Şarkı- Sigara Şebnem Ferah
Helo Helo Helo bu hikayayi yazmak istedim çünkü neden olmasın canar umarım beğenirsiniz bol yorum ve oy verin lütfen
Bu arada yazım hataları için şimdiden özür dilerim.
Başladığınız tarihi yazın
-🧚♀️-
Bazen insan gözünün önündekini göremez, görmek de istemez; bazen sadece kendi istediğini görürsün.
Belki de o yüzden delicesine hoşlandığım çocuğun benden hoşlanmadığını anlayamamış, kendimi kandırmıştım; ama şu anda gerçeği görüyordum, hem de en acımasız haliyle.
Beş aydır platonik olduğum adam, Savaş Karaça, şu anda gözümün önünde başka bir kızdan ne kadar çok hoşlandığından bahsediyordu...
Onunla üniversitenin ilk yıllarında tanışmıştık, o da benim gibi mühendislik okuyordu. İlk olarak arkadaşça gördüm onu, sonra her şey değişti. O sarı saçları, cam mavisi gözleri beni kendine bağladı.
Asla açılamadım çünkü arkadaşlığımızı mahvetmekten korktum; ama şu anda keşke açılsaydım diyorum çünkü o zaman onun Neslihan denen kızı ne kadar sevdiğini dinlemek zorunda kalmazdım...
"Duygu, beni duyuyor musun sen?" diye sordu Savaş ve beni düşüncelerimden çekti. "Pardon ya, dalmışım yine."
"Ooo, biz burada kankamıza derdimizi anlatıyoruz, o bizi dinlemiyor bile; kalbim kırıldı." Senin mi benim mi? demek geçti içimden ama demedim, diyemedim. Sonuçta onun bir suçu yoktu; o, benim ondan hoşlandığımı bilmiyordu ki.
"Üzgünüm, sınavları düşünüyordum."
"Haa tabii, sınavlar da yaklaştı değil mi? Ben komple unuttum onları."
"Sınavları mı unuttun Savaş?"
"Ne yapayım kızım, bende balık hafızası var biliyorsun."
"Yok, sana balık hafızalı demek balıklara haksızlık olur çünkü senin durumun onlardan bile beter."
"Yine başladı senin o sivri dilin. Neyse ben kaçar artık, eve gideyim yoksa valide hanım yine olay çıkartacak. Görüşürüz cadı!"
"Görüşürüz! Selma teyzeye selam söyle."
-🧚♀️-
Eve vardığımda direkt odama girdim, kimseyle konuşmak istemiyordum. Bugün dünya başıma yıkılmıştı ve ben sadece izlemiştim; hoşlandığım kişinin elimden gidişini...
Neden hoşlanmaya başlamıştım ki ondan? Neden sadece arkadaş kalamamıştım? Ben kafama sıçayım! Sanki dünyada hoşlanacak başka insan yok!
Bu 22 yıllık yaşamımda zaten hep yanlış kişilere tutulmuştum. İlk sevgilim 11. sınıfta olmuştu; abimden zor bela saklayarak bir sene sürmüştü, sonra beni sevmediğini söyleyip ayrılmıştı.
Öyle ölmem, füze atsaydın keşke be kardeşim!
Depresyona girmiştim, hem de sınava az kala; ama bir Duygu Altınok o kadar kolay pes etmez! dedim ve derslerime çalıştım. Sonunda bütün ailemi şaşırtarak yüksek bir puan aldım.
"Şaşırtarak" diyorum çünkü genel olarak iyi bir öğrenci değildim, benim bile kendimden ümidim yoktu; ama Aras abi sağ olsun, beni çalıştırmış ve benden ümidini kesmemişti.
Aras abi bizim karşı komşumuz ve abimin çocukluk arkadaşıydı, dolayısıyla ben de tanıyordum. Her bir şey lazım olduğunda ilk o olmuştu yanımda; abim kadar abilik yapmıştı bana.
Telefonumun bildirim sesiyle irkildim. Telefonu elime aldığımda Aras abi'den mesaj olduğunu gördüm.
Aras Abi: Duygum, Melih evde mi?
Ben: Bilmiyorum Aras abi, ben odamdayım, görmedim onu.
Aras Abi: Telefonunu açmıyor yine. Kesin sessizde. Kaç kere dedim "Sesliye al şu telefonu" diye ama nerede... Siz Altınoklar hepiniz inatçısınız.
Ben: Konu bana nasıl geldi acaba? 🤔
Aras Abi: Ne bileyim, öyle gelişti. Neyse, Allah'a emanet ol.
Ben: Görüşürüz.
Telefonumu bıraktım ve salona geçtim. Abim salondaki koltukta oturuyordu. "Abi, Aras abi mesaj attı, evde misin diye soruyor. Ayrıca telefonlarını açmadığın için bütün Altınok sülalesine selamlarını iletti."
"Odada kalmış telefon, ben ne yapayım? Ayrıca iki adımlık yol, konuşmak isteyen gelir konuşur," dedi trip atan bir sesle.
"Abi? Sizin aranızda bir şey mi oldu?" diye sorduğumda, arkadaki mutfaktan çıkan annem cevap verdi: "Ne olacak? Klasik bir halı saha problemi. Bıktım vallahi kız Duygu, sanırsın ikisi de 27 değil, 7 yaşında," dedi annem isyan ederek.
Abim ve Aras abi küçüklükten beri kedi ve köpek gibi didişirlerdi her konuda ama günün sonunda hep en iyi arkadaş kalıyorlardı. Onların bu hallerine alışmıştım artık, o yüzden garipsemiyordum. "Aman anne boş ver, sen onları; barışırlar birazdan, olan bize olur vallahi." Bunları derken kapı çaldı. Yerimden kalktım ve kapıya yöneldim. "Aras itiyse açmayın kapıyı!" diye seslendi abim arkamdan ama onu umursamadım ve kapıyı açtım.
Ve karşımda Aras abi'yi gördüm. "Naber peri kızı?" Bana hep böyle seslenirdi küçüklükten beri. "İyiyim Aras abi, sen nasılsın?" Anlayamadığım bir şekilde yüzü bir saniyeliğine düştü ama hemen toparladı.
"İyiyim be Duygum, şu inatçının gönlünü almaya geldim."
"Eh, kolay gelsin o zaman."
Beraber salona geçtik. Ben karşı koltuğa oturdum, Aras abi abimin yanına oturdu. "Pişt, hâlâ küs müyüz?"
"Ne küslüğü amına koyayım, çocuk muyuz biz?"
"E o zaman ne bu tripler oğlum?" dedi Aras abi. Abimin küs olduğunu biliyordu o da.
"Ben trip falan yapmıyorum! Ayrıca sen nasıl bana bu kalleşliği yaptın?"
"Görende anana yavşadım sanacak! Alt tarafı çelme taktım!"
"Anam hakkında ne konuşuyorsun lan!"
"Lan asıl sen az önce 'amına koyayım' diyordun!"
Bu iş daha fazla büyümesin diye ayağa kalktım. "Yeter ya! Annem vallahi haklı, 27 yaşında çocuk gibisiniz. Şimdi daha fazla uzatmadan barışın."
"Pişt, barış lan; daha fazla bağırtma peri kızını," dedi Aras abi, abime omuz atarak. "İyi hadi, bu seferlik Duygu'nun hatırına affedildin."
Onların yanında bütün üzgünlüğüm gitmiş gibi hissettim, sanki bir an için her şeyi unuttum ama sonra o karanlık his geri geldi ve onlara haber verip odama gittim. Odamda yatağıma uzanmış hayatımı sorgulayıp ağlarken kapım çaldı. Hemen gözyaşlarımı sildim ve "Gir," dedim.
"Peri kızı? Müsait misin?" dedi Aras abi kapıyı aralayarak. "Müsaitim Aras abi, gel." Aras abi içeri girdi ve yanıma oturdu. "Kim üzdü benim peri kızımı?" dedi katran karası gözleri bende takılı kalırken. "Kimse üzmedi, sadece iyi hissetmiyorum," dedim yalan söyleyerek. Karaları, kahvelerimden hiç ayrılmadı. "Yalan söylediğini çok belli ediyorsun be Duygum. Hadi şimdi söyle bana, kimi dövmem gerek?"
Ufakça gülümsedim. Aras abi bu güne kadar tanıdığım en güçlü adamlardan biri olabilirdi. Her hafta abimle gittikleri spor salonu işe yaramıyor desem çarpılırdım; adam görünüş olarak tam bir Yunan heykeliydi. "Aras abi, fazla kurcalamasak?" dedim sevimli bir sesle çünkü bana kıyamazdı ve ben ne dersem kabul ederdi.
"İyi, öyle olsun bakalım peri kızı; ama bu konuyu kapatmadım. Senin her gözyaşın kıymetli, kimseye değmez," dedi ve odamdan çıktı.
-🧚♀️-
Selen'in zorlamasıyla mahallenin gençleriyle beraber çardakta oturuyorduk. Üstümde bahar aylarında olduğumuz için efil efil çiçekli, beyaz, dizlerimin biraz üstünde biten bir yaz elbisesi vardı. Kahverengi saçlarımı salık bırakmıştım; normalde düzleştirirdim ama halim yoktu, o yüzden doğal dalgalarıyla bıraktım.
Selen benim can dostumdu; her şeyimi bilirdi, ben de onun her şeyini bilirdim. Buraya asıl geliş nedenimiz de dâhil... Çünkü Selen şu anda abimin yanında oturup sohbet eden Ozan abi'den deli gibi hoşlanıyordu. Sıkıntı şuradaydı ki Selen, Aras abi'nin kardeşi olduğu için Ozan abi ona sadece kardeş gözüyle bakıyordu.
Her ne kadar Selen'e "bu işin oluru yok" desem de sizce benim bacım beni dinler mi? Hayır, dinlemez! "Ya adama abi diyorsun abi!" diye çok söylemiştim ona. Onun cevabı ne oldu dersiniz? "Önce abi derim, sonra koca!" Evet, Selen tek kalan beyin hücresini aşk nedeniyle kaybetmişti; zaten fazla olmadığından artık bacım için endişeleniyordum.
"Ya Selen, senin zorunla moralsiz moralsiz geldim buraya, sen anca sabahtan beri Ozan abi'yi kes," diye fısıldadım kulağına. "Kız, senin mürüvvetin olmadı diye benimkine engel olma," dedi o da fısıldayarak.
"Benimkisinin daha oluru vardı en azından. Ne demişler; 'kankaya göt ayağı' ama seninkisi abi, abi!" dedim ona. "Kız vallahi ağzının orta yerine çarpacağım bir tane, sonra abim de bana çarpacak, hoş olmayacak," dedi bana dönüp. O sırada Selçuk abi'nin sesi yükseldi: "Duygu, senin sesin güzeldi, bir Sigara Dumanı çalsana be güzelim." Selçuk abi'yi pek sevdiğim söylenemezdi, abim de bana geçenlerde arama mesafe koymamı söylemişti.
Bu yüzden dolayı ilk abime baktım; abim başını "tamam" dercesine salladı, ben de söylemeye başladım:
Aslında ben de isterim, emeklemeden koşmayı Güzel elbiselerle makyaj yapıp dolaşmayı Aslında ben de isterim, düşünmeden konuşmayı Küçük bir oyun içinde önemli kişi olmayı...
Aklımdan geçen sözler Kalbimden gelen sesler Hepsi bir orman oldu Bir kibritle yok oldu...
Ben sigara dumanının altında Yana yana en sonunda kül oldum Sen kibritin hiç yanmayan ucunda Birinin hayatından geçmiş oldun...
Şarkıyı söylemeyi bitirdiğimde Aras abiyle göz göze geldik. Bana karalarını benden hiç ayırmadan öyle hisli bakıyordu ki, bir an için onun o bakışlarına gömüldüğümü hissettim. Her şey sustu sanki. Onun o bakışlarındaki anlamı hiç anlayamadım ama hissettiğim tek şey; o bakışların çok ağır olduğuydu...
🧚♀️
Bir soraki böyümlerde görmek istediğiniz sahneleri yazarsanız değerlediririm
Selen ve Duygu
