Bol bol yorum ve oy please
Şimdi bölüme geçelim
-🧚♀️-
O an dünya durdu Kulaklarım uğulduyordu. Sahil esintisi yüzüme çarpıyordu ama ben az önce duyduğum kelimelerin sıcaklığıyla yanıyordum. Aras abi... Karşımda nefes nefese, gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir fırtınayla duruyordu.
Yutkundum. Kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi çarpıyordu. "Ne demek istiyorsun Aras abi?"
"Yapma!" diye gürledi aniden, elleriyle yüzünü sıvazlayarak arkasını döndü. "Hala o kelimeyi kullanıyorsun! Sana bana abi deme dedim! O kelime benim etimi koparıyor Duygu, anlamıyor musun? Ben sana her baktığımda nefesim kesiliyor, ben seni her gördüğümde 'abi' maskesinin altında boğuluyorum!"
"Ama sen benim sığınağımsın!" diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. "Eğer sen abim olmazsan, ben kime güveneceğim? Herkes gitse sen kalırsın sanıyordum. Şimdi o güveni yıkıp geçiyor musun?"
"Güvenini yıkmıyorum Duygu, yerini değiştiriyorum," dedi sesi bu sefer fısıltı kadar alçak ama bir o kadar sarsıcıydı. "Madem 'abi' kalkanını bırakmamak için bu kadar direniyorsun, o zaman oyunun kurallarını ben koyuyorum. Bu gece o maskeyi ben kendi ellerimle parçaladım. Ve bir daha asla o maskenin altına girmeyeceğim."
"Ne demek istiyorsun?" dedim, hıçkırıklarımın arasından.
"Şu demek..." dedi, bana iyice yaklaşarak. Aramızda bir parmak mesafe kalmıştı, kokusu ciğerlerime doluyordu. "Artık kartlarımı açık oynuyorum. Seni elde etmek için, o gözlerinin içine baktığımda 'abi'yi değil de beni, sadece beni görmen için elimden gelen her şeyi yapacağım."
"Aras abi, yapma..."
"Hala 'abi' diyorsun," dedi, hafifçe gülümseyerek ama bu gülümsemede bir meydan okuma vardı. "De bakalım. İstediğin kadar söyle. Sen 'abi' dedikçe ben sana neden abin olamayacağımı kanıtlayacağım. Seni o Savaş gibi züppelerin elinden çekip almak yetmez bana. Ben seni kendim için, bizim için istiyorum. Ve inan bana peri kızı, ben bir şeyi kafaya koyarsam önümde hiçbir engel duramaz. Melih bile."
Dehşetle gözlerimi açtım. "Abime ne diyeceksin? Bu mahalleye nasıl bakacaksın?"
"Umrumda değil," dedi Aras, bakışlarını dudaklarıma indirip tekrar gözlerime kenetleyerek. "Senin o inatçı kalbin benim olana kadar durmayacağım. Seni her gördüğümde, sana her dokunduğumda, sana her baktığımda bana 'abi' diyemeyeceğin anları ben yaratacağım. Kaçabildiğin kadar kaç, sığınabildiğin kadar o kelimeye sığın.
Arkasını döndü, motoruna yaslandı ve cebinden bir sigara çıkarıp yaktı.
Kazandığımı sandığım o güvenli liman, şimdi fırtınalı bir denize dönüşmüştü ve ben yüzme bilmiyordum.
-🧚♀️-
Dün gece olanarı hala aklım kalbîm almıyordu nasıl böyle bir şeye çüret etmişti, nasıl benim güvenimi yerle bir etmişti, nasıl benim güvenli limanımı fırtınaya boğumuştu?
Aras beni eve bırakmak istesede itraz etim o söyledi sözlerden sonra yüzüne bile bakmak istemedim, Savaştan özür diledim ve bir taksiye binip eve geldim.
Abim sorgusundan urtulamadım tabi! Neymiş ben neredeymişim ne yapmışım o Savaş şerefsiziyle, diyemedim ki asıl şerefsiz senin yanında yüzüne karşı yalan söylüyor diye!
Dün geceden beri Aras abi beni mesaj Yağmur'una tutmuştu, Savaş hakkında saçma sapan idalar yazmıştı beni kuladını söylemişti. En sonunda onu engelledim çünkü saçma sapan mesajlarla kafamı karıştırsın istemedim ben Savaşı tanıyordum ve o öyle biri değildi.
Şu anda yatağımda Selenle beraber oturuyodum
Selene bu konuyu söyleyip söylememe konusunda çok kararsızdım ama söylemeye karar verdim çünkü o benim herşeyimi bilirdi.
"Abimin sana hislerini söylediğine hala inanamıyorum"
"Bende inanamadım Selen ama olan bu"
"Tamam kabul abimin senden hoşlandığını tahmin ediyordum ama söyleme ihtimali aklıma dahi gelmemişti" dedi oda benim kadar şaşkındı
"Ben aptalım! Anamıştım biliyormusun, anamıştım ama yedirememiştim, Aras abi öyle biri değil demiştim"
"Eee şimdi ne olacak Duygu adam kartlarımı açık oynuyorum demiş, şimdi ne yapacaksın" dedi Selen bir tarafta abisi bir tarafta arkadaşı vardı onun içinde durum zordu
"Madem beyfendi kartlarını artık açık oynayacak o zaman bende oyun kurucu olacağım ve günün sonununda kartları ben belirleyeceğim, görsün bakalım Aras abicim el mi yaman bey mı yaman"
-🧚♀️-
Sınav haftamdaydım bir de üstüne üstelik bu saçma sapan oyuna uğraşıyodum, sınav çıkışı Savaşı gördüm ondan tekrar tekrar gece için özür diledim ve o ne yaptı biliyomusunuz benim üzümlü kekim bana o kadar şevketle yaklaştı ki artık beni arkadaş olarak görmediğine eminin oldum artık işleri ilerletme vaktiydi, eve döndümde Kılıçsoy ailesine yemeğe davetli olduğumuzu öğrenmiştim mahalledeki o alışılmış huzur yerini benim için dumanlı bir savaşa bırakmıştı. Annem Sevim Hanım en sevdiği ipek eşarbını bağlamış, "Hadi Duygu, Meliha ablanlar bekletilmeyi sevmez," diyerek beni evden çıkarmıştı.
Arasların, yani Kılıçsoy ailesinin evine giden o birkaç adımlık yol, sanki sonu olmayan bir uçurum kenarı gibiydi. Kapıyı Meliha teyze açtı, her zamanki neşesiyle bizi içeri buyur etti. İçeride Şükrü amca ve abim çoktan koyu bir sohbete dalmışlardı.
Ama benim gözlerim sadece onu arıyordu. Ve oradaydı...
Yemek masasına oturduğumuzda Aras tam karşıma geçti. Şükrü amca neşeyle, "Eee Melih, Aras'la şu halı saha meselesini ne yaptınız? Rövanş ne zaman?" diye sorarken, Aras gözlerini bir an bile üzerimden ayırmıyordu.
"Rövanş yakın baba," dedi Aras, sesi masadaki herkesten farklı bir frekansta tınlıyordu. "Ama bu sefer saha farklı, kurallar farklı. Kaybetmeye niyetim yok."dediğinde masadaki herkes bunu futbol sanıyordu ama ben, gözlerinin içine dimdik bakarak bardağımdan bir yudum su aldım.
Abim gülerek, "Görürüz aslanım," dedi. "Kuralları bilmeyen, sahada çabuk yorulur Aras abi," dedim, sesim pürüzsüz ve fazlasıyla sakindi. 'Abi' kelimesini bir silah gibi kullanıyordum. Aras'ın bakışlarındaki o kor ateşin bir anlığına şaşkınlıkla söndüğünü gördüm. Beklemiyordu. Benim geri çekilmemi, kızarıp bozarmamı bekliyordu.
Meliha teyze dün geceki gerginliğini sorduğunda, Aras tam lafa girecekken ondan önce davrandım: "Sorma Meliha teyze, Aras abi son zamanlarda biraz fazla korumacı oldu. Sanırım yaşlanıyor, babalık içgüdüleri erkenden uyandı. Onu biraz rahat bırakmamız lazım, yoksa tansiyonu çıkacak."
Masada bir kahkaha koptu. Aras'ın elindeki çatalı sıktığını, parmak boğumlarının beyazladığını gördüm. İlk golü ben atmıştım.
Aras, pes etmeye niyetli değildi. "Duygu, suyun bitmiş," diyerek sürahiye uzandı. Suyu doldururken masanın altından dizini dizime sertçe yasladı. Bu bir baskıydı, beni köşeye sıkıştırma çabasıydı. Normalde olsa dizimi çekerdim ama yapmadım. Aksine, sandalyemi biraz daha öne çekip ben de ona baskı uyguladım ve yüzüme en tatlı gülümsememi yerleştirip gözlerinin içine baktım.
Eğilip kulağıma o sözleri fısıldadı: "İstediğin kadar söyle o kelimeyi peri kızı... Bu akşam bitmeden kimin abisi olduğumu anlayacaksın."
Yutkundum. Aras masanın altından ayağını ayağımın üzerine hafifçe baskı yaparak sabitledi. Bu bir abinin yapacağı bir şey değildi. Bu, sahiplenici ve kararlı bir adamın "buradayım" deme şekliydi.
Yemekten sonra beyler balkona geçerken, Aras yanıma geldi. "Duygu, bahçedeki erik ağacının altındaki o eski fener bozulmuş, bir baksana. Mühendis adaysın sonuçta."
Abim arkadan seslendi: "lan it kızı niye çalıştırmıyorsun kendin yap!" Dedi abim Arasa, "Oğlum boşuna mı yardım ettim ben sınavlarda gelsin oda bana yardım etsin" dedi Aras yalan olduğunu biliyodum eğer tamir edilmesi gereken bir şey varsa o yapardı bana yaptırmazdı onun derdi benimle baş başa konuşmak ona sırt çevirdim bu bir haftanın öcünü almaktı. "Tamam tamam lan, Duygu git şu salaka yardım et"
Abimin bu saflığı canımı yakıyordu. Aras'la beraber bahçeye çıktık. Karanlık, ağaçların gölgesiyle birleşmişti. Aras fenerle falan uğraşmadı; beni o ağacın gölgesine, mahallenin göremeyeceği o kuytuya çekti.
İki elini ağaca yaslayıp beni hapsettiğinde, gözlerimi kaçırmadım.
"Bana 'abi' dediğinde canımın nasıl yandığını biliyorsun," dedi sesi titreyerek.
"Canın yanıyorsa doğru yoldayım demektir," dedim, kollarımı göğsümde bağlayarak. "Bak Aras abi, sen bir oyun başlattın ama unuttuğun bir şey var. Ben senin peşinden sürükleyeceğin o küçük kız değilim artık. Güvenimi yıktın, limanımı fırtınaya boğdun. Şimdi o fırtınada boğulma sırası sende."
"Ayrıca Annelerimiz içeride, abim içeride... Ne yapmaya çalışıyorsun?"
"Sana gerçeği göstermeye çalışıyorum," dedi, yüzünü yüzüme iyice yaklaştırarak. "Bana bak Duygu. Gözlerimin içine bak ve bir abinin kardeşine böyle bakıp bakamayacağını söyle. Eğer 'evet' dersen, şu an buradan gideceğim ve bir daha asla bu konuyu açmayacağım."
Nefesimi tuttum. Bakışları dudaklarıma kaydı, sonra tekrar gözlerime çıktı. O kadar yakındı ki, kalbinin atışını hissedebiliyordum. Hayır diyemedim. Evet de diyemedim.
"Gördün mü?" dedi Aras, sesi bir zafer marşı gibi fısıltıyla döküldü. "Diyemiyorsun. Çünkü sen de biliyorsun. Yarından itibaren okulda, yolda, her yerde gölgen olacağım. Sen 'abi' dedikçe, ben sana kadınım olduğunu hatırlatacağım."
Aras geri çekildi, cebinden o gümüş çakmağını çıkardı ve hiçbir şey olmamış gibi balkona, abimin yanına yürüdü. Ben ise o ağacın gölgesinde, dizlerimin bağının çözülmesini engellemeye çalışarak öylece kalakaldım.
Bu bir mangal akşamı değildi. Bu, Aras Kılıçsoy'un kazandığı ilk muharebeydi, oyun sayacı 1:1 olmuştu.
Bahçedeki o yakıcı yüzleşmeden sonra buz kesmiş ellerimle mutfağa, kızların yanına kaçtım. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, sanki göğüs kafesimi döven bir kuş vardı içimde. Selen, elinde çay bardaklarıyla mutfak tezgahına yaslanmış, beni gördüğü an kaşlarını çattı.
"Duygu? Betin benzin atmış kızım, ne oldu bahçede? Feneri mi patlattın naptın?" diye fısıldadı yanıma sokularak.
Cevap veremedim. Sadece boş boş tezgaha baktım. O sırada annem ve Meliha teyze mutfağa girdi. Aralarındaki fısıltı ben girince kesilse de, üzerimdeki o incelemeci bakışlarını hissedebiliyordum.
"Duygu, iyi misin annem? Yüzün kireç gibi olmuş," dedi annem, elini alnıma koyarak. "Ateşin de yok ama..."
"İyiyim anne, biraz başım döndü temiz havaya çıkınca, herhalde ondandır," diye geçiştirdim. Ama Meliha teyze, annem kadar kolay ikna olmamış gibiydi. O keskin gözlerini üzerime dikip, sanki ruhumun içini okuyormuş gibi baktı.
"Aras nerede?" diye sordu Meliha teyze, sesi her zamankinden daha mesafeli ve sorgulayıcıydı.
"Abimin yanına, balkona geçti," dedim titreyen sesimle.
Annemle Meliha teyze birbirlerine kısa, anlamlı bir bakış attılar. O bakışı tanıyordum; hani o 'bir şeyler dönüyor ama ne' bakışıydı. "Neyse," dedi Meliha teyze, "Hadi Selen, Duygu, içeri geçin de çayları verelim."
-🦅-
Arasın anatımından
Melih'le balkonun kuytusunda, gecenin serinliğinde oturuyorduk. elindeki çay bardağını sıkıca tutmuş, gözlerini uzağa dikmişti.
"Şu Savaş denilen herif..." dedi Melih, sesi dişlerinin arasından sızan bir öfkeyle. "Duygu'nun peşinde dolanması asabımı bozuyor Aras. Babam öldüğünde Duygu daha çocuktu. Ben ona hem abi hem baba olmaya çalıştım. Kimsenin onu bir heves uğruna kırmasına, babasızlığının verdiği o sığınma ihtiyacını kullanmasına izin veremem."
Yutkundum. Boğazımdaki o yumru her geçen saniye daha da büyüyordu. Melih bana döndü, gözlerinde öyle bir güven vardı ki, o an kendimi dünyanın en aşağılık adamı gibi hissettim.
"İyi ki varsın be kardeşim," dedi Melih, elimi omzuma sertçe vurarak. "Gözüm arkada kalmıyor. Biliyorum ki ben yoksam sen varsın. Duygu'yu benden bile daha iyi korursun sen. Sana güvenim sonsuz. Sen onun abisisin, dağısın."
"Yapma Melih," demek istedim. "Bana öyle güvenme. Ben senin sandığın o adam değilim." Ama sustum. Dilimin ucundaki itiraflar, Melih'in bu saf dostluğu karşısında birer cinayet silahına dönüşüyordu. Melih, Duygu'nun etrafına ördüğü o koruma kalkanının en güçlü halkası olarak beni görüyordu; oysa ben o kalkanı içeriden eritiyordum.
Melih gittikten sonra masayı toplama bahanesiyle mutfakta kalan babam, Şükrü Kılıçsoy, beni durdurdu. Babam mahallenin kurduydu; toprağın kokusundan yağmuru, bir adamın bakışından niyetini anlardı.
"Aras, gel otur şöyle," dedi babam, sandalyesini geri çekerek. Sesindeki o ton, bir babadan ziyade bir hakimin tonuydu. "Akşamdan beri masada bir gerginlik var. Senin gözlerin, o kızın üzerinde bir yabancı gibi geziyor."
"Baba, ne diyorsun? Duygu o bizim..."
"Bana 'kardeşimiz' masalını anlatma!" diye kesti babam sözümü. "Ben seni bilirim oğul. Sen birine böyle bakmazsın. Melih fark etmiyor, o hala çocukluk arkadaşlığınızın saflığında. Ama o kız... Duygu, senin yanında titriyor. Korkudan değil Aras, başka bir şeyden."
Sustum. Babamın karşısında yalan söylemek, çıplak elle ateşi tutmak gibiydi.
"Bak Aras," dedi babam, eğilip gözlerimin içine bakarak. "Altınoklar bize emanet. Melih'in babası benim en yakın dostumdu. O çocuklar yetim büyüdü. Eğer senin gönlünde o kıza karşı bir meyil varsa, bunu ya adam gibi usulüyle yaparsın ya da o kızın aklını karıştırmayı bırakırsın. Melih duyarsa, bu mahallede ne dostluk kalır ne huzur. O çocuk Duygu için dünyayı yakar, seni bile tanımaz."
"Biliyorum baba," dedim sesim titreyerek. "Biliyorum. Ama engel olamıyorum. Yıllardır içimde sakladığım o kor, artık sönmüyor. Duygu'ya 'abi' dedikçe kendimi yok ediyorum."
Babam derin bir iç çekti, yüzü kederle kaplandı. "Zor yoldasın aslanım. Melih'in sana olan bu sarsılmaz güveni, senin en büyük imtihanın olacak. Eğer bu işin sonu felaket olacaksa, o yolu daha fazla uzatma. Ya git ya da savaşını doğru dürüst ver."
-🦅-
Melih ve annesi kapıdan çıkıp kendi evlerine geçtiklerinde, sırtımdaki o devasa yükün altında eziliyor gibiydim. Babamın mutfaktaki o keskin uyarıları hala kulaklarımda çınlıyordu. Bahçeye çıkıp karanlığın içinde bir sigara daha yaktım. Ama bu sefer yalnız kalmaya niyetim yoktu. Bu düğümü tek başıma çözemezdim; her iki tarafın da nabzını tutan, Duygu'nun her hıçkırığını bilen birine ihtiyacım vardı.
Gidip Selen'in odasının kapısını tıkladım. İçeriden gelen fısıltılar kesildi, saniyeler sonra Selen kapıyı araladı. Yüzündeki ifade, az önce Duygu'yla beni çekiştirdiklerinin kanıtı gibiydi.
"Girebilir miyim?" dedim, sesimdeki yorgunluğu gizleyemeyerek.
Selen kapıyı ardına kadar açtı, yatağının üzerine bağdaş kurup oturdu. "Gel bakalım 'abi'lerin en tehlikelisi. Ben de ne zaman geleceksin diye bekliyordum."
Karşısındaki sandalyeye çöktüm. Ellerimi kenetleyip öne doğru eğildim. "Selen, bana öyle bakma. Ne olduğunu, ne dediğimi biliyorsun. Ama bilmediğin bir şey var; ben bu yola Duygu'nun canını yakmak için çıkmadım."
"Abi, farkında mısın bilmiyorum ama Duygu şu an içeride dünyası başına yıkılmış gibi ağlıyor," dedi Selen, sesi bu sefer iğneleyici değil, gerçek bir kız kardeş endişesiyle yüklüydü. "Senin ona 'abi' olmayışın, onun en büyük güven kalelerinden birinin yıkılması demek. Bu işin şakası yok."
"Şaka mı?" dedim, sesim birden yükselerek. "Ben 4 yılımı bu 'şaka'ya kurban ettim Selen! Her gün o eve girip çıkarken, Melih'le omuz omuza maç yaparken, Duygu her düştüğünde kalbim yerinden çıkarken sustum ben. Gönül eğlendirmek mi sanıyorsun? Ben Duygu'yu sadece sevmiyorum, ben onu hayatımın merkezine koydum. Onunla bir yuva kurmak, onun her sabah benim yanımda uyanmasını sağlamak benim bu dünyadaki tek gerçeğim."
Selen duraksadı. Gözlerindeki o yargılayıcı ifade biraz kırıldı. "Niyetinin ciddi olduğunu biliyorum Abi. Seni tanıyorum. Ama zamanlama... Savaş meselesinin üstüne bu bomba... Kızın dengesi şaştı."
"Zamanı kalmadı Selen," dedim çaresizce. "Savaş gibi bir itin onu yara bandı yapmasına göz yumamazdım. Eğer bugün susmasaydım, yarın Duygu'yu başka bir sahteliğin kucağında görecektim. Ben ona yalan söylemeyi bıraktım. Artık her şey ortada."
"Peki şimdi ne yapacaksın? Duygu sana 'abi' demeye devam edeceğim diyor. Seni kaybetmekten ölesiye korkuyor ama o 'abi' sıfatı onun emniyet kemeri."
"O kemeri ben çözeceğim," dedim kararlı bir sesle. "Ama zorla değil. Selen, senden tek bir şey istiyorum. Bana Duygu'nun kalbindeki o korkuyu anlat. O neden bu kadar direniyor? Babasız büyümesinin acısını benden, bize olan güveninden mi çıkarıyor?"
Selen derin bir iç çekti. "Bak abi... Duygu için babasızlık, hayattaki her erkeğin bir gün gideceği korkusu demek. Sen ve Melih... Siz gitmeyenlerdiniz. Sen onun için 'abi' kaldığında, gitme ihtimalin yoktu. Ama 'sevgili' olursan, bir gün ayrılma ve senin de onu terk etme ihtimalin doğacak. O bu riskten kaçıyor. Seni tamamen kaybetmektense, 'abi' diyerek hapsetmeyi tercih ediyor."
Yumruğumu dizime vurdum. "Onu asla bırakmayacağımı ona nasıl kanıtlayacağım Selen? Ben onun için canımı veririm, o hala gitmemden mi korkuyor?"
"Sabredeceksin," dedi Selen, gözlerimin içine bakarak. "Kartlarını açık oynayacağım dedin, o zaman gerçekten öyle yap. Ona bir abi gibi değil, ona talip olan bir adam gibi davran. Ama Melih... Melih'i ne yapacaksın Abi? O öğrenirse kıyamet kopar."
"Biliyorum," dedim, ayağa kalkarak. "Melih benim kardeşim. Ama Duygu benim nefesim. Bir insan nefes almadan yaşayamaz Selen. Melih'e bunu anlatmanın bir yolunu bulacağım, gerekirse karşıma alacağım. Ama Duygu'dan vazgeçmeyeceğim."
Kapıdan çıkarken Selen arkamdan seslendi: "Abi! Dikkatli ol. Duygu'nun kalbi çok ince bir camdır. Kırmaya kalkarsan, parçaları teker teker sana batırırım."
"Kırmayacağım Selen," dedim arkama bakmadan. "Sadece o camın içindeki asıl kızı dışarı çıkaracağım."
🦅
Bu bölünde sonuna geldik bu güne kadar yazdım en uzun bölüm buydu
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?