"Rowan!"
Lyra dizlerinin üzerine çöktü.
Ok, Rowan'ın sağ omzuna saplanmıştı.
Kan, siyah ceketini yavaşça kırmızıya boyuyordu.
Rowan acıyla dişlerini sıktı.
"İ... iyiyim."
"Yalan söyleme!"
Lyra'nın sesi titriyordu.
Titreyen elleriyle okun etrafındaki kumaşı tuttu.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Hayatı boyunca savaş eğitimi almıştı.
Ama sevdiği insanın kanını ilk kez görüyordu.
"Ne olur..."
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
"...bana bunu yapma."
Rowan, acıya rağmen gülümsedi.
"Az önce..."
Derin bir nefes aldı.
"...beni sevdiğini söyledin."
Lyra hıçkırarak başını salladı.
"Evet."
"O zaman..."
Rowan elini kaldırıp yanağındaki gözyaşını sildi.
"...ağlama."
Tam o sırada mağaranın tamamı sarsıldı.
Cassian, kadim tacı başına yerleştirmişti.
Tacın üzerindeki siyah taşlar kıpkırmızı parlamaya başladı.
Yeraltı bahçesini kaplayan kristaller birer birer çatlıyordu.
Gölün suyu siyaha dönüştü.
Kristal Muhafız dizlerinin üzerine çöktü.
"Hayır..."
Sesi ilk kez korkuyla titriyordu.
"Mühür kırılıyor..."
Cassian'ın gözleri tamamen siyaha bürünmüştü.
Sesi artık ona ait değildi.
Sanki aynı anda onlarca kişi konuşuyordu.
"Yüzyıllardır..."
"...beni beklediniz."
Adrian şaşkınlıkla geri çekildi.
"Bu Cassian değil."
Elias'ın yüzü bembeyaz olmuştu.
"Taç..."
"...onu ele geçirdi."
Bir anda Cassian yerden yükseldi.
Ayakları artık zemine değmiyordu.
Etrafını siyah dumanlar sardı.
Elini kaldırdığı anda mağaranın duvarları parçalanmaya başladı.
Maskeli askerlerin çoğu korkuyla kaçmaya çalıştı.
Ama geç kalmışlardı.
Siyah duman onlara dokunduğu anda taşa dönüştüler.
Lyra dehşet içinde geri çekildi.
"Bu nasıl bir büyü?"
Elias güçlükle konuşabildi.
"Bu büyü değil."
"O zaman?"
"Kadim Lanet."
Adrian kılıcını kaldırdı.
"Hep birlikte saldıralım!"
Kristal Muhafız başını salladı.
"Hayır."
"Onu artık kılıç durduramaz."
"O zaman ne durduracak?"
Muhafız yavaşça Lyra'ya baktı.
"Kehanet."
Rowan güçlükle ayağa kalktı.
Omzundaki oka rağmen kılıcını kaldırdı.
Lyra hemen onu tuttu.
"Yapamazsın."
"Yapmak zorundayım."
"Hayır."
"Lyra."
Rowan ilk kez onun adını bu kadar yumuşak söyledi.
"Eğer şimdi durursam..."
"...hepimiz ölürüz."
Lyra başını iki yana salladı.
"Ben seni tekrar kaybedemem."
Rowan şaşkınlıkla ona baktı.
"Tekrar mı?"
Lyra gözlerini kapattı.
"Çünkü..."
"...seni daha bulmuşken kaybedemem."
O sırada gölün içinden parlak mavi bir ışık yükseldi.
Işık doğruca Lyra'nın boynundaki yarım ay kolyesine ulaştı.
Kolye havaya yükseldi.
Ardından Rowan'ın cebindeki mektup da ışık saçmaya başladı.
Mektup kendi kendine açıldı.
Son sayfada daha önce görünmeyen satırlar belirdi.
Rowan şaşkınlıkla okumaya başladı.
"Eğer bu satırlar ortaya çıktıysa, karanlık taç uyanmıştır."
"Onu ne kılıç ne de büyü durdurabilir."
"Yalnızca Gülen Maske'nin gerçek taşıyıcısı, Son Prenses ile birlikte laneti mühürleyebilir."
Adrian nefesini tuttu.
"Gülen Maske..."
Bakışları Rowan'a çevrildi.
Kristal Muhafız ağır ağır diz çöktü.
"Koruyucu..."
"...artık maskeni takma zamanı geldi."
Tam o anda mağaranın arkasındaki dev taş kapı kendiliğinden açıldı.
İçeride siyah kadifeyle kaplı bir kaide vardı.
Kaidenin üzerinde...
Gümüş renkli, zarif işlemelerle süslenmiş bir maske duruyordu.
Diğer maskelere hiç benzemiyordu.
Ne korkutucuydu...
Ne de zalim.
Sadece hüzünlü bir gülümsemesi vardı.
Elias'ın gözlerinden yaşlar süzüldü.
"İnanamıyorum..."
"Lanetin mührü..."
"...gerçekten varmış."
Rowan istemsizce maskeye doğru yürümeye başladı.
Sanki görünmeyen bir güç onu çağırıyordu.
Lyra arkasından seslendi.
"Rowan!"
Genç adam durdu.
Arkasına döndü.
Göz göze geldiler.
"Ne olursa olsun..."
Lyra'nın sesi titriyordu.
"...geri dön."
Rowan gülümsedi.
"Bu sana verdiğim son söz olmayacak."
Sonra maskeyi iki eliyle aldı.
Maskeyi yüzüne yaklaştırdığı anda bütün mağara bembeyaz bir ışıkla doldu.
Kristaller aynı anda parladı.
Göl coşmaya başladı.
Ve Rowan'ın gözleri...
Altın rengine dönüştü.
Kristal Muhafız başını eğerek tek bir cümle söyledi.
"Gülen Maske geri döndü."