Balı çöreklerim bu bölümde bana biraz kızabilirsiniz ama hikaye bu şekilde gelişti
Bol bol yorum ve oy lütfennnnn
-🦁-
Neslihan'ın beni kapının önüne koymasından beri kendimi bir odaya hapsedilmiş gibi hissediyordum. Ama asıl hazmedemediğim şey, o akşam sahil kenarında o mahalle delikanlısı Aras'tan yediğim ayardı. Adam resmen masama çökmüş, benim oyunumu bozmuştu.
İki gündür Duygu'dan ses çıkmıyordu. Tam "Balık elden kaçtı" derken, telefonuma düşen o bildirim yüzümde şeytani bir gülümsemeye sebep oldu.
Duygu: "Savaş, konuşmamız lazım. Aras'la olanlar sabrımı taşırdı. Kimsenin ne dediği umurumda değil artık, senin yanına geliyorum."
Oltayı geri çekmeme bile gerek kalmamıştı. Aras'ın o geceki kahramanlık gösterisi ters tepmişti belli ki. Duygu, mahalledeki o boğucu baskıdan kaçmak için celladına sığınmaya karar vermişti. Hemen cevap yazdım: "Kampüsteki o kuytu kafedeyim cadı. Gel, seni sadece ben anlarım."
Yarım saat sonra geldiğinde darmadağındı ama bakışlarında garip bir kararlılık vardı. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı belki ama omuzları dikti. Karşıma oturduğunda ona en şefkatli bakışımı fırlattım. Aras'ın aksine, ben ona bağırmayacaktım; ben onu sadece dinleyecektim ki, bana tamamen teslim olsun.
"Anlat," dedim, elini masanın üzerinde tutup sıkarak. "O mahalle bekçisi seni yine mi darladı?"
Duygu elimi bırakmadı, aksine parmaklarını parmaklarıma kenetledi. "Savaş, artık dayanamıyorum," dedi, sesi titrese de geri adım atmıyordu. "Aras abi... O bana aşıkmış. Bana artık 'abi' deme diyor, hayatıma karışmaya çalışıyor. Sanki ben onun tapulu malıymışım gibi davranıyor. Abim duyarsa ne olur biliyorum ama artık kimsenin ne düşündüğü umurumda değil."
İçimden bir kahkahayı bastırdım. Vay be, Aras... Kendi topuğuna sıkmışsın aslanım.
"Duygu, bak bana," dedim, sandalyemi yanına çekip kolumu omzuna atarak. "Onlar seni bir mal gibi görüyor. Kardeşi, namusu, emaneti... Kimse seni sen olduğun için sevmiyor. Ama ben öyle değilim."
Duygu başını kaldırdı, doğrudan gözlerimin içine baktı. O an, o pasif kız gitmiş, aşkına sahip çıkan bir kadın gelmişti.
"Biliyorum Savaş," dedi kararlı bir sesle. "Senin farklı olduğunu biliyorum. Aras bana dün gece 'seçimini yap' dedi. Ben seçimimi yaptım. Ben sana gerçekten aşığım Savaş. Belki mahallede fırtınalar kopacak, belki abimle yüz yüze bakamayacağım ama senin yanındayken kendim olabiliyorum. Beni bu karmaşadan çekip çıkarmanı beklemiyorum, sadece elimi tutmanı istiyorum. Ben bu savaşa seninle girmeye hazırım."
Normalde bu kadar duygusallık midemi bulandırırdı ama şu an bu cümleler zafer marşı gibiydi. Mahallenin prensesi, Aras'ın uğruna dünyayı yakacağı o kız, şimdi benim dizimin dibinde bana aşk yemini ediyordu. Hem de korkarak değil, Aras'a meydan okuyarak.
Onu kullanmak mı? Evet, sonuna kadar. Aras'ın canını yakmak için Duygu'dan daha keskin bir bıçak bulamazdım.
"Seni bırakmam cadı," dedim saçlarını öperek. "Madem aşığız, madem birbirimizden başka kimsemiz yok... O zaman bu bizim gizli ittifakımız olsun. Mahalleye, abine, o Aras'a inat; biz seninle kendi dünyamızı kuralım. Kimse seni benden alamaz."
Duygu benim yara bandımdı, Neslihan'a nispetim, Aras'a ise en büyük darbemdi.
Bu oyun şimdi başlıyordu. Aras "kartlarını açık oynayacağım" demişti ama benim asıl uzmanlık alanımın "hileli oyunlar" olduğunu unutmuştu.
-🧚♀️-
Duygunun anatımından
İki hafta... Dile kolay ama benim için bir ömür gibi geçti. Aras abinin –yok, artık sadece Aras'ın– o geceki yıkıcı sözlerinden sonra kendimi dipsiz bir kuyuda gibi hissetmiştim. Herkes üzerime geliyordu; annem şüpheyle bakıyor, Melih abim her adımımı takip ediyor, Aras ise bakışlarıyla beni boğuyordu. Ama sonra Savaş çıktı karşıma.
Savaş, benim o kuyudan çıkmamı sağlayan tek el oldu.
Şu an aynanın karşısında saçlarımı tararken gülümsüyorum. Savaş'la artık resmen sevgiliyiz. Kim ne derse desin, mahalle ne düşünürse düşünsün; ben hayatımda ilk defa kendimi birinin "kardeşi" veya "emaneti" olarak değil, bir "kadın" gibi hissediyorum. Savaş bana o kadar farklı davranıyor ki... Beni kısıtlamıyor, beni yargılamıyor. Aras'ın o karanlık ve sahiplenici sevdasına karşılık, Savaş bana özgürlüğü vaat ediyor.
Dün akşam sahil kenarında yürüdüğümüzde elimi sımsıkı tuttu. "Sen benim en güzel mucizemsin cadı," dediğinde kalbimin ritmi öyle değişti ki, bir an duracak sandım. Onun yanındayken Aras'ın o boğucu sevgisini, abimin üzerimdeki o ağır gölgesini unutuyorum. Sanki sadece Savaş ve ben varız.
Tabii mahalleye girdiğim an o büyü bozuluyor. Evin önünden geçerken Aras'ın motorunu görmek, ışığının gece geç saatlere kadar yanışını izlemek içimi hala biraz sızlatıyor, yalan söyleyemem. Ama bu sızı, ona olan aşkımdan değil; kaybettiğim o güvenli limana olan buruk bir özlem sadece. Ama Savaş bana o limandan çok daha fazlasını, açık denizleri veriyor.
Aras'ın o günden sonra bana karşı takındığı o buz gibi sessizlik aslında işime geliyor. Kartlarını açık oynayacağını söylemişti ama şimdi sadece bir gölge gibi izliyor beni. Belki de anlamıştır; ben onun peri kızı değilim, ben Savaş'ın sevdiği kadınıyım.
Abim Melih hala hiçbir şey bilmiyor. Savaş'la gizli buluşuyoruz, okul çıkışlarında kuytu kafelerde oturuyoruz. Bu gizem bile aşkımızı daha heyecanlı kılıyor.
Annem bile bendeki bu değişimi fark etti. "Yüzüne renk gelmiş Duygu," diyor. Evet anne, renk geldi; çünkü sonunda birinin gölgesinde yaşamaktan vazgeçip kendi güneşimde yanmayı seçtim.
Savaş'la bu gün için plan yaptık. Beni arkadaşlarıyla tanıştıracakmış. Artık saklanmak istemiyorum. Herkese, en çok da Aras'a, kimi seçtiğimi ve ne kadar mutlu olduğumu göstermek istiyorum. Çünkü ben bu iki haftada şunu öğrendim: Aşk, seni koruyan bir duvar değil, seninle beraber uçan bir kanatmış. Ve benim kanatlarım artık Savaş'ın ellerinde.
Savaş'ın arkadaşlarının takıldığı o lüks kafeye girdiğimizde, kalbim heyecandan boğazımda atıyordu. Üzerime en sevdiğim, Savaş'ın "sana çok yakışıyor" dediği elbiseyi giymiştim. Savaş elimi her zamankinden daha sıkı tutuyor, beni gururla yanındaki sandalyeye oturtuyordu.
Masada üç erkek ve iki kız vardı. Şık, bakımlı ve biraz mesafeli duruyorlardı. Savaş, "İşte size bahsettiğim Duygu," diyerek beni tanıştırdığında, bakışlarındaki merakı görebiliyordum. Ama bu sefer başımı öne eğmek yerine, hepsine tek tek gülümseyerek selam verdim.
"Memnun oldum," dedim, sesim net ve pürüzsüzdü. "Savaş sizden çok bahsetti."
"Biz de senden Duygu," dedi Berk, hafif bir gülümsemeyle. "Savaş'ın 'mahalledeki saklı cevher' dediği kadar varmışsın. Doğal bir havan var, bu masalarda pek alışık olduğumuz bir şey değil."
Bu cümlede ince bir küçümseme mi yoksa gerçek bir iltifat mı olduğunu anlamaya çalıştım. Ama altta kalmadım. "Doğallık, bazen en büyük lükstür Berk. Sizin dünyanızda bulmak zorsa, şanslıyım demektir," dedim sakince. Berk bu cevabıma şaşırsa da saygı duyar gibi başını salladı.
Yemek boyunca Savaş sürekli elimi tutuyor, başarılarımdan, zarafetimden gururla bahsediyordu. Ancak bir şeyler tam oturmuyordu. Savaş beni överken sanki bir başarı hikayesinden değil de, kendi kazandığı bir zaferden bahsediyor gibiydi. Gözlerindeki o parıltı bana olan aşkından mıydı, yoksa birini "ikna etmiş" olmanın gururu mu?
Bir ara Savaş'ın telefonu çaldı ve masadan kalktı. O gittiğinde masadaki hava biraz değişti. Kızlardan biri, Melis, kahvesinden bir yudum alıp bana döndü.
"Savaş seni buralara getirdiğine göre durum ciddi," dedi Melis, dostane bir tonda ama gözleri beni süzüyordu. "Neslihan'dan sonra kimseyi arkadaş grubuna dahil etmez diyorduk. Hatta geçen hafta Neslihan'ın o yeni fotoğrafına verdiği tepkiden sonra... Seninle bu kadar hızlı toparlanması hepimizi şaşırttı."
Kalbimde bir sızı hissettim ama belli etmedim. "Neslihan geçmişte kalmış bir konu, değil mi?" diye sordum, şüphelerimi bastırarak.
"Tabii ki öyle," dedi Berk araya girerek. "Sadece Savaş hırslıdır Duygu. Bir şeyi kafasına koyduysa, özellikle de birine bir şey kanıtlamak istiyorsa... Dünyayı karşısına alır. Aras diye biri varmış galiba, senin için o adamla bile restleşmiş. Bu onun için büyük bir ego savaşı."
"Ego savaşı mı?" Kaşlarımı çattım. "Benim duygularım bir ego savaşına meze olacak bir şey değil Berk."
"Yanlış anlama," dedi Berk hemen toparlayarak. "Seni gerçekten sevdiğini söylüyor. Sadece Savaş'ın yöntemleri biraz... farklıdır."
Savaş masaya döndüğünde, neşeyle elimi tekrar kavradı. "Neler konuşuyorsunuz bensiz?"
"Hiç," dedim, gözlerimi gözlerinden ayırmayarak. "Sadece senin ne kadar 'hırslı' bir adam olduğundan bahsediyorduk."
Savaş'ın gülümsemesi bir anlığına dondu ama hemen toparladı. "İstediğim şeyi almak konusunda evet, hırslıyımdır cadı."
Kafeden çıkarken zihnim darmadağındı. Savaş beni eve bırakırken sessizdim.
"Nasıl, sevdin mi bizimkileri?" diye sordu.
"Güzeller," dedim, camdan dışarıyı izleyerek. "Ama Savaş... Neslihan'la bir ilgin kalmadığına emin misin?"
Savaş arabayı kenara çekip durdu. Yüzümü ellerinin arasına aldı. "Duygu, bana bak. O insanlar her zaman konuşur. Onlar için her şey bir oyun. Ama benim için sen gerçeksin. Bana güvenmiyor musun?"
"Güvenmek istiyorum," dedim. Onu gerçekten seviyordum, onun yanındaki o özgür hissi seviyordum. Ama o an, Aras'ın o gece bahçedeki dürüst, maskesiz ve ne pahasına olursa olsun gerçeği söyleyen bakışları bir anlığına zihnime düştü. Savaş bana parıltılı bir dünya vaat ediyordu ama Berk'in o imaları, Savaş'ın üzerimdeki sahiplenici kibri... Zihnimde küçük bir şüphe tohumu ekmişti. O tohumun ne zaman yeşereceğini bilmiyordum ama artık camdan bir köprüde yürüdüğümün farkındaydım.
🧚♀️
Evet arkadaşlar Savaş ve Duygu sevgili oldu ama Duyguda artık bir şeylerin yolunda olmadığının farkında
Bu kurguda hikayeyi bir kumar masası gibi düşünün. Aras kartlarını açıkça oynayan ve savaşmaktan vazgeçmeyen bir delikanlı. Savaş ise tam tersi oyunu kirli oynayan ve kazanmak için kartları saklayayıp hile yapabilecek birisi. Duyguda masadaki oyun kurucu yani o kartaları dağıtan ve kaderi belirleyen kişi