On sekiz yaşıma girdiğimde hayatımın sadece iyi yönde ilerleyeceğini düşünürdüm her zaman. Üniversiteye başlayacaktım. Yeni bir ortamda farklı insanlarla tanışacaktım. Hayalini kurduğum mesleği elime almak için çalışacaktım. Her şeyden önemlisi artık gerçek bir yetişkin olacaktım. En azından ben öyle olacağını zannediyordum. O yazdan sonra hayatım değişecekti.
Ben liseye başladığımda babamın iş yeri iflas etmenin eşiğine gelmişti. Annem hayatı boyunca hiç çalışmamıştı. Çalışması da mümkün değildi. O dönemde en küçük kardeşim daha bebekti. Ondan bir yaş büyük ikiz kardeşlerim de vardı. Evin en büyük çocuğu bendim. Bu yüzden çalışmaya başlamıştım. Hanemize giren paranın bir anda büyük miktarda azalması küçük yaştaki kardeşlerimi olumsuz etkileyecekti. Bunu biliyordum. Neyse ki, kısa zamanda babam daha önceden borç verdiği birinden yüklü bir miktar alacağını alıp şirketini kurtarmıştı. Ama ben bir kere çalıştıktan sonra her yaz çalışmaya devam ettim. Babam inatçı biriydi. Nispeten pahalı bir şey almak istediğimde para vermesi için ona saatlerce dil dökmek zorunda kalıyordum. En son telefonum bozulduğunda yeni telefon almak istediğimi söylediğimde bana saatlerce bağırmıştı. İşte o zaman çalışıp kendime telefon almıştım.
Liseyi bitirdiğim zaman girdiğim üniversite sınavını kazanamamıştım. Kursa gitmek için para biriktirmem gerekiyordu. Babamdan isteyemeyeceğim aşikardı. O yüzden o yaz katı kuralları olan bir kıyafet mağazasında mağaza görevlisi olarak işe başladım.
Sıcak bir temmuz sabahıydı. İşe başlayalı bir hafta olmuştu. İşe gelmiş ve üzerimi değiştirmiştim. İşteyken siyah bir pantolon ve siyah bir gömlek giymemiz gerekiyordu. Ardından mağazanın açılmasına az bir zaman kaldığı için reyonların olduğu kısma gittim.
Biraz sonra birinin beni izlediğini hissettim. Hemen etrafıma baktım. Benim dışımda etrafta sadece bir kişi vardı. Simsiyah giyinmiş sarışın biri beni izliyordu. Ben ona bakınca hemen kafasını çevirdi.
"Günaydın!" Diye kulağımın dibinde bağırdı Lale. Kendisiyle işe girdikten sonra tanışmıştım ve kısa sürede yakınlaşmıştık.
"Günaydın. Geldiğini fark etmemiştim."
"Başka yerlere bakarsan fark etmezsin tabii ki. Onur'a bakıyordun gördüm." Demek ki adı buydu. Onur ismi benim en çok sevdiğim isimlerden biriydi.
"Onu tanıyor musun?"
"Pek sayılmaz. Daha dün başladı. Ama çok yakışıklı olduğu için diğer kızlar baya onun hakkında konuştu. Adını onlardan duydum." Tekrar Onur'a baktım. Başka bir çalışan olan Kerem ile konuşuyordu. Gerçekten yakışıklıydı. Koyu renkli sarı saçları Güneş gibi parlıyordu. Gözleri gördüğüm en canlı renkli maviydi. Yüzü sanki usta bir heykeltıraşın elinden çıkmıştı. Adeta bir sanat eseriydi.
"Ama kişiliğinin görünüşü kadar iyi olmadığını söylediler." Lale koluma girdi. "Çok soğukmuş. Kızlar onunla dün birçok kez konuşmaya çalışmış ama Onur onlara biraz ters cevap vermiş. Ona 'Buz Prensi' diyorlar."
"Eğer kişiliği berbatsa niye onunla konuşmak istemişler ki?"
"Çünkü çok iyi görünüyor!" Lale'nin sesi istemsizce biraz yüksek çıktı. O yüzden konuşmasına ses tonunu alçaltarak devam etti: "Sen de ona bakıyordun. Hatta çok odaklandığın için geldiğimi bile duymadın."
"İlk olarak o bana baktı. Ben de biri beni izlediği için gerildim. Ve beni izleyen kişiye baktım. Ayrıca yakışıklı olduğunu kabul ediyorum. Ama sırf bu yüzden onunla ilgileniyorum diye düşünme. İyi bir karakter olmadan görünüş sadece boş bir kabuktur."
Lale bir şey diyecekti ama Reyon Şefi geldi. Hemen sonra da mağaza açıldı.
Birkaç saat çalıştıktan sonra müşterilerin dağıttığı kıyafetleri alıp katlamaya başladım.
"Pardon, bakar mısınız? O mankenin üstündeki kıyafeti deneyebilir miyim?" Kadının bana seslendiğini sanmıştım. Bu yüzden kafamı ona çevirdim. Ama kadın hemen arkamda kıyafetleri katlamakla meşgul olan Onur'a seslenmişti. Umursamayıp işime devam ettim.
"Tabii ki deneyebilirsiniz hanımefendi." Dedi Onur kibar ve cana yakın bir sesle. "Buyurun lütfen. Sizin için o elbiseyi mankenden çıkarayım." İkisi birlikte mankenin yanına gittiler. Onur elbiseyi çıkarmak için sırt tarafındaki fermuarı aşağı indirdi. Ellerini kıyafetin eteğine attı. Çekip çıkaracağını anlayınca hemen elimdeki işi bırakıp yanına koştum.
"Bir dakika!" Onur benim sesimle ellerini elbiseden çekti. "Önce yanlardaki ipleri gevşetmemiz lazım." Elbisenin yanlarındaki ipleri mankene oturması için dün Lale ile birlikte iyice sıkmıştık. Eğer Onur direkt elbiseyi çıkarmaya çalışsaydı elbise yırtılabilirdi. Daha önce Lale'nin başına benzer bir durum gelmişti. Elbisenin parasını maaşından kesmişlerdi.
Elbiseyi dikkatlice mankenin üstünden alıp çıkardım. "Buyurun hanımefendi."
"Teşekkür ederim. İkinize de!" Dedikten sonra hızlı adımlarla deneme kabinlerine gitti.
"Ben de sana teşekkür ederim." Derken gülümsüyordu Onur.
"Rica ederim. Farkında olmadan elbiseye zarar verseydin maaşından keserler diye endişelendim."
"Tekrardan sağ ol. Ben Onur. Dün işe başladım." Derken elini uzattı.
"Beren ben. Memnun oldum." Uzattığı elini sıktım.
"Ben de memnun oldum Beren."
"Beren Hanım! Buraya bakar mısınız?" Lale'nin sesiyle elimi onun elinden çektim.
"Ben gideyim o zaman. Sonra görüşürüz."
"Görüşürüz." Ona arkamı dönüp giderken yüzümde istemsizce oluşan gülümsemeyle Lale'ye kabinlerdeki kıyafetleri reyondaki yerlerine yerleştirmesine yardım ettim.
