Kapı kapandığında odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.
İlk başta dikkatimi çeken şey eşyalar olmuştu.
Şimdi ise dikkatimi çeken tek şey kadındı.
Odanın ortasında durmuş, sanki yıllardır beni tanıyormuş gibi sakin gözlerle bana bakıyordu.
Bir ilahiyat dekanı...
Bir akademisyen...
Yüzlerce öğrencinin karşısına çıkan bir eğitimci...
Ve şimdi karşımda duran bu kadın.
Çırılçıplak ve beni arzularcasına elbiselerini sıyırıp.
Deri elbisesini bedeninde bana sergilemişti
İnsan zihni gerçekten de tuhaf bir yerdi.
"Düşündüğünden daha karmaşık ve baskılanmış ruhlar bedenler."
Gülümsedi ve sert bir ses tonuyla yatağa uzanmamı emretti.
Haklıydı emir almak için para almıştım ve emirlerini yerine bir bir getiriyordum.
Şaşkındım ve garip hislere sahiptim o an benim yapmam gereken üstünlüğü.
O güzel disiplinli bir kadın yılların baskınlığıyla kendisine bir dünya kurmuş.
Ve o an garip gelen o dünya aile baskısıyla büyümüş bir bedene zihne sahipti.
Uygulamada gördüğüm sakin net kadın bir anda değişmişti kapalı kapıların ardında gizli kalmıştı.
Kadın ağır adımlarla odanın içinde yürümeye başladı.
Her eşyanın belirli bir yeri vardı.
Her detay düşünülmüştü.
Bu oda rastgele oluşturulmuş bir yer değildi.
Yıllar boyunca inşa edilmiş gibi duruyordu.
Belki de sahibinin zihni gibi...
Düzenli.
Kontrollü.
Ve sırlarla dolu.
Yatağın tepesinde devasa bir ayna loş kapalı penceresiz bir oda.
üzerinde deri tahrik edici deri elbisesiyle çekmeceye uzandı.
Püsküllü sert görünen bir cisim çıkmıştı o çekmeceden o an korku hakimdi bedenime.
Bir an acı hissettim ve sonrasında anlamıştım bir kadın tarafından kırbaçlanıyordum.
Başlarda acı kötü olsada sonrasında bedenim alışmış ve yadırgamıyodu kırbaçlanmayı.
"İnsanlar birbirini yalnızca görmek istedikleri kadar tanır."
dedi kulağıma eğilip.
Sesinde ne öfke vardı ne de pişmanlık.
Sadece kabullenilmiş bir gerçek.
"Peki ya gerçek sen?"
diye sordum.
Bir an durdu.
O sert kadın gitmiş ve duygusal bir kadın kalmıştı resmen.
Durdu ve yılların birikimini anlatmaya bu acıları zamanında çekmiş olduğundan tutun.
Yaşatılan zor günlerini anlatmış incinmiş bir ruh vardı o an karşımda
Bahçenin üzerindeki ışıklar geceyi ikiye bölüyordu resmen hava kararmıştı.
Sonra bana döndü.
"Gerçek insan diye bir şey yoktur."
dedi.
"Herkes bulunduğu yere göre başka bir yüz takar."
O gece saatler ilerledikçe sohbetimiz derinleşti.
İlk kez bir insanın hayat hikâyesini dinlerken kendi hayatımı sorguladığımı fark ettim.
Kadın başarılarından bahsetmedi.
Makamından bahsetmedi.
İnsanların ona duyduğu saygıdan da bahsetmedi.
Yalnızlığından.
Zirveye çıkmanın bedelinden...
Kimseye anlatamadığı yüklerden...
Her gün aynı maskeyi takmaktan yorulmuş olmaktan...
O an karşımda güçlü bir kadın değil, yorgun bir insan vardı.
Belki de yıllardır ilk kez kendisi olabildiği bir yerdeydi.
Saatler geçti.
Dışarıda rüzgâr ağaçları sallıyordu resmen.
Villanın geniş koridorlarında yankılanan sesler uzaklardan geliyormuş gibi duyuluyordu.
Evin büyüklüğü artık beni etkilemiyordu.
Asıl etkileyen şey içindeki boşluktu.
Bazen insanın sahip olduğu şeyler arttıkça yalnızlığı da büyüyordu.
Bu ev bunun kanıtı gibiydi.
Kadın koltuğuna yaslandı.
Elindeki fincanı masaya bıraktı.
"Bu gece burada gördüğün hiçbir şeyi anlatamazsın demi."
dedi.
Şaşırmadım.
Bazı sırlar anlatılmak için değil, taşınmak için vardı.
Başımı salladım.
Pencereden dışarı baktım.
Bahçedeki ışıkların arasından uzanan taş yolu görebiliyordum.
O anda içimde garip bir his oluştu.
Buraya para kazanmak için gelmiştim.
Ama giderken yanımda taşıyacağım şey para olmayacaktı.
İnsanların göründükleri kişi ile gerçekte oldukları kişi arasındaki uçurumu ilk kez bu kadar yakından görüyordum.
Ve bunun ağırlığı, cebime girecek paradan çok daha fazlaydı.