Öncelikle şunu söyleyeyim bu kitap gerçek bir hayat hikayesinden kurgulanmıştır. Kitabımız Mardin de geçen bir aşk üçgenin anlatıyor aynı zamanda bir çocukluk aşkına dayanıyor aslında umarım beğenirsiniz keyifli okumalar
Tiktok: gonul_gozuwatty
İnstagram: gonul_gozuwatty
1. Bölüm - Gönül Gözü (Düğün Gecesi )
Hanın taş duvarları akşamın serinliğini içine çekmişti. Mardin'in üstüne çöken turuncu gün batımı, avlunun ortasındaki fenerlerle karışıyor; ışıklar gölgeleri uzatıyordu. Fenerlerin camları hafif rüzgârla titriyor, içlerindeki alevler sanki bu geceye şahitlik ediyordu.
Bugün Malikağa'nın düğünü vardı.
Sıradan bir düğün değildi bu. Aşiretin yaşlıları, uzak köylerden gelen akrabalar, yıllardır bu hanın kapısından içeri girmemiş insanlar bile gelmişti. Avlunun bir köşesinde büyük kazanlar kaynıyor, başka bir köşede davul zurna ağır bir ritim tutuyordu.
Herkes konuşuyor, herkes izliyordu.
Çünkü bu evlilik sadece iki kişinin değil, bir soyun, bir düzenin meselesiydi.
Merdivenlerin başında Malikağa duruyordu.
Siyah takım elbisesi tertemizdi. Omuzları dik, bakışları sertti. Yüzünde alışılmış o mesafeli ifade vardı. Onu ilk kez gören biri korkabilirdi.
Ama gözleri...
Gözleri kalabalığın içinde bir noktaya takılmıştı.
Kırmızı elbisesiyle Şilan.
Şilan avlunun ortasında, kadınların arasında duruyordu. Üzerindeki uzun kırmızı elbise fener ışığında parlıyor, altın işlemeleri her hareketinde ışığı yakalıyordu. Uzun siyah saçları omuzlarından aşağı süzülmüş, başındaki ince şal hafifçe geriye kaymıştı.
Herkes ona bakıyordu.
Ama Şilan kimseye bakmıyordu.
Başını hafif eğmişti.
Sanki bulunduğu yerin ağırlığını omuzlarında taşıyordu.
Yanındaki yaşlı kadınlardan biri gülerek koluna dokundu.
"Gelin hanım, maşallah sana. Han bu gece senden güzel görünüyor."
Şilan hafifçe tebessüm etti.
"Sağ olasın teyze."
Başka biri yaklaştı.
"Malikağa iyi bakar sana. Bu evde gelin olmak kolay değildir ama senin duruşun var."
Şilan yine sadece başını salladı.
Bu suskunluk, düğünün en yüksek sesiydi.
⸻
Malikağa merdivenden ağır ağır inmeye başladı.
Adımları netti. Herkes yol verdi.
Davulun sesi bir an için sanki yavaşladı.
Yanına geldiğinde Şilan gözlerini kaldırdı.
İlk kez bu kadar yakındılar.
Malikağa'nın sesi kısık ama netti.
"Üşüyor musun?"
Şilan gözlerini kaçırmadan cevap verdi.
"Bu evde insan üşümez ağa... alışır."
Yanlarından geçen iki yaşlı adam gülerek konuştu.
"Maşallah, gelin de lafını bilir."
"Malikağa'nın yanında zayıf durmaz bu kız."
Malikağa bir an Şilan'a baktı.
Gülümsedi mi?
Yoksa sadece yüz kasları gerildi mi?
Ayırt etmek zordu.
Elini hafifçe uzattı.
Şilan tereddüt etti.
Sonra elini verdi.
Alkışlar yükseldi.
Kadınlar zılgıt çekti.
Avludaki ses bir anda çoğaldı.
Bir amca yaklaşarak Malikağa'nın omzuna vurdu.
"Allah bir yastıkta kocatsın ağa."
Malikağa başını eğdi.
"Eyvallah."
Başka biri Şilan'a altın uzattı.
"Gelin hanım, kabul et."
Şilan iki eliyle aldı.
"Sağ olun."
Hêlîn Ana uzaktan izliyordu.
Gözleri dikkatliydi.
Memnuniyetle karışık bir hesap yapar gibi bakıyordu.
⸻
Davul hızlandı.
Gençler oynamaya başladı.
Toz hafifçe havalandı.
Malikağa Şilan'a eğildi.
"Kalabalık seni yorar."
Şilan başını salladı.
"Alışırım."
"Bu evde alışmak önemlidir."
"Biliyorum."
Kısa bir sessizlik oldu.
İkisi de kalabalığı izledi.
Bir çocuk koşarak Malikağa'nın yanına geldi.
"Ağa, bizimle oynar mısın?"
Etraf güldü.
Malikağa çocuğun başını okşadı.
"Bugün değil."
Çocuk kaçtı.
Şilan o an ilk kez Malikağa'ya dikkatlice baktı.
O sert adamın içinde başka bir şey var gibiydi.
Ama hemen bakışlarını geri çekti.
⸻
Gece ilerledi.
Fenerlerin ışığı daha sarı, gölgeler daha uzun oldu.
Kalabalık yavaş yavaş azalmaya başladı.
Son tebrikler yapıldı.
Yaşlı bir kadın Şilan'ın kulağına eğildi.
"Bu evin kapısı ağırdır kızım. Sabırlı ol."
Şilan sadece "Olurum," diyebildi.
⸻
Malikağa merdivenlere doğru döndü.
Bir an durdu.
Arkasına baktı.
Şilan hâlâ avlunun ortasındaydı.
Fener ışığında kırmızı elbisesi sanki karanlığa meydan okuyordu.
Malikağa bekledi.
Şilan da yürüdü.
Yan yana merdivenleri çıktılar.
Konuşmadılar.
Ama o sessizlikte çok şey vardı.
Düğün bitmişti.
Ama asıl hikâye...
Tam o anda başlamıştı.
Koridorun taş duvarları gecenin serinliğini saklıyordu. Malikağa önden yürürken ayak sesleri ağır ve sakindi, Şilan ise bir adım gerisinde elbisesinin eteklerini hafifçe toplayarak ilerliyordu. Uzun koridorun sonunda duran ahşap kapıya geldiklerinde Malikağa kapıyı yavaşça açtı. Oda loştu; köşedeki fener sarı bir ışık yayıyor, duvardaki gölgeleri titretiyordu. Şilan eşiği geçerken içeriyi dikkatle süzdü. Gözleri önce yere ilişti. Taş zeminde yan yana serilmiş, uçları hafifçe kıvrılmış iki seccade duruyordu; belli ki aceleyle serilip bırakılmışlardı. Odanın ortasındaki işlemeli yatağın üzerinde ise katlanmış bir gecelik takımı duruyordu. İnce kumaşın beyazı, fener ışığında belirginleşiyordu.
Malikağa'nın bakışı da aynı noktaya kaydı. Bir an durdu. Omuzları sertleşti. Yüzündeki o alışılmış soğukkanlı ifade ilk kez bozulur gibi oldu. Gözlerini gecelikten hızla çekip pencereye çevirdi. Şilan ise bu hali fark edince dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi. Yeni gelin olmanın verdiği utangaç ama sıcak bir heyecan yüzüne yansımıştı.
"Demek hazırlık yapılmış," dedi Şilan, sesi yumuşaktı.
Malikağa boğazını temizledi, gözleri hâlâ odanın başka bir köşesindeydi.
"Kadınlar düşünmüştür."
Şilan yatağa doğru birkaç adım attı, geceliğe bakıp parmaklarıyla kenarını düzeltti.
"Her şey hazırmış yani."
Malikağa başını hafifçe eğdi, sanki ne diyeceğini tartıyordu.
"Bu evde adet böyledir."
Şilan hafifçe güldü; gülüşü çekingen ama içtendi.
"Sen utanıyorsun galiba."
Malikağa ilk kez doğrudan ona baktı, sonra yine bakışını kaçırdı.
"Utanmak değil... sadece-"
Cümleyi tamamlamadı.
Şilan yatağın kenarına oturdu, kırmızı elbisesinin etekleri yere yayıldı.
"Bugün herkes bize baktı," dedi. "Şimdi kimse yok."
Malikağa birkaç adım yaklaştı ama aralarındaki mesafeyi korudu.
"Kalabalık bitti diye acele etmek gerekmez."
Şilab başını hafifçe yana eğdi, gözlerinde merak vardı.
"Ben acele etmiyorum."
Malikağa'nın bakışı yere, seccadelere kaydı. Uçlarının kıvrık oluşu sanki odanın hazırlığının ne kadar ani yapıldığını anlatıyordu.
"Bu odada önce huzur olsun isterim," dedi.
Şilan ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi, sesi daha yumuşaktı.
"Ben de."
Odanın içinde kısa bir sessizlik yayıldı. Fenerin alevi hafifçe titredi. Şila ayağa kalkıp seccadelerin yanına gitti, eğilip uçlarını düzeltti.
"Gerdek namazı için konulmuş galibaʼ
Malikağa başını salladı.
"Anam koydurmuştur."
Şilan tekrar doğruldu, Malikağa'ya baktı.
"Bu ev büyük diyorsun ya... insan kendini yalnız sanıyor önce."
Malikağa kapıya doğru yürüdü, kapıyı tamamen kapatmadan aralık bıraktı.
"Bu evde kimseyi yalnız bırakmam."
Şilan'ın gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
"Yeni gelinim diye mi söylüyorsun, yoksa gerçekten mi?"
Malikağa bir an durdu, yüzündeki sertlik geri geldi ama sesi sakindi.
"Gerçekten."
Şilan yatağın kenarına yeniden oturdu, geceliğe bakıp sonra gözlerini Malikağa'ya çevirdi.
"Ben korkmuyorum," dedi.
Malikağa pencereye yöneldi, perdeyi hafifçe araladı. Avlu neredeyse boşalmıştı.
"Korkmanı istemem."
Şilan derin bir nefes aldı, omuzlarındaki gerginlik biraz çözüldü.
"Bugün herkes 'alışırsın' dedi," dedi. "Belki de alışırım."
Malikağa başını hafifçe eğdi.
"Alışmak zaman ister."
Şilan hafifçe güldü.
"Zaman var."
Odanın içinde yine sessizlik oldu ama bu kez ağır değildi. Fener ışığı kırmızı elbisenin üzerinde dalgalanıyor, yerdeki seccadelerin düzeltilmiş uçları düzgün bir çizgi gibi uzanıyordu. Malikağa kapıya doğru bir adım attı.
"Dinlen," dedi. "Elbisen ağır."
Şilan başını salladı.
"Sen?"
"Son misafirler var," dedi Malikağa.
Kapı aralık kaldı. Şilan odanın ortasında, aynaya yansıyan kırmızıyla baş başa kaldı; yüzünde hâlâ o yeni gelin gülümsemesi vardı, ama odanın sessizliği artık ürkütücü değildi.
