14 Yıl Önce (Yıl 2005)
Küçük kız koştu ve altı kumla dolu parkın kaydırağının içine saklandı.
"Werner! Werner! Hadi yakalasana beni!"
Oğlan sinirlenmeye başlamıştı, kız sürekli ona aralarında altı yaş fark olmasına rağmen ismiyle hitap ediyordu. "Bana abi demeyi ne zaman öğreneceksin küçük velet? Abin yaşındayım!" diye bağırdı kaydırağın içine doğru giderken. "Bana ne! Adın Werner değil mi? Abiye ne gerek var, Werner'sın işte!" diye seslendi küçük kız kaydırağın tepesinden, kaydırağın içine doğru giren oğlana doğru bakarken.
Oğlan sinirle kaydırakta tırmanmaya başladığında küçük kız 'la la la la la laa' diye mırıldanarak ceylan gibi zıplıyordu. En sonunda oğlanın hâlâ tepeye çıkamayışına sinirlenip bağırdı, "Çok yavaşsın Werner! Biraz hızlı olsana!"
Oğlan duyduklarıyla daha çok sinirlenip hızlı tırmanmaya başladı, "Bi gelebilirsem oraya pişman edicem seni!" diye bağırdı ayaklarını ve ellerini hızlı haraket ettirmeye çalışırken.
Kız ise oğlanın tepeye ulaşmasına az kaldığını gördüğünde kıkırdayıp kaydırağın merdivenlerinden aşağı inmeye başladı. Bunu yaparken 'la la la la la laa' diye mırıldanmaya devam ediyordu.
Gülerek koşmaya başladığında parktan çıkabilmesi için daha demin tırmandığı kaydırağın birkaç metre ilerisinde ki çitlerin oradan çıkması gerekiyordu. Parkta koşan diğer çocuklardan biri aniden küçük kızın omzuna sertçe çarptığında kız yere düştü. Başını kaldırıp omzuna kimin çarptığına baktığında ise çocuklar arasında ki en gıcık oğlanın onun omzuna çarptığını gördü.
Oğlan yere düşen kızın hâline bakıp gülmeye başladığında kız sıyrıldığı için kanayan dizine bakıyordu.
Oğlan kızın kanayan dizini fark ettiğinde kızın yüzüne baktı hemen. Ağlamadığını fark ettiğinde ise küçük kaşlarını çattı sinirle, "Neden ağlamıyorsun velet? Bak dizine, çok fena kanıyor!" dedi yarım ağız gülerken. Hemen arkasından gıcık oğlanın kız arkadaşları da gelmişti.
Kızlar yere düşen kızın hâline bakıp güldüler ve üstten bir bakış atıp gıcık oğlanın yanına geçtiler. "Ne oldu bu velede yine? Annesine şikayet eder şimdi." dediler sanki çok umurlarında değilmiş gibi konuşurken. Küçücük yaşlarıyla böyle davranarak çok havalı olduklarını düşünüyorlardı. Ayrıca küçük kız annesine onları şikayet ederse kendi annelerinden yiyecekleri azardan korkuyorlardı, sadece küçük kızın annesine olanları anlatmayacağını bildikleri için böyle rahat konuşabiliyorlardı.
Küçük kız dizinin acısına yüzüne buruşturdu ve başını kaldırıp önünde duran çocuklara baktı, "Sizden nefret ediyorum!" diye bağırabildi sadece. Canı yanıyordu fakat gözlerinden bir damla yaş bile gelmemişti, küçüklüğünden beri ailesi ona acıya nasıl katlanılması gerektiğini öğretmişti. Küçük kız ailesini çok seviyordu. Ailesi ve küçük evleri onun her şeyiydi.
Oğlan ve kızlar kızın hâline bakıp gülmeye devam ederken oğlan birden gülmeyi bıraktı ve kızın yarasına doğru baktı. Hemen sonra da kızın yüzüne baktı ve, "Yaran acımıyor mu?" diye sordu. Kız ise çocuğun onu bir anlık umursadığını düşündü ve buruk bir tebessümle sorusuna cevap verdi, "Acımıyor." dedi ama aslında yarası onun sanki bütün bacağını etkisi altına alıyordu. Bütün bacağı yanıyordu sanki ama onların gözünde daha ezik bir kız gibi görünmemesi için böyle demesi gerekiyordu.
Oğlan bir kez daha güldüğünde bir adım attı ve kızın yarasına doğru yaklaştı, "O zaman canını acıtalım." dediğin de küçük kız bağırmaya başladı. Oğlanın yanındaki kızlar küçük kızın hâline gülmeye devam ederken oğlan tam kızın dizindeki yaraya basıcakken birden birisinin onu ittirmesiyle oğlan da şiddetle yere düştü.
Oğlanın yanındaki kızlar oğlanın yere düşüşüne çığlık atarak karşılık verdiklerinde küçük kız oğlanı yere ittiren kişiye bakıyordu. En sonunda küçük kızın ağzından bugün tanıştığı ve onu sinir etmeye bayıldığı kişinin ismi çıktı ağzından, "Werner?"
Kızın gözleri onu kurtaran oğlandayken oğlanın gözleri hâlen kıza zorbalık yapan oğlandaydı. Oğlan büyük bir adım atıp zorba oğlanın yanına yaklaştığında zorba oğlan korkup dizleriyle geriye doğru emekledi. "Bir daha yapmayacağım! Özür dilerim! Tamam, özür dilerim!" diye af diledi yüzündeki korkuyu oğlana istemsizce belli ederken. Daha demin küçük kıza zorbalık yaparken herkese gösterdiği karizması şuan yerlerdeydi.
Oğlan küçük yaşına rağmen ürkütücü bir tınıyla, "Benden değil, ondan özür dile." dediğinde zorba oğlan hemen dediğini yapmış, küçük kızdan özür dilemişti.
Bu yaşananlardan sonra zorba oğlan ayağa kalkmış, koşar adım oradan uzaklaşmıştı. Tabii yanındaki kızlarda zorba oğlanın peşinden koşarak gitmişlerdi.
Küçük kız gözleri oğlandayken ona hayranlıkla bakıyordu ama içi hâlen muzurluk peşindeydi. Oğlan küçük kıza doğru döndü ve dizindeki yaraya baktı. Hemen sonra da küçük kızın üzerindeki bakışlarını fark ettiğinde gözlerini devirdi ve küçük kıza doğru eğildi. "Seni benim mi kaldırmamı bekliyorsun? Bana öyle bakacağına ayağa kalk." diye söylendi. Kız ise zorlukla ayağa kalktı ve oğlanın onu kolundan tutarak destek vermesine izin verdi. Tam beraber bütün ailelerin piknik yaptığı yere gidiyorlardı ki birisi aniden bağırmaya başladı. Bağıran kişi ise oğlanın annesiydi. "Yangın var! Yardım edin!"
Oğlan annesinin sesini duyduğu gibi fark etmeden küçük kızın kolunu bırakmış annesi ile babasının evinin önünde yapılan pikniğin oraya doğru koşmaya başlamıştı.
Küçük kız oğlanın onun kolunu aniden bırakmasına ilk anlam verememişti fakat sonradan oğlanın annesinin haykırışını duyunca o da düşüncelerinden sıyrılmış, kanayan dizini yok sayarak evin önüne doğru koşmaya başlamıştı.
En sonunda evin önüne geldiğinde oğlanın ve ailesinin evinin turuncu alevler eşliğinde yandığını ve etraftaki herkesin panikle sağa sola doğru koştuğunu gördü. Bir kaç dakika önce herkesin gülerek sohbet ettiği, mangal yapıp eğlendikleri yer birkaç dakika içerisinde mahşer meydanına dönmüştü. Küçük kızın gözleri oğlanın annesinin ağlayan yüzüne ve babasının çaresiz bakışlarına döndüğünde birisi onun adını sesleniyordu.
Hemen sonra onun adını seslenen kişiye döndüğünde annesinin ve babasının ona seslenen kişiler olduğunu gördü. Sekerek ailesinin yanına gitti ve annesine sarıldı. "Anne, n'oluyor?" diye sorduğunda annesi gözleri cayır cayır yanan evdeyken küçük kızının saçlarını öptü. "Geçecek kızım, geçecek." dedi kızının kulağına doğru fısıldarken.
Birkaç dakika sonra itfaiyelerin sesi küçük kızın kulağına hücum etmiş ve annesi itfaiye seslerini duyduğu gibi ona şuan oldukları yerde kalmasını, başka bir yere gitmemesini söylemişti. Annesi bunları dedikten sonra hızlıca oradan uzaklaşmış, küçük kızın babası ile evleri yanan ailenin, yani onu o zorba çocuktan kurtaran oğlanın ailesinin yanına gitmişlerdi.
Küçük kız birkaç dakika sonra etrafta gözlerini gezdirdi. En sonunda ayağa kalkıp koşmaya ve onu kurtaran oğlanı bulmaya çalışmaya başladığında gözleri bir yandan da oğlanı arıyordu. Annesinin tembihlerini hiçe saymak içinde onu rahatsız eden hislere neden olsa da içinden bir şey küçük kıza oğlanı bulmasını söylüyordu.
Ayakları onu nereye götürürse oraya giden küçük kız birden kendini yanan evin yakınlarında bulduğunda içine korku hücum etti. Gözlerini yanan evden uzak tutmaya çalışıyor, bir yandan da küçük adımlarla oğlanı bulmaya çalışıyordu.
Küçük küçük adımlarla yürürken birden gözleri evin arka bahçesinde duran bir salıncağa çarptı. Salıncağa tam daha dikkatli bakıp üzerinde oturan kişinin onu kurtaran oğlan olduğunu anlamıştı ki birden boynunda hissettiği acıyla bütün gücüyle bağırdı. Haykırışları kendi kulağına hücum ederken sanki boynuna bir ateş topu atmışlar gibi hissediyordu. Yanıyordu, çok yanıyordu. Gözleri ondan istemsizce dolduğunda yaralanan dizi daha fazlasını kaldıramadı ve işlevini birkaç dakikalığına kaybedip yere devrildi.
Herşeyden habersiz elini boynunun yanan kısmına götürdüğünde acıyan kısmına dokunduğu gibi boğazını yakan çığlıkla elini o kısımdan çekmesi bir oldu.
Hüngür hüngür ağlarken gözleri salıncakta sallanan oğlandaydı. Onun yanına gitmesi gerekiyordu. Birkaç dakika bekledi, boynundaki acı azalsın diye yerde oturdu bir süre. Bu birkaç dakika boyunca hep ağladı, acıyı unutmaya ağlayarak çalıştı.
Acı en sonunda hafiflediğinde zorlukla ayağa kalktı ve sekerek yürümeye başladı. Gözlerinden akmaya devam eden yaşları sildi ve burnunu çekti. Aklına ailesinin sözleri geldi, hep şöyle derlerdi küçük kızlarına, "Acı gelip geçici bir şeydir. Sen geçecek olmasına odaklan. Aklından sakın çıkarma bunu, acını azaltır benim deniz gözlüm." demişlerdi hep turkuaz gözlü küçük kızlarına.
Küçük kız küçük hafızasında bir anda bu sözleri hatırladı, gerçekten de acısını az da olsa azaltmıştı o sözler. Sonra da adımlarını hızlandırdı, gözleri onu o zorbadan kurtaran oğlandaydı.
En sonunda salıncağın yanına geldiğinde oğlan onu fark etmedi, gözleri daldığı yerden ayrılmıyordu. Küçük kız yanına gitti ve baktığı yerin önüne geçti. Hemen sonra oğlan kızı fark ettiğinde irkildi. Gözleri hemen kızın boynundaki yanık izine kaymıştı. Bundan önce kaşlarını çattı, boynunda ki yara izinden daha önemli bir şey vardı, bu da neden şuan burada oluyor oluşuydu.
Oğlan kıza bakarken konuştu, "Neden buraya geldin? Annenin yanına git." dedi gözlerini kaçırırken. Küçük kız kızaran gözlerinden oğlanın ağladığını anlamıştı bile. "Çünkü canım istedi." dedi küçük kız salıncağın diğer köşesine, oğlanın yanına geçerken. "Ayrıca annemin yanına gidemem." dedi kız sonra da. Oğlan gözleri üstünden siyah dumanın çıktığı evdeyken sordu, "Neden?"
Kız cevap verdi, "Çünkü annem şuan senin annenin yanında." dedi. Oğlan ise burnunu çekti ve dayanamayıp kızın boynundaki yanık izine baktı. "Boynuna noldu? Senin de her yerine bir şeyler oluyor." diye söylendi küçük kıza. "Dikkatli olmalısın." dediğinde küçük kız daha demin ağladığı için kızaran turkuaz gözlerini oğlanın yeşil gözlerine doğru çevirdi şirince. Aklından aslında onu sevdiğini söyledi ama bunu oğlanın yüzüne söyleyemedi, küçük kız utanmıştı.
Gözleri oğlanın gözlerinde oyalanırken ayaklarını oynatıyordu. Küçük elleri ise kucağındaydı. Hemen sonra küçük kız oğlanın gözlerinden bir yaşın aktığına şahit oldu. Akan yaş yanağından süzülüp dudağının içine doğru giderken oğlan onu izleyen kızın farkına varıp eliyle yaşı sildi. Kendini küçük kıza karşı güçsüz göstermek istemiyordu. Oğlan böyle düşünüyordu fakat küçük kızın aklından asla böyle bir düşünce geçmemişti. O üzülmüştü. İçinden keşke şuan oğlanın evini kurtarabilseydim diye geçirdi. Çünkü oğlan küçük kızı kurtarmıştı. Ama küçük kız evi kurtaramazdı, artık her şey için geçti. Oğlan ve ailesinin evi tuzla buz olmuştu.
Küçük kızın gözleri yeniden oğlanın yeşil gözlerine döndüğünde gözyaşlarının arttığını gördü. Oğlan ise küçük kızın ona baktığını yeniden fark etti ve bu seferde gözyaşlarını sildi ama bu seferkinin öncekinden farkı gözyaşlarının oğlanın ellerine inat daha çok akmasıydı.
Küçük kız dayanamayıp, "Yapma." dediğinde oğlanın gözyaşları istemsizce daha çok akmaya başladı. Kızarmış gözlerini bir an bile yanan evinden ayırmıyordu. "Neyi?" diye zorlukla sorduğunda küçük kız sessizce konuştu, "Gözyaşlarını silme." dedi. "Neden siliyorsun ki? Bence onlar çok güzeller, yuvarlak yuvarlak çok şirin gözüküyorlar." dedi. Oğlan bu söylediklerinden sonra gözyaşlarını sık silmemeye dikkat etmişti.
Küçük kız ise konuşmaya devam etti. Artık o da gözlerini yanan evden ayırmıyordu. "Sana üzül demeyeceğim, çünkü üzülmen gerekiyor," dediğinde küçük kız gülüyordu. Oğlan ise kaşlarını çatarak kıza doğru dönmüştü.
Küçük kız oğlanın bakışlarını yok sayarak konuşmaya devam etmişti, "Canın acıyor mu?" diye sordu. Oğlan bir yandan ağlarken başını salladı ve kızın söylediklerini dinlemeye başladı, "Annem ve babam bana canım çok acıdığın da hatırlamam için bir şey söylerlerdi." dedi gülümserken. Oğlanın gözleri küçük kızın gülüşüne takılmıştı. Gülmek ona çok yakışıyor, diye düşündü. " 'Acı gelip geçici bir şeydir. Sen geçecek olmasına odaklan. Aklından sakın çıkarma bunu, acını azaltır benim deniz gözlüm.' derlerdi bana hep. Her canım acıdığında bunu düşünüyorum ve gerçekten de canım azıcık acıyor." dedi azıcık yerini söylerken minik işaret ve baş parmağını birbirine yakınlaştırırken. Oğlan küçük kıza dikkatle bakarken küçük kız konuşmaya devam etti. O oğlana değil yanan eve bakıyordu. "Çok mu canın acıyor?" diye sordu kız yarım dakika sonra. Oğlan cevap vermedi, kız ise ısrarla yeniden konuştu, "Neren acıyor? Üflesem geçer mi?" dediğinde oğlan karşısında ki küçük kızın onu mutlu etmek için söylediği şeyler karşısında daha çok gözyaşı akıttı. "Belki bir Superman olup evini kurtaramam ama çok iyi yara üfleyicisiyimdir." dediğinde kız gülümsüyordu. Oğlan da kızın söylediklerine dayanamayıp güldü ve gözyaşlarını sildi hemen. Gözlerini küçük kıza çevirdi ve ona, oğlanın kendi içinde anlam veremediği bir duyguyla baktı. Bu duygu da ne?, dedi oğlan içinden. Küçük kız onu güldürmeyi başarmıştı. Bir anlığına her şeyi unutmuştu sanki. Acısı gerçekten hafiflemişmiydi? Hafiflemişti, gerçekten de acısının geçecek oluşuna odaklanmıştı.
Dakikalar geçti, ikisi de sessizce yanan evin itfaiyeler tarafından söndürülüşünü izledi. En sonunda evin üstünden çıkan siyah dumanlar ve evin her tarafında bulunan o turuncu alevler dindiğinde insanların telaşlı sesleri de dinmişti. Aradan bir on dakika daha geçtikten sonra küçük kızın kulağına onun adını seslenen sesler tekrardan kulağına gelmişti. O ise oturduğu salıncakta ayağını sallamaya devam etti.
Görüş hizasına annesi ve babası girdiğinde ebeveynleri hızla kızının yanına geldi ve kızlarının durumuna baktılar. Tabii ki fırça da çekmişlerdi. Küçük kızın annesi ve babası küçük kızın yanında oturan oğlana 'geçmiş olsun' tarzı geçiştirici cümleler kurduktan sonra küçük kızın babası kızını kucağına almış ve küçük kızın annesi ile birlikte o arka bahçenin oradan çıkmışlardı.
Küçük kız babasının kucağından onu kurtaran oğlana bir daha asla unutmayacağı bir şekilde gülümsemiş, küçük elini ona doğru sallamıştı. Oğlan ise kızın ona doğru salladığı küçük eline kendi elini sallayarak karşılık vermişti.
