Sabah olduğunda ev sessizdi.
Perdenin arasından giren soluk ışık salona yayılmıştı. Televizyon kapalıydı, mutfaktan hafif tabak sesi geliyordu sadece.
Ata odasının kapısını aralayıp dışarı baktığında Masal hâlâ koltukta uyuyordu.Battaniye omzundan hafif kaymıştı.
Bir an öylece durdu.
Dün geceki hali gözünün önüne geldi. Apartman merdivenleri. İnce hırka. O fazla sakin sesi…
Çenesini hafif sıktı.
Mutfaktan Serpil’in sesi geldi.
“Kalktı mı?”
Ata gözünü Masal’dan ayırmadan cevap verdi.
“Yok.”
Serpil elindeki kupayı tezgâha bıraktı.
“Uyandırma o zaman.”
Ata başını salladı.
Tam geri dönecekken Masal hafifçe kıpırdandı. Kaşları çatıldı önce, sonra yavaşça gözlerini açtı.
Bir iki saniye nerede olduğunu anlamamış gibi tavana baktı.
Sonra Ata’yı görünce yüzündeki gerginlik biraz çözüldü.
“Günaydın,” dedi sesi uykulu çıkmıştı.
Ata koltuğun yanına yaklaştı.
“Günaydın.”
Masal doğrulmaya çalışırken battaniye kucağına düştü. Birkaç saniye ona baktı.
“Of..Uyuyakalmışım”
“Yok,” dedi Ata düz bir sesle. “Bayılmışsın resmen.”
Masal istemsizce hafif güldü.O küçük gülüş Ata’nın içindeki gerilimi garip şekilde azalttı.
Serpil mutfaktan kafasını uzattı.
“Uyuyan güzel sonunda uyandı demek.”
Masal utandı hemen.
“Serpil teyze…”
“Gel kahvaltı yapın hadi.”
Masal battaniyeyi katlamaya çalışınca Ata elinden aldı.
“Bırak.”
“Katlıyordum.”
“Fark ettim Dünyanın en kötü katlama şekliyle.”
Masal gözlerini hafif devirdi.
“Çok konuşuyorsun bugün.”
“Açıldın hemen.”
Masal bu sefer gerçekten güldü.
Ve Ata o an fark etti.
Dün geceden beri ilk kez normal gibi hissettirmişti.
. ⋆ ⋆ ⋆
Kahvaltı boyunca Serpil özellikle normal davranıyordu.
Ne babasını sordu ne geceyi açtı.
Masal’ın tabağı boşaldıkça sessizce bir şeyler daha koydu sadece.
Bu hareketlerin hepsine alışkındı Masal.
Belki de en kötü taraf buydu.
Bir süre sonra Serpil telefonuna baktı.
Yüzündeki ifade hafif değişti.
Ata fark etti hemen.
“Ne oldu?”
Serpil kısa bir an sustu.
“Annen aradı,” dedi Masal’a bakarak.
Masal’ın eli çatala giderken durdu.
Gözlerindeki rahatlık bir anda küçücük kayboldu.
“Ağlıyor mu?” diye sordu sessizce.
Serpil iç çekti.
“Biraz.”
Masal başını eğdi.
Ata direkt araya girdi.
“Gitmek zorunda değil.”
Masal hemen ona baktı.
Serpil de baktı.
Ata omuz silkti ama sesi sertti.
“Daha yeni sakinleşti.”
Masal birkaç saniye hiçbir şey demedi.
Sonra yavaşça konuştu.
“Annem yalnız kalınca üzülüyor.”
Ata cevap vermedi.
Çünkü kızamıyordu annesine de.
Ama Masal’ın sürekli geri dönmek zorunda kalmasına sinir oluyordu.
Sanki ne olursa olsun dönüp aynı yere gidiyordu
Masal sandalyesinden kalktı.
“Ben hazırlanayım.”
Ata a hemen ayağa kalktı
“Ben bırakırım.”
“Gerek yok.”
“Var.”
Masal onun ses tonunu duyunca sustu.Çünkü Ata bazen böyle konuşurdu.Sakin ama tartışma bırakmayacak şekilde.
. ⋆ ⋆ ⋆
Yol boyunca hafif yağmur vardı.
Masal camdan dışarı bakıyordu. Ata ise direksiyona gereğinden biraz daha sert tutunuyordu.Arabadaki sessizlik rahatsız edici değildi ama doluydu.Bir kırmızı ışıkta durduklarında Masal yavaşça konuştu.
“Dün geldiğin için teşekkür ederim.”
Ata gözünü yoldan ayırmadı.
“Gelmesem balkondan atlardım herhalde.”
Masal başını ona çevirdi.
“Ciddiyim.”
“Ben de ciddiyim.”
Masal birkaç saniye ona baktıktan sonra hafifçe gülümsedi.
Sonra tekrar cama döndü.
“Ata…”
“Hm?”
“Ben bazen çok yoruluyorum.”
Bu cümle öyle sessiz çıktı ki neredeyse kayboluyordu.
Ata’nın boğazı sıkıştı.
Çünkü Masal bunu dramatik olmak için söylememişti.
Gerçekten yorulmuştu.Ata direksiyondaki elini gevşetti biraz.
Sonra yavaşça konuştu.
“Biraz da ben taşıyayım o zaman.”
Masal bu sefer cevap vermedi.
Ama gözlerini kapattı.
Ve ilk kez, uzun zamandır ilk kez, yanında tamamen rahat biri gibi durdu.
. ⋆ ⋆ ⋆
atanın ağzından
Masal apartmana girdikten sonra ben hâlâ olduğum yerde duruyordum.
Gitmem gerekiyordu normalde.Ama elim anahtara gitmiyordu bir türlü.
Şevval teyzenin yüzündeki o kızarıklık gözümün önünden çıkmıyordu. Çok belli değildi belki ama ben görmüştüm.
Ve sanırım ilk kez içime gerçekten oturmuştu bazı şeyler.
Masal’ın neden bazen durduk yere sessizleştiği.
Neden hep “iyiyim” dediği.
Neden hiçbir şeyi büyütmüyormuş gibi davrandığı.
Çünkü evde kimsenin büyütmeye hakkı yokmuş gibi öğrenmişti belki de.
Telefonumu çıkarıp annemi aradım.
ikinci çalışta açtı.
“Eve vardınız mı?”
Bir an konuşamadım.Sonra camdan apartmana bakarak:
“Anne…” dedim yavaşça, “Şevval teyzenin yüzünde iz vardı.”
Telefonun diğer tarafı sessizleşti. Annem hemen konuşmadı.
Çünkü anlamıştı.
Ben de anlamıştım.
“Emin misin?” diye sordu birkaç saniye sonra.Başımı koltuğa yasladım.
“Evet."
Boğazım düğümlenmiş gibiydi garip şekilde.
“masal fark etti mi bilmiyorum ama…” dedim
“bence biliyor.”
Bu daha kötüydü işte. Biliyor olması.
Ve hiçbir şey olmamış gibi davranması.
Annem derin bir nefes verdi.
“Ben Şevval’i ararım.”
Gözlerimi kapattım kısa bir an. Sonr istemsizce güldüm ama sinirliydi daha çok.
“Masal hâlâ annesi üzülmesin diye eve dönmeye çalışıyor.”
Bunu söylerken içimde garip bir ağırlık vardı.
Çünkü dün gece apartmanın önünde otururken bile ilk düşündüğü kişi kendisi değildi.
Annemin sesi bu sefer daha yumuşaktı.
“O çocuk küçüklüğünden beri herkesi kendinden önce düşünüyor.”
Hiçbir şey diyemedim
Çünkü doğruydu.
Tam telefonu kapatacakken yukarıda bir hareketlilik oldu
Başımı kaldırdım.Masal balkona çıkmıştı.Üstünde hâlâ benim sweatim vardı.
Kollarını kendine sarmıştı biraz. Kızıl saçları yine dağınıktı.
Beni görünce şaşırdı önce.
Gitmediğimi fark etmemişti herhalde
Bir süre öylece baktı bana.
Sonra eli boynundaki kolyeye gitti.Yine düşünmeden yapmıştı.İçimde bir şey sıkıştı o an.
Çünkü aşağıdan bakınca çok küçük görünüyordu Ve nedense ilk kez gerçekten yalnız hissettirdi bana.
Masal camı hafifçe açtı.
“Soğukta neden hâlâ buradasın?” diye seslendi. Sesinde hafif bir gülümseme vardı ama yorgundu.
Omzumu cama yasladım.
“Canım istedi.”
Gözlerini hafifçe devirdi.
“Git artık.”
“Sen gir önce."
Bir an bana baktı sadece.Sonra başını salladı.
“Görüşürüz Ata.”
"Görüşürüz.”
Camı kapattıktan sonra birkaç saniye daha balkonda kaldı
Ben de bekledim.
En son ışık kapanınca arabayı çalıştırdım.
Ama bütün yol boyunca aklım tek bir yerde takılı kaldı
Masal yıllardır herkesi korumaya çalışıyordu.
Peki onu kim koruyacaktı?