaklaştı

"Ceylin hadi gel gidelim buradan. Balkona çıkalım hm? Ne dersin?"

"Üstümde k-kan var... Onun... Kanı..."

Aden hemen bir havlu ıslatıp Ceylin'in kollarını temizledi. Saçlarına bulaşan kan koyu saçlarından dolayı çok belli olmuyordu ki banyo edince geçerdi. Aden Ceylin'i alıp yukarı çıkmaya başlamıştı ben tam odama çıkıyordum ki Poyraz beni durdurdu

"Çağlar"

"Söyle"

"Senden korkarsa kırılma ona... Ölümden korkan biri"

"Kötü bir şey yapmışım gibi konuşmayı bırak Poyraz! Masum bir canı almadım farkındasın değil mi? O adam o kıza kim bilir daha neler yaptı! Sadece ona değil binlerce çocuğa!"

Ne kadar konuşursam konuşayım beni anlamayacaktı bu yüzden onu dinlemeden odama doğru çıkmaya başladım. Balkonun önünden geçmem gerekecekti. Beni görmemesi için içimden dua etmeye başladım. Balkonun önünden geçerken ise beni durduran bir şey oldu

" Ondan korkuyorum Aden... O birini..."

"Merak etme... Normalde böyle biri değildir... Sen şu an belki farkında değilsin ama hepimiz seni kardeşimiz olarak görüyoruz ve o kardeşine zarar gelsin istemez... Gelen adam sana birkaç kere... Zarar vermiş..."

Devamını dinlemeye ne hakkım ne de tahammülüm vardı bu yüzden hızlıca odama ilerlemeye devam ettim.

15.10.2021 Saat; 23.50

Ceylin Sönmez,

Siyah karanlık Barınak odasının içindeyim. Çığlık seslerini duyuyordum. Benim çığlıklarım ama ben çığlık atmıyordum. O zaman kimden veya nereden geliyordu bu çığlıklar? Odada biraz daha ilerleyince duvara kelepçelenmiş çocukluğumu görüp çığlık attım. Görevlilerden biri, muhtemelen ikinci müdür, küçük bedenime doğru yaklaştı. Uzaklaşması için bir kere daha çığlık atmıştı küçük bedenim.

"Çığlık atman daha da canının yanmasına sebep olacak bunu biliyorsun Ceylin!"

"Hadi ama Ceylin yapma!"

"Küçük bir oyun Ceylin!"

"Senin yüzünden onlar öldü Ceylin!"

"Bu senin cezan Ceylin!"

Çığlık atarak yataktan sıçramam bir oldu. Bir kâbus daha... titreyen ellerimle üzerimdeki pikeyi üstümden çektim. Yürümekte zorluk çekiyordum. Sanki tüm o olanlar bir daha olmuştu söylenen sözler tekrar bana söylenmişti. Gidip gitmeyeceğimi akşam yemeğinde onlara açıklayacaktım ama onlar cevabımı çoktan biliyorlardı bence. Odamın kapısını açıp mutfağa doğru indim. Su içmek iyi gelebilirdi ya da bir çikolata. Evet, artık her gün çikolata yiyordum çünkü kim olduğunu hâlâ çözemediğim biri bana çikolata verip duruyordu. Her akşam yemeğinden sonra odama çıktığımda yatağımın ya da çalışma masasının üstünde bir çikolata olurdu. Ki Burak abi sayesinde artık bir çikolata zulam bile vardı! Mutfağa vardığımda ışığı açtım ama bu sadece beni karanlıktaki hâlimden daha fazla kör etmeye yaramıştı! Yarı açık yarı kapalı gözlerle temiz bir bardak alıp su doldurdum. Masadan rastgele bir sandalye çekip bir süre orada oturdum ve suyumu yudumladım. Şu anki durumum fazla trajikomik görünüyordu belki de. Mutfakta gecenin bilmem kaçı su yudumlarken masada oturan bir kız... Kesinlikle fazla trajikomik! En sonunda mutfaktan ayrılıp odama gitmeye karar verdim. Mutfağın ışığını kapayıp merdivenlerden yavaş yavaş çıktım. Bazen bu merdivenler gerçekten de fazlalaşıyordu ya da ben sürekli öyle hissediyordum! Odama gittiğimde yatağım bana öyle bir uzak geldi ki tek başıma uyuyamayacağımı anladım ben de son bir aydır yaptığım şeyi yaptım ve adımlarımı abimin odasına doğru çevirdim. Kapıyı tıklattım birkaç saniye içinde Çağlar'ın sesi kulaklarımı doldurdu

"Gel"

Odanın kapısını açıp gözlerimi hemen onun yatağına diktim

"Yine mi kâbus gördün miniğim?" dedi

Başımı evet anlamında salladım

"Ve yine yatağın sana çok uzak geldi"

Yine evet anlamında salladım

"Gel güzelim..."

Yatağına çıkıp sırtımı duvara yaslayarak oturdum

"Anlatmak ister misin minik?"

"Bana minik deme!"

"Ama öylesin güzelim aramızda en minik sensin ve benim miniğimsin. Bak hiç biri sana minik diyor mu?"

Gülümsemeye çalıştım

"Hâlâ diğerlerinin yanına gitmektense yanıma gelmene şaşırıyorum."

"Sen uyanık oluyorsun." güvende hissettiriyordu...

"Bu yüzden yani yanıma geliyorsun bir aydır?"

Başımı olumsuz anlamda salladım

"Burak, Poyraz, Aden ve Ceyda'nın da yanına gittim ama onlar genelde benim kâbuslarımı anlamıyor... Sen anlıyorsun... Yani anlıyorlar elbette ama..." yaşadıklarımız aynıyken en çok anlayabilen oydu.

Bu sefer gülümseyen o oldu.

"Her zaman güzelim"

Başımı omzuna yasladım

"Çağlar..."

"Söyle minik"

"Uyumak istiyorum"

Diyip esnedim

"İstersen burada uyuyabilirsin minik. Biliyorsun yanımda güvendesin"

"Senin için sorun olmaz dimi?"

"Hayır, tabiki minik neden sorun olsun."

Yastığını alıp benim oturduğum tarafa koydu. Başımı yastığa yaslamam için gözleriyle yastığı işaret etti. Yastığa kafamı koyup bacaklarımı kendime çektim.

"Sen?"

"Ben uyanık kalırım hem kâbuslarından seni korurum."

Gülümsedim ve başımı yastıktan kaldırdım

"Sen de yatana kadar yatmıyorum abi!"

Öyle mi der gibi gözlerle beni süzdü ama o da çok iyi biliyordu ki dediğimden şeyden çok zor dönerdim.

"İyi tamam sen kazandın minik. İstersen sarılabilirim sana hm ne dersin?"

Başımı olur anlamında sallayıp tekrar başımı yastığa koydum Çağlar da yanıma yatıp bana sarıldı.

"Merak etme miniğim seni her şeyden koruyacağım ben."

Ne ara Çağlar'a kendimi yakın hissetmeye başladım gerçekten bilmiyorum ama belki de bu evde beni en kolay anlayabilen oydu tek bir bakışımla ne dediğimi anlıyordu mesela. Tam uyuyacağım sırada acıklı bir havlama sesi duydum ve hemen yataktan zıpladım.

"Kartopu?"

Hızlıca odama koşmaya başladım

"Ceylin dur koşma!"

Çağları dinlemeden koşmaya devam ettim ve odamın kapısını açtım. Kartopu'nun ağzından kan çıkıyordu. Çok fazla kan vardı yattığı beyaz yatağı kanın rengine bürünmüştü. Çağlar hemen yanıma gelip beni kucağına aldı

"Ceylin... Hadi çıkalım bu odadan..."

Başımı hayır anlamında salladım. Onu koruyamamıştım... Kartopuna sözüm vardı onun ailesi olacaktım ve ben onu koruyamamıştım... Aile insanı koruma mıydı?.. hıçkırıklarımın arasında Çağlar'ın kucağından inip kartopunun yanına çöktüm

" Ö-özür dilerim Kartopu koruyamadım seni..."

"Ceylin güzelim senin hatan yok hadi bak gel gidelim bırak onu..."

"O-ona söz vermiştim... Ko-koruyacaktım onu..."

Çağlar söylediklerimle beraber yanıma çöktü

"Ölüm her zaman vardır miniğim biliyorsun... Kartopu'nun ölümü senin suçun olamaz tamam mı güzelim?"

Çağlar bana bunları söylerken Poyraz odaya girdi

"Ne oluyorum a... Ceylin? Ne oldu güzelim?"

Kartopunun sadece yatağını görünce küfür savurdu.

"Ne zaman oldu bu?"

"Az önce" Çağlar benim yerime cevap verdiğinde ona şükredercesine baktım. Poyraz Kartopunu elimden aldı.

"Ölmüş..."

"Öldü..."

Çağlar bana sarıldı

"Geçti... Ben buradayım geçti"

"Geçmedi Çağlar... O öldü ve ben ona iyi bakamadım..."

Saçlarımı okşarken

"Senin suçun değil güzelim. Hastaydı ve dayanamadı..."

"Belki de ilacını doğru veremedim o yüzden öldü..."

"Ceylin güzelim, miniğim duyuyor musun beni?"

Evet anlamında başımı salladım

"Senin suçun değildi anladın mı?"

Göz yaşlarıyla tekrar başımı salladım.

"Benim suçum değildi..."

"Aynen öyle güzelim, aynen öyle. Hadi gel uyu birazcık daha ne dersin?"

Başım çok fazla ağrıyordu daha fazla ağlamaya ihtiyacım vardı ama onlar buradayken yapamıyordum.

"Ceylin?"

Aden içeri girdiğinde kendimi daha fazla kötü hissetmeye başladım

"Aden Ceylin'i burdan götürür müsün? Benim odama ya da gizli balkona gidin."

Aden başını sallamış olacak ki kolumu tuttu

"Ceylin güzelim hadi gel"

"Ellerim kirli... Kan oldular..."

"Tamam temizleriz güzelim temizleriz..."

Aden ile banyoya doğru ilerledik. Suyu açtı ve elime sabun döktü. Kandan bir kez daha nefret etmiştim. Zaman kendini tekrarlamayacak demiştim ama sadece bir yıl sonra tekrar ellerimde kan vardı. Bu sefer sevdiğim birinin kanları vardı elimde tek değişen bu olmuştu. Ellerimi yıkadıktan sonra kızaran gözlerimle karşı karşıya geldim. Derin bir nefes verip yüzümü de yıkadım. Aden elinde havluyla bana bakıyordu havluya bana uzattı ve ben de ellerim ile yüzümü kuruladım. Kulaklıklarımı da alıp Aden ile çatı katındaki gizli balkona gittik. Gizli balkon diyorduk çünkü hem şehirin arka kısmında olduğu için kimse görmüyordu hem de tüm dedikodular orada oluyordu ne kadar onları sevsemde kendimi bazen onlara hâlâ uzak gibi hissediyordum. Evet, onlar beni ben de onları ailem olarak görüyordum ama aralarına en geç giren ve son giren de ben olmuştum. Belki de bu yüzden hep bir yanım onlardan uzak olacaktı ama yine de geliyordum buraya hoş benim anlatacak çok dedikodum olmuyordu. Genelde dinliyordum. Her anlamda dinlemekti bu genelde sürekli şarkı dinliyordum. Beni daha da güvende hissettiriyorlardı ve duygularımı belli etmeme yardımcı oluyorlardı. Kulaklığı kulağıma takıp balkondaki koltuğa uzandım. Aslında yalnız kalmak bana daha iyi gelirdi ama onları kırmak da istemiyordum. Bu yüzden uyuyor taklidi yapmak en mantıklı seçenek geldi zaten kulaklık taktığım için de onları duyamayacaktım. Gözlerimi kapadım ve ne kadar uyuyor numarası yapacak olsam da gerçekten uyuya kalmıştım

"Zaten uyandığı gibi dışarı çıkmak isteyecek"

"Sen nereden biliyorsun Çağlar?"

"Abisiyim bilirim. Hem yağmur yağıyor o yağmuru çok sever."

Gözlerimi yavaşça araladım. Odama giren normalde çok olmazdı ama yatağımdaydım ve yanımda Poyraz ile Çağlar vardı.

"Günaydın?"

"Günaydın miniğim. Nasılsın?"

Çağlar yanıma geldi ve eliyle alnımı kontrol etti

"İyiyim de-"

"Biraz ateşin vardı ama şu an iyisin merak etme."

"Hiç bir şey hatırlamıyorum çok uğraştırdım mı sizi?"

Poyraz elindeki çikolatayı bana uzattı

"Hayır güzelim hem uğraşırsan da sorun etmeyiz biz Çağlarla hatta hiç birimiz etmeyiz."

Çağlar Poyraz onaylamak ister gibi bana kullandığı gülümsemesini sundu. Poyrazın uzattığı çikolatayı alıp yatağa bıraktım. Sanki üstümden tır geçmişti. Yattığım yerden doğrulup kollarımı Çağların beline sardım.

"Ama sen Çağları kesinlikle daha fazla seviyorsun ya! Kırıldım, gücendim."

"Bilmem öyle mi?"

"Bilmem hepinizi seviyorum ben."

"Hm?"

"Hm hm"

Çağlar saçlarımı karıştırdı

"Yağmur yağıyor dışarı çıkmak ister misin miniğim?"

"Olur!"

Onlarla dışarı çıkmayı seviyordum. Barınak görevlileri sanırım en sonunda pes etmişlerdi ki artık rahatça dışarı çıkabiliyordum. Tabi sürekli kontrol altında olduğuma emindim. Aslında buraya ilk geldiğimde gitmek istedim hatta bir ay boyunca tek yapmak istediğim gitmekti. Çünkü ben burada kaldıkça onlar zarar görüyordu. Sırf vicdan azabım Az da olsa azalsın diye onlar yaralanınca ben yaralarına pansuman yapmaya başlamıştım. Ama artık bildiğim kadarıyla olmuyordu. Ki bu beni sevindiriyor benim yüzümden can yansın istemiyordum hele hele ailemden birinin canının acıması... Düşününce bile kafayı yiyordum.

"Tehlikeli değil, değil mi?"

"Yalnız başına çıkmıyorsun ki miniğim hem biz yanında olacağız merak etme."

Başımı onaylarcasına salladım

"Sence ne giyeyim?"

"Üşümeyeceğin bir şey olsun yağmur yağıyor ama bana fark etmez ne istersen onu giy. Yeter ki daha da hasta olma." Giyinmeme izin vermek için odadan çıktı. Siyah bir bluz ile siyah kotumu giydim. Mont ya da palto giymeden dışarı çıkarmaları beni bu yüzden siyah paltomu aldım. Saçımı topuz yakın bir şekil verip odamdan çıktım diğerlerinin hazırlanmasını beklerken salona geçtim. İçimde sebepsiz bir gerginlik vardı. Hayır tarih tekrarlanmayacaktı bugün barınakları ilgili hiç bir şey olmayacaktı her zaman yaptığımız gibi dışarı çıkacaktık ve hiç bir şey olmayacaktı. Çağlar yine hepsinden önce hazırlanmıştı. O da benim gibi simsiyah giyinmişti.

"Fazla siyah giyinmişsin"

"Sen de"

"Ama sana yakışıyor"

"Sana da"

Neden bir şey olmuş gibi konuşuyordu ki.

"Çağlar"

"Hm"

"Bir şey mi oldu abi?"

"Hayır miniğim olmadı merak etme hem neden sordun ki?"

"Bilmem öyle hissettim sadece..."

Çok gerçekçi bir gülümseme sunup yanağıma küçük bir öpücük bıraktı.

"Merak etme miniğim bana bir şey olmaz"

"Ölümsüzmüşsün gibi konuşmayı bırak."

"Öyleyim. Kabuslarında hâlâ..."

"Hâlâ ölüyorsunuz özellikle sen..."

"Merak etme miniğim onlar da geçecek."

Poyraz içeriye baskın yapar gibi girince yerimden sıçradım

"Allah belanı versin Poyraz!"

"Amin derdim de vermiş ki seninle utangaç bücür" dedi Poyraz

"Alt tarafı aramızda dört yaş var!"

"Çağlar'ın miniği benim Bücürüm Burak'ın kardeşi Ceyda'nın güzeli Aden'in salağısın sen kabul et Ceylin!"

Ellerimi göğsümde birleştirip yanaklarımı şişirdim Çağlar gülerken Poyraz beni sırtına aldı

"Poyraz bırak! İt herif bırak dedim sana!"

"İt herif ha?"

Tam elleri saçıma gidiyordu ki Burak ile Ceyda içeri girdi

"Lan öküz indir kızı!"

Burak koşarak yanımıza geldi ve beni Poyrazdan kurtardı.

"Yahu herkes beni hayvan yaptı!"

"Küçücük kızdan ne istiyorsun da kaldırıyorsun sen!"

"Yürü Burak ab- lan! Küçük kız mı!"

İçeri oflayarak Aden girdi

"Ulan salak! Az bağır ya!"

"Ya siz benim duygularımla oynuyorsunuz gidiyorum ben!"

Koşarak evden çıktım. Hızlı koşardım hep hızlı koşardım. En son Çağlar'ın evdekileri azarladığını duydum. İlk günlerde de bana bakmamasının sebebi ona öyle baktıklarında kendini kötü hissetmesiydi ki bir daha bana öyle bakan olmamıştı da büyük ihtimalle büyük bir uyarı yemişlerdi. Çağlar bazen cidden çok korumacı oluyor. Şimdi fark ettim bazen değil hep öyle. En azından bize karşı. Sahilin olduğu yere kadar koşabilirdim ki bunu severek yapardım. Ama takip ediliyormuş gibi hissettiğim için bunu yapmayacaktım. Eğer sürekli arkama bakarsam takip edildiğini anladığımı belli etmiş olacaktım bu yüzden hiç bir şey fark etmemiş gibi koşmaya devam ettim. Yakınlarda bir yerlerde kafe olacaktı orada durursam güvende olabilirdim. Ama bizimkilere de haber vermem gerekiyordu bu yüzden çantamdan telefonu çıkarttım. Poyraz'ın aramak için tuşlara bastığım sırada telefonum kapandı

"Sikeyim cidden tam şu an mı kapanıyorsun!"

Artık tek başımaydım ve hâlâ tedirgin oluyordum. Daha fazla beklemeye devam etmeden koşmaya devam ettim. Yağan yağmur bana inat etmiş gibi daha da hızlanınca ben de daha hızlı koşmaya başladım

"İnadım inat yağmur hanımefendi beyefendi! Siz hızlanırsanız ben de hızlanırım!"

Arkamdan bir ses gelince arkama döndüm. Kapüşonlu iki kişi dışında kimse yoktu. Koşmaya devam ettiğim anda fark ettiğim şey kafama yeni dank etmişti Kapüşonlu iki kişi beni takip ediyordu! Derin bir nefes aldım ve çantamı kurcaladım. Yanımda onlara zarar verebilecek tek bir şey bile yoktu. Ağlamamak için kendimi zor tuttum o yere tekrar gitmeyeceksin. Hiç bir güç beni o yere sokamazdı! Evdekilerden biri en azından benden bir şekilde haber alırdı. Böyle bir şey olma ihtimalini biliyor olmaları gerekiyor! Dövüşmeyi biliyordum her birinden ayrı ayrı ders almıştım evde ama hiç tek başıma iki kişi ile dövüşmemiştim en azından Ceylin olan ben. Parazit, ikinci kişiliğim, o daha çok bir katildi... Ama Çağlar onu yok etmeme yardımcı oluyordu ve ben Paraziti kontrol edemiyordum. İstediğim zaman Parazit olamıyorum mesela ya da sevdiklerime zarar vermeyecek şekilde değildi o an, Parazit olduğum zamanlar, asla kontrolü sağlayamıyordum. Bu yüzden onu yok etmek istemiştim. Ne kadar Çağlar o senin güçlü tarafın dese de asla kabul etmedim bunu ve şimdi sırf kontrol edemediğim için savunmasızdım! Karşı caddede kafeyi gördüğüm zaman sanki oraya yetişecekmiş gibi daha hızlı koştum. Kapıyı açtığım gibi kendimi içeri attım. Kafenin sıcaklığı beni az da olsa mayıştırmıştı. Takip ediliyorsam bile, ki hislerime hep güvenmişimdir, burada güvendeydim ve şarjım bitmiş olsa bile yakında birisi burada olurdu. Rastgele bir masaya oturdum kapı tekrar açıldı istemsizce başımı oraya çevirince kapşonlulardan birinin içeri girdiğini görmem gerilmeme sebep oldu. Lanet olası Parazit neden şu an burada değildi! Ona ihtiyacım vardı bunu anlamayacak kadar salak bir kişiliğim olduğuna inanamıyorum! Başımı önüme geri çevirdim garson yanıma gelince burada boş boş oturamayacağımı fark ettim

"Ne sipariş edecektiniz efendim"

Sesi çok tanıdık geliyordu kaşlarım istemsizce çatıldı ve çalışan kartına baktım

"Bir sorun mu var efendim?"

Oydu... Karşımda Buğra vardı...

"Ben... Bir kahve alayım."

Umarım ben olduğumu anlamaz

"Daha önce karşılaştık mı bana bir arkadaşıma hatırlatıyorsunuz"

"Hiç sanmıyorum"

"Kaçak yemem ben bunları!"

Sesini yükselttiğini fark edince boğazını temizledi. Ama ben bana bağırınca beklide beklemediğimden ya da karşımdaki çocuğun Barınak görevlisi hatta ikinci Müdür'ün çocuğu olduğu için gözlerim dolmuştu

"Ceylin... Özür dilerim hatırlatmak istemedim..."

Yanıma oturdu yanıma oturmasına kim izin vermişti! Ama ona laf edemezdim edemiyordum. Sanki beni yakalamışlardı ve ben tekrar Barınaktaydım.

"Ceylin cevap verirsen eğer daha kolay iletişim kurarız... Merak etme seni ispiklemem"

"Sana güvenemem"

"Haklısın ben bir müdür çocuğuyum bana güvenmemen doğru... Ama senin arkadaşınım ben Ceylin... Ona rağmen mi?"

"Oraya gitmek istemiyorum o kadar!"

"Merak etme arkadaşıma ihanet etmem... Özellikle sana."

Başımı tekrar arkaya çevirdim ve kapüşonlu kişinin aslında Barın ile uzaktan yakından alakası olmadığını fark ettim. Bir anlığına sadece paniklemiştim olan buydu. Yağmur yağıyordu kapüşon takmaları normaldi. Geri kafamı Buğraya çevirdim.

" Anladım."

" Özgür olmana sevindim kaçak kız. Sana orada öyle diyorlar kaçak kız."

Güldüm

"Her lakabı taktılar bana bir o kalmıştı ne yapabilirim ki"

"Kâbuslar nasıl?"

"Kıyamet günleri devam ediyor mu?"

Aynı anda soru sorduğumuz için birbirimize tebessüm ettim

"Önce sen" dedik aynı anda

"Hâlâ aynı anda konuşuyoruz"

"Evet"

"Değişmemişsin"

"Sen çok değişmişsin"

Haklıydı değişmiştim

"Öyle oldu biraz"

Bana bir anda sarılınca onda abi sıcaklığını hissetmedim. Ben abi sıcaklığını Çağlarda,Poyrazda ve ilk kez Burakta görmüştüm. En azından gerçek abi sıcaklığını. Kolarımı istemsizce ona sardığımda güldü

"Özlemişim"

Gözlerim tanıdık bir yüz görünce hemen kollarımı geri çektim. Çağlar buradaydı. Belki de geldiğimden beri beni izliyordu çünkü hiç fark etmemiştim onu. Orada birinin oturduğunu evet görmüştüm ama kim diye bakmamıştım bile...

"Çağlar..."

Gözleri daha çok Buğraya sardıldığım yere odaklıydı. Ama yine de yüzüme bakıp gülümsedi ayağa kalktı

"Anlamadım?"

"Çağlar abim olur kendisi"

Çağlar yanımıza gelince Buğra'nın omzuna elini koydu.

"Selam ben Ceylin'İn abisi"

"Abin olduğunu bilmiyordum... Daha doğrusu ailendeki herkesin öldüğünü biliyordum."

"Ailesi yaşıyor. Ben yaşıyorum gördüğün üzere..."

Adını yaka kartından gördüğünü düşündüm çünkü gerçekte kim olduğunu bilse şu an burada olmazdı.

"Evet, görebiliyorum. Çok şükür"

"Ceylin, miniğim, güzelim hadi gel bizimkiler seni aramaya başlarlar birazdan. Benim kaybolmama alışkanlarda sana değiller. Hadi gel gidelim. Hem böyle gidersen Poyraz kafayı yer hatırlatayım. Poyraz hemen karşı caddede sen git benim ufak bir işim var"

"Yengeye selam söyle o zaman" "

Diyip güldüm

" Olmayan insanlara selam söylemek çok havam değildir ama neyse. Söyleriz "

Daha fazla güldüm

" Poyraz beni öldürmeden ben kaçayım o zaman"

"Aynen miniğim kaç sen"

Çantamı aldım ve kahvemi içemeden kafeden ayrıldım. Çağlar yalan söylemekte bence sandığı kadar da iyi değildi en azından birkaçında. En basiti şu an sevdiği biri olmadığını söylüyordu ama birine aşıktı. Belki de ben yine kafamda kuruyordum ama gerçekten birini seviyor olmalıydı. Çünkü ne zaman aşk sevgi gibi kavramlardan konu açılsa bir anda bambaşka birine dönüyordu. Dedim ya en azından bana göre. Yağmur durmuştu yağmurda dans etmek isterdim ama Poyraz'ın beni azarlayacağını da bildiğimden dans edemediğime değil Poyraz'ın tripini çekeceğim için suratımı astım. Trip yemememi daha da geciktirmek ama daha fazla azar yemek için yavaş adımlarla ilerlemeye başladım. Henüz inşaat halindeki binadan çığlık sesi duyunca olduğum yere çivilendim. Cidden bu bir şaka olmalıydı bugünün kaçıncı kalp kriziydi bu? Poyraz'ın arabasını görünce belki de ilk kez birine yardım etmek yerine kaçmayı düşündüm. Ama başımda yeterince bela vardı ve risk alamazdım... Ama hareket dahi edemiyordum bir anda kasılmıştım ve bu beni deli etmeye başlamıştı hareket edemiyordum! Poyraz hareket edemediğimi fark ettiği an arabadan çıktı ve yanıma doğru koştu

"İyi misin sen? Ne oldu?"

"Hiç... Sadece bir an..."

Ona söyleyip hayatını riske atabilirdim... Ama belki de benim yüzümden bir insan daha hayatını kaybedecekti...

"Hadi gel arabaya geçelim olur mu?"

Düşünüyordum aslında ama Poyraz hâlâ donuk bir şekilde kaldığımı düşündüğü için beni kucağına alıp arabaya doğru yürümeye başladı

"Şu sıralar odandan çıkmıyorsun neredeyse, yemek zaten yemiyorsun şimdide bu donma olayı. Neyin var?"

Gerçekten bir şeyim var mıydı? Yoksa o kadar kötü durumdaydım ki ne olduğunun farkında dahi değildim.

"Hayır sadece alışma süreci...Abi..."

İnanmayacaktı biliyorum ama ben gerçekten ne olduğunu dahi anlamamıştım ki. Belki de gerçekten alışma süreciyle ilgiliydi. Barınak çocuklarının yaşadıkları kolay değildi hoş kimin hayatı kolay ki? Bir anda sıcak bir yuva bulmak bana da sürpriz olmuştu sonuçta...

"Öyle olsun hadi bakalım"

Arabanın önüne gelince beni indirdi. Beni indirmesini söylemediğimi daha yeni fark etmiştim sanki zihnimi okumuş gibi güldü sorun yok der gibi baktıktan sonra içeri girmem için arabayı işaret etti.

"Ha bu arada Çağla-"

"Haberim var, haberim var!"

Poyraz da ben de arabaya geçince büyük bir sessizlik oldu.

Uzun bir sessizlik.

Sessizlik hâlâ devam ediyor.

Yeter artık kimse konuşmayacaksa ben konuşacağım!

"Eee ben gidince ne yaptınız?"

"Çağlar beş saat bizi azarladı sonra peşine gitti biz de buraya geldik güzel"

Aden güldü ve saçlarını savurarak

"Bana kızmadı canım kardeşim"

Poyraz dikiz aynasından Aden'e uyarırcasına baktı. Az çok Poyrazı tanımaya başladıysam bu benim iyi olmadığım hakkında arabada konuşmuş olmalarıydı. Burak sürücü koltuğunun yanındaki koltuktaydı arkasını dönüp bana bir çikolata uzatınca elinden hızlıca aldım.

"Onu bunu geçin Ceylin yüzünden fakirleşiyoruz. Bu kadar çikolata bünyene zarar değil mi lan kız sebze yerine çikolata yiyor amına koyayım,"

Ceyda Burak'a katılmadığını gösterir şekilde "cık" yaptı

"En azından çikolata yiyor değil mi onu da yemese..."

Kafamı cama çevirince siyah bir silüet gördüm. Babamın silüeti... hayır, hayır, hayır o adam öldü Ceylin kendine gel. Birisi omzuma dokununca istemsizce ürperdim

"Hm? Sen ne diyorsun Ceylin?"

"Ha iyi fikir ya"

"Ceylin"

"Hm"

"Daldığını gizlemek zorunda değilsin. Ne oldu? Az önce ben hiçbir şey dememiştim ona rağmen iyi fikir dedin... Hadi anlat ne derdin var?"

"İyiyim ben"

Gözlerimi kapatıp başımı araba koltuğuna yasladım. Konuyu uzatmak istemiyor gibi sustular ama Çağlar ile konuşacaklardı ve Çağlar durmazdı. Eğitimimin yarısından fazlasını Çağlar verdiği için en iyi tanıyan da oydu beni belki de ve evde en çok görüşmek zorunda kaldığım kişide oydu. Ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum bile... Belki de beni anlardı çünkü oda benim gibi barınaktandı... Ceyda'nın olduğunu düşündüğüm kollar beni sarınca gözlerim kapalı şekilde tebessüm ettim. Belki bir çocukluğum olmamıştı ama bir ailem vardı artık... Uyumamak için kendimi sıktım, çok uykum vardı ama uyuyamazdım... Uyursam kabuslar beni tekrar yakalardı. Uyumayı istemiyordum çünkü burada onların yanında kabus görürsem daha da endişelenirlerdi. Birkaç dakika içinde Burak'ın

"Geldik Ceylin uyudu mu?"

Dediğini duyunca gözlerimi açtım

"Uyanığım"

Sesim beklemediğim şekilde uykulu çıkmıştı, harika!

"Dondurma yiyecektik en son ama uykun var gibi uyumak ister misin hm?"

"Hayır abi gerek yok, hem dondurma yemek istiyorum."

Gülümseyerek karşılık verdi. Hepimiz arabadan inince Çağlar'ı karşımızda gördüm. Her zaman yaptığı gibi yine bir anda karşımıza çıkıyordu.

"Özlendim mi?"

Gülerek yanına gittim ve ona sarıldım

"Hm hm"

Doğum günümde yaptığı şey aklıma gelince ister istemez somurttum.

"Ne oldu benim miniğime?"

Benim yerime Poyraz konuşmaya başlayınca içimden küfretmeye başladım.

"Bilmiyoruz ki, yine moda girdi. Bir de donup kalıyor arada arabaya bile ben götürdüm!"

Çok sağ ol der gibi Poyraza baktım. Bana gülümseyip göz kırptı

"Olur arada. Hem anlatmak isteseydi anlatırdı gitmeyelim üstüne."

Çağlar cidden beni öyle sahiplenmişti ki...Konu ne olursa olsun beni savunuyordu. Absürt bir şekilde konu benim çikolatalarım olduğunda bile savunuyordu. İlk geldiğim gün bana dönmemesinin sebebini dahi öğrenmiştim. Ona da öyle bakılmıştı bir suç içlemiş gibi ve bundan rahatsız olunduğunun farkındaydı. Diğerlerini de uyarmış olmalı ki Aden veya Ceyda'ya nasıl bakıyorlarsa bana da öyle bakmaya başlamışlardı.

"Hm hm olur"

Saçlarıma küçük bir öpücük bırakıp kulağıma yanaştı

"Sanırım ödeştik küçük"

Dediği şeyi anlamamıştım bu yüzden kaşlarımı çattım. Anlamadığımı anlamış olacak ki tekrar konuşmaya başladı

"Doğum günün..."

11.10.2021

Barınakta tek iyi olan şey sanırım eğitimdi. Ve ben eğitimime ara vermek istemediğimden dolayı okula gitmek zorundaydım. Ama sınıf arkadaşlarımın iyi olması, bu işte bir iş olduğunu düşünmüyor değildim benim için özel sınıf bile yaptırmış olabilirlerdi benimkiler, bu durumu güzelleştiriyordu. Bir de doğum günüm olması. Hoş normalde doğum günlerinden o kadar da hoşlanmazdım ama ilk kez özgürdüm doğum günümde ve yanımda ailem vardı. Evet onları kabul etmiştim artık benim ailem onlardı ilk ve son ailem de onlar olacaktı. Beni onlar yavaş yavaş iyileştiriyorlardı, beni onlar büyütüyorlardı, eğitiyorlardı ve seviyorlardı... Son ders zili de çalınca kitaplarımı çantaya atıp çıktım. Çünkü yürüyerek eve gitmek zor oluyordu ,her bir saniyemi kontrol ediyorlardı evet ama özgüvenim filan düşmesin diye beni almalarını kendilerince yasaklamışlar gibi bir şeydi, Esra koşarak yanıma geldi. Aynı sınıfta değildik ama yine de çok yakın arkadaştık aynı zamanda arkadaşlarımız da ortaktı. Zaten o şekilde tanışmıştık

"Doğum gününü kızı!"

"Efendim Büşra?"

"Edebiyatçı söyledi de aşağıda biri seni bekliyormuş"

Gözümü bir iki kere kırpıştırdım. Tamam bunu beklemiyordum

"Kim?"

"Bilmem ki"

"Tamam teşekkürler ben gidip bakarım"

"Ben de geleyim!"

"İyi tamam gel Büşbüş"

Hayır, bu lakabı ben bulmadım tamamıyla kendi seçimiydi bu. Bunu birine söylesem büyük ihtimalle inanmazdı ama kendi tercihiydi. Bunu kimseye inandırmak zorunda değilim ki! Merdivenlerden inerken sebepsiz bir acelem vardı. Ayağım neredeyse kayıyordu ama Büşra son anda beni tutarak düşmemi engelledi

"Ben olmasam ne yapacaksın acaba Ceylin?!"

"Emin ol şu an yerde olurdum Büşbüş."

Güldük sonunda merdivenler de bitmişti. Koca okulda en üst katta olmak benim lanetimdi sanırım. Bahçeye çıkınca demir kapının arkasındaki motosikleti gördüm yan bir şekilde durduğu için çok belli olmasa da yüzü belliydi. Bu Çağlardı!

"Çağlar!"

Koşarak yanına gittim ve bu tüm gözleri bize çekmesine sebep olmuştu. Bunu belki de ilk kez umursamadım çünkü ilk kez onlarla doğum günümü kutluyordum ve Çağlar buradaydı! Daha tek kelime dahi etmemize fırsat kalmadan ingilizceci ile edebiyatçı yanımıza geldi. Edebiyatçı önce Çağları süzdü

"Aşk hayatınla okul hayatını karıştırma derslerini etkilemesin Ceylin"

Tam ağzımı açacakken ingilizceci de konuşmaya başladı ve o sırada neredeyse tüm okul bizim önümüze toplanmıştı hatta sınıfımdaki kızlar bile video çekiyordu. Tamam Çağlar yakışıklı çocuktu da... Ne gerek vardı ki buna!

"Güzel seçmişsin kız bunlardan hâlâ olduğunu bilmiyordum"

Hadi ama cidden herkes bizi sevgili mi sanmıştı?!Ezgi Hoca edebiyat hocasıydı Melike Hoca ise İngilizce hocasıydı

"Melike hocam, evet Çağlar çok yakışıklı biri ve evet öyle insanlar hâlâ var Ezgi hocam, merak etmeyin öyle bir şey olmaz çünkü benim sevgilim değil ki!"

Ezgi Hoca ve Melike Hoca kendi aralarında gülüp yanımızdan ayrıldılar tek sorunum hâlâ o kızların video çekmesiydi! Ne sanıyorlardı bir erkek ile birlikte olunca her şeyin güzel olacağını mı? Evet tam olarak da bu kafada olan insanlardı belki de onlar. Kızlara ölümcül bakışlarımı atacaktım ki Çağlar onlara bakıp gülümsedi. Çağlar, bizim Çağlar, abi dediğim çocuk, Çağlar Kılıç! Delirdiğimi görmüş olacak ki daha fazla gülümsedi bu beni daha da deli etmişti. Bazen cidden fazla kıskanç biri oluyordum kabul ediyorum.

"Tamam kızlar yeter artık çekmeyin bu kadar abartılacak bir şey yok ki!"

Çağlar önce bana sarıldı sonra da yanağıma bir öpücük bıraktı ve fısıldayarak

"Kıskandın mı sen bakalım abini?"

Kaskı bana uzatınca parmaklarını koparmak ister gibi kaskı elinden çektim bu durum onu daha çok mutlu etmişti. O gülüşünde boğul pislik herif! Motora bindi ve arkasına binmemi bekledi arkasına bindiğimde o Amerikan filmlerinde kendini havalı sanan o erkeklerin yaptığı o silaha benzer hareketi yapınca ,sanırım o hareketin adını asla öğrenemeyeceğim, kafayı bu sefer tamamen yitirmiştim. Motoru çalıştırınca kulağına doğru eğildim ve bağırarak

"Beni katil mi yapmaya çalışıyorsun pislik herif!"

Katil kısmını normal ses tonumla söylemiştim kulağının dibinde bağırmak çok doğru bir hareket olmasa da sinirimi az çok azaltmıştı. Bir şeyler mırıldandı ama ne dediğini anlayamamıştım

"Bir şey mi dedin?"

"Hayır demedim Miniğim"

Ben de inandım buna! Kesin bir şey dedi ve ben kaçırdım of!

"Peki! Eğer süprizin buysa bayıldım ya! Çok güzel bir doğum günü hediyesi oldu"

"Sen cidden beni kıskanmışsın"

"Hayır kıskanmadım! Sadece hareketleri hoşuma gitmedi kimse benim abimin videosunu izinsiz çekemez. Ayrıca güven bana hiç birine ailemden biri olacak kadar güvenmiyorum. Yengemi seçmeme de izin vardır herhalde değil mi? Benim kabul etmediğim biriyle evlenmezsin?"

" Güven bana Minik senin kabul etmediğin hiçbir şeyi yapmam"

16.10.2021

"Doğum günün..."

Ne yani beni Buğradan kıskanmış mıydı?

"Sen..."

Başını evet anlamında salladı

"Kıskandın"

Sesim neredeyse bir fısıltı kadar çıkmıştı. Gülümseyerek bana baktı

"Kardeşimi kıskanamaz mıyım? Hadi gel sana dondurma alacağız daha"

Bu sefer ben gülümsedim ve elini tuttum diğerleri ile sahile doğru ilerledik. Evet kim Ekim ayında dondurma yerdi ki? Biz yerdik. Dondurmacının önünde durduğumuzda herkes istediği dondurmayı almıştı ve ne son ben almıştım. Çilekli dondurma... Belki de küçükken hiç yeme fırsatı bulamadığım için çilekli dondurma yiyordum. Poyraz gülerek kafama sert olmayacak şekilde vurdu

"Ne zaman büyüyeceksin sen çilekli dondurma ne Bücür?"

Bunu hem biraz ciddi hem de biraz dalgasına söylemişti

"Ne var lan ben de hâlâ çilekli süt içiyorum"

Konuşan Çağlardı. Çileği çok severdi ama dondurması vanilyalıydı. Hoş diyetteyim diye sadece benim yanımda bir iki kere dondurma yiyordu yılda.

"Tamam bir şey demedim koca adam sakin ol."

"Ben zaten sakinim Poyraz"

Elimizdeki dondurmalarla yürümeye başladık bir parkın önünden geçtik hava biraz serin olduğu için dışarıda çok çocuk yoktu. Parka baktığımı görünce Burak hepimizin önüne geçip bizi durdurdu.

"Parka gidelim mi? Hepimizin bazen tekrar çocuk olmaya ihtiyacı oluyor hem..."

Beni gösterdi

"Ceylin salıncakta kendi ayaklarıyla sallanmayı seviyor hızlı olmayacak şekilde... Bahçedeki salıncakta sallanırken gördüm..."

Gülümsedim, doğruydu sallanmaktan çok hoşlanmazdım ama kontrol bendeyken ayaklarımla kendimi bir ileri bir geri sallarken bu durum değişiyordu. Burak'ın Poyrazı ikna etmesi üzerine ,kızlar zaten sallanmayı sevdiği için hemen kabul etmişti, parka gittik. Ben bir köşede kendi kendime sallanırken Çağlar beni ve diğer kızları izliyordu Burak ve Poyraz birbirini kovalıyordu Ceyda ve Aden ise deli gibi sallanıyorlardı. 16 Ekim yine beni şaşırtmayı başardın... Ve 16 Ekim sana teşekkür ediyorum bana bu aileyi verdiğin için

Bölüm sonu

1 yorum