Bölüm müzikleri:
Sezen Aksu-Her Şeyi Yak
Sezen Aksu- Aşktan Ne Haber
Burcu Güneş- Bir Sevgi İstiyorum
**** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
(Bir hafta sonra)
Karen
Șirkette yine yoğun bir gündü; önemli bir proje üzerinde çalıșıyorduk ve herkes elinden geleni yapıyordu, nihayet projeyi bitirmiștik ve bir haftadır geç saatlere kadar uğraştığımız projeyi bitirmiștik.
Elif, odama gelip, Kuzey'in beni beklediğini söyledi. Yorgundum ama bu kaçık prensin neden beni beklediğini merak ediyordum. Yanına gittiğimde, benim yorgunluğumu görmüş olacak ki, yüzündeki neşeli ifade, yerini endişeye bıraktı.
-Gönül hırsızım? İyi misin?
-Eh işte, orta şekerli diyelim.
İnandı mı peki? Hiç sanmıyorum.
-Yemezler, güzelim. Yorgunluğun belli oluyor. Proje ile uğraşmak, seni çok yordu sanırım.
-Kesinlikle. Bıraksalar iki gün boyunca deliksiz uyuyabilirim.
-O halde, seni eve bırakmama izin ver. İstediğin kadar dinlenirsin.
Hayır desem de itiraz kabul etmeyecek kadar inatçı olduğunu biliyordum. Zaten yola çıktığımızdan kısa bir süre sonra, uyuyakalmışım.
Uyandığımda ise gerçekten iki gün boyunca deliksiz bir uyku çekmiş ve kendime gelmiştim. Başucumda, güllerden oluşan çok güzel bir buket vardı. Renkleri de göz alıcıydı elbette, mercan rengi ve lavanta rengi güller gerçekten hoşuma gitmişti.
En çok ilgimi çeken ise, kenarları kırmızı renkte olan, sarı güllerdi, belki size garip gelebilir ama böylesini ilk defa görüyordum. Kırmızı renkte güller de vardı, bu güzel buketin üzerinde pembe bir kart vardı. Kartta ise şunlar yazılıydı:
"Günaydın uyuyan güzelim, umarım günün güzel geçer. O güzel gülüşünün hiç solmaması dileği ile.
-Kaçık Prens"
Gülmeden edemedim, kendisine taktığım lakabı bir hayli benimsemiş, anlaşılan. Hoşuma gitmedi değil, zira lakabının hakkını verecek hareketler sergiliyordu. Kalktım ve mis gibi kokan gülleri vazoya koyup, odayı topladıktan sonra, duş almak için hazırlandım ve banyoya girdim.
Duştan çıkıp, kurulandım ve gardırobuma yöneldim. Acaba ne giysem diye düşünürken, Kuzey'den bir mesaj geldi.
"Günaydın, gönül hırsızım. Küçük bir kaçamak için müsait olduğunu umut ediyorum. Yarım saate kapında olacağım."
Yok yok! Kesin delirdi bu adam, yahu, ikimizin de işi varken, kalkıp kaçamak yapmayı mı planlamıștı, bu manyak? Şimdi tutup da itiraz etsem, kabul etmeyecek. Acaba abim duyarsa neler olur? Of, kaçık prens, of! Söylene söylene dolapta gözüme kestirdiğim beyaz puantiye desenli, pembe elbisemi aldım ve hazırlanmaya başladım.
Saçlarımı tarayıp, dağınık bir balık sırtı örgü yaptıktan sonra, beyaz şapkamı taktım, aynada kendime şöyle bir bakıp gülümsedim. Daha sonra küçük beyaz çantamı hazırladım ve, aynı renk saatimi koluma taktım.
Ayakkabım ve ceketim de, elbisem gibi pembe renkteydi. Hazırlığım nihayet bitince, bizimkilere küçük bir not bırakıp evden çıktım. Kuzey çoktan gelmişti, siyah Escalade ESV model arabasına yaslanmış, yüzünde hayranlık dolu bir ifadeyle beni izliyordu.
-Ooo! Bu ne güzellik, Karen hanım? Gözlerim kamaştı.
-Abartma kaçık prens, o kadar da değil.
-Hiç de abartmıyorum.
Aramızdaki mesafeyi kısalttı, çok yakınımdaydı. İstemsizce heyecanlanmıștım, doğrusu. Kısa bir süre, birbirimizin gözlerine baktıktan sonra, Kuzey, sessizliği bozdu.
-Aklımı başımdan alacak kadar güzelsin, gönül hırsızı.
Bunu söylerken, sesi boğuk çıkıyordu. Gözleri, koyu bir kahveye çalıyordu. Kalbim duracak zannettim, Allah'ım! Bana neler oluyor böyle?
-Şey... Gidelim mi artık?
Gülerek geri çekildi. Ya sabır! Bir daha böyle gülerse, yemin ederim vuracağım ağzının ortasına! İnsafsız herif! Kalpten götürecek beni!
-Hay hay, buyrun.
Yola çıktık, bir süre ikimiz de sessiz kaldık. Bu sessizlik beni sıkmaya bașlamıștı, kaçık prensim de sıkılmış olacak ki, şarkı açmaya karar verdi. İlk çalan şarkı ile keyfim yerine gelmiști, bu şarkıyı çok severim. İstemsizce eşlik etmeye başladım.
"Aç kalbini ben geldim
Sıkı sıkı tut bırakma
Zar zor yıktım duvarlarımı
Kıymetini bil uzatma
Bak yaldızlarımı döktüm
Açtım kapılarımı gir içeri
Gör parklarımı, bahçelerimi
Anla ben büyük harflerden ürktüm
Ben anlamam toptan, tüfekten
Ben anlamam taştan yürekten
Anlamam akıntıya kürekten
Bunları boșver, ne haber aşktan "
Şarkıya kendimi öyle kaptırmıșım ki, ne yaptığımı, Kuzey'in manidar bir şekilde gülümsediğini fark ettiğimde anladım. Of Allah'ım! Umarım, Kuzey yanlış bir şey düşünmez.
Kuzey
Karen'in canının sıkıldığını fark edince, müzik açtım. Açıkçası sessizlik benim de canımı sıkmıştı, ilk çalan şarkı, Sezen Aksu'nun Aşktan Ne Haber isimli şarkısıydı. Karen'in yüzündeki o keyifli gülümsemeyi görmek, paha biçilemez bir şeydi benim için.
Şarkı bittiğinde, utangaç bir şekilde bakışlarını kaçırdı, o belli etmese bile, onun hakkında yanlış düşüncelere kapılmamdan korkuyordu. Böyle bir şey söz konusu bile olamazdı, ben onun masum bir bakışına bile deli olurken, üstelik.
Şu an yanımda, o utangaç gülüșüyle dışarıyı izlerken bile, kalbimin rtimini bozuyordu. Sıradaki şarkının da, Sezen Aksu'nun güzide eserlerinden biri olması, tatlı bir rastlantıdan ibaretti, belki o da seviyordu Sezen Aksu dinlemeyi.
"Beni yak, kendini yak, her şeyi yak
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
İster öp okşa, istersen öldür
Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk
Seni içime çektim bir nefeste
Yüreğim tutuklu, göğsüm kafeste
Yanacağız ikimiz de ateşte
Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak
Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk
Allah’ım Allah’ım
Ateşlere yürüyorum
Allah’ım acı ile
Aşk ile büyüyorum"
Şarkıyı söylemeye başladığım zaman, o mavi gözleri, hafifçe koyulaștı, sanki kıymetli bir mücevher gibi parlıyordu.
Her ne kadar manzaram aşırı derecede güzel olsa da, gözümü yoldan ayırmamam lazımdı. Çok geçmeden, gönül hırsızımın o güzel sesini tekrar duydum. Bana eşlik etmesi hoşuma gitmişti, hem de fazlasıyla.
"Beni yor hasretinle sevginle yor
Sevgisizlik ayrılıktan daha zor
Dilediğin kadar acıt canımı
Yokluğun da varlığın da yetmiyor
Yokluğun da varlığın da yetmiyor
Allah’ım Allah’ım
Ateşlere yürüyorum
Allah’ım acı ile
Aşk ile büyüyorum"
Şarkı bittiğinde, ilk durağımıza gelmek üzereydik.
-Demek, sen de Sezen Aksu şarkılarını dinliyorsun.
-Evet, ve görünüşe bakılırsa bir ortak noktamız var.
İlk olarak, güzel bir kahvaltı yapalım diye düşünmüş, ve onu ara sıra uğradığım bir yere getirmiştim.
-Burası gerçekten çok güzel. Çok sık uğrar mısın?
-Vakit bulduğumda gelirim, sevdiğim yerlerden biridir. Güzel bir kahvaltıya ne dersin?
Aracı güzel bir yere park ettikten sonra, arabadan inip, Karen'in kapısını açtım.
-Harika olur derim.
Keyifli bir sohbet eşliğinde, kahvaltımızı yaptık, onunla konuşmak cidden çok güzeldi. Onun yanında kendimi cidden çok mutlu hissediyordum.
Kahvaltımız bittikten sonra, bir sonraki istikametimize doğru yola çıktık. Gönül hırsızım her ne kadar, sürekli nereye gideceğimizi sorsa da, sürprizi bozmak istemediğim için, bir şey demiyordum.
-Hâlâ nereye gideceğimizi söylemeyecek misin?
-Hayır, biliyor musun? Çok sabırsızsın, gönül hırsızım.
Huysuzca göz devirdi ve ters ters baktı. El insaf be güzelim! Bir insanın her hali bu kadar tatlı olmaz ki!
-Biliyor musun, kaçık prens? Çok gıcıksın.
-Sen de aşırı tatlısın.
Bir sonraki durağımız, Emirgan korusuydu. Küçük bir gezinti, güzel olur diye düşünmüştüm. Arabadan inip, birlikte etrafı gezmeye bașladık. İlk olarak, meydanı gezdik, kalabalık olduğu için oturacak yer bulmakta zorlansak da, gölün kenarında bir yer bulabilmiștik.
Bu güzel manzarayı izlerken, küçük bir klik sesi duymamla afalladım. Karen, pembe fotoğraf makinesi ile bizi çekmiş, yetmemiş gibi, masum masum gülümsüyordu.
-Seni cadı!
-Ben miyim cadı? Ne cadılık ettim ya? Sadece, fotoğrafımızı çekmek istedim.
-Çok mu seviyorsun, fotoğraf çekmeyi?
-Bayılırım.
Aklıma gelen bir fikirle, muzipçe gülümsedim ve kamerasını alıp, ikimizi de kadraja aldım. Karen, huysuzca bana bakarken, gülümsememi bozmadım ve fotoğrafımızı çektim.
-Seni manyak, karizmanı bozayım da gör gününü!
-Bana kıyacak mısın yani? Kaçık prensine?
Küçük bir çocuk gibi surat yapmıştım, insaf etsin diye. Etmedi zalim hatun, bildiğin, ben öyle masum masum bakarken, yanımda durup, dil çıkarttı ve ikimizin resmini çekti. Zile basıp kaçan çocuklar gibi, kahkahalarla kaçmaya başladı.
Eh, ne demişler?
Kaçan kovalanır. Ben de peşinden koştum tabii, çam ağaçları arasında resmen saklambaç oynuyorduk. En sonunda onu yakalamıştım.
Aramızdaki mesafe, yok denecek kadar kısaydı; kafesinden firar etmek için çırpınan bir kuş misali atan kalbinin sesini duyuyordum, benim de durumum pek farklı değildi, ikinci defa ona bu kadar yakın olmak, o eşsiz kokusunu içime çekmek, kalbimdeki dinmek bilmeyen fırtınayı daha da körüklüyordu.
Muzip bir gülümseme ile kollarımdan kaçtı ve bir süre daha beni peşinden koşturdu. En sonunda yakaladım gönül hırsızımı, arkadan ona sarıldım ve bir süre öylece kalıp, anın tadını çıkardık. İlerleyen saatlerde, yine bir sürü güzel fotoğraflar çekmiş, ve Emirgan korusunun her köşesini gezmiștik.
Hava yavaş yavaş kararmaya bașladığında, dönmeye karar verdik. Yol boyunca, keyifli bir sohbete kendimizi kaptırdığımız için, zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
Evinin önünde durduğumuzda, daha önce hiç fark etmediğim bir detay, dikkatimi çekti. Odasının balkonu, renk renk çiçekler ile doluydu. Resmen küçük bir bahçe gibi.
-Bugün çok güzeldi, çok teşekkür ederim.
-Seni mutlu edebildiğime sevindim.
Arabadan indi ve eve doğru girecekken, bana dönüp, gülümseyerek el salladı. Ben de eve gittim, yüzümde yine o keyifli ifade. Artık, ailemden saklayacağım bir şey kalmamıştı, bu hallerimin sebebinin farkındalardı ve bir gün olsun, bu konuda kavga etmemiștik.
Öyle ki, annem ara sıra yanıma gelir, veya telefon ederdi ve Karen hakkında konuşurduk. Bir kez olsun kötü bir şey söylememişti. Annem, yine yanıma gelmişti, belli ki küçük tatlı kaçamağımız hakkında konuşmak istiyordu.
-Oğlum, keyfin yine pek bir yerinde. Anlat bakalım, nasıl geçti gününüz?
-Çok fazla güzeldi. Zaman nasıl su gibi akıp geçti anlamadım bile.
-Belli, seni çok mutlu ediyor. Umarım bu mutluluğun bozulmaz.
Biraz daha konuştuk ve iyi geceler dileyip, odadan çıktı. Üzerimi değiştirdim ve biraz çalıştım, Karen'den gelen bildirimle gülümsedim, bir video atmıştı. Videoyu açtığımda, ufak çaplı bir şaşkınlık yaşadım, Karen'in de gitar çalabildiğini bilmiyordum.
O güzel yüzünde, aşığı olduğum o tatlı gülüşü gördüğümde, kalbimin yerinden çıkacak gibi attığına adım gibi eminim. Güzel sesini bir kez daha dinleyecektim üstelik, bugün daha mutlu olamazdım herhalde.
"Yılları durduracak
Güneşi doğduracak
Dünyamı dolduracak
Bir sevgi istiyorum
Deli gibi sevecek
Ömür boyu sürecek
Gözlerimde tütecek
Bir sevgi istiyorum"
Ah be güzelim, seni nasıl sevdiğimi bir anlatsam, aşkımın șiddetinden korkarsın.
"Halimi anlayacak
Derdime katlanacak
Benimle ağlayacak
Bir sevgi istiyorum
Deli gibi sevecek
Ömür boyu sürecek
Gözlerimde tütecek
Bir sevgi istiyorum"
Şarkı bittiğinde, Karen'in attığı mesajı gördüm.
Kimden: Gönül Hırsızım❤️
"Güzel gecelerin olsun, kaçık prens."
Gülümseyerek ona cevap yazdım.
Kimden: Kaçık Prens👑
"En tatlı rüyalar senin olsun, gönül hırsızım."
Üzerimde tatlı bir yorgunlukla, yatağa uzandım ve bugün olanları düşündüm. Karen ile vakit geçirirken, hiç olmadığım kadar mutluydum.
Onu sevmekle ne kadar doğru bir şey yaptığımı düşündüm; onun için her şeyi yapabilirim, onun halini anlayabilirim, derdine, üzüntüsüne ortak olabilirim, gecelerce ona bıkmadan usanmadan şarkılar söyleyip, ona olan aşkımı dile getirebilirim, ona zarar gelmesin diye gözümü karartabilirim.
Huzur dolu bir uykuya dalarken, bir kez daha gönül hırsızımı rüyalarıma misafir ettim.