Kral'ın gizli odada kurduğu tuzak, Cornell'in hırsını sonlandırmış, ama öfkesini dindirmemişti. Kapı Kral'ın muhafızları tarafından kilitlenirken, içeriden duyulan Cornell'in kudurmuş çığlıkları, krallığın üzerine çökecek fırtınanın ilk habercisiydi. Kral, ihaneti kanla değil, hapisle cezalandırmayı seçti. Cornell zindana atıldı; ama Krallık, bu olaydan sonra asla eskisi gibi huzurlu olamadı. Birkaç yıl sonra, William ve Alisa, tüm kargaşaya rağmen evlendi. Onların birleşimi, o zorlu 1349 yılında halk için bir umut ışığı oldu. Bu büyük sevginin meyvesi olarak krallığa çifte sevinç geldi: İkiz kızları doğdu. Birine Araminta adını verdiler; gözlerinde babasının savaşçı ruhunu taşıyan.cesur ve korkusuz, Diğerine ise Aurelia adını verdiler; annesi gibi naif ve zarif bir güzelliğe sahip. Ne uzun, ne kısa, süren huzurları bir gün son bulacaktı. İkizler on sekiz yaşlarına bastıklarında, krallık kanlı bir darbenin eşiğindeydi. Zindanda geçirdiği yıllar boyunca gücünü toplayan Cornell, intikamını almak üzereydi. O gece, sarayın gizli tünelleri açıldı, askerler isyan etti ve savaş çığlıkları sarayı doldurdu. Kral ve Kraliçe, ne olursa olsun kızlarının hayatını kurtarmak zorundaydı. Kraliçe Alisa, elinde kızı Araminta'ya ait gümüş bir tılsımla, gözyaşları içinde onu gizli bir yoldan kaçırdı. Araminta, annesinin son sözleriyle. ("Yaşa, Savaş, Geri Gel!") Araminta saraydan kaçmak zorunda kaldı. Ama aklımda bi soru vardı, "Neden bir tek ben kaçmak zorundayım" Saraydaki kargaşa yatıştığında ise Kral, küçük kızı Aurelia'yı koruyabileceği en güvenli yerin kendi yanı olduğunu biliyordu. Aurelia, sarayda bir esir gibi kalmak zorunda kaldı; babasının tahtını ve krallığının ruhunu temsil ediyordu. Artık krallık, hainlerin elindeydi.
Bölüm 3
Sırlarla dolu kaçış
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.