İçeriğe geç

Guerre du vent

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Guerre du vent

Bölüm 3

3.bölüm: “Ah küçük kız,kayboldun demek;neden buralara düştün?”

“Ah küçük kız,kayboldun demek;neden buralara düştün?”

Başımın deli gibi ağrıdığını hissediyordum.

Etrafıma baktım,nerde olduğuma baktım.

Ormanlık bir yoldaydım önümde terkedilmiş bir depo duruyordu.

Çok fazla tanıdık gelen yere doğru baktım.

Hızlıca oraya koşmaya başladığımda, olduğum yerde koşup duruyordum,oraya varamıyordum.

Gözlerimi kapattım,başımın dönmesini engellemek istiyordum oraya ulaşmak istiyorum.

Gözlerimi açtığımda tam deponun kapısındaydım,hızlıca içeri girdiğimde gördüğüm manzara,herşey tekrardan yaşanıyordu ve ben sadece 3.kişi olarak izliyordum.

Onlara doğru koştuğumda kocaman bir bariyere çarptım.

Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.

Ağlıyordum.

Bariyere vurmaya başladım.

“Hayır hayır hayır” diye sayıklamaya başladım.

O anda tıkılıp kalmıştım sanki, ona bakıyordum.

Karşısında ki adam ona boğazından bıçak geçirdiğini tekrar gördüğümde kalbim bin parçaya kesilmiş gibi hissetmiştim.

Deli bağırmaya çalışıyordum ama sesim bile çıkmıyordu ses tellerimi kaybetmiş gibiydim.

Bariyeri ne kadar vurmaya çalışsam da parçalanmıyordu.

Gözlerimde ki yaşlar fırtınadaymışçasına akıyordu.

Ona baktığımda bana,gözlerimin içine bakıyordu.

Gülümsedi.

Sol gözünden yaşlar akmaya başladı.

Yere çöküp ağlamaya başlamıştım,sesim çıkmıyordu ama deli gibi bağırmaya çalışıyordum.

Adam ordaki bana yaklaşıp bıçağı benim boynuma uzaktığında,gözlerim yerinden çıkarcasına açmıştım.

“Hayır hayır,hayır” diye bağırdığımda yattığım yerden kalktım.

Derin nefesler almaya başladım,etrafıma baktığımda,gördüğüm şeyin kabustan başka bir şey olmadığını farkettim.

Ellerimle saçlarımı geriye attım,terlemiştim.

Etrafıma baktığımda,bir evdeydim.

Sağ tarafıma baktığımda ise bana bakan 6 kişi vardı.

Bir düz koltukta 4 erkek oturuyordu.

Düz koltuğun sol tarafında bir kız,sağ tarafında ise bir kız oturuyordu.

Hepsine baktığımda,hepsi bana bakıyordu.

“Ne oluyor?” Diye mırıldandım.

“Nasılsın? İyi misin?”diye sordu sol tarafta oturan kız, sarı saçları,mavi gözleri vardı.

Minyon bir tipti.

Ona baktım ve kafamı hafifçe olumlu bir

Şekilde salladım.

Bacaklarımda örtüyü kaldırmadan,onlara dönücek şekilde döndüm.

Hepsine tek tek baktım.

“Neden öyle bakıyorsunuz?” Diye sorduğumda sağ taraftaki kız cevap vermişti.

“Seni tanımaya çalışıyoruz. Bize neler olduğunu baştan anlatır mısın? Anlatmanı bitirince sorularımız olacak”dedi.

Şu an neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Gördüğüm kabusun hala etkisindeydim.

Karşımda ki insanlara karşı çıkmamam gerek çünkü şu an yalan söylemek için bir sebebim yok.

Nasıl kişiler olduklarını bilmiyorum,aralarında ki tek bir kişi hariç;şiddet yanlısı.

Tam karşımda oturuyor.

Herşeyi anlatıp yardımlarını almam gerek nerede olduğumu bile bilmiyorum.

“Peki,öncelikle nerdeyim yani olduğum bölge neresi? Hangi ülke? Hangi şehir?”diye sorduğumda hepsine teker teker baktım.

Cevap minyon kızdan gelmişti ama beklediğim cevap bu değildi.

“Opia burası olduğun evren,opia evreni”dediğinde anlamamış gözlerle ona baktım.

“O-opia ne?” Dediğimde boğazımda bir acı hissettim.

Elimde boğazıma doğunduğumda bir yara olduğunu anlamıştım.

Bandaj yapıştırmışlardı. O çocuğun boğazıma yasladığı bıçak,bayılırken boğazımı kesmiş olmalıydı.

“Evet,sen nerde olduğunu sanıyorsun? Her şeyi en baştan anlat lütfen” dedi minyon kız,ne diyeceğimi bile bilmiyorum.

Türkiye’de bile değildim.

“Benim yaşadığım türkiye diye bir ülkeydi ve onun istanbul ilinde ailemle birlikte yaşıyorum. Şu an adını bile bilmediğim bir yerdeyim.” Dediğimde hepsi bana anlamaz bir gözle baktılar.

Bilmedikleri bir yerdi.

“Peki,anlıyorum. “

Dirseklerimi bacaklarıma koydum,ellerimle şakaklarını ovalamaya başladım. Ne yapacağım şimdi? Ya geri dönemezsem? Ne olacaktı?

Bir süre aynı haraketi yapmaya devam ettim.

Ellerimle saçlarımı geri atarken,kafamı kaldırdım,dudaklarımı yaladım ve konuşmaya başladım.

“Ben Türkiye adlı bir ülkede ve istanbul ilinde ailemle birlikte yaşıyorum.17 yaşındayım, okul sonrası amcamın kütüphanesinde çalışıyordum. En son kitapları yerine yerleştiriyordum”

elimle önümdeki masada duran kitabı gösterdim.

”daha sonra bu kitabı depoya koymaya gitmiştim,o ara depo kapısını açıp içeri girdiğimde kendimi ormanda buldum.

Arkama baktığımda kapı yoktu.

Etrafımda bakarak bir yapay ışık bulmaya çalıştığımda arkamdan bir hırıltı sesi gelmişti ve oraya baktığımda kırmızı gözlü bir şey ağaçların arasından yürürken bana bakıyordu.

Sonra ağaçların arasından çıktığında bir kurt olduğunu gördüm. Ay ışığı ise gözlerini kırmızı yansımasını sağlamıştı.

Bana doğru ilerliyordu, o ilerledikçe bende geri gidiyordum,Hızını arttırdı ve bende o korkuyla onu öldürdüm.

Sonra ellerim,yüzüm kan olmuştu. Başka hayvanlar gelir diye hızlıca ormana girdim.

Sonra biraz yürüdükten sonra sizin evinizin ışığını gördüm ve buraya geldim.

İlk kapı girişine doğru gidicektim sonra bir telefon çağrı sesi duydum ve bahçe tarafına gittim,Oraya geldiğimde arkadaşınız boğazıma bıçak dayadı.

Ve burdayım işte” diyerek sakince konuştum.

Bana bakıp pür dikkat beni dinliyorlardı.

“Depo kapısını açtığında karşında ormanı görmedin mi? Neden kapıyı kapatıp kütüphanede kalmadın?” Diye sordu o çocuk,ona dönüp baktığımda çok ciddi bir şekilde bana bakıyordu.

“Deponun ışığı odanın içinden açılıyordu ve depo eski ve çok açılmadığı için kapıyı açtığım an gözlerime ve ağzıma toz girmişti bu yüzden ağzımı ve gözlerimi kapattım ve depoya öyle girerek ışığı aramaya karar vermiştim ancak ne oda ne ışık buldum.” Dediğimde kaşları çatıldı ama bir şey demedi.

“Dağ evinin bariyerini nasıl geçtin?” Diye bir soru yöneldi.

Kimin sorduğuna baktığımda en sağ köşede oturan gözlüklü çocuktu.

“Bariyer mi? Ben bariyer hissetmedim.” Dediğimde sağ taraftaki kız konuştu.

“Bariyeri sadece opia insanı geçebilir ama sen opialı değilsin” dedi.

“Evet değilim ama ben bariyer hissetmedim”

“Kurdu nasıl öldürdün?” Diye bir soru yöneldi.

En sol tarafta oturan,büyük vücudu olan çocuktu.

“Öldürdüm işte” dediğimde hepsi bana bakıyordu,şüphelenmişlerdi.

“Nasıl öldürdün o hayvanı, heryerin kan olmuş.

Üstünde bir bıçak yoktu.” Diye konuştu o çocuk,kaşlarım çatıldı.

Gücümü söylesem ne olurdu?

“Bir gücün mü var?” Diye sordu gözlüklü çocuğun yanındaki sarışın çocuk,ona baktım.

“Güç mü?” Diye sordum.

“Evet güç, opia evreninde insanların özel güçleri olur ve bariyeri sadece opialı biri geçebilir.” Dedi minyon kız,ne diyeceğimi bile bilmiyorum.

“Kurdu nasıl öldürdüğünü açıklarsan herşey açıklığa kavuşacak,anlat” dedi o çocuk,bıkmışçasına bir nefes verdim.

“Kurdu,vücudumun yaydığı adrenalin yüzünden anlık kararla havayla sıkıştırarak,vücudunu parçaladım.” Dediğimde gözlerinde şaşkınlık kalmıştı.

“Hava elementini mi yönetebiliyorsun?” Diye sordu o çocuk, kafamı belirli-belirsiz salladım.

“Tam olarak bilmiyorum rüzgar-hava sanırım” dediğimde minyon kız konuşmaya başladı ama bana doğru değil arkadaşlarına doğru konuştu.

“Hava elementi,büyük savaştan sonra soyu tükenmemiş miydi?”diye sorduğunda diğer kız onay vermişti.

“Büyük savaş?” Dediğimde bana döndü.

“Büyük savaş 19 yıl önce opia evreninin bilinen en büyük savaşıydı. Bu savaşta insanların %85’nin gücünü silindi. Hava elementi kullanan insanlar ise öldü. 19 yıldır hava kullanan insanlarla karşılaşmadık.” Dediğinde kaşlarım çatılmıştı.

Annem,ben doğmadan 2 yıl önce istanbula taşınmıştı yani Amcamın dediğine göre öyleydi.

“Gücünü ne zaman farkettin? Ne kadar kontrol edebiliyorsun?” Diye sordu yine o çocuk,düşündüm.

Ne kadar kontrol edebiliyordum ki?

“farkedeli 1 yılı biraz geçti,çok kontrol edebildiğim söylenemez acil durumlarda kontrol edebiliyorum tabi o da sayılırsa”dedim.

“Elinde küçük bir hortum yapabiliyor musun?”diye sordu.

Hayır yapamıyordum.

Kafamı olumsuz bir şekilde salladım.

Bir şey demedi.

“Ne yapacağız şimdi?” Diye sordu sağda ki kız,

O çocuk düşünüyordu.

“Bir aylığına bu evde kalıyoruz” diye konuşmaya başladı.

Bana doğru baktı.

“Bir ay boyunca burda kalsın,geldiği yere nasıl gidebileceğini düşünelim.” Dediğinde kız kafasını salladı ve minyon kıza baktı.

“Geldiğini yere nasıl gideceğini bulana kadar bizimle kal,gizli odayı verelim maysa” diye konuştu o kız,bana doğru baktı.

“Ben zemheri,o maysa” diye konuştu kendini ve karşısındaki kızı göstererek,anladığım gözlerle baktım ve kafamı onaylar şekilde salladım.

Karşımdaki erkeklere baktığımda ise hepsi kendini tanıttı.

“Ben barlas” dedi gözlüklü çocuk,

“Aral ben” dedi sarışın çocuk,

O çocuğa baktığımda hiç bir şey demedi.

“Baybora” dedi kaslı çocuk,

Hepsini anladım.

Maysa’ya döndüm.

“Sizin güçleriniz var mı?” Diye sorduğumda hafifçe tebessüm etti ve kafasıyla onayladı.

“Barlas ve bayboranın güçleri yok,aral’ın gücü bir kaç saatliğine başka birinin görünüşüne sahip olabilir,ares ise buz ve ateş gücünü kontrol edebiliyor” dediğinde anlamıştım.

Onun adı aresti.

“Ben iyileşme gücüm var başkalarını veya kendimi iyileştirebiliyorum. Zemheri ise toprak elementini yönetebiliyor.” Dediğinde gülümsedim.

“Güçleriniz etkileyici”

“Teşekkür ederiz seninki de öyle “ dedi.

Erkekler peş peşe kalktı ve gitmeye başladı ilk başta ares olmak üzere.

Zemheri,maysa’ya kaş-göz yaptığını gördüm.

Sanırım herkesin odalara çekilme zamanı gelmişti.

“Gel sana odanı gösteriyim”dedi maysa ve ayağa kalktı.

Bende onun peşinden kalktım ve onu takip etmeye başladım.

Merdivenlerden çıktı ve hemen durdu.

Gösterdiği yere baktığımda bir duvara bakıyordu.

“Bu tahta korkuluğun üstünde bir yer var orayı kaydırdığında şifre girebileceğin bir yer açılıyor.

Şifre:1402,şifreyi girdiğinde burda bir tık sesi duyuyorsun.”

Korkuluğun üzerinden tahtayı ittirdi ve bir şifre bölmesi açıldı. Şifreyi girdiğinde bir tık sesi geldi.

Önümdeki duvarı ittirdiğinde bir kapı olduğunu anladım.

İçeri girdiğimde oldukça geniş bir odaydı.

“Oda da banyo var dolaplarda kıyafet var. Ben depresyon odası diye adlandırmıştım o yüzden bir kaç eşofman takımı koymuştum,Duş alıp onları giyebilirsin,Televizyon var film izlemek için ideal,Bir makyaj masası da var.

Depresyondayken makyaj yapmak terapi gibi gelir,Hepsi yeni paketinden çıkmamıştır.”Dediğinde biraz şaşırdım.

Zengin olabilirlerdi.

Hafifçe güldüğümde o da gülmüştü.

“bu oda senin artık, bir de oda gizli olduğu için ses geçirmez” dediğinde bu bilgiyi neden söylediğini anlamamıştım.

“Bu televizyon yanındaki yerde aynı tahta korkuluktaki olay var.Tahtaya biraz bastırıp ileri itince şifre girme platformu açılıyor,Giriş ve çıkış şifreleri farklı” dediğinde onu izliyordum.

Televizyonun yanındaki tutunma yeri gibi duran yere biraz bastırıp ileri ittirdi ve şifre girme yeri açıldı.

Şifreye baktım.

0207.

Şifreyi girdiğinde yine tık sesi geldi,Girişte bir tutma yer yoktu. Gizli oda olduğu için,ama odadan çıkarken kapıyı çekmen için bir tutma yer vardı.

Kapıyı çekti ve koridora çıktı,Kapıdan ona baktım.

“Evet seni odana yerleştirdiğime göre sana iyi eğlenceler ayrıca eğer açsan ya da bir şeyler içmek istersen mutfak senindir” diyip güldü.

Çok samimiydi.

“Teşekkür ederim”

“Ne demek” dedi.

“Ben odama kaçıyorum iyi geceler sana,rahat rahat uyu” dedi el salladı ve odasına gitti.

Kapıyı kapatıp odayı incelediğimde çok samimi tasarımı vardı.

İç boğmuyordu.

Dolabı açtım ve içinden bir şort ve sweatshirt çıkardım,Çekmeceden ise iç çamaşırı çıkarıp yatağın üstüne koydum.

Maysa ile vücudumuz birbirine çok benziyordu.

Aynı bedeni giyiyorduk.

Banyoya girdiğimde sıcak suyu açtım ve banyo etmeye başladım.

Bütün kanı kokusunu üstümden atmak istiyorum.

Kaynar suyla bütün vücudumu yıkamaya başladım.

Banyodan çıktığımda ise hemen kıyafetleri giydim ve cidden hiç paketinden bile açılmamış bakım malzemelerini kullanmıştım.

Islak saçlarımı taradım.

Dudaklarım aşırı kurumuştu o yüzden paketinden bir lipbalm açtım ve çöl gibi olan dudaklarıma bocaladım.

Yatağa yattığımda, neler olduğunu düşünmeye başladım.

Gün o kadar uzun gitmeye başlamıştı ki hiç bilmediğim bir evrende sıkışıp kalmıştım.

Nasıl eve geri döneceğimi bile bilmiyordum.

Gözleri kapatıp uyumaya çalıştım ama olmadı.

Sağa doğru döndüm,sola doğru döndüm,sağa doğru döndüm.

Yatakta dönmekten başka bir şey yapmıyordum.

Telefonum yoktu, saat kaç onu bile bilmiyordum.

Düşünmekten uyuyamıyordum.

Yataktan kalktım ve kapı şifresini girdim ve odadan çıktım,Aşağı baktığımda salonun her yer gözüküyordu,Bahçeyi de az çok görebiliyordum,merdivenlere yöneldim ve aşağı indim,bahçe kapısına indiğimde havuza baktım.

Kapıyı açtım ve yürümeye başladım, basamakların başladığı yerde oturdum ve ay’ı izlemeye başladım.

O kitap bağışlanmasaydı ve ben onu depoya koymak zorunda olmasaydım şu an kendi yatağımda mışıl mışıl uyuyor olabilirdim.

Bilmediğim bir yerde,bilmediğim-tanımadığım insanlar bana evlerini açmıştı.

Ne yapacağımı bilmiyorum.

Oturduğum yere yatmaya başladım,Kolumla gözlerimi kapattığımda,düşünemiyordum.

Kaybolmuştum.

Kollarımı kaldırdım ve oturma pozisyonunu aldım.

Havuza doğru bakıyordum.

Bacaklarım çok sıcakken üst vücudum donuyordu,ayağa kalktım ve havuzun ucuna oturdum.

Bacaklarımı suya batırdığımda buz gibi su bacaklarımı karşılamıştı.

Üstümde şort olduğu için rahattım.

Avucumu açtım,küçük bir hortum yaratmaya çalıştım,oluşmuyordu,gözlerimi kapattım.

Hayal ettim,yapabildiğimi düşündüm ve yaptım.

Gözlerimi açtığımda elimin içinde bir hortum vardı.

Bir anda büyümeye başlamıştı,gözlerimi büyükçe açtığımda ne yapacağımı bilmiyordum. Sol elimi sağ elimle birleştirdim.

Elimi açtım.

Hortum kaybolmuştu.

Elime bakarken bir anda elime küçük bir kar tanesi düştü.

Yazın ortasında kar mı yağıyordu?

Havaya baktığımda kar falan yoktu. Elime geri baktığımda kar tanesi elimde erimiş ve yok olmuştu.

Elim hala öyle dururken yağmur çiselemeye başlamıştı.

Kar’ı çok severdin göz çiçeğim.

Elime bir kar tanesi düştü.

Sen mi gönderdin?

Elime bakarak gülümsediğimde yağmur şiddetlenmeye başlamıştı,hislerim hava durumunu etkiliyordu.

Bacaklarımı havuzdan çıkardım ve eve doğru yürümeye başladım,yeni banyo etmiştim ve yağdırdığım bu yağmur beni hasta edebilirdi.

Eve girmeden yağmurun gelmediği bir yere geçtim.

Ayaklarım kirlenmişti.

Yanımdaki masaya baktığımda ıslak mendil vardı,açıp içinde iki tane alıp ayaklarımın altını sildim ve eve girdim.

Mutfaktaki çöpe kirli ıslak mendilleri attım ve merdivenlerden çıktım,Kapı şifresini girdim ve odaya girdim.

Kendimi direkt yatağa attım ve uyumaya başladım,yağmur uykumu getirmişti.

~~~

Nasılsınızzz?

Bendee idaree eder iştee

Yenii bölümmm nasılll?

Karakterlerin ilkk bakışş açısıı nasıll?

Bölüm sonu

2 yorum

  • Gittikçe daha derin daha güzel ilerliyoo her zaman bir sonraki bölümü iple çekiyor insan yeni karakterlere gelince gayet başarılı bir karakter planlaması olmuş bu arada , devammm

  • Ben bu kızı sevmeye başladım. Ayrıca grubu da baya merak ettimmm