İçeriğe geç

Göz göze gelince

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Göz göze gelince

Bölüm 2

2. Aralık kapı

Hadi hikaye geçelim

-🧚‍♀️-

En sonunda gözlerimi o katran karalarından kurtardım. Selçuk abi, "Senin mühendis değil, şarkıcı olman gerekiyor güzelim, ben sana söylüyorum," dedi bana gülümseyerek.

"Benimkisi hobi amaçlı be Selçuk abi," dedim; bilerek "abi" kelimesini vurguladım ama adam laftan anlamıyor galiba, onun da beyin hücreleri ölü.

"Ben sana her seferinde 'gel bizim mekânda grupla beraber şarkı söyle' diyorum ama dinleyen yok," dedi.

Abim söze girdi: "Gerek yok Selçuk, o derslerine odaklansın. Hem istese söylerdi; istemediğine göre zorlama," dedi soğuk bir tonda. Bu aralar Selçuk abi'den pek hazetmiyordu ve bu konunun benimle ilgili olduğuna adım kadar emindim.

Telefonum çaldığında Savaş'ın aradığını fark ettim. "Alo, Savaş?" dedim telefonu açınca. Bir süre cevap gelmedi, sonra konuştu: "Neslihan'ın sevgilisi varmış be cadı..." Sesi acılı geliyordu ama benim için aynısı geçerli değildi. Biliyorum, sevinmem çok şerefsizceydi ama sevinmiştim işte; çünkü bana yeni bir ümit doğmuştu. "Sen iyi misin Savaş? Nasıl öğrendin? İyi değilsen yanına geleyim."

"Yok be cadı, yarın okulda konuşuruz. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var."

"Tamam canım, kendine dikkat et. Görüşürüz."

Telefonu kapattığımda abimin gözleri beni sorgulayarak bakıyordu. "Benim okuldan Savaş aramış, onunla konuştum," dedim.

"Hani şu beni tanıştırdığın lavuk mu?" dedi, gözleri sertleşerek.

"Abi! Ne biçim konuşuyorsun 'lavuk' falan? O benim arkadaşım," dediğimde Selen bana destek olmak için konuştu: "Hem zaten çok iyi bir çocuk Melih abi, merak etme sen."

Selen bunu dediğinde Aras abi söze dahil oldu: "İyi çocuksa cennete gitsin Selen, bize ne?" Sesi sertti. O niye bu kadar kızmıştı ki şimdi? Anlayamamıştım.

Aras abi, sanki az önce o sert cümleyi kuran kendisi değilmiş gibi sakin bir tavırla çayından bir yudum aldı. "Neyse" dedi abim konuyu kapatmak istercesine. "Savaş mıdır nedir, fazla samimiyet kurma Duygu. Okuluna bak sen."

"Tamam abi" dedim geçiştirmek için. Ama kalbimdeki o çarpıntı dinmiyordu. Savaş'ın sesi öyle çaresiz gelmişti ki... Neslihanın sevgilisi olması benim için bir kapı açar mıydı? Yoksa sadece Savaş'ın yaralarını saran o 'kanka' olarak mı kalacaktım?

Bu düşüncelerle boğuşurken biraz hava almam lazım diyerek çardaktan ayrıldım Selende gelmek istedi ama yanız kalmak istediğimi söyledim ve çardağın yakınında olan parka gittim ve salıncaklardan birine oturdum

Salıncakta hafifçe sallanırken zincirlerin çıkardığı o gıcırtı, kafamın içindeki düşüncelerin sesi gibiydi. Savaşın sesi kulaklarımda yankılanıyordu canı yanıyordu evet, ama benim içimde bencilce bir umut yeşermişti. "Neslihan'ın sevgilisi varmış..."Bu cümle, benim beş aydır kapalı olan kapımın aralanması demekti.

"Sallanmayı hiç bırakmayacak mısın?"

Duyduğum sesle irkilerek ayaklarımı yere sürttüm ve salıncağı durdurdum. Aras abi, parkın loş ışığının altında, elleri ceplerinde bana bakıyordu. Ne ara gelmişti? Ne ara bu kadar yaklaşmıştı?

"Aras abi? Sen... abimle değil miydin?"

"Melih, Selçuk'la halı saha muhabbetine daldı. Ben de bir bakayım dedim, bizim peri kızı yine hangi hayallerin peşinde savruluyor."

Yanındaki boş salıncağa oturdu ama sallanmadı. Sadece bana doğru döndü. "Konuşmak istemediğini biliyorum o yüzden hiç o konuya girmeyeceğim, benim şu andki görevim bu asık suratlı perensesi eğledirmek"

Gülümsedim "Peki bunu nasıl yapmayı planlıyorsunuz?" Dediğimde salıncaktan kalktı ve benim salıncağımın arkasına geçti "Bizimde var bir takım numaralarımız prenses hanım" dedi ve beni salıncakta sağlamaya başladı tıpkı küçükken her üzüldüğümüzde yaptığı gibi

Aras abi beni sallarken, rüzgar saçlarımın arasından geçip yüzüme vuruyordu. Her ileri gittiğimde içimdeki o ağır hüzün biraz daha hafifliyor, her geri geldiğimde Aras abinin o güven veren varlığını hemen arkamda hissediyordum. Küçükken de böyleydi; dizim kanasa ya da birine küssem, abimden önce o koşar, beni bu salıncakta dünyanın en mutlu çocuğu olduğuma ikna edene kadar sallardı.

"Hatırlıyor musun?" dedi sesi rüzgarın arasından süzülerek. "İlkokulda o sümüklü çocuk silgini çaldığında da böyle oturup ağlamıştın. Ben de seni öyle bir sallamıştım ki, 'Aras yeter, bulutlara değeceğim!' diye bağırmıştın."

Kıkırdadım. O günü dün gibi hatırlıyordum. "Silgim kokuluydu ama Aras abi, çocuk resmen gasp etmişti onu."

"Senin o zaman da dilin sivriydi, 'peri kızı' dedik diye uysal bir şey sanıyorlar seni ama bilmiyorlar ki içinde küçük bir ejderha yatıyor," dedi. Sesi yumuşacıktı, az önceki o sert, hırçın Aras'tan eser kalmamış gibiydi.

Hızımı yavaşlattı ve salıncağı elleriyle tutup beni tamamen durdurdu. Ama ellerini zincirlerden çekmedi. Eğilip yüzünü yüzümün hizasına getirdiğinde, o katran karası gözlerin bu sefer çok daha farklı baktığını gördüm. Şefkat miydi bu, yoksa adını koyamadığım daha derin bir şey mi?

"Duygu," dedi, ismimi ilk defa bu kadar titrek bir sesle telaffuz ediyordu. "Savaş'ın ya da bir başkasının canını yakmasına izin verme. Sen bulutlara değmeyi hak ediyorsun, yerlerde sürünüp başkalarının yaralarını sarmayı değil."

Yutkundum. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafe sanki koca bir uçurumdu ve ben o uçurumdan düşmekten değil, orada asılı kalmaktan korkuyordum. Salıncaktan kalktım "Merak etme Aras abi ben kimseye yara bandı olmam"

-🧚‍♀️-

Gece yatağıma uzanmış kitap okuyordum bir yandan da bu gün Aras abinin bana söylediklerini düşündüm ama Savaş öyle biri değildi beni yara bandı olarak hayata kulanmazdı.

Sate baktığımda saat gece 1 oluyodu, Kitaptaki satırlar birbirine karışıyor, her cümlenin sonunda Aras abinin o katran karası gözleri beliriyordu. Neden öyle bakmıştı?

Tam ışığı kapatıp uyumaya niyetlenmiştim ki telefonum titredi. Gelen mesajın kimden olduğunu tahmin etmek zor değildi.

Aras Abi: "Uyuyamadığını biliyorum peri kızı Işığın hala yanıyor"

Hızla pencereye doğru ilerleyip perdeyi hafifçe araladım. Bizim evin tam karşısındaki evlerinin balkonunda, elinde bir sigarasıyla oturan karaltıyı gördüm. Sokak lambasının cılız ışığı sadece yüzünün keskin hatlarını aydınlatıyordu. Beni fark edince başıyla ufak bir selem verdi.

Ben: "Röntgenliyor musun beni Aras abi? Ayrıca mühendislik okuyorum ben, uykusuzluk bizim fıtratımızda var."

Yüzünde o bildiğim, hafif ama hüzünlü gülümsemenin oluştuğunu buradan bile görebiliyordum.

Aras Abi: "Fıtratında inatçılık olduğu kesin. Işığı kapat ve uyu Duygu. Yarın yüzünde yorgun bir ifade görmek istemiyorum."

Ben: "Neden? Okula gideceğim alt tarafı, podyuma değil."

Bir süre cevap gelmedi. Balkondaki karaltının ayağa kalkıp korkuluklara yaslandığını izledim. Sonra telefonum tekrar titredi.

Aras Abi: "Çünkü senin yüzün gülmediğinde, bu mahallenin havası bile değişiyor. En azından benim için öyle. İyi uykular."

Mesajı okuduktan sonra kalbimin göğüs kafesime vuruşunu hissettim. Bu bir abinin söyleyeceği türden bir şey miydi? Yoksa ben mi her şeyi yanlış anlıyordum? Balkona tekrar baktığımda içeri girdiğini gördüm. Odasının ışığı söndü ama benim içimdeki fırtına daha yeni başlıyordu.

-🧚‍♀️-

Kampüsün bahçesine girdiğimde Savaş'ı her zamanki bankımızda otururken gördüm. Ama beklediğim o yıkılmış, darmadağın adam yoktu karşımda. Aksine, üzerine tam oturan siyah tişörtü ve hafifçe dağılmış sarı saçlarıyla her samanki Savaş gibiydi.

Yanına yaklaştığımı fark edince yüzünde yayılmış bir gülümseme belirdi. "Vay be, bizim cadı gelmiş," dedi ve ben daha ne olduğunu anlamadan ayağa kalkıp bana sıkıca sarıldı. Ama bu her zamanki "kanka" sarılmalarından değildi biraz daha uzun sürmüş, kokumu içine çeker gibi bir hali vardı.

"Gözlerin şiş duruyor, sen de mi uyumadın?"

"Mühendislik okuyoruz Savaş, normal değil mi?" dedim, Aras abiye verdiğim cevabın aynısını ona da vererek.

Gülümsedi ama bu sefer gözlerinin içi parlıyordu. "Normal tabii. Ama dünkü... olaydan sonra seni merak ettim. Neslihan konusunu kapattım ben Duygu. Yani, en azından deniyorum. Bazen insan en uzağa bakarken yanındakinin kıymetini kaçırıyor galiba."

Bu sözleri söylerken gözlerini benden ayırmadı.

Elini uzatıp omzumdaki saçımı geriye doğru itti. "Bugün farklı bir enerji var üstünde. Bu elbise mi seni böyle göstermiş yoksa sen mi parlıyorsun, çözemedim."

Kalbimin ritmi değişir gibi oldu ama içimdeki o şüpheci ses sustu. Aras abinin "yara bandı" uyarısı kulaklarımda çınlıyordu. Savaş gerçekten beni mi fark ediyordu, yoksa sadece boşlukta mı kalmıştı?

"Abartma Savaş, her zamanki halim," dedim mesafemi korumaya çalışarak.

"Belki de ben her zamanki gibi bakmıyorumdur artık," diye mırıldandı. Tam o sırada yanımızdan geçen bir arkadaş grubu ona seslenince bakışlarını benden çekti. "Neyse, derse geç kalma. Çıkışta beraberiz, itiraz istemiyorum. Konuşacaklarımız var."

Göz kırpıp uzaklaştı. Arkasından bakarken kendimi bir labirentin tam ortasında hissediyordum. Savaş'ın bu küçük imaları, bakışındaki o yeni ama belirsiz ifade... Her şey çok hızlı ve çok garip gelişiyordu.

Cebimde telefonum tekrar titredi.

Aras Abi: "Okula girdin mi?"

Savaş'ın imalı cümleleri mi, yoksa Aras abinin bu sessiz takibi mi daha kafa karıştırıcıydı? Savaş sanki bir kapıyı aralıyor ama içeri girmeme izin vermiyor gibiydi. Aras ise o kapının önünde durmuş, beni içeri girmemem için sessizce uyarıyordu.

🧚‍♀️

Bu bölümünde sonuna geldik aşklarım bol bol oy ve yorum yapmayı unutmayın

Sizce Savaşın tavırları neden bir anda değişti?

Sizce Aras neden bunca zaman bekleyip şu anda böyle olmaya başladı?

Aras ve duygu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.