İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 13 · 26 dk okuma

GÖMÜLÜR 2

Bölüm 13

13. Bölüm ATKI

Yürüdüm o gerçekleri duymak ağır gelmişti bedenime bir kaç beden büyük gelmişti üzerime uzaklaştım daha fazla bunların altında, ezilmemek için uzaklaştım yürüdüm nereye gittiğimden habersiz öylece yürüdüm. Güneş batmıştı kendini karanlığa zorla bırakıyorken boğazımda ki yanma hissi ile yürümeye devam ediyordum bütün yaşanılan olaylar, herşey aklımdan ve gözlerimden geçiyordu bilseydim eğer böyle bir son olacağını ona asla yaklaşmazdım bile. Keşke benden kaçtığı günler peşinden gitmeseydim keşke beklemeseydim benim yüzümden öldü bu sırrı açığa ben gelişim ile verdim, onun kaçtığı şey ben değil o sır ve ölümdü. Sonunda da o kaçtığı sır önce açığa çıktı sonra ise peşinden gelen ölüm geldi ve onu buldu hem de gözlerim önün de, adımlarım turuncu kısa saçlarımı rüzgâra karıştıran ve dans ettiren denizin dalgalarının dibin de durduğun da onu hatırlattı deniz bana. Tanışmamızın daha yeni yeni olduğu zamanlar bana o Davy Jones efsanesinden bahsetmişti onun şarkısından cümleler okumuştu, ve ben o zaman ki aptallık ile anlamadım hiç bir şey anlamadım izledim kıyıya vuran dalgalar gibi ona olan özlemim deniz oldu taştı gözlerimden, gözlerimden taşarken bu koca özlemin kıyısına vurdu o şarkı...

Soğuk ve zalim dalgalar gibi bana hiç geri dönecek misin? Sesimi duy ve gelgitle şarkı söyle aşkım asla ölmeyecek...

Son şarkı sözüne onun sesi eşlik ettiğin de avuç içimi kalbime bastırdım.

Dalgaların üzerin de ve mavinin derinliklerin de senin için kalbimden vazgeçeceğim...

Şarkının ortasında yükselen dram ve öfke gibi öyle şiddetle yükseldi gözyaşları yanaklarımdan kalbim hatırladığım anı ile bin parçaya ayrıldı, her parçası benim denizcimin gemisini sürdüğü denize dağıldı adeta ve ben şarkı da geçtiği gibi 10 uzun yıl boyunca tek bir gün geçirebilmek için onu bekler gibi bekledim sahilin kıyısında. Ama ne benim limanım vardı onu getirecek ne de onun gemisi o sonsuza dek tıpkı o efsanenin sonunda olduğu gibi, kendini denize bıraktı onu asla oradan, koparıp getiremezdim yanıma bu yüzden o gelemiyordu ben ona gitmeliydim. Denize onun dediği maviliğin altına ben de girmeliydim o orada beni bekliyordu çünkü biliyordum yıllar önce dediği gibi, mavinin derinliklerin de ve dalgaların üzerin de senin için kalbimden vazgeçeceğim. Adımladım şiddetle kıyıya vuran dalgalara doğru yürüdüm o bana gelmiyorsa ben ona gidecektim korkmadım kirpiklerim yoktu, sevdiğim saçlarım yoktu siyah saçlarım kısaydı ve gözlerim yaşlı bu yüzden korkum yoktu ona gitme korkum yoktu bu sefer. Bizi ayıracak kimse yoktu orada biliyordum bu yüzden hiç korkmadım adımladım uçsuz bucaksız soğuk denize, o bir denizdi bende boğulmak isteyen çaresiz bir kadın bu yüzden kendimi onun kollarına yavaşça bıraktım. Onun avuçlarındaydım sanki tenime değen soğuk su bile işlemedi vücuduma çünkü hasretin son demleri ile yanıyordum, yanarken kendimi ona bıraktım mavinin derinliğine bedenimi ve yüzümü serbest bıraktım battım batıyordum önce tenimde ki yangın geçti. Sonra ise aldığım nefes işkence gibi gelirken oksijen kesildi kendimi yavaş yavaş öldürdüğümün farkındaydım, ama intihar benim için zor değildi kaybedecek bir şeyim yoktu beni ardımda bekleyen birileri yoktu geleceğim yoktu. Ben yoktum ben zaten yoktum ki bu yüzden korkmadım kendimi bu denizde boğarken korkmadım bu adeta bir ödüldü yaşamıma son verme cesaretim, adeta bir cennetti bana korkmadım ellerim ve bedenim soğuk suyun dibini boylarken korkmadım yalnızca gözlerimi kapattım onun yaptığı gibi mavinin derinliklerin de kalbimi bırakırken sadece gözlerimi kapattım. Ölmek boşlukta sadece süzülmek gibi hissetmek miydi? Hissi bu muydu yani sadece boşluk ve süzülmek düşüncelerim ne kadar suyun dibine batarsam, buhar oluyor ve kayboluyor gibiydi sanki bu his o kadar iyi gelmişti ki iyileşiyordum öldükçe iyileşiyordum sanki. Baktıkça nefes alıyordum tam tersine gözlerim acımadı artık gözyaşları yoktu, acı yoktu, düşünce yoktu daha fazla ölüm yoktu kulaklarımı bile tıkayan su sesinin altına ulaştı ismimin haykırışı.

" Hicran! "

Ama umursamadım gözlerimi kapamaya devam ettim o ses daha da yaklaştı suyun altında ki anlaşılmaz uğultu bile yankılandı, tekrar etti ismimi defalarca ve o ses en sonunda bedenimi bularak yukarı çekti. Nefes alamadım oksijen ile buluşunca tenim yeniden nefes alamadım boğazımda ki düğüm yerine dolan su damlaları beni boğuyordu boğazım yanıyordu, diyafram kasım kasılarak nefessizlik ile canımı yakıyordu derin bir nefes çekerken ciğerlerime gözlerimden yaş geldi. Sesin sahibine bu acı ile baktığım da boğazında ki düğümü yutmaya çalıştığını gördüm annemin çaresiz sanki evi başına yıkılmış gibi, bakan gözleri karşısında nefes almama acımı bile unuttum çünkü onun gözleri benim canımdan daha çok yandı. Sahil kenarına gelene dek öksürük ile boğuştum tenim üşüme ile titriyor az önce ki ölüme çok yakın deneyimim ise beni korkutuyordu, korkmadım ben kendimi öldürmekten korkmadım bu düşünce korkmamı sağladı ama ölümden değil kendimden korkmamı sağladı. Midem yanma hissi ile kendini belli ettiğin de dudaklarımdan içimde kalan suyu kustum sıkılmıştım ben artık çok sıkılmıştım, babam her zaman etrafımdaydı ama yanımda değildi annem her zaman uzaktaydı şimdi ise yanımda olarak beni ölümün elinden alması pek bir şey ifade etmedi açıkçası. Dediğim gibi herşeyin zamanı vardı ölümün bile az önce yaşadığım o tuhaf his beni rahatlattı evet sonunda delirmiştim intihar etme düşüncesine kadar, intihar düşüncesi sevgisiz sevginin koruma kalkanı altın da olmayan insanların beyninde dolaşıyordu bunu biliyordum ve şu an ben o kalkanın olmadığını suyun dibinde çok iyi hissettim. Annemin kolumu sıkıca saran ve baskı tenime baskı uygulayan parmaklarını sertçe tenimden savurduğum da gözlerine baktım, bakışlarım bakışlarını bir kaç saniye izledi ona kızgındım beni oradan çıkardığı için kızgın. Her şeye tüm acıya son verecektim herşeyi bitirecektim ama buna yine izin vermedi yürüdüm ondan uzaklaşmak için, koştum hatta istemedim bana aptal sorular sormasını bana o acıyan bakışları ile annelik rolü tasma lamasını istemedim çünkü midem bunları kaldıracak genişlikte değildi hâlâ. Sindirmem gereken kelimeler ve yaşanan olaylar vardı ve ben bunların hiç birisini ne kabul edebiliyor ne de sindiremiyordum zaten normal insanların, yaşamadığı bir ton olayın içinde kaldığımdan kime ne anlatsam da bana inanır düşüncesi zaten zihnimden asla gitmiyordu. Titriyordum bedenimden usulca süzülen su damlaları ile titriyordum mahallenin bakışları benim üzerimde dikkatle geziniyordu, ama umursamadım çünkü eski ben değildim ne eski hicran ne de o eski mahallenin tadı kaldı sanki. Yaşadığım olaylar hayal gibi geliyordu artık bu denli inanamıyordum az önce ölümü deneyimleyen biri için fazla sakindim, bundan korkuyordum dönüşmemem gereken kişiye dönüşmekten korkuyordum ve o korktuğum şey başıma geldi. Mahallenin simgesi dik merdiven basamaklarını usulca adımlarken burada olan anılar yüzüme küçük bir tebessüm bıraktı, o yağmur yağdığı gün bu merdivenlerden koşarak inmem ve ona sarılmam geldi aklıma keşke şimdi de öyle olsaydı dedim. Ama olmadı ben yine o merdivenler de bekledim yine yağmur yağdı ama o olmadı o yoktu, turuncu saçlarım bile üzüldü sanki şeker portakalı olmak zaten buydu tüm acıların rengi vardı sanki benim rengim de şeker portakalı oldu. Küçük koridorumdan salona geçtiğim de yutkundum onun koltukta evime geldiği günü ve oturduğunu hayal ettim ama o yoktu, koltuk vardı ben vardım o yoktu sadece o oturduğu yerde bana verdiği atkısı süzülüyordu koltuktan parkeye doğru. Paltosunun üzerine giydiği kırmızı atkısı süzüldü gözlerim önün de eşyaları bile acı verir hâle gelmişken ben nasıl kendimi öldürme cesareti bulmayım ki? Atkısını boynuna doladığı günler ve görüntüler zihnimde canlandı ve ben yine yeniden kırıldım. Kendimi ısıtmak için koltukta öylece yokluğunu belli eder gibi süzülen atkısını boynuma doladım, üşemedim onun atkısı beni ısıttı yokluğun da olan atkısı bile bu soğukluğu aldı tenimden.

" Teşekkür ederim boynuma taktığın bu atkı için "

Dedim sessizliğin içerisine her bir cümle havada süzülürken kendini sessizliğe ve hafif bir şarkının melodisinin kulaklarım da yayıldığı gibi, acı o şekilde yayıldı tenime ve dudaklarımdan dökülen kelimeler önce dudaklarımı sonra ise atkının altında ki boynumu yaktı.

Gözlerimi kapattığım da bile yandığını hissettim ve zihnimde ki şarkı ile sessizce mırıldanarak salındım salonun ortasında, ellerim ve kollarımı boşluk doldururken gözlerimi kapattım. İzin verdim boşluğun beni ve onun hayalini döndürmesine onun hayali kolları atkısı boynumda iken beni döndürdü. Şu an ben o ve hayali şarkımız vardı zihnimde çalarak bizi boşlukta döndürdü biliyordum bu zihnimde çalan müzik kesildiği saniye, onun hayali kollarım arasından gidecekti ama önemli değildi o boşlukta biz kendi şarkımız ile dans ettik. Bazı şeyler canımı yakıyordu ama önemsemedim tıpkı partinin olduğu gün gibi benim üzerim de mavi elbisem onun üzerin de, takım elbisesi vardı tıpkı o gün ki gibi parmak uçlarımı avuçların da nazikçe tuttu. Ama birbirimize dokunmadık sadece ellerimiz birbirine temas eder şekilde havada asılı kaldı çünkü o da biliyordu hayal olduğumuzu, yeniden üşüdüm kırmızı renkte ki atkısı boynumda iken yine üşüdüm hissettim. Herşeyin hayal olmasını dilerdim sadece bir düş onunla tanışmamış olmayı dilerdim çünkü onu tanımamak canımı daha az yakardı, ondan sonra çok değiştim hislerim değişti saçlarım değişti, yaşadığım şehir değişti bakışlarım o bile değişti eskiden bir umut ışığı olan bakışlarım yerini buz gibi soğuk bakışlara bıraktı kendini. Şu an onun hayaline dokunmadan dans ile sallanan kız hicran değildi kendimi özlüyordum kendini özlemek nasıl bir his bilmezken, şu an bu hissi en derinlerim de yaşadım ben kendimi çok özlemiştim. Ben kendime gelemiyordum ben duygularımı hatırlamıyordum ben, ben olmaktan çıkmıştım etrafımda ki kalan herkesi kendi ellerim ile yok ettim ediyordum bu acı çok fazlaydı. Keşke diğer çektiğim acılar ve yaralardan şikayetçi olmasaydım o acıları bile özlüyordum çünkü onun ölümünün acısı herşeyin üzerindeydi, tüm acıların tüm yaraların hiç bir anlam taşımadığını gösteren ölümünün o tarif edilemez boğaz yakan kelimeleri tükürmek istediğin ama bir bok yapamadığın çok saçma çok saçma birşeydi. Kendimi öldürmek isteğim bile kafamda dolaşırken onun hayali benimle dans ediyordu ben anne sevgisini geçtim, ben babamın bana göstermediği benden sakladığı baba sevgisini onda buldum bu, bu çok saçmaydı. Kız çocukları kendinde eksik kalan sevgileri hep başkaları ile doldurmaya çalışırdı bunun yanlış olduğunu bile bile. Ve ben bu baba sevgisini çocukluk aşkımla doldurmaya çalıştım bir zamanlar ama buna karşılık alamadım her defasında küçük bir kız çocuğu gibi, ağladım babam etrafımdaydı ama hiç yanımda olmadı ben ölmek için her gece dua ettim bu iğrençti biliyordum bazen bu sevgiyi arkadaşlarım ile doldurmaya çalıştım. Hafsanur aylardır onu aramıyordum bile herkesi düşündüm ben ne yapıyordum? Ben yaptığım şeyleri anlamıyordum sanki o denizin dibine girmek, tüm düşünceleri aydınlattı sanki o boğulma hissi ölüme yaklaşma hissi beni kendime getirdi. Beynimde çalan hayali şarkı yerini sessizliğe bıraktı böylesine sükût sessizlik saç tellerimi bile yaktı ve onun hayali, önce zihnimden daha sonra gözlerimden aktı gitti...

Yine acıdı ama alıştım ben acıya alıştım bu bile içler acısıydı aslında bir şeyler kırıldı hissettim ama umursamadım yine kendimi umursamadım, boynumda atkısı gözlerimde hafif akmak üzere olan yaşlar öylece kaldım salonun ortasında. Kısa turuncu ıslak saçlarım ile öylece dikildim ne yapabilirdim ki? Ne iyi gelirdi ki? Ben bunu kabullendim ben bunlara alıştım benim dünyam bunlardı ne ben çıkabilirdim bu karanlık yerden ne de beni kimse almazdı alamazdı zaten. Boğulduğumu hissettim meğerse intihar etmek için koca bir deniz değil onun boynumda olan kokusunu taşıyan atkısı yeterliydi, boynumda olan atkısını hızlıca çektim kendimden boğazım rahatladı hissettim yürüdüm gittim bir çay demledim kendime. Bu vücudumda olan soğukluğu kırmak için bir çay demledim yanında ise bayatlamış bir ekmek geçtim, televizyonun karşısına bir şarkı açtım ama yabancı denk geldi ilk kez dinledim ama canımı yaktı bi elimde çay bi elimde soğuk ekmek dinledim o şarkıyı.

The neighbourhood - Flawless

Bilmiyorum bana eski anıları hatırlattı kütüphanede ki anılar hepsi ekmeğin önümde ki masada durması kadar canımı yaktı tuhaftı canımı yakan bir şey dudaklarıma tebessüm kondurdu. Refhan Araslan çok değişik biriydi bunu onu tanımadan önce bile demiştim sözleri ve gözleri tam tersini söyleyen, bir amacı olmayan sadece o anı yaşayan biriydi en çok bunlar hoşuma gitti galiba. O asla görüntüsü gibi değildi çocuk kalmış bir kalbi ve gözlerinde sakladığı inanılmaz bir büyü vardı sanki, ve ben o büyünün ömür boyu etkisine girdim. Ağladım ağzıma kocaman ekmek lokmaları sokarken ağladım ben ağlaya ağlaya o ekmeği yedim hatıralar yaşanılırken çok güzel hissettirirken, neden şimdi ölmememi istiyormuş gibi canımı yakıyordu bu acı ile olduğum yerden fırladım. Üst katta ki odama hızla çıkarken bir taraftan düşünceleri uzaklaştırmaya çalıştım üzerimde ki ıslak kıyafetleri değiştirdiğim de, turuncu ıslak saçlarımı kuruttum ince paltomun cebine sigara paketi ve çakmak attığım da dışarı çıktım. Yürüdüm dik yokuşlu merdivenlerden tek başıma inerken onunla yaşadığım tüm anılar ses oldu birlikte koştuğumuz gün, güldüğümüz sesler, ağladığımız yağmura karışmış gözyaşlarımız, bana dilediği iyi geceler dilekleri hepsi zihnimde dolaşırken bir sigara yaktım. Parmak uçlarım da tuttuğum sigara dumanı havaya karışırken merdivenli yokuş tabelasının altında durdum, düşüncelerin zihnimden gitmesi için sigara dumanını ciğerlerime çektim her bir duman da onun sesi kulaklarım da gezindi.

" Çimen göz "

Dediği günler zihnimde dolandı hafif bir tebessüm yaydı acı ile kavrulan dudaklarıma bu çok doğruydu.

" Bu hicran dudaklarıma ezeli bir yakarış bıraktı sevdiğim adam "

Ve bu yakarış ömür boyu benimle yankılanacaktı alnımda ki öpücüklerinin izi kadar canımı yaktı bu hayat o benim herkesten sakladığım, sadece bana özel olmasını istediğim şarkımdı. Zihnimde gömülür şarkısının melodisi çalarken yaslandığım mahalle duvarına bedenimi iyice yasladım, sigara dumanı yüzüme doğru tüterken düşündüm. Dudaklarımı bile öpmeye kıyamayan adamı düşündüm bu hikâye de ben aptal o âşıktık...

Dudakları, dudaklarım kıyametti.

Onunla birlikte kendimi de özlüyordum eski beni, eski bizi çok özledim ama o hikâyede ki ana karakter öldü adam öldü kadın delirdi o kitap da. Son buydu maalesef gerçek hayat hikâyeleri mutlu bitmiyordu biz gerçektik masal değil bizim hiç masalımız olmadı zaten, olsa da o aşkı elimizden aldılar söke söke elimizden aldılar. Herkes kendi payına düşen mutluluğa sarıldı ben ise onun mezarına bu adil değildi hayat bana bir özür borçluyken, onu elimden aldı ama yine de ayakta kalmayı başardım onun yokluğu benliğimi bana kaybettirse de ayakta kalmayı başardım. Eminim şu an benimle gurur duyuyordu ayakta kalmayı yaşamayı başardığım için son sigara dumanını ciğerlerime çektiğim de, izmaritini yere atarak ayaklarım altında ezdim ve yürüdüm onunla birlikte yürüdüğüm sokakları tek başıma yürüdüm. Her neredeyse eve geri gelmesi için beklemeyi umut ettim ama bu imkansızdı biliyordum onun hayatını daha yeni yeni öğrenmek, kalbimi kırıyordu bir kız kardeşi olduğundan bile haberim yoktu eminim daha benden bir sürü sır sakladı neden yaptı bilmiyordum ama tahmin edebiliyordum. Yürüdüm bugün onunla birlikte yürüdüğüm sokakları tek başıma adımladım sanki her adımım sanki her bir adımım beni yaşanılan olayların, ne kadar ağır ve yorgun oluşunun gerçeklerine itiyordu canım yanıyordu ama bir şey diyemedim ne kendime ne de kimseye. Uzunca yürüdüm tüm yorgunluklara rağmen yürüdüm otobüs durağını geçtim tek başıma geçerken düşündüm, yorgun anılar yorgun yaşanmışlıklar ve yorgun hicran vardı bu hikâye de. Benim hikâyem mutlu sona kavuşmadı mutluluk bir çift ela göz ile toprağa karıştı gitti hayatımdan, yalnızca o küçük kız çocuğunun delik deşik kalbini iyileştirmeye çalıştım ben. Ama yapamadım ne o kız iyileşti ne de ben bazı yaralar hâlâ arada kanıyordu dizlerimde ki yaraları kendim sarmayı öğrendim ben, ve bu hikâyede tek başıma bir ben bir de o kırılmış kız vardı. Boğazımı yakan boğulma hissine neden olan yasanmış şeyler buruk bir tebessüm kondurdu dudaklarıma en son zirve acım ise, sevdiğim adamın renksiz dudaklarını görmek oldu. Ölüm nasıldı neydi bilmezken bizzat içerisin de yaşadım dizi ya da klişe filmler de gördüğüm sevdiğini kaybetme sahnesinin, baş rolü bendim ama ne film çekiyorduk ne de o yalandan ölmüştü. Herşey gerçekti ben sevdiğim adamı gözlerim önün de bir hiç kavgası uğuruna kaybettim tam herşey düzeldi, o küçük kız çocuğu kalbim de bir şeyleri tamir etti derken göğsüme inanılmaz bir ağrı saplandı. Yaşanmış olayların yorgunluk ağrısı nefesim kesildi ellerim titredi dizlerimin bağı çözüldü ama tek bir yaş akmadı gözlerimden, o kadar yorgundum ki birisi nasılsın dese bile haykırarak ağlayacak noktaya gelmiştim. Ben çok yorgundum ben yemek yemeye, su içmeye, dışarı çıkmaya, duş almaya hatta uyumaya bile yorgundum ben çok yoruldum. Bu anlamsız olayların içerisin de boğuşmaktan bu boktan olaylar yüzünden hayatım da tek sevdiğim insanı kaybetmekten onun eller yerine toprak tutmaktan adını bağıra bağıra söyleyememekten ben çok yoruldum! Haykırmak istedim ya ben öldüm nefes alamıyorum demek istedim ben yaşayan ölüye döndüm ailem benim küçük kız çocukluğumun katili diye bağırmak istedim benim çocuk ruhumu öldürdü annem diye bağırmak istedim. Ama yapamadım yalnızca üniversite kampüsünün bankında sessizce oturmaya devam ettim sanki o gelecekti, sanki yine o tuhaf şakalarından bir yerden çıkarak yapacaktı bana bekledim boğazım çok acıdı ama bekledim. Ben ve turuncu kısa saçlarım onun iğrenç şakalarını bekledik ama Refhan yoktu, yoktu işte o gelmedi canımı geç ruhum acıdı nefes aldığım burun deliklerim bile acıyla sızladı. Bu çok kötüydü çok kötü ya ben ölmek istedim ben burada bu bankta kafayı yememek için ölmek istedim düşündüm, şarkımız geldi aklıma saniyeler içerisin de sessiz kampüs içerisin de bir kaç sözü döküldü sessizce gözyaşlarım bu acı dolu ana tanıklık ederken.

" Güldürür müyüm seni bıktırır mıyım bilmem baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem? "

Hayat ışığı müjdeleyen bal gözleri şimdi intiharıma destek olurken gülümsedim. Ruhum bu aciz bedene hapis olmuştu sanki kafam çok karışıktı nereye gitmem gerek ne yapmam gerek bilmiyorken, üniversite ki bahçeye doluşan öğrencilerin sesi uğultuya dönüştü önce daha sonra sesler tamamen karışarak kesildi kulaklarım da. Ben 19 yaşında ki hicran hâlime döndüm üzerim de bir tişört altım da bir pantolon ve at kuyruğu saçlarım ve o meşhur askısı sürekli omuzumdan düşen, çantam bankta şu an o halimdeydim büyük sütunların giriş kapısında ki olduğu yere baktım. Siyah pantolonu, beyaz gömleği ve kot ceketi ile bal rengini andıran gözleri üzerim de durdu 19 ve 21 yaşında ki bir aşık ve bir aptal birbirini izledi uzaktan birbirini izledi. Omuzumdan düşen çantamı sabitleyerek boğazımda yutmamamı bekleyen düğümleri yuttum gözyaşlarından burnumun direği sızladı, ama aldırış etmedim yürüdüm ona doğru yürüdüm her bir adım da o ukalâ gülümsemesi daha da genişledi. Gülüşüne bile hasret kaldığım adama dokunmaya cesaret edememek nedir bilir misin? Ben bilmezdim mesela bu sorunun cevabını sende asla bilme çünkü sorunun cevabı için o adamı kaybetmen gerekir. Tıpkı benim olduğum durum gibi büyük mermer sütunların tam arasında karşı karşıya bedenlerimiz kaldığın da, yalnızca hasretten kalbimin kuruduğu gözlerine bakmakla yetindim. Elimden zaten başka bir şey gelmezdi gelemezdi çünkü roller değişti ben aşık o ise ölü rollerimizin değişmesi hikâyemizi bitirdi, ben ise bitmiş bir hikâyenin son sözlerinin acısı gibi kendimi okutturmaya devam ettim. Ben ölü o da ölüydü aslın da hayatta ruh ölmesi diye bir şey varmış meğer bedenden öte ruhunun günden güne içinde ölmüş, ve kokmaya başlamış o ceset kokusunu her gün hissediyorsun ama bir şey yapamıyorsun.

" Atkın bende kalmış "

Dedim buruk bir tebessüm yayılırken dudaklarımdan gözlerinden mermer sütunlara kaydırdım bakışlarımı utandım ondan çok utandım, o da benden farksız değildi parmaklarını avuçlarına bastırıyor ve gözlerini benden kaçırıyordu.

" Sıcak tutuyor mu? "

Dudaklarından bu cümle döküldüğün de dudaklarım alt çenem ile birlikte titredi gözlerim doldu kalbimde bir ağrı hissettim, ciğerlerim bile acıyordu sanki kimseye bir şey diyememekten onun hayaline ağladım ben. Gözyaşlarımı görmemesi için sırtımı beni izleyen gözlerine döndüğüm de büyük mermer sütunları izledim bu acıyı yüzümde görmesin diye, ama onun şımarık gözleri benim döndüğüm tarafa geldiğin de adımları tam bedenimin bir kaç adım uzağında durdu. Bakışlarımı mermer sütunlardan gözlerine çevirdiğim saniye dudaklarımdan acı bir ağlama iniltisi koptu, bir kaç küçük inilti bu sessizliği acıya boğdu.

" Özür dilerim sıcak tutar sanmıştım seni tutmadığı için mi gözyaşları akıyor yanaklarından "

Gözlerim ağlıyor dudaklarım ise gülümsüyordu bal rengi gözlerine tam da onunla hissettiğim gibi hem mutlu oluyor hem üzgün hissediyor, böyleydi cevap vermek istedim ama söyleyecek dudaklarımdan dökülecek hiç bir cümlem yoktu yalnızca başımı kot ceketinin içerisine sakladım. Tıpkı o yaşarken yaptığım gibi burnumu kokusuna gömdüm gözlerimi kapadım ve sakinleşmeyi bekledim, parmak uçlarımı tıpkı eskiden yaptığı gibi saçlarım da nazikçe dolaştırdı her bir sevmesin de yatıştı gözyaşlarım ve acı... Mahalleye yürüyene dek kampüsün içerisin de beni izleyen tuhaf bakışları düşünmemeye çalıştım artık hareketlerim bile garip olmaya başlamıştı, bunun farkındaydım kafamı ve düşüncelerimi toparlamak adına babamın yanına gitmeye karar verdim. Çünkü burada daha fazla kafayı yeme ve delirme noktasına yaklaştığımı hissediyordum sürekli kendimi yorgun hissediyor, ve gözlerimden yaşlar akarken kendimi buluyordum. Buradan biraz uzaklaşmaya ihtiyacım vardı onun ne kadar az olduğu anılara sahip şehir varsa oraya kaçmam gerekliydi, kafam da sürekli bir ölü ile yaşamak çok zordu kendi kafamda yarattığım sesler ile konuşur duruma gelmiştim. Artık kendimden korkuyor ve kendime zarar verme iç güdüm her geçen gün daha da gelişiyordu midem bulanıyor, artık bu içerisin de olduğum boktan duruma çözüm aramak yerine kaçıyordum. Çünkü bazen hayat kaçmayı gerektirirdi çözüm aramayı değil o benden kaçamıyorsa ben onun mezarından kaçardım, çünkü gerçekten artık hayatım bile kalmamıştı doğru düzgün. Hemen valize bir kaç kıyafet attığım da otobüs yerine onun evimin hâlâ önünde duran arabasını kullanmak istedim, ilk başta çekindim çünkü bir yıldır hatta bir buçuk yıldır arabası evimin önün de tozla kaplanmış şekilde öyle de duruyordu. Bu canımı yaksa da geri vermek istemedim çünkü bu aptal arabada bile onunla anılarımız vardı yaşanmış duygular ve gözyaşları, şu an bakışlarım da olan bu lanet araba da hepsi vardı beni yıllar önce İzmir'e götürdüğü zamanlar geldi aklıma. Önce bir düğüm oldu sonra ise yutkundum yürüdüm arabaya her adım atışım da kalp ritmim hızlandı hissettim, kalbim hapis olduğu göğüs kafesinden çıkmak istercesine hızlandı yerinde. Valizi arabanın arka koltuğuna resmen fırlattığım da şoför koltuğuna geçtim arabanın kapısının kulpuna değmek bile kalbimi kırdı sanki, ama bunu düşünmemeye çalıştım yıllardır evimin önün de paslanmış olan arabasını çalıştırmaya başladığım da derin bir nefes çektim ciğerlerime camları açarken. Sessizce pek fazla arabanın olmadığı yoldan hızla gidiyordum arabanın içerisin de yalnızca camlardan yankılanan rüzgâr sesleri estiriyor, ve her estirmeye başladığın da turuncu kısa saçlarım onunla uyumla dans ediyordu. Sonbahar ayların da olmamıza rağmen hava bugün yaz günü gibi güneşliydi ve ben bu duruma yüzüm de biraz tebessüm ile karşılık verdim, onunla yıllar önce ki birlikte gittiğimiz yollardan yalnız başıma şimdi hızla sürüyordum arabayı. Tek başıma gittim o yollardan sıkılmıştım saatlerdir arabanın sessizliğini dinlemekten bu yüzden şarkı açmaya karar verdim, onun dinlediği şarkıları dinlemek belki bana iyi gelirdi bilmiyorum belki yanımda o varmış gibi hissettirdi belki de o hâlâ buradaymış gibi oynatma tuşuna bastığım da sessizce şarkının başlamasını bekledim. Güzel bir piyano melodisi yayıldı arabanın sessizliğine ve güzel bir erkek sesi şarkı yabancıydı muhtemelen daha önce dinlediğim tür olmayan, ama o dinlediği için beni kendine çekti şarkı ismine baktığım da küçük ekrandan yoluma devam ettim.

Another Love...

Saatlerdir süren yolculuğa şarkılar eşlik etmeye devam ettiğin de seslice burnumu içime çektim ağlıyordum arabayı delice hızlı kullanırken her bir şarkı da, ağlıyordum haykırarak uzun yol da ağlıyordum bu işte bu bana çok iyi geliyordu kendimle baş başa özgürce ağlamak beni iyi ediyordu. Ve arabayı derin bir sessizlik yeniden kapladı kayıtlardan yine bir şarkı açıldı ama bu sefer onun sesi eşlik ediyordu kayıta, muhtemelen yanlışlıkla yaptığı bu hata bu kadar iyi hissettirdi özlem ve karmakarışık düşünceler yarattı kalbimde sesi.

The neighbourhood - Reflections

Yine şarkının ismine küçük ekrandan baktığım da dudaklarımı sinirden yediğimden dolayı oluşan yaralar ile gülümsedim gözlerim ağlıyor, dudaklarım gülüyordu bu his acının tatlı tebessümü tabirini resmen yaşattı. Daha önce içim acırken gülmedim ben en büyük acı gözyaşları değil o acının bin bir rengi olan gülümsemeydi... Araba Filistin sokaklarına giriş yaptığın da sokağın tam solun da kalan büyük İzmir denize bakışlarım kaydı ağlamaktan yine gözbebeklerim kızarmış ve yara dolu olan dudaklarım yanmıştı ama umursamadım, onunla geldiğim gün zihnimde canlandığın da dediği kelimelerin hepsi kulaklarım da sesi ile yaşama yeniden kavuştuğun da derin bir nefes aldım sakinleşmek için. Canım yanıyordu ama ben dışarıya buz gibi durmak zorundaydım bileğimde ki boşluğu yine kalbimi kırdı artık ne bileklik vardı, ne de bu oturduğum koltukta o. Küçük sokakta adım seslerim yankılandığın da güneş çoktan doğmuştu bile sıcaklığı ise tıpkı yolda ki gibi, kendini belli etti arka koltuktan valizimi almaya başladığım an ardımdan gelen ses beni biraz sıçrattı.

" Hoş geldin "

Hafsanur. Benim çocukluğum, benim sırdaşım, benim ilk arkadaşım sesini bile o kadar çok özlemiştim ki ardıma onun bakışlarını görmeye utandım buna hakkım yokmuş gibi sanki çok utandım çünkü onun telefonlarını açmadım bile. Ben ardıma dönmedim o da bir kelime bir daha etmedi yalnızca sırtımdan gelen ani darbe ile yerimden sarsıldım kolları bedenimi ardımdan, sardığın da yalnızca ağlamaklı hıçkırıklarını duydum. Kalbim acıdı ona sarılamamaktan ama kimseye dokunamıyordum kimseyle iletişim kurmuyordum daha doğrusu kuramıyordum, bir kaç dakika böylece durduk pek fazla kelime yoktu söylenmesi gereken tüm herşey sanki Refhan gibi ölmüştü kelimelerin bile ölüşü vardı ağızdan çıkmayan ve dudaklarının tam kenarına mezar olan kelimeler. Hayatın boyunca her anın da boğazın da düğüm dizilecek olan kelimeler ve mutlu anlarını zehir edecek kelimeler, arkadaşımın gözyaşları kesildiğin de elimde asılı kalan valizi parmak uçlarına hızla aldı. Koluma destek olur gibi girdiğin de bir şey demedi yalnızca yürüdük birlikte Filistin sokaklarını, çocukluğumuzun geçtiği yolları iki küçük çocuk değil iki yetişkin kadın olarak yürüdük birimizin elinde valiz diğerinin elin de ise kalp kırıklıkları ile adımladık. Hafsa nurun odasına birlikte girdiğimiz de ev halkı uyuyordu muhtemelen annesini görmek istemiyordum hâlâ o günden sonra, kalbimin kırıklığı öfkeye dönüştü ve annesine karşı pek iyi sevgi besleyemedim. Parmak uçların da tuttuğu valizi odasında ki aynalı köşeye bıraktığında kolumdan yavaşça çıktı ben ise saniyesin de kendimi yatağa bıraktım, tavanı izledim tıpkı genç kız iken yaptığım gibi yorgundum çok yorgun. Ne bu yatakta ben 16 yaşında ki o mutlu kız ne de hafsanur 16 yaşında ki o deli kız değildik bedenim değil ruhum çürümüş gibiydi, diyeceğim tüm kelimeler içimde kendini astı bir şey yoktu sadece uzanmak ve böylece tavanı izlemek istiyordum.

" Bir şey söylemek isterdim ama yapamıyorum sanki ne söylersem söyleyim senin kalbini paramparça edecekmiş hissi var hicran "

Tepki vermedim yalnızca tavanı izlemeye devam ettim dudaklarımda ki yaralar acırken.

" Bu sen değilsin sanki o kız gitmiş sevdiği adamla mezara girmiş ve bir daha arkadaşımı görmemek üzere gitmiş gibi ben o kızı çok özlüyorum. Seni ilk gördüğüm an bile az önce tanıyamadım başta dedim ki o asla siyah saçlarından vazgeçmezdi ama ne siyah saçların ne de benim o çocukluğum dediğim gözlerin yok hicran "

İsmim dudaklarından dökülürken sesi titredi ve ben bakışlarımı tavandan ona yönelttim. Aynada ki yansıyan kendime baktım kısa turuncu saçlarım dağılmış tenim yine sararmış dudaklarım yaradan, çatlamış ve gözlerim ışığını kaybetmişti. Hafsanur bir kez daha haklıydı bu ben değildim buraya geldiğim de o bana gerçek aşık olduğum kişiyi fark ettirdi ve şimdide olduğum durumu, arkadaşımın bana o bakışları annemden daha fazla acıttı bizim yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezken şimdi 1 sene sonra bir araya zar zor gelmiştik. Yalnızca oda sessizleşti ben o onun ağlayan gözleri baş başa kaldık birbirimize baktık sanki içimizde olduğumuz çekişmeleri birlikte hep, küçükken hayal kurduğumuz yaşlar şimdi böyle mi olacaktı diye düşündük ikimiz de düşündük hissettim. Küçükken bu yaşlar da birlikte gezdiğimizi, alışverişler yaptığımızı, erkek arkadaşlarımızı anlattığımız ve birbirimizden hiç ayrılmayacağımızın hayallerini kurarken şimdi hayalini kurduğumuz yaşların içerisin de uzakta birbirini 1 yıl sonra gören arkadaştık. Hayatı nasıl gidiyor hayatın da neler oluyor bilmiyordum o da benim hayatımı bilmiyordu Refhanın ölümü hariç birbirimizi izlemeye devam ettiğimiz de daha fazla dayanamadım, ve yataktan ölü bedenimi kaldırarak ona adımladım ve biz bu küçük odasının içerisin de birbirimize sıkıca sarıldık tek hatırladığım şey hıçkıra hıçkıra ağlamak oldu.

" Geçti ağlama her şey geçti bitti buradasın artık buradasın "

Dedi dudakları sırtımı nazikçe okşarken sanki buna o kadar ihtiyacım varmış gibi hissettim ki beni konuşmasam bile anlayan, bana sarılarak geçti diyen hafsanur hayatım da beni anlayan iki insandan biri olarak kaldı geriye. Bir onun ela gözleri vardı bir de arkadaşım ama şimdi sayı 1 e geri düştü uzun bir sarılma ve ağlamaktan sonra, yatağa yan yana uzandık ve birlikte tavanı izledik saat öğlene doğru ilerlemeye devam ederken mahalleyi çocuk sesleri sardı. Çocuk seslerinin mutluluğu eşliğin de sessizdik biz acımız ile ben bir duş almak ve kıyafetlerimi değiştirmek istedim, hafsanur ise hemen bana yardım ederek kıyafetler ve duşu hazırladı. Tıpkı eski günler de olduğu gibi o yatakta şarkı açmış beni bekliyor ben ise duşta saatlerce oyalanıyordum kısa turuncu saçlarıma her su tanesi değdiğin de, kendimi boğduğum aklıma geliyordu sürekli her bir su tanesi canımı acıttı ama bunu sesli olarak ifade etmedim. Duştan çıktığım da kıyafetleri hızla giydim hafsa nurun yoğun ısrarlar sonucu saçlarımı yapmasına izin verdim dudağım da olan yaraları, ve tenimde ki solgunluğu yıkmak adına makyaj yapma teklifine ise ilk başta sıcak bakmadım ama sonra kabul ettim. Ruj sürmesin de onun hayalini banyo da gördüğüm anları anımsadım parmak uçlarımı avuçlarım da sıkarken fark etmemesi için yutkundum, çok fazla kırıklık vardı ve hafsanur bunları iyileştirmek adına şimdiden başlamıştı şimdiden kendimi iyi hissetmeye yıllar sonra başlamıştım.

" Çok güzel oldun eğer o şımarık oğlan seni görseydi kesinlikle bir daha aşkından platonik olmayı göze alırdı "

Gülümsedim sadece gülümseyerek cevap verdim çünkü hâlâ konuşmaya hazır değildim.

" O çok iyi biriydi birazcık tamam fazlaca şımarık olsa bile Refhan çok iyi kalpliydi bunu sakın unutma "

Dedi tam bir kelime söylemeye hazır hissediyordum ki sözlerimi ağzıma geri tıkadı.

" Seni benden çalsa bile o adama sıcak duygular besledim çünkü o şımarıklık maskesi ile kendini gizliyordu bunu seviyordum sizi seviyordum dışarıdan pek sen fark etmesen de herkesin bir yarısı olduğunu ve bunu ilk sizden gördüğümü anladım konuşmayarak bile anlaşan ve birbirine bu kadar yakışan insanlar olduğuna sizinle karar verdim "

Sessizleşti.

" Hicran ben aşka asla inanmayan biriydim ta ki sizi görene dek o kadar fazla zor şeylerden geçmenize rağmen asla seni sevmeyi bırakmadı ben aşka sizinle inandım şimdi ise onun ölümü sanki her inanışı beraberinde öldürmüş gibi "

Son kelimeleri zihnime kazındı sanki.

Onun ölümü sanki her inanışı beraberinde öldürmüş gibi

Bilekliğin olmayan boşluğunu sevdi parmak uçlarım doğruydu onun ölümü her şeyi yerle bir etmiş gibiydi ben yerle bir oldum, ama artık kendim için bizim için kendimi toplamam o yapıştığım yerden kendimi kazımam lâzımdı. Ve bana bakan bu karşımda ki gözler buna yardım edecek tek kişiydi artık bırakmak lâzımdı onun ruhunu kendi ruhuma tutsak edemezdim daha fazla, özür dilerim ben buna devam edemezdim çünkü orta da bir hayatım kalmayacaktı ben kendimi öldürme noktasına gelmişken artık bizim aşkımızı özgür kılmam lâzımdı çünkü bu acı veren bir aşk duygusuydu ve bu duygu iyi değildi hem de hiç. Bu yüzden özgür kılmaya karar verdim gülümsedim arkadaşımın ellerine sıcak avuçlarım karışırken gülümsedik ikimiz de yorgunduk yaşanılan olaylar, hayal dışı gibiydi sanki bu yüzden öyle olmasını düşünmeye karar verdik bir kaç saat olsa bile. Dışarı çıktık Filistin sokakların da el ele dolaştık hafsanur etrafta olan değişimleri göstermek adına sevinçle zıplıyor ben ise peşinden, turuncu saçlarım sallanırken koşuyordum birlikte saatlerce yürüdük her bir sokağı gezdik tıpkı 16 yaşında ki arkadaşların yaptığı gibi. Meşhur mahalle fırından iki tane simit kaptığımız da Mehmet amca gülümsedi sanki bizi özlemiş gibi haklıydı bende bu mahalleyi özlemiştim, simitlerimizi hiç kibar olmayacak şekilde ısırırken karşımda ki küçük kızı bir an anımsadım.

" O Serhatın kızı yani küçük hicran "

Parmak uçlarım da tuttuğum simit boğazıma acı hissiyatı verdi yutkundum küçük hicran mutlu olarak oyun oynarken büyük hicran onu izliyordu, çocukluk aşkımın kızına bakmak canımı yakmadı ama içim bir burkuldu gibi hissettim. Keşke benim de kızım olsaydı dedim keşke bizim de onunla kızımız olsaydı dedim eminim Refhan kızını çok severdi kız çocuklarına aşık biriydi zaten, bunu dile getirmezdi ama tanık olduğum şeyler bu düşünceme katkı sağladı. Simidimi hafsanura verdiğim de küçük hicrana ilerledim onunla doğru düzgün tanışmamıştık gözleri yeşildi tıpkı babası gibi, saçları siyahtı tıpkı annesi gibi babasının gülüşünü dudakları almıştı resmen çekinerek küçük hicrana yaklaştığım da yeşil gözleri bana döndü. 4 veya 5 yaşların da olduğunu düşünüyordum geçen sene ise daha küçüktü gülümsedim dudaklarımda ki yaralar ile onun küçük gözleri ise, dudaklarım da yaraları izledi ve üzüldü başını ve bakışlarını yere eğdiğin de parmak uçları yanağımı okşadı.

" Dudakların uf olmuş "

Dedi o minik ince sesiyle ağlamak geldi içimden onun tatlı olmasına karşı ama ağlamadım parmak uçlarımı tanışmak için uzattığım da küçük parmakları, parmaklarımı sardı yutkundum ismimi söylerken.

" Ben hicran memnun oldum "

Şaşırdı kaşları şaşkınlık ile çatıldı tıpkı ben gibi gülümsedi yeşil gözleri yeşil gözlerimi izlerken.

" Ben de hicran memnun oldum ama dudakların uf olmuş ben doktor olayım dudaklarını iyileştireyim "

Hızla içeri evlerinin bahçesine koşmaya başladığın da doktorculuk oyuncaklarını getirmeye gittiğini anladım o çok tatlı bir kızdı açıkçası onu sevmiştim, bakışlarım ile onun gelmesini beklerken Serhat bahçe kapısından çıktı ve bakışlarımız birbirine kenetlendi daha yeni kızı ile tanıştığım gerçeği bu bakışlara eşlik etti ikimiz de çok değişmiştik ona aşık olduğum zamanlarda ki gözleri yüreğimi hoplatırken şimdi hiç bir his olmadan gözlerine bakmak açıkçası tuhaf hissettirdi o da böyle, benim gibi hissetimi bilmiyordum ama bakışları devam ederken ikimiz de sustuk...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.