Ezgi ve Zeynep, kulübede yaşadıkları dehşetten sonra ormanın derinliklerine tekrar adım attıklarında, içlerini hem korku hem de kararlılık kaplamıştı. Aylin’in burada bir şeyler keşfettiği açıktı ama o şeyin ne olduğunu anlamak Ezgi ve Zeynep’e düşmüştü. Kulübenin yakınındaki izler, Aylin’in kaybolduğu sırada buraya geldiğini işaret ediyordu, ancak ondan sonra nereye gittiği hâlâ büyük bir bilinmezdi.
Ezgi, telefonunu çıkarıp mesajları kontrol etti. Gazetedeki editörü hâlâ ondan haber bekliyordu, ama Ezgi’nin geri döneceği an şüpheliydi. “Bu işin sonuna kadar gitmeliyiz,” dedi Zeynep’e. “Aylin’i bulmadan dönmek istemiyorum.”
Zeynep, endişeyle Ezgi’ye baktı. “Bu kadar ileri gitmemiz doğru mu sence? Belki de polise daha fazla bilgi vermeliyiz. Bu kadar büyük bir şeyin peşindeysek, tehlikeli olabilir.”
Ezgi, derin bir nefes alıp etrafına baktı. Ormanın karanlığı ve yoğunluğu, etraflarındaki atmosferi daha da baskılayıcı hâle getiriyordu. "Belki de haklısın, ama elimizde fazla bir şey yok. Polise gitmek için daha fazla kanıt bulmalıyız. Hem, bu işte yalnızca Aylin değil; kaybolan diğer kızlar da var."
Zeynep’in gözleri doldu. Aylin ile olan arkadaşlığı, yıllar süren bir bağa dayanıyordu. Onu bulmadan pes etmeyi kabul edemezdi. "O zaman ne yapacağız? Nereye gitmeliyiz?"
Ezgi bir süre düşündü. Kulübenin altındaki taş oymalar ve Aylin’in bıraktığı uyarı notu hâlâ kafasını kurcalıyordu. O yazıları anlamak, buradaki sırları çözmelerinin anahtarı olabilirdi. "O sembolleri çözmeliyiz," dedi Ezgi. "Belki de bu, kasabanın daha eski tarihine dayanan bir şeydir. Antik semboller, ritüeller... Hepsi birbirine bağlı olabilir."
Zeynep, şaşkınlıkla Ezgi’ye baktı. "Semboller mi? Ne demek istiyorsun?"
Ezgi, büyük bir kararlılıkla konuştu. "Bunlar sıradan semboller değil, Zeynep. Eski kültürlere ait olabilirler. Belki de bu kasabanın kökleri, düşündüğümüzden çok daha derin ve karanlık."
Bir süre sessizce yürüdüler. Ormanın içinden gelen tuhaf sesler, onları tedirgin ediyordu. Ağaç dalları arasından geçen rüzgar, sanki bir fısıltı gibi onlara ulaşıyordu. Gecenin içinde yalnızca onlar vardı. Ezgi’nin kafası, kulübede yaşananlarla doluydu. Sadece semboller değil, kapının önündeki garip gölge de zihninden çıkmıyordu.
İkili, ormanın daha derinlerine ilerledikçe, etraflarında bir gariplik hissetmeye başladılar. Yolun sonunda, eski bir taş yapı belirdi. Burası, kasaba dışındaki terk edilmiş bir kiliseydi. Kilisenin önünde durup birbirlerine baktılar. “Burada ne yapıyoruz?” diye sordu Zeynep. “Bu yer, uzun zamandır kimse tarafından kullanılmıyor.”
Ezgi, adımlarını yavaşça kilisenin girişine doğru yönlendirdi. “Bilmiyorum, ama burası bize bir şey anlatıyor. Belki de sembollerin kaynağını burada bulabiliriz.”
Kilisenin kapısı paslanmıştı ve açmak için bir hayli zorlandıktan sonra içeri girmeyi başardılar. İçerideki hava ağır ve nemliydi. Eski tahta sıralar, tozla kaplanmıştı. Ancak Ezgi’nin dikkatini çeken şey, kilisenin duvarlarına çizilmiş olan sembollerdi. Kulübedeki taşta gördükleri sembollerin aynısıydı.
Zeynep, duvarlara yaklaştı. "Bu… bunlar gerçekten de aynı semboller. Buradaki sırrın anahtarı bu olabilir mi?"
Ezgi, gözlerini sembollerden ayırmadan konuştu. "Kesinlikle. Aylin buraya gelmiş olabilir. Ya da bu sembolleri fark ettiğinde, kasaba ile ilgili bazı gizli gerçekleri öğrenmiştir. Belki de bu yüzden kayboldu."
Zeynep, ürpererek geri çekildi. "Ya Aylin burada değilse? Eğer o çok daha karanlık bir şeyin peşindeyse ne yapacağız?"
Ezgi’nin içindeki kararlılık, korkusunu bastırıyordu. "O, neyin peşindeyse bulacağız. Ve bu kasabanın sırrını çözene kadar pes etmeyeceğiz."
Kilisenin içi karanlık ve ürkütücüydü. Duvarlardaki semboller, zamanla solmuştu ama hâlâ belirgin bir şekilde duruyordu. Ezgi ve Zeynep, kilisenin arka tarafına doğru ilerlediklerinde, yerdeki eski bir taş plaka dikkatlerini çekti. Plakanın üzerinde büyük bir haç sembolü ve çevresine oyulmuş daha küçük semboller vardı.
“Bu, bir mezarın kapağı olabilir,” dedi Zeynep, gözlerini Ezgi’ye dikerek.
Ezgi, elini plakanın üzerine koydu ve yüzeyini dikkatlice inceledi. “Burada bir şeyler saklanıyor olabilir. Kilisenin altında ne var bilmiyoruz ama bu sembollerle alakalı olabilir. Belki de Aylin buradaydı.”
Zeynep, bir adım geri attı. “Bu çok riskli, Ezgi. Ne bulacağımızı bile bilmiyoruz. Belki de Aylin bu yüzden ortadan kayboldu.”
Ezgi, Zeynep’in sözlerini duymuyor gibiydi. “Ne olursa olsun, bu kapağı açmalıyız. Gerçeği bulmanın başka bir yolu yok.”
İkili, taş plakayı kaldırmaya çalıştı ama oldukça ağırdı. Sonunda, tüm güçlerini kullanarak kapağı kenara kaydırdılar. Alttan soğuk ve nemli bir hava yükseldi. Gözleri derin bir karanlığa bakıyordu. Kilisenin altına inen dar bir merdiven vardı.
“Buraya girecek miyiz?” diye fısıldadı Zeynep.
Ezgi tereddüt etmeden “Evet,” dedi. “Bu sır buradan başlıyor olabilir.”
Merdivenlerden inerken, Zeynep’in kalbi hızla atıyordu. Aşağı indiklerinde karşılaştıkları manzara, tam bir dehşet tablosuydu. Duvarlarda daha fazla sembol vardı ve yerde büyük bir çember çizilmişti. Çemberin ortasında eski bir sunağa benzeyen bir yapı duruyordu. Sunakta, eski bir kitap ve birkaç eski nesne vardı.
Ezgi, sunağa yaklaşıp kitabı inceledi. Kitap, son derece eskiydi ve dili tanımlanamıyordu. Ancak sayfalarındaki yazılar ve semboller, Aylin’in aradığı şeyin bu kitapta olduğunu düşündürüyordu.
Zeynep, korku dolu gözlerle Ezgi’ye baktı. “Burası bir ritüel odası olabilir. Bu semboller, kasabada kaybolan insanların izini açıklayabilir. Ama buraya neden geldiklerini bilmiyoruz.”
Ezgi, kitabı açıp sayfaları karıştırmaya başladı. “Bu kitabın içinde cevaplar var. Aylin’in bulduğu şey de bu olabilir.”
Tam o sırada, kilisenin içinden ayak sesleri duyuldu. İkili panikle birbirlerine baktılar. Merdivenlerden birileri aşağı iniyordu.
“Çabuk, saklanmalıyız!” diye fısıldadı Zeynep, Ezgi’nin elini çekerek bir köşeye doğru koştu. Gelen kişi kimdi? Ne istiyordu? Gerçekleri öğrenmeye çok yaklaşmışken, peşlerindeki bu varlık kimdi? İkili, nefeslerini tutarak karanlık köşede beklemeye başladı. Gelen kişi ya da kişiler, sunağa yaklaşıyordu. Ayak sesleri yankılandıkça, gerilim her geçen an daha da artıyordu.
