İçeriğe geç

Gözlerindeki Yabancı

Bölüm 12 · 3 dk okuma

Gözlerindeki Yabancı

Bölüm 12

Allah Kahretsin...

Ayaz’ın o gözleri... Zeytin yeşili bakışları zihnimi ve ruhumu okumak ister gibi doğrudan gözlerimin derinliklerine çivilenmişti. Odanın içindeki hava bir anda çekilmiş, boğazım düğümlenmişti.

— Gözlerin kapanırken... kütüphanede, —dedi Ayaz, yatağın kenarına kadar gelip üzerime doğru eğilerek.— Bana seslenmeye çalıştın. 'Kaan' dedin. O adı bana bu dünyada sadece geçmişimdeki o lanet insan, beni o kuyuya atanlar biliyordu. Sen benim Kaan olduğumu nereden biliyorsun Eflin? Sen kimsin gerçekten?

Kalbim göğüs kafesimi zorlarca vururken geri adım atmak zorundaydım. Henüz her şeyi anlatmanın, kartları açık oynamanın sırası değildi. Derin bir nefes alıp bakışlarımı saniyeler içinde toparladım ve yüzüme hafif, şaşkın bir ifade yerleştirdim.

— Ben... Ben kimse değilim Ayaz, —dedim sesimin titrememesine özen göstererek.— Ne Kaan’ı? Bilincim kapanıyordu, sırtımda devasa bir demir yığını vardı... Ağzımdan ne çıktığını bile hatırlamıyorum. Belki de kulakların sana oyun oynamıştır, can acısıyla ne dediğimi ben bile bilmiyorum ki.

Ayaz kaşlarını çattı. Zeytin yeşili gözlerindeki şüphe bir an olsun silinmedi ama beni daha fazla zorlamak da istemedi. Yüzümü inceledi, ardından derin bir nefes verip geriye doğru çekildi.

— Umarım öyledir Eflin... —dedi kısık ve tehlikeli bir sesle.— Umarım bana yalan söylemiyorsundur.

İki Hafta Sonra

Ağrı kesiciler ve Ayaz’ın o gözle görülür ama dile getirilemeyen korumacı tavırları sayesinde iki hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Kaslarımdaki ezilmeler hafiflemiş, sargılarımın çoğu çıkmıştı. Ancak yine de adımlarımı atarken içten içe keskin bir sızı duyuyordum.

Taburcu oluşumun ve onun evinde geçirdiğim günlerin ardından, artık kendi evime dönme vakti gelmişti. Ayaz her zamanki gibi itiraz etmeye çalışsa da bu sefer kararlı durup kendi düzenime geçmek istediğimi söylemiştim.

Arabasının içinde, Bahçelievler’den benim evime giden yolda ilerlerken aramızda sessizlik vardı. Direksiyonu tutan parmakları gergindi. Binamın önüne geldiğimizde arabayı durdurdu ve emniyet kemerini açtı.

— Ben kendim yürürüm Ayaz, zahmet etme, —diyerek arabanın kapısını açtım ve dışarı adımımı attım.

Ancak ayağımı yere bastığım an bacağıma saplanan keskin acıyla inlememi engelleyemedim. Sancı birden bütün gövdeme yayıldı, dengemi kaybedip arabanın kapısına tutunmak zorunda kaldım:

—Ah!..

—Eflin!..

Ayaz sanki bu anı bekliyormuş gibi bir salise bile düşünmeden arabadan fırladı. Yanıma nasıl geldiğini anlamadım bile.

— Sana kendi başına hareket etme demedim mi ben?! —diye gürledi ama sesindeki kızgınlıktan çok endişeydi.

— İyiyim, sadece birden yüklenince—

Cümlemi bitirmeme izin vermedi. Tek bir seri hamleyle bir kolunu dizlerimin altından, diğerini sırtımdan geçirip beni saniyeler içinde kucağına aldı.

— Ayaz ne yapıyorsun! Bırak, gören olacak! —diye fısıldayarak göğsüne vurmaya çalıştım.

— Sus Eflin, —dedi, zeytin yeşili gözlerini bana dikerek.— Bir daha o canının yandığını görürsem bu arabayı geri benim eve sürerim. Düş önüme.

Beni kucağında hiç zorlanmadan binanın merdivenlerinden yukarı çıkardı. Cebimden anahtarı alıp kapıyı açtı ve doğrudan yatak odama ilerledi. Beni yavaşça, sanki kırılacak bir cam eşyayı bırakır gibi yatağımın üzerine bıraktı. Mutfaktan bir bardak su getirip komodine bıraktı.

— Ağrı kesicini alacaksın, sonra da dinleneceksin. Akşam uğrayacağım, —dedi ve arkasına bile bakmadan salondan geçip evden çıktı.

O sırada yatak odasından çıkmadığım için salonda ne yaptığını, neye baktığını hiç göremedim.

Akşam saatlerinde bacağımdaki sızı biraz hafiflediğinde, üzerime bir hırka alıp yavaş adımlarla salona geçtim. Amacım salondaki konsolun üzerinde sakladığım o en değerli şeyi kontrol etmekti. Onu kimsenin görmemesi için üzerine özel bir örtü serip arkalara gizlemiştim.

Kaan’ın çocukluğundan kalan, üzerinde siyah harflerle "KD" yazan o küçük metal oyuncak araba... Onu Ayaz dâhil kimsenin görmemesi gerekiyordu.

Konsola yaklaştım, üzerindeki örtüyü kaldırdım.

Parmaklarım buz gibi ahşap yüzeye çarptı. Kaşlarımı çatarak konsolun üzerini, yanındaki rafları, hatta sehpanın altını telaşla aradım.

Yoktu.

Nefesim boğazımda tıkandı. Kalbim sanki yerinden fırlayacakmış gibi güm güm atmaya başladı. Evde benden ve gündüz beni kucağında içeri getiren Ayaz’dan başka kimse olmamıştı. Ayaz salondan geçerken ne ara örtüyü kaldırmış, ne ara o arabayı fark edip almıştı? En ufak bir ses bile duymamıştım, hiçbir şeyin farkına varmamıştım!

— Allah kahretsin... —diye fısıldadım odadaki derin sessizliğe doğru. Yüzümdeki bütün kan çekilmişti.— Ayaz arabayı aldı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.