Sabahın ilk ışıklarıyla beraber abimin uyandırmasıyla günüm başladı.
- Uyanın Yazar Hanım sabah oldu.
- Gediz Bey sabaha kadar çalıştım. Lütfen izin verin dinleneyim. Söz daha sonra tüm azarlarınızı ve tavsiyelerinizi memnuniyetle dinlerim.
- Maalesef Yazar Hanım tüm azarlarım ve tavsiyelerimi şu an dinlemek zorundasınız çünkü şu andan itibaren yepyeni bir süreç başlıyor sizin için.
- Birkaç saat sonra başlasa olmaz mı ? Günler nereye kaçtı Gediz Bey ?
- Olmaz ! Derhal banyoya el yüz yıkamaya sonra kahvaltı yapıp derhal işe koyulacağız Yazar Hanım ! Bu son uyarım yoksa kendi yöntemlerimle sizi kaldırmak zorunda kalacağım. Bunu siz iyi bilirsiniz Yazar Hanım.
- Off tamam abi ! Kalkıyorum , oldu mu ?
Banyoya savsak adımlarla ilerlerken abimi bitmek bilmeyen enerjisiyle etrafımda dolanması ve susmak bilmeyen çenesiyle güne başlamış oldum.
Yüzümü yıkadıktan sonra biraz da olsa kendime gelmiştim.
Banyodan çıkar çıkmaz canım abim padişah gibi başımda dikilince ne kadar çok sinir bozduğunu göstermek için hafifçe dizlerimi kırarak '' Müsadeniz olursa üzerimdeki pijamaları değiştirmek isterim hünkarım'' dedim. Abim ise '' Tamam abartma gidiyorum '' diyeceği yerde Gediz Çınar'lığını göstererek '' Müsade senin lakin çok bekletme yoksa kendini zindanda bulursun '' demişti. Bende padişahım canım abimden müsade aldıktan sonra kıyafetlerimi değiştirmek için odama ilerledim ama odaya girer girmez yatağım bana göz kırptı ve ne olduğunu bile anlamadan kendimi tatlı bir uykunun kucağında buldum. Tabii bu tatlı uyku padişah gibi davranan bir canlı yüzünden çok uzun sürmedi.
- Bre gafil sen ne cürretle padişah abini kıyafet değiştireceğim diye kandırıp uyursun ! Derhal o yatağı terk et !
Padişahım anlaşılan sabah yaptığım şakayı ciddiye almıştı. Öyleki kendini bu role çok fena kaptırmıştı. Bu benim sinir kat sayımı bin kat artırmıştı.
Olduğum yerde doğrulduktan sonra oflayarak kafamı yukarı doğru kaldırıp avuçlarımı açtım.
- Allahım ben ne günah işledim de her yaptığım şakayı ciddiye alan bir canlıyla yaşamaya çalışıyorum.
- Söylenmeyi bırak densiz ! Derhal yemek masasına .
- Emredersiniz Sultanımız I. Gediz
- Aferin ! Hep böyle itaatkar ve saygılı ol !
- Abi abartma artık ve bu tavırlarına bir son ver yoksa seni öldürür atalarının yanına postalarım.
- Ağalar derhal yakalayın bu haini ve atın zindana !
Diyerek söylediklerimi dinlemeden çöpe atan abim padişah numarasını devam etti. Bende ona karşılık elime yastığı alarak geleneksel abi kardeş savaşlarımıza bir yenisini daha ekledim.
- Sen şimdi asıl hainlik nasıl oluyormuş görürsün !
Elimde yastığı görür görmez kaçan abim kendini savunmak için yastık arayışına girdi. Koşarak odasına ilerleyen abim elinde yastıkla geri dönerek bana karşılık vermeye başladı. Dakikalar süren arbedenin sonunda yorulan abim beyaz bayrak göstererek pes etti ve kendini koltuğa attı. O pes edince yorulduğumu anladım ve bende kendimi koltuğa attım.
- Şimdi uyandın mı bakalım güzeller güzeli kardeşim ?
- Sayende olan azıcık enerjimi de tükettim abi .
- Şu an nefes nefese kaldığın için öyle hissediyorsun. Birazdan dünyanın en enerjik insanı olacaksın.
- Kesin öyle olur . Kalk uyuyamıyorum madem aç kalmayayım bari kahvaltı yapalım.
- Önce sen kalk .
- Nedenmiş o ?
- Çünkü buradan kalkabilecek enerji bırakmadın bende. Kalkmama yardım edeceksin.
- Sen şu an nefes nefese olduğun için öyle hissediyorsun abicim. Bak görürsün birazdan dünyanın en enerjik insanı olursun.
- Demek benim lafımı bana satıyorsunuz Duru Hanım. Peki öyle olsun ama bu yaptığınızı asla unutmayacağımı belirtmek isterim.
- Belirtebilirsiniz ama şimdi kalkın lütfen.
koltuktan kalktım ve mutfağa doğru ilerledim. Çoktan hazır olan kahvaltı masasına oturdum ve çayları doldurarak kahvaltımı yapmaya başladım.
- Siz kahvaltınızın hazırlanıp önünüze konmasına alıştınız galiba Duru Hanım. Hiç sormadınız bile kahvaltı hazır mı , yardım edeyim mi falan.
- Siz de mutfağı dağıtıp gitmeye alıştınız Gediz Bey. Hiç sormuyorsunuz toplamana ya da bulaşığa yardım edeyim mi falan.
- Her şeye de bir cevabın olsun zaten.
- Daha fazla sorun yoksa kahvaltımızı edelim mi canım abim ?
- Yok canım kardeşim afiyet olsun ?
Ve nihayet kahvaltı yapmaya ve normal insanlar gibi konuşmaya başladık. Bugün Cuma günüydü ve normalde abim işte olurdu ama bugün film hakkında benimle konuşmak istediği birkaç şey olduğu için gitmemişti.
Canım abim 3 yıl önce bir yayın evi kurmuştu ve Son Gözyaşı'nı basarak yayın hayatına resmen başlamıştı. Benim iki işim vardı : ilki kitap yazmak ikincisi ise yeni yazarlar keşfetmek. Onun dışında her şeyi yayınevi çalışanlarıyla abim yapardı.
Abimin , ben ve çalışanlarının sıkı çalışmasıyla şu an en iyi yayınevlerinden olmayı da başarmıştık hatta Zephyranthes yayınları olarak haftaya 2. defa en iyi yayınevi ödülü alacaktık. Bu daha çok çalışmak ve daha çok okuyucunun kalbine dokunmak için büyük bir motivasyon kaynağı olmuştu. Herkes daha çok fikir üretmeye ve çalışmaya başlamıştı.
Çayımızın da son yudumunu aldıktan sonra kahvaltımızı bitirmiştik. Abim çalışma odasına giderken bende mutfağı toplamaya başladım. İşim bitince de saçlarımı tekrardan toplayarak abimin yanına çıktım. Kapıyı tıklatarak içeri girdim. Masasının başında gözlüklerini takmış telefonla konuşuyordu.
Şu an benim abim gibi değil de Gediz Bey gibi görünüyordu. İşte benim abim böyleydi işteyken en ciddi insan olur değilken de en şakacı ve en enerjik insana dönüşürdü.
Beni görünce işini hızla toparladı ve telefonu kapattı.
- Gel Duru şöyle otur seninle işlerimi hallettikten sonra yayınevine gitmem gerekiyor. Bir an önce halledelim.
- Tamam abi.
Masanın önünde duran iki sandalyeden birine oturdum ve cankulağıyla abimi dinlemeye başladım.
- Öncelikle senaryoyu halletmemiz lazım Duru. Yapılan planlamalara göre önümüzdeki 1 ayda yazman gerekiyor. Sana biri yardımcı olacak. Benim aracılığımla iletişim kuracaksınız. Bu arada da terapini aksatmayacaksın tabii
- Tamamdır abi. elimden geleni yaparım. Benim yapmam gereken başka bir şey var mı ?
- Bir de oyuncu listesi hazırlamanı istiyorum. Her bir karakter için birkaç aday belirlemeni ve listelemeni istiyorum. Bunun yanında fiziksel özelliklerinin tasvirini de yapay zekaya yazıp çizdir ve dosyaya ekle. Bunun dışında başka bir şey yok. Yardıma ihtiyacın olduğundada ben sana yardım edicem merak etme.
- Tamam abi elimden geleni yapacağım.
- Teşekkür ederim. Şimdi gelelim asıl işimize. Sana bi teklifim daha var. Onu sana söylemek istiyorum.
- Dinliyorum abi.
- Kitabın içinde geçen şarkıları da yapalım diyorum ben. Böylece eksiksiz bir film olur.
- Gerçekten mi , hepsini mi ?
- Evet hepsini . Hem ben bi sanatçıda buldum eğer sende beğenirsen kendisine teklif sunacağım.
- Kimmiş peki bu sanatçı ? Ünlü biri mi ?
- Ünlü biri değil ama tanıdığımız biri.
- Öyle mi ? Kim peki ?
- Çağatay Bey'in kardeşi kitaplarınla iyileşen okurun Nil İlter
- Ne !
- Aslında benim aklıma kitaptaki şarkıları yapmak hiç gelmemişti ama dün akşamüstü Çağatay Bey aradı ve kardeşinin şu an konservatuar okuduğunu ve kitaptaki şarkıları seslendirmek istediğini söyledi. Ben de sana sormak için müsade istedim ve şarkı söylediği bir kayıt rica ettim. Sesi gerçekten harika. Bu filme katkıda bulunmak çok istiyormuş. Hem de kitaplar için teşekkür etmek istiyormuş. Zaten sesini dinledikten sonra kabul ediceksin bence. Ne dersin ?
- Peki abi o zaman sesini dinledikten sonra karar vereceğim.
Abim hafifçe başını salladıktan sonra telefonunu eline aldı ve bir ses kaydı açarak telefonu masanın üzerine koydu. Yükselen keman sesinden birkaç saniye sonra Nil eşsiz sesiyle şarkıyı söylemeye başladı. Söylediği şarkı Toygar Işıklı'nın Ben Hayatın Mağlubuyum şarkısıydı. Öyle güzel söylüyorduki her bir melodide insan bambaşka hüzünler ve duygular hissediyordu. Gerçektende bu ses annemin bestelediği şarkılara ait gibiydi. Dudaklarından dökülmesini bekliyordu sanki.
Şarkı son melodiyle birlikte bittiğinde gözümü kapattığımı fark ettim. Abime konuşma fırsatı bırakmadan teklifini kabul ettim ve odamda masamın üzerinde duran annemin defterini alıp şarkıları notalarıyla abime verdim.
- Fotokipilerini çekip bana geri ver.
- Tamam canımın içi ver bakalım.
Dosyayı alıp şarkıların olduğu sayfaların fotokopisini çekmeye başladı. Bir iki dakika sonra defteri bana uzatarak toparlanmaya başladı. Toparlandıktan hemen sonra telefonunu da alarak evden çıktı.
Defteri yerine yerleştirdikten sonra birkaç gün yapmayı unuttuğum şeyi hatırladım ve yapmak için en üst kata çıktım. Parmak izimle açılan kapıyı açarak odaya girdim. Kamerinin açısını ayarladıktan sonra yeni bir hafıza kartı yerleştirip kaydetmeye başladım.
Şu birkaç gün o kadar şey olduki ilk defa kayıt yapmayı unuttum anne. Ne oldu diye soracak olursan en büyük hayalim gerçek oldu. Sonunda Son Gözyaşı film oluyor. Sonunda herkes seni bilecek anne. Kurgu zannedecekler belki ama yine de hayallerinde seni yaşatacaklar. Kim bilir bir gün bu evden çıkabilir ve gerçekleri anlatabilirim. Bu kadın benim annemdi derim. '' O melek oldu ve biz onun sayesinde o kafesten çıktık , özgür olduk '' derim.
Abim bir gün iyileşeceğimden o kadar eminki düşünmeden edemiyorum. Gerçekten yapabilecek miyim ? İyileşebilecek miyim ? Abim gibi bende o kafesten çıkabilecek miyim ? Şu an yanımda olup bu sorularımı cevaplamanı o kadar isterdimki. Belki o zaman gerçekten de çabucak iyileşir özgür kuşlar gibi uçabilirdim.
Neyseki bu süreç de bana çok iyi geliyor. Heyecanı , telaşı ve tabiiki ortaya koyulan emek bana iyileşmek için o filmi sinemada izlemek için cesaret veriyor. Uyandığım bu yeni hayatın ilk sabahı bana ilaç gibi geldi. Özellikle o melodilerin o sözlerin şarkı olacağını duymak...
Kaydı tamamladıktan sonra üzerine tarih ekleyip yerine koydum. Daha sonra kapıyı kilitlediğimden emin olup aşağı indim. Oturma odasına gidip oturdum ve Ayça Ablaya mesaj atmak için telefonu elime aldım.
Ayça Abla
Bu hafta abim ertelediği için görüşemedik Ayça abla. Bu hafta atlayacak mıyız yoksa başka bir gün görüşecek miyiz ?
Hafta sonu abin evde olacağı için rahat olamayabilirsin. O yüzden ben haftaya görüşürüz diye düşünmüştüm. Hem sende bu arada kafanı toparlarsın. Bana anlatacak çok şeyin olduğunu hissediyorum. Haksız mıyım ?
Haklı olabilirsin sanırım 😊😊
Haftaya görüşmek üzere o zaman
Görüşmek üzere...