İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 14 · 28 dk okuma

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 14

14. Bölüm RADİO (FİNAL)

Çocukken yani ona çok fazla platonik aşk beslerken henüz bu kökler kalbime yeni yeni kendini salıyorken düşünürdüm acaba büyüdüğüm de hâlâ ona, aşık biri olarak kalacak mıyım diye ama öyle olmadı. Kader mi koşullar mı her neyse bunun böyle olmamasını sağladı şu an olduğum durumdan şikayetçi miydim bilmiyordum bile, yalnızca yaşanılan olayların kader olduğuna inanıyordum bu kadar büyük karşılıksız bir aşkın duvarını yine bir aşk yıktı bir aşk diğer aşkın intikamı oldu. Şu an onun gözlerine bakmak midem de kelebekler yerine bulantı oluşturdu çünkü o evli ve bir çocuk babasıydı, ben ise sevgilisini kaybetmiş olan bir kadındım. Ne o 17 yaşında ki ergen aşık kız vardı ne de 24 yaşında ki Serhat vardı karşımda değişmiştik hem de çok, ama bu duruma üzülmedim yalnızca bizi özledim üçümüzün arkadaşlığını özledim o günleri özledim parkta birlikte çekirdek kola yaptığım o üçlü grubu özledim. Pişmandım bu grubu aşık olarak bozduğum için çok pişmandım hayatım da bir sürü pişmanlık vardı listemin başında ise ona aşık olmak, keşke olmasaydım dedim ben yalnızca ailemin o sevgisiz boşluğunu doldurmak isteyen biriydim o ise aptal. Bu saçma bakışmaları kesmek istediğim de gözlerimi hemen başka yöne cevirdim daha fazla evli bir adamın gözlerinin içine bakmama gerek yoktu, bu saçma havada oluşan enerjiden uzaklaşmak adına arkadaşımın evinin bahçesine yürüdüm daha fazla kalmak istemedim bunun içinde zaten yeterince derdim vardı. Çitli bahçe kapısını ittiğim de hafsa nurun annesini görmezden gelerek bahçede ki sandalyelerin birisine bedenimi attım tıpkı genç kız iken yaptığım gibi, temiz deniz kokusu taşıyan havayı ciğerlerime çektim aklımda ki saçma düşüncelerin gitmesi için çabaladım. Artık düşünmekten kafama ağrılar giriyordu gözlerimin altında 24 yaşında daha mor halkalar oluşmuştu henüz bunlar için bedenim ve ben çok gençtik biliyordum herşeyin, farkındaydım ama farkında olmak istemedim düşünmek yalnızca beni olduğum uçurumdan aşağı daha da fazla itiyordu.

" Mezarına hiç gittin mi? "

Hafta'nın sesi yan tarafımda ki sandalyeden geldiğin de düşünceleri kenara bırakarak onun beni izleyen yüzüne baktı bakışlarım, bu soru nereden çıkmıştı ama çok merak ediyor olacak ki birden düşünmeden sordu eğer düşünseydi sormazdı eminim.

" Gittim "

Dedim sadece omuzlarımı silkerken çünkü mezar konusu canımı yakıyordu ilk gittiğim de ki mezar rakımı kalbimi ikiye ayırmıştı resmen, 1348 Refhan Araslan bir odun parçasın da yazan bu rakamlar ve ismi kalbime öyle bir işledi ki acıdan ağlayamadım bile. Ölüm nedir hiç bilmezken önce isminin yerini cenaze daha sonra soyadını bir tahta parçası aldı. Ama ben onun bıçaklanarak öz ve öz babası yüzünden ölmesini asla kabul etmedim bir insan bıçak darbesinden ölür diye, hiç düşünemedim ama hastaneye gidene dek çok fazla kan kaybettiğini öğrenmiştim. Bu yüzden o lanet ameliyat odasın da ne olursa olsun oradan zaten nefesinin son buğuları çıkarken yaşayamazdı, buradan gözlerime son kez bakarak buradan gitti giderken o ambulans içerisin de biraz da olsa nefes aldığı bilgisini annemden öğrenmiştim. Ama benim şımarık gözlü sevgilim oradan çıkacak kadar güçlü değildi bıçağın kını çok fazla derine girmişti biliyordum o bahçe de ağlarken bıçağın sap kısmına kadar, onun kanı vardı farkındaydım daha sonra ise polis ekibi gelmişti haftalarca hatta aylarca evine girmemiz yasaktı. Sürekli incelemeler sürüyordu bu durum benim kafayı yeme noktama daha da yaklaştırmıştı babasını görmek dahi istemiyordum o adamdan tüm bedenim ile nefret ediyordum. O adam bir katildi normal olmayan birisiydi ve annem bunu bilerek yanında yıllarca kaldı annesinin ölüm nedenini bilerek o adamın yanında kalması, annemden beni daha da nefret ettirir hâle bürüdü sadece. Yine kendi düşüncelerim arasından dünyaya döndüğüm de arkadaşımın cebinden dikkatle çıkardığı, bir yıpranmış hatta yıpranmaktan sararmış bir kağıt parçasını elleri arasına aldı.

" Bu kağıt parçasını polisler evi incelerken dolabın de bulmuş önce annene daha sonra annen ise babana, baban ise sana vermem için bana verdi buraya geldiğin de sana vermek için oraya gelmeyi bile düşündüm ama baban eve kapandığını ve kimseyi almadığını söyledi buraya gelirsin ve Refhanın sana olan son sözleri yerine geçen şeyleri okumak istersin diye düşündüm "

Diyerek kağıt parçasını avuçlarıma tutuşturdu. Plâstik sandalyeden masadan destek alarak kalktığın da içeriye girdi ben ise, elimde ki mektup ile öylece kalakaldım ne yazmıştı bunun içerisin de ne vardı merak ediyordum. Eskimiş kağıdı parmak uçlarım ile dikkatle açtığım da ilk sözü bile ciğerimi yaraladı.

" Sevgili çimen göz sana bu ismi yeniden demeye karar verdim belki de eski saçma ama güzel anıları hatırlattığı için neden yazıyorum eski ahmak bir aşık gibi bilmiyorum ama sana diyemediğim yüzüne karşı gözlerine bakamayarak söylemediğim çok şiir kaldı içimde ve bunlar sanki hiç söylemeyecek mişim gözlerine bakarken seslice gibi geliyor neden bilmiyorum. Hiç böyle mektup işlerine falan girmem bilirsin beni yani utanma duygum pek yoktur senin taktığın isim şımarık adam gibi. Seni seviyorum falan yazmamı beklemiyorsundur umarım bu çok eskimiş film gibi olurdu sadece hayatıma kattığın yaşama arzusu ve renk için sana çok teşekkür ediyorum umarım bende sana aynı şeyleri sağlamış olurum bunu okurken ya da okumazsın yırtar atarım bilmiyorum şu an ki değişimlerime bağlı diyelim. Ama sana daha çok ezbere söyleyecek Shakespeare şiirlerim vardı onları söyleyemezsem eğer beni affet çünkü sen binlerce Shakespeare şiirine ve kitabına bedelsin... "

Refhan Araslan

Sararmış kağıt parçasına bir damla gözyaşım akarak süzüldü ve yere düştü boğazım düğüm düğüm oldu evet onun bana daha söyleyemediği binlerce, Shakespeare şiiri kaldı ve bunu hisseder gibi yazdığı kelimeleri ise burada ölmeyi dilememi sağladı. Gitmek istedim geri oraya dönmek istedim bu mektup ile ama oraya gidecek tek başıma gidecek cesaretim ve gücüm yoktu, gitmeye yeniden dönmeye karar verdim ama tek başıma değil hafsanur ile oraya dönmeye karar verdim. Hafsanur ile onun evinde yaşamaya karar verdim bu teklifi ona sunduğum da ne diyecek bilmiyordum ama anneannesi eminim bu durumu, seve seve kabul edecekti zaten yalnız kalmaktan hoşlanmıyordu Reha yani kız kardeşi ise onunla yaşamıyordu bunu biliyordum geri gidecekti kız kardeşi olduğu yere. Bilmiyorum şu an bir anlık alınmış karar ne kadar iyiydi pek bir bilgim yoktu ama şu an bu karar çok doğru geliyordu, tek sorun o evde benim sevgilimin ölmesiydi o evde ben kendimi kaybettim. Gittiğim de daha kötü mü yoksa iyi mi olacaktım bilmiyordum ama düşünmek istemedim yalnızca arkadaşımın ailesine kısa bir selam verdim ve yukarı kata çıktım. Hafsa nurun yanına hızla gittiğim de onu eskisi gibi müzik dinlerken buldum yatağın da bende eski hicran gibi o yatakta otururken, dizlerine yatmak istedim ve yaptım da dizlerine dikkatle başımı koyduğum da gözlerimi kapattım o ise saçlarımı tarar gibi sevdi.

" Hoşlandığım birisi var galiba "

Dedi birden bu tuhaf sadece şarkının kulaklıktan gelen tınısına eşlik etti sessizlikte kelimeleri ben ise şaşırdım çünkü benim arkadaşım, bu gönül işlerini benden dolayı pek sevmeyen birisiydi saçma buluyordu bu sevgiyi ve acılarını. Şimdi ise böyle demesi açıkçası tuhafıma gitmişti sessizliği bozarak uzun uzun bu konu hakkın da bayağı konuştuk, açıkçası gelecekte neler olacağını düşünüyordum çünkü hafsa bayağı bu hoşlanmaya aşk demeye korkuyordu görecektik zaman neleri ve neyleri yaşatacaktı...

4 Ay sonra...

Kış yeni bitmişti mart ayı ufuktan belirmiş montları ve kışlık kabanları kaldırmıştık tam 4 aydır İzmir'deydim açıkçası buranın havası bana çok iyi gelmişti kendimi toparlamam için bayağı işe yaramıştı. Genellikle kendi evimiz de kalmıyor hafsa ile beraber uyuyordum onların evin de çünkü benim bu arkadaşım 4 ay önce hoşlandığım dediği çocukla, birden bire evlenme kararı aldı bu deli cesareti damarlarına nerden geldi bilmiyordum ama çoktan nişanlar oldu sözler kesilmişti. Evde düğün hazırlıklarına başlamıştık bahar düğünü olmasını herşeyden çok isteyen gelin adayımıza takılmayı çok seviyordum, zaman zaman hâlâ yaşadığım şeyler aklıma gelse de arkadaşıma bu mutlu günlerin de ve hazırlık aşamasın da belli etmek istemedim çünkü biliyordum hafsa herşeyi bırakır benimle ilgilenirdi. Onunla yaşamayı düşünürken birden evlilik kararı şoku ile kalmam tabi ki biraz üzdü beni ama umursamamayı tercih ettim, bu süreçte Refhan'ın anneannesinin ölüm haberini almıştım bu yine kalbimi kırsa da hafsa yaşlı olduğu için bunun er geç olacağını bana kabul ettirmişti. Kız kardeşi Reha ile telefon da görüşüyorduk birbirimizle mesajlaşıyor ve de sesli konuşuyorduk bana iyi geliyor desem de, hafsa bu duruma iyi bakmıyordu onu hatırlattığı için ama ben gerçekten iyiydim iyi hissediyordum. Bu zaman zarfı içerisin de küçük hicran ile oyunlar oynuyor ve parkta ne kadar denk gelirsem onunla sakıncalara biniyordum, düğün hazırlıkları içerisin de bıkmış şekilde bahçeden gizlice kaçtığım da parka gitmeye karar verdim. Gerçekten böyle ince detaylı işler ruhumu emiyordu o yüzden çaktırmadan evden kaçmayı başardığım da kendimle gurur duydum, yürüdüm parka kadar eski okulumun önünden geçerken adımlarım yavaşladı okulun içerisin de bankta gözlerim takılı kaldı.

" Simit ayran değil mi istediğin gibi? "

Gülümsedim anılar gerçekten insanoğlunun en büyük cezasıydı onunla bu bankta olan hatıralar yüzüme tokat gibi çarptı baktığım ilk saniye, hatıralar gözlerden kalbe inene dek yaktı tüm hisleri o şu an bir çocuk babası ben ise büyümüş bir kadındım. Açıkçası geçmişi özlüyordum keşke bu acıların yaşadığım olayların hiç biri böyle olmasaydı diye içimden geçirdim, kafamda ki seslere onun zümrüt yeşili gözlerinin sesi eşlik ettiğin de yutkundum.

" Ne çabuk büyüdük değil mi? "

Sadece başımı onay verir şekilde salladım o ise gülümsedi aramızda belirli bir mesafe vardı onu aşmadı ama yaklaştı bana, derin bir iç çekti seslice gözlerimiz banktan birbirine denk geldiğin de yeniden konuştu.

" Üzüldüm Refhan'ı kaybetmene gerçekten buna inanmanı istiyorum "

Yutkundum kafamda ki zümrüt gözleri ile ilgili olan anılar onun ölümünün gerçekliği ile uçarak gitti neden böyle bir saçma cümle kurdu, bilmiyorum ama cevap vermeden önce boğazımı temizledim.

" Teşekkür ederim ama neden inanmayım ki? "

Önce aramız da olan boşluğu kapattı daha sonra parmak uçları gözlerim önüne düşen turuncu saçlarımı kulağımın ardına koydu nazikçe, söylemek istediği kelimeler boğazından zorla çıkıyormuş gibi konuştuğun da ondan ve sözlerinden kaçmak istiyordum.

" Geçmişte ki bu çocukluk aşkı mevzusu ikimizi de mahvetti bunu hissediyor musun sen bana âşıktın ben sana âşıktım ama hep baban seni kız kardeşim gibi görmeme sebep oldu sana benim de hislerimin olmadığını mı düşündün seni unutmak için denedim büyük şeyler yaptım ama olmadı olmuyor da hâlâ hayatına o adam girdiğin de seni benden alacağını biliyordum ve şu an onun mezarı ikimizin arasında yatıyor "

İğrençti bu sözleri evli bir adamın demesi üstüne çocuğu olan bir adamın demesi iğrençti bedenimi ve yüzümü elleri arasından sertçe geriye çektim, kendine gelmesi için sıkı bir tokat yapıştırdım yanağına o ise sadece gözlerime bakmakla yetindi.

" Sen bir korkaktın sana çok adım attım belli etmiştim ama sen korkaktın hâlâ da değişmedin sen evli üstüne benim adım olan bir kız çocuğuna sahipsin bu durum iğrenç ve sen beni içerisine çekiyorsun sen ve ben diye bir şey hiç bir zaman olmadı aramız da mezar dediğin kişi benim sevdiğim adam kendine çeki düzen versen iyi edersin serhat abi "

Tüm kelimeleri yüzüne haykırdım o ise ondan kaçtığım bedenini yeniden bana yaklaştırdı zümrüt yeşili gözleri doldu gördüm, gözlerimin içerisine yalvarır şekilde bakmaya başladığın da nefes almaya çalışıyordum.

" Refhan senin aklını yıkadı bana âşıktın sana karşı oyunlar oynadı ona aşık olman için başardı da bunu yaptı şu an bana bakan gözler aşık değil ben senin aşkını seviyordum yalnızca bunu geri istiyorum her şeyi geride bırakalım gidelim yalnızca ikimiz sen onun mezarından bende bu saçma evlilikten kaçayım "

Neler dediğinin farkında bile olmayan saçma bir adamın saçma sözlerini dinledim kaçmak istedim bu berbat bok durumdan kurtulmak için, onu göğsünden ittim bana bakmasına bile katlanamazken onunla kaçmamı istemesini midem kaldıramadı.

" Git defol git bu saçma sözlerini duymak istemiyorum sen, sen yalnızca sevilmeyi seven birisin sen beni değil o zamanlar bile benim seni sevmemi sevdin çünkü bu hoşuna gidiyordu sen hayatımda yaptığım en büyük hatamsın serhat abi benden ve geçmişten artık uzak dur "

Sözlerim ardımda bıraktığım eski okulumuzun anılarını kirletti o saf anılar şu an bu sözler ile bozuldu gitti ben onu abi olarak kabul ettim, ve ölen bir adamla olan kavgası beni sinirden deli etti o yoktu bile o mezarın altındaydı o yanımda yoktu bile. Bu canımı yine yaktı parka ilerledim kendime kızdım o aptal yerden geçmek istememe kızdım ben aptaldım yalnızca aptal, yeniden boncuklarını bularak yaptığım R harfli bilekliği cebimden çıkardığım da nazikçe bir öpücük bıraktım harfin üzerine.

" Hicran abla benimle oyun oynamaya mı geldin? "

Ufacık pofumduk elleri ile kumdan kale yapan küçük hicrana baktım tombik yanaklarına eşlik eden tatlı gülüşüne karşılık verdim, gülümsedim bileklik bileğim de takılı iken dizlerim üzerine çöktüm ve kum olan ellerini temizledim. Bileğim de takılı olan bilekliği özenle onun bileğine taktığım da son kez veda ettim bilekliği küçük bileklerin de severken, gözlerime baktı yeşil gözleri bir açıklama bekler gibi.

" Bu bilekliği sahibi seni bulana kadar çıkarma hicran tamam mı? "

Dedim sesimin titremesini saklarken küçük hicran ise ben gibi sadece başını onay verir şekilde salladı onu kumların içerisinden, kucağıma aldığım da Refhan ile konuştuğum kıyıya götürmek istedim küçük hicranı ona göstermek istedim neden bilmiyordum ama bu küçük kız çocuğunu kendime çok yakın hissediyordum. Onun kaderi bana benziyordu şimdi ise tek bileklik eksikti kolunda ve ben onu da tamamladım tamamen düğün hazırlıkları falan aklımdan çıkmışken, onun bana yapraktan yaptığı yüzüğü verdiği yere küçük hicran kucağım da geldim. Keşke bizim de bir kızımız olsaydı dedim onun bal gözlerine benzeyen bir kız çocuğu ama bir aile olmayı başaramadık şu an kucağım da benim ismimi taşıyan bu kız çocuğu bizim kızımız olsun isterdim o aile bu kız çocuğunu hakketmiyordu büyüdüğü zaman eminim benim yaşadığım şeylerin benzerini yaşayacaktı biliyordum. Küçük hicranı kucağımdan dikkatle indirdiğim de büyük koca kayaların yamaçlarına oturdum ve İzmir'in ayaklarım altın da kalan denizini izlemeye başladım onu hatırladım, gelin duvağını hatırladım ve gülümsedim ve hicran sanki bizim kızımız gibi bu tabloya eşlik etti sırtımdan minik elleri bedenime sarıldığın da kendimi tutamadım sessizce ağladım. Onun görmesini istemeyerek sessizce ağlamaya çalıştım yaşadığımız tüm anıların sesi beynimde dolaşırken, bu kıyıda bir kez daha gerçeklerim kendini buldu.

" Üzülme ben senin annen olurum "

Canım çok yandı o zamana geri dönmeyi çok istedim keşke daha da fazla sarılsaydım ona dedim keşke ona sarılmadığım her anlar da, öleceğini bilerek sürekli sarılsaydım dedim çok eksik vardı ben onu daha doya doya birlikte yemek yerken, gezerken, birlikte kahve içerken, birlikte sahil kenarın da midye yerken, birlikte uyurken doya doya göremedim. Ben onun nasıl bir baba olacağını göremedim canım çok yandı ama ses edemedim ben bu saçma düğün telaşını onunla yaşayamadım, arkadaşımı her gördüğüm de beyazlar içerisin de kendimi gelin onu damat olarak hayal ettim. Ama gerçekler onun mezarı oldu aylardır mezarına gitmiyordum zaten evde benim üstüme resmen kalmıştı, o evde yaşamaya tek başıma karar vermiştim ama henüz bundan arkadaşımın haberi yoktu. Düğünden sonra İstanbul'a gitmeye karar vermiştim derin iç çektim ciğerlerime küçük hicranın elinden tuttuğum da yanaklarına kocaman bir öpücük kondurdum, onu geri evinin önüne bıraktığım da girdiğine emin olana dek bekledim. Artık kendi hayatıma bakmanın zamanı gelmişti kendime çeki düzen vermenin zamanı gelmişti omuzlarıma gelen saçlarımı, siyaha boyamak istedim yeniden eski hicran gibi arkadaşımın telaş karışık bahçesine resmen koşarak gittiğim de hafsanura bunu hemen söyledim o ise bundan çok memnun olarak onayladı. Saçlarım yeniden siyaha ben ise eski hicrana kavuştuğum da aynada ki kendime baktım yeniden o kız olan kendime, mutluydum şımarık gözlü adamın çimen gözlü sevgilisi yeniden olmaktan çok mutluydum...

Bir kaç hafta sonra...

Yan yana tavana dizilmiş nergis çiçekleri aşağı kendini nazikçe bırakıyor loş sarı ışık altında misafirler salona giriş yapıyordu ben ise karnım aç şekilde, hafsa nurun annesinin bir iki yaptığı küçük atıştırmalık şeyleri ağzıma tıkmak ile meşguldüm. Gelin odasın da neredeyse sabahtan bu yana bin tane fotoğraf karesi çekildiğin de artık bayılacak gibiydim iki de bir heyecandan arkadaşımın tuvaleti geliyor, gelinliğe yardım etmek ise bana işkence olarak gözüküyordu. Tek arkadaşı düğün de sadece ben vardım bu kendimi özel hissetmeme neden olmuştu ama çaktırmadım, kırışan mavi elbisemin pileli etek yerlerini düzeltirken gelin ve damat sonun da salona feci bir alkış kıyameti ile giriş yaptı. Ben ise bu sesten rahatsız olduğumu belli etmemek için babama memnunum ifadesi ile kısa bir sahte gülücük attım, ilk danslarını yapmak üzere sahneye çıktıların da hafsa dans yerine eline bir mikrofon alarak gözleri ile koca salonda ki insan sayısından beni buldu. Gözleri gözlerime gözyaşları ile dolarak bakmaya başladığın da ne yaptığına anlam vermeye çalışıyordum.

" Bu bizim için çok özel anlam taşıyan muhteşem bir aşka sahip çıkan gömülür şarkısı aşka inanmayan kişilere ve en yakın arkadaşıma gelsin "

Şarkının hüzünlü ve buruk piyano melodisi koca salonu sessizliği altına aldığın da boğazım da koca bir düğüm oluştu bizim şarkımız şu an tüm salonda yankılandı, ve arkadaşım aşkı ile olan ilk dansını bu acı şarkının eşliğin de ellerini kavuşturdu. Gelin ve damadın tanıdığım yüzü buhar oldu karıştı şarkının piyanosuna ve gelinde ben damatta onun ela gözleri belli oldu, koca salonda ki o iki bedenin hayali dans etti kendi şarkıları altında gözleri her birbirine değdiğin de utançla yanakları kızardı iki hayalinde ve ben olduğum yerde ağlamamak için kendimle savaş verdim. Bu güzeldi ama çok acı verdi burada olan hayaller onun mezarı ve benim durmak bilmeyen kanaması ile atmaya devam eden, kalbim oldu hayallerin de süzüldü Refhan ve Hicran şarkının tam nakarat yeri geldiğin de şarkıya sessizce eşlik etti dudaklarım.

Güldürür müyüm seni bıktırır mıyım bilmem baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem

Gözlerimi kapadım tırnaklarımı avuçlarımın içerisine bastırırken beni izleyen gözlere baktım gözlerimi açtığım saniye zümrüt gözleri, dikkatle beni izliyordu tüm salon beni izliyordu daha fazla dayanamayarak hızla uzaklaştım salondan çünkü bu, bu his bok gibiydi. Nefes alamadım ciğerlerim tutuştu kalbim sıkıştı şu an gecenin karanlığın da kendime gelmeye çalışıyordum canımın her bir tanesi, yavaşça tutuştu ateşte köz köz oldu yangın boğazlarıma ulaştı. Nefes almaya çabalarken gökyüzüne baktım yalnızca bir tane olan ve parlayan yıldız dikkatimi çekti o yıldızı ona benzettim, kaderimde ki insan kaydı ve şimdi baktığım yıldız oldu gökyüzüne sanki. Yokluğunun boşluğu gecenin soğuğu gibi buz tutturdu beni gözlerimden ılık akan yaşlar tenimi ısıttı bilmiyordum ve korkuyordum, yeniden o karanlığa düşmekten çok korkuyordum tutunacak bir dal aradım ama yoktu yine kendi kendime kalmıştım. Tüm eşyalarım zaten hazırdı hemen eve giderek valizlerimi aldım ve aylardır bahçenin önünde duran arabasına valizleri attım, gitmek için yola çıkmaya aniden karar verdiğimi anladım bu sefer buraya dönmemek adına herkes bana ziyarete gelebilirdi. Acı veriyordu gittiğim her şehir, her ülke, her sokak, her ev bana acı veriyordu bundan ne zaman kurtulurum diye düşündüm ama cevap belliydi asla...

Kurtulması mümkün olmayan gözümden akan makyajları umursamadım ağladım uzun yolda sokak lambaları yüzüme vururken, içimde birikmiş yaşları tamamen boşaltmak için ağladım buna ihtiyacım vardı kendimi toparlamam adına gerçekten buna ihtiyacım vardı. Tüm eşyalarımı merdivenli yokuştan alacak sonra da temelli onun evine yerleşecektim bunu kafama koymuştum yalnızca ihtiyacım olan şey, içimde biriken şeyleri önce dökmekti bunun farkındaydım. Araba merdivenli yokuşun karanlık sokaklarını aydınlattığın da tenimde ki üşüme hissi ile sokağa adımladım, bu sokakta neler geçip gitmişti bunları düşünmüştüm hikâyenin sonuna gelmiştik işte ortada ne bir senin benim kavgası ne de aile kalmıştı. Her çekişme ve kavga bitmişti ama sonuçları herkes için ağır oldu özellikle benim için merdivenleri çıkarken yine anılar aklıma geldi, ama bunları hatırlamak en son istediğim şey idi. Bu yüzden hızla eve girdim ve eşyalarımı topladım ev sahibine bütün her şeyi bildirdim ve anahtarı mutfak tezgâhının üzerine bırakarak son kez göz gezdirdim bu eve, ilk geldiğim an ve şu an aklıma geldi beynim kısa bir kıyaslama yaptı ama fazla uzun sürmedi. Kapıyı ve anıları sonsuza dek çektim ben ardımdan bitmişti işte o evde ki hikâyem onun fazla uzak olmayan evine doğru yola çıktığım da, yaşanılan olayların yorgunluğu yüzüme vurdu 24 yaşında değil de 35 li yaşlar da hissettim kendimi ben. Onun evinde yaşama fikri iyi geliyordu ama sanki bir şeyler yanlıştı yanlış olan şeyleri de zaten ben umursamadım arabayı siyah demirli bahçe kapısının önüne, park ettiğim de valizlerimi indirmem ve bahçeye taşımam neredeyse yarım saatimi aldı ama sonunda bunu başardım. Sürgülü balkon kapısını ellerim dolu şekilde ayak ucumla açmaya çabalarken çabalamaktan yanaklarımın kızardığını hissettim, sonunda bunu da başardığım da ev karanlıktı ışıkları telefon ışığı ile bulduğum da açtım. Ev çok sessizdi sanki ev bile biliyordu sahiplerinin asla geri gelmeyeceğini bu yüzden bana alışmak zorundaydı bende ona, çünkü ölene dek ben burada olacaktım yani bir kaç yıl önce misafirliğe gelen kız şimdi buranın sahibi oldu tuhaftı. Ama bu fikri sevdim önce üzerimde olan elbiseyi çıkardım saçlarımı tepeden topladığım da evde ki kötü kokunun çıkması adına, gecenin bir vakti temizlik yapmaya başladım tüm kapıları ve sürgülü balkon kapısını açtığım da evdeki karanlık havayı bir kaç saatte dağıttım. Mutfakta ki tüm tozlanmış mutfak aletlerini ve tencereleri elimde de neredeyse 3 saate yakın yıkadım ve alt katta ki işleri bitirdiğim de çıplak ayak seslerim, koca evde yankılandı onun evinde olmak bana iyi geliyordu sanki onun ruhu ile yaşamayı bir ömür boyu bulmuşum gibi hissediyordum. Ahşap merdivenlerden üst kata çıktığım da tıpkı eskisi gibi gıcırdadı ben ise tebessüm ettim. Onun odası yani artık benim odam olacak yerin kapısını dikkatle açtığım da yatağa küçük bir tebessüm attım onun saçlarını sevdiğim görüntüler, canlandı yeşil uykusuz gözlerimde benim odam olacak yere gün ışığının ilk süzmeleri perdeler arasında can çekişirken onları özgür bırakarak içeriye dolmasına izin verdim. Camları açtım ve derin bir nefes aldım bütün odayı temizledim çarşafları değiştirdim ve tüm valizde ki kıyafetlerimi onun, kıyafetlerinin yanına astım kendime ait özel eşyalarımı ise tam yerleştirdiğim de saate baktım sabah 7'ye vuruyordu. Ve benim vücudum yorgunluktan ağrıyordu uyumam gerekliydi ama önce bir duş almaya daha sonra pijamaları giyerek yatmaya karar verdim öyle de yaptım, ve onun yatağın da onun kokusu ile uykuya dalmak en güzel histi benim için. Gözlerimi telefon aramaları ile açtığım da havanın karardığını perdelerden içeriye dolan karanlık ile anladım telefonda ısrarla arayan kişinin, kim olduğunu merak dahi etmezken meşgule aldım ama o kişi ısrarla aramaya devam etti.

" Kapıyı aç aşağıdayım hicran "

Alçin'in sesini tanıdığım saniye uykulu gözlerimi açtığım da buraya neden geldiğini açıkçası merak ettim biz en son bayağı kötü kavga etmiştik, sürgülü balkon kapısını paçası dizlerime çıkmış pijamalarım ile açtığım da ellerinde tuttuğu kocaman pizza kutuları ve valizlerini arkadan sürükleyerek salona girdi. Ben ise şaşkınlık ile dilimi ısırdım o ise gökkuşağı renkli saçları ile gülümsedi bu kız deliydi evet.

" Ev arkadaşına hoş geldin sarılması bile yok ne biçim ev sahibisin "

Şaşırdım nereden öğrenmişti bilmiyordum ve hemen sordum.

" Nereden öğrendin? "

" Hafsa nurdan tabiki "

Dedi anında eminim hafsa da babamdan öğrenmişti çünkü sadece bunu babama demiştim açıkçası bu evde tek yaşamama fikri hoşuma gitmişti, bu ölüm yutan evi canlandırma fikrini seviyordum belki de onun ruhuna bu iyi gelecekti böyle düşünüyordum bu karanlık evi sevgi ile aydınlatma fikri bana cidden geliyordu. Aramızda olan bir kaç küçük boşluğu doldurarak arkadaşıma sarıldım birbirimize uzun uzun sarıldık bedenlerimizi sıkıca bastırdık, ikimiz de yaşanılan şeyleri böyle telafi ediyorduk galiba.

" Hoş geldin "

Dedim kısık bir sesle.

" Özür dilerim "

Dedi aynı ses tonumda ve biz birbirimizi bu şekilde affettik ellerinde tuttuğu valizleri yukarı boş yatağı olan bir odaya çıkardım artık orası da, Alçin'in odası olacaktı buna birden karar vermiştim ama mutlu hissettirdi. Ellerinde tuttuğu pizza kutularını büyük koltuğun üzerine koyduğun da ahşap merdivenlerden iniyordum küçük bir, telefon konuşmasına şahit olduğum da adım attığım yerde sessizce durdum.

" Merak etme durumu gayet iyi ben yanında olacağım artık hafsa sen keyfini çıkar lütfen düşünme burayı babasına da haber verdim geldiğime dair "

Ahşap merdivenler de beni gördüğü saniye bakışları hemen telefonu kapadı ve yalandan bir tebessüm etti bende bu durumu bozmamak için, gülümsedim aşağıya indim bolca pizza yedik ve konuştuk ama bu bana iyi gelmedi düşünüyordum ama neyi nereden başlamam gerektiğini bulmuştum taşınmıştım peki sırada ne vardı bilmiyordum ne yapmam gerektiğini arkadaşıma danışma fikri açıkçası cazip gelmişti.

" Sence nereden başlamam gerekli? "

Ortamda ki saçma konuşmaları sorum ile böldüğüm de pizzasından bir dilim alarak kutunun kenarına koydu parmak uçları ellerimi sararken, gözlerine baktım güzel yüzü tebessüm etti önce daha sonra ağzında ki lokmayı bitirerek konuştu.

" Önce ikimiz de bir iş bulalım yoksa bu şekilde bir yere kadar

gideriz daha sonrasını düşünürüz olur mu? "

Dedi nazik bir sesle parmak uçları tenimi severken tebessüm ederek başımı olumlu anlam da salladım haklıydı bir iş bulmam lazımdı, daha sonrası zaten kendisi gelirdi parmaklarını ellerimden çektiğin de ikimiz de koca koltuğa karnımızın yemekten şişmesi ile yayıldık bakışlarımız tavanı izlerken yine onu hatırladım şu an ela gözleri yerine arkadaşım vardı ama bunu belli etmek istemedim geleceği ve zamanın bana ne getireceğini düşünüyordum bakışlarım tavanı izlerken...

6 Yıl Sonra

Telefonumun şarjından dolayı bildirim geliyor ama ben müzik dinlemeye devam ediyordum bugün benim doğum günümdü 30. Yaş günüme basmaktan açıkçası pek memnun değildim, ve bu yaştan olabildiğince kaçıyor ve kendimi bugün iş çıkışı sokaklara atıyordum. İnsanların birbirleri ile konuşarak yürümelerini ve parklarda oturan yaşlı teyzeleri izliyordu gözlerim ama yakında eve gitmem lazımdı, hafsa ile görüntülü konuşmaya ve 5 yaşında ki küçük benim ismimi verdiği kızı ile pasta üflemeye söz vermiştim. Açıkçası herkes yolunu bulmuştu Alçin ise sonunda dünya üzerinde bulduğu bir erkeğe sevgi beslemiş ve bir kaç ay önce nişanlanmıştı bu yüzden yanımdan ailesinin yanına, bu süreçte taşınma kararı aldı bende bu duruma tabiki bir şey diyemedim. Yalnızca bugün eve gitmem istemiyordum gezmek istedim saçma yerlere gitmek kimsenin beni aramamasını istedim, açıkçası 30 yaşında olan bir kadının istemediği şeyleri olgunluk adı altında yapmak istemedim. Bahar mevsimi gelmesine rağmen hâlâ havada ki soğuk kırgınlık bir türlü gitmiyordu ve ben içinde olduğum kaban ile, ısınmaya çalışıyordum ne kadar ısıtırsa işte. Bu arada yıllardır onun mezarına gitmiyordum daha doğrusu gidemiyordum çünkü ne zaman o mezarı görsem yeniden başa sarıyordum turuncu saçlı, olduğum günlere yani o yüzden ondan ve kendi gerçeğimden kaçtım uzaklaştım. Yürüdüm önce kendime doğum günü çocuğu olduğumu hissettirmek adına sahil kenarında midye yedim daha sonra gezdim, sonra ise şarjımın yettiği yere kadar müzik dinleyerek bisiklet sürdüm. Bisiklet sürmeyi bilmeyen ben sonunda onu da öğrenmiştim iyileştim diyemem ama iyileşiyordum zaman yaralara gerçekten merhem oluyordu ama tam asla iyileştirmiyordu. Bisikleti sürebildiğim yere kadar sürdüm ve kendimi mezarlığın girişinde buldum daha önceleri olduğu gibi, çilekli pastam bisiklet sepetinde yoldan topladığım papatyalar ise kulağımın ardında saç tellerimde sıkışmış şekilde durdum. Girip girmemek için tereddüt ettim kendimle resmen kavga ettim ama yenildim bisikleti köşede ki duvara koyduğum da pastamı da alarak yürüdüm, bacaklarım birden boşaldı eklem yerlerim acıdı hâlâ ilk gün ki gibi canımı yaktı onun ölüm gerçeği. Ama alışmıştım zor da olsa yıllar içerisin de bunu kabul etmiştim üşüyen parmak uçlarım da tuttuğum pasta kutusu, siyah saç tellerime takılı olan iki üç demet papatya ve ben yürüdük onun mezarının tam isminin karşısında adımlarım durduğun da acının tatlı tebessümü dudaklarımı kapladı. Herkes bir şekilde hayatına devam ederken ve kendi ailesini kurarken bizim böyle bu şekilde olmamız kalbimi acıttı benim tüm geleceğim tüm hayalim, şu an karşımda ki mezarın içerisinde 7 yıldır uyuyordu ve ben ne kadar çabalarsam onu o uykudan uyandıramaz ve eve geri götüremezdim.

" Çok özledim bugün 30. Yaş günüm sensiz 7. Doğum günü kutlayışım çok şehir gezdim çok sokak gezdim saçlarımı boyadım yeni yemekler denedim arkadaşlarım aile kurdu tanıklık ettim çocukları oldu her çocukta bizim kızımızı hayal ettim senden sonra çok değiştim ben daha hırçınım ve daha az konuşkan senin fikrin kafamda yedi yirmi dört benimle olan bir hayalet bitmiyor gitmiyor nolur izin ver seni sevmekten vazgeçememe çünkü bu canımı yakıyor ama biliyorum ki bir gün birbirimize o kadar bağlı olacağız ki aramıza karanlık giremeyecek "

Çilekli pastayı mezar taşının üzerine koyduğum da bir tane mum diktim burnumu seslice içeri çekerken nefes verdim ve mumu yaktım, gözlerim ağlarken dudaklarım gülümsedi taşına ve ruhuma ruhunun sarıldığını hissettim kalbimde bir orman yanarken onun ortasında tam da iki beden birbirine sarıldı kül olan ağaçların esintisi vücutlarını sararken gülümsemeye devam ettim.

" İyiki doğdum "

Dedim boğazımdan kelimeler zorla çıkarken yutkunmaya çalışırken kulağımın ardında saçlarıma tutuşmuş olan papatyaları toprağı üzerine bıraktım, parmak uçlarım toprağını nazikçe sevdi kirpiklerini sever gibi sevdim o yaşarken nasıl saç tellerini sevdiysem öyle sevdim toprağını. Dudaklarım ağlamaktan burkuluyor kalbim ise yanmaktan küllerini çevresine resmen saçıyordu boğazım yanıyordu, kelimeler kalpten dudaklarıma gelene dek yakıyordu beni.

" Hayatıma kattığın renk için ve yaşama arzusu için sana çok teşekkür ediyorum umarım bende sana aynı şeyleri sağlamışımdır şımarık adam "

Mezar taşına adımladım dudaklarıma gözyaşları damlarken sessizce öptüm mezar taşını ben onu sevmekten asla vazgeçmedim, o da benim hikâyemin kahramanı olmaktan ve bu 7 yıldır nasıl devam ettiyse sonsuza dek öyle gidecekti ben onun o da benimdi. Başka bir evrende başka bir dünya da başka bir kütüphane de mısralar bizi bekliyordu bunun için asla ama asla başka birini sevmeyi düşünmedim, ben onu sevmekten memnundum onun hayali ile yaşlanmaktan dünyaya onu tanımış olarak ve severek veda edeceğimi bilmekten çok memnundum. Onun ellerindeydim, gülüşlerindeydim kaybolan hayallerindeydim o da benim öyleydi dudaklarım mezar taşından koptu ve bakışlarım son kez izledi uyuduğu yeri, yavaşça adımladım gülüşü özeldi ve ben buna hapis olmuştum tıpkı bedenine hapis olan o mezar gibi. Benim sokaklarıma her gün yağmur yağarken onun bedenine sarılı toprak kokusu bu sokaklara huzur veriyordu ben yağmur o ise toprak aşkımız ise bir araya geldiğimiz de o yağmurdan sonra oluşan toprak kokusu, bir o kadar güzel ve bir o kadar nadir oluşan o koku işte biz orada saklıydık. Şarkılar da şarkıların bitiş yerlerinde incelikte şiirlerin tam orta satırların da yarı da, bırakılmış kitaplarda yarıda bırakılmış hayaller de yaz aylarının tatlı esintisinde, biz bir yaz günü akşamı hüznüydük. Bazen bir şarkıydı benim için o bazen de uçan bir kuş bazen bir yere düşen sonbahar yaprağı bazen de yol kenarında açan bir çiçek, o benim için herşeye bürünen birisi ben ise aptal bir âşıktım işte. Yürüdüm hava kararmaya başladığın da önce yağmur bulutları kapladı güneşli gökyüzünü daha sonra taneler tenime değmeye başladı, bisikleti sürerken ıslanmaktan aldırış etmedim gözlerimi sıkıca kapadım ve bisikleti kulpunu tutan parmaklarımı özgür bıraktım. Başımı gökyüzüne kaldırdım ve izin verdim tenime değmesine üzerime yağmasına izin verdim merdivenli yokuşu geçtim önce daha sonra ise, otobüs durağında yağmurlar tenime işlerken durdum yıllar önce ki an aklıma geldi. Tam 12 yıl önce ki anılar aklıma geldi 19 yaşında ki o hicranın bu durağa koşması ve bir aptal gibi davranması çocukluk aşkını kalbinde taşıması, bilekliğin kolunda olması asla hayal edemezdim 30 yaşında bir kadın olarak otobüs durağının kenarından 12 yıl sonrasını hatırlamayı bunu asla düşünemezdim. Tebessüm ettim hafif ak düşmüş saçlarım ile ağlayamadım bizim hikâyemiz çoktan bitmişti zaten ama yaşanan her şeyi baştan sona düşündüm, oradan küçük mahallemden buraya geldiğim ana kadar düşündüm çok zaman geçmişti bisiklet bile sürmeyi bilmeyen o 19 yaşında ki kız şu an 30 yaşında olarak bisiklette basit bir otobüs durağında olan anıları düşündü boğazım da düğüm varken tebessüm ettim yağmurun altında. Hava iyiden iyiye kararırken eve gitmek istemedim yine bisikleti sürdüm otobüs durağına bisikletimi kenara koyduğum da, boş durak oturağına dikkatle oturmadan önce parmak uçlarım narince metali sevdi dudaklarım tebessüm etti ve ben oturdum. Boğaz ve koca deniz gözlerim önün de ev sahipliği yapıyorken sessizce şekilde izledim yalnızca arabaların geçtiği caddeyi, uzun bir sessizlikte izledim sahil kenarına eşlik eden bu durağın yalnızca basit bir otobüs durağı olmadığını biliyordum ve bunu kabullendim. Onu özlemiştim onu özlüyordum iyi geceler dileklerini bana bakan kocaman ela gözlerini ve bana ekmek almalarını, özlüyordum burnumun direği özlemden sızladı ama bir bok yapamadım ağlayamadım yalnızca sessizce izlemeye devam ettim. Saçlarım ıslandı anılar ona bağlandı ve dudaklarım acıdı alnıma koyduğu sıcak öpücükler tenimi yaktı yağmurların altında, yandığımı hissettim ben düşlerim de savruldum bir kez vuruldum bir daha onun ölümünün gerçekliği ile kalkamadım. Özür diledim sevgilimden binlerce özür kendime gelemediğim için hayatımı bok ettiğim için özür diledim, ama fayda etmedi hayatım kahroldu ben ona gel diyemedim ben ona sığınamadım çünkü o yoktu o toprak oldu ben ise yaşayan ölü. Bakışlarım utançla deniz kıyısından önüme düştü boşta kalmış parmak uçlarımı inceledim önce arabaların kirli sesi gitti, daha sonra parmaklarımda ki boşluk o güzel elleri avuçlarımı doldurdu hayali yine beni buldu ve başımı kaldırdığım an yerden bal rengi gözlerimi buldu...

" İyiki doğdun hicran "

Dedi fısıldayarak ve dudaklarını sıcacık ekmek buğusu gibi tebessüm aldı yanağında kusur olan gamzesi dans etti parmak uçlarımı önce yanağında dans eden gamzesine daha sonra sakallarına koydum. Avuçlarımı yüzü doldurdu ela bakışları havanın loş karanlığında bile parladı tıpkı o gün ki gibi merhaba dedi bana bal renginde ki gözler, ikimiz de kendi şehrimize yağan yağmurlar altında ıslanırken birbirimize baktık ben 21 yaşında ki ona o ise 30 yaşında ki kocaman olmuş bir kadına bakıyordu. Parmak uçları bileklerimi tuttuğun da alnını alnıma gözlerini kapayarak yasladı bu basit otobüs durağın da alınlarımız birbirine yaslanır şekilde kaldık, bir süre böyle nefes nefese kalmaya devam ettim nefesinin sıcak buğusunu adeta gerçekten hissettim. Daha sonra ise yanımda ki oturan omuzuna başımı yasladım elleri ellerimde öylece caddeyi izledik geçen insanları, araba kornalarını ve birbirimizin hayalini. Böyle kalmak istedim ama imkânsız olduğunun farkındaydım bu sessiz halimize şarkımız katıldı önce narin bir piyano melodisi doldurdu kulaklarımızı sonra ise anılar, tüm her şey ölürken gözlerden nasıl film şeridi gibi geçer ise öyle geçti gözlerimden. Başım omuzunda ne kadar süre öylece kaldık bilmiyordum sanki biz yalanmışız gibi başım boşluğa düştüğünde, eski bir radyodan çalan şarkımız kulaklarıma ve bunun gerçekliğine doldu. Bakışlarım onun omuzunu ararken hayalinin gitme zamanının geldiğini anladım çoktan zaman dolmuştu ve hayali tıpkı bu damlalar gibi, ona karışarak gitti tenimden elleri ve başımdan omuzu. Yine kalbim kırıldı ama bugün doğum günümdü muhtemelen eve gitme zamanım geliyordu daha hafsa ve küçük adaşım hicran ile, doğum günü kutlamam gerekliydi derin bir iç çektim tüm bu yaşanılan şeylerin yorgunluğu bir nefeste belli olacak şekilde nefes aldım. Gitmeye hazırlamıyordum ama kalkamıyordu bedenim bile yalnızca kulaklarımda o cızırtılı şarkımız ve kalbimde kocaman bir boşluk vardı, kimse bilemezdi bu boşluğu yakarlardı canımı sanki yoksun gibi sanki hiç olmamışsın gibi beni bununla yakarlardı biliyordum. Bu yüzden gitmek istedim ilk tanıştığımız yerin son veda ettiğim yer olacağını nereden bilecektim sana, işte hayat sürprizler ile doluydu olmaz dediğin ve varsa oluyor olur dediğin ne varsa olmuyor bu aşktan geriye hatıralar ve bir şarkı kalmıştı. İkimizin yan yana tek bir resmi bile olmaması açıkçası beni üzüyordu ama onun yüzünü unutmamak için, resmini boynumda takılı içi oyuklu kolyemde taşıdım bir aşk hatta kocaman bir aşk hikayesinin sonuna doğru geldiğimi hissederken sustum. Eski bir bozuk radyodan çıkan şarkı gibi geldi sözler öylesine özlemli öylesine derin, öylesine o bozuk radyodan çıkan cızırtı gibi acıttı bir şeyler ama ne olduğunu bile bilemedim. Otobüs durağın da nefesimin buğusu süzülürken yalnızca yutkundum başka yapacak ne vardı ki zaten? Hiç bir şey. Dudaklarım bu hissin verdiği çaresizliği sergilemek adına titredi, ama kendimi tutmaya devam ettim. Parmak uçlarımdan destek alarak bedenimi kaldırdığım da dudaklarım gibi, yüreğim de titredi ama adımlarım yere sürüne sürüne gitmeye mecbur olduğun da ardımda sadece o müziğin tınısı ve bizim hikâyemizin bozuk radyodan çalan acısı kaldı.

Güldürür müyüm seni bıktırır mıyım bilmem baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem....

SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.