İçeriğe geç

Gölgesi Başka Şehirde

Bölüm 23 · 7 dk okuma

Gölgesi Başka Şehirde

Bölüm 23

Tesadüf Mü?

Sabahın ilerleyen saatlerinde gözlerimi yeniden açtım. Birkaç saniye boyunca tavana bakarak öylece kaldım. Sonra aklıma gelen ilk şey telefonum oldu.

Elimi yavaşça komodine uzatıp telefonumu aldım. Ekranı açtığımda gözlerim doğrudan mesajlara kaydı.

Hâlâ hiçbir şey yoktu.

Kaan'dan tek bir mesaj bile gelmemişti.

Dudaklarımı birbirine bastırıp telefonu tekrar yatağın üzerine bıraktım. Dün gece kendime verdiğim sözü hatırladım.

Ben yazmayacaktım.

En azından bu kez onun yazmasını bekleyecektim.

Tam yeniden uzanacakken karnımda hafif bir ağrı hissettim. Kaşlarımı çatıp elimi karnımın üzerine koydum. Birkaç saniye öylece bekledim. Ağrı geçecek sandım ama aksine biraz daha belirginleşti.

Yavaşça doğruldum.

“Of…” diye mırıldandım.

Başımı eğip bir süre öylece oturdum. Sonra ne olduğunu anlayınca içimden derin bir nefes verdim.

Regl olmuştum.

Bugün dışarı çıkmak için hiç de uygun bir gün değildi.

Zaten içimden de çıkmak gelmiyordu. Dün bütün gün koşturmuş, akşam da Kaan'ın söylediklerini ve o eski fotoğrafı düşünmekten doğru düzgün dinlenememiştim.

Belki de bugün evde kalıp biraz kendime zaman ayırmalıydım.

Yatağın kenarından kalkıp dolabın önüne gittim. Rahat bir şeyler giydikten sonra saçlarımı gelişigüzel topladım. Aynadaki yansımama birkaç saniye baktım.

Gözlerimin altında hafif bir yorgunluk vardı.

“Bugün hiçbir şey yapmıyorum.” diye kendi kendime söylendim.

Sonra gözüm yatağın üzerindeki telefona kaydı.

İçimden bir ses hemen gidip bakmamı söylüyordu.

Dayanamadım.

Telefonu elime aldım.

Ekranı açtım.

Yine hiçbir mesaj yoktu. Bu kez kaşlarımı çatıp telefonu elimde biraz daha sıktım. “Kaan, neredesin sen?” diye mırıldandım.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Sonra birkaç saniye öylece baktım.

Belki de gerçekten işi vardı.

Belki telefonu yanında değildi.

Belki de dün gece düşündüğüm gibi hâlâ uyuyordu.

Ama saat artık sabahın ilerleyen saatlerindeydi. Bu düşüncenin artık pek mantıklı gelmediğini ben de biliyordum.

Yine de Kaan'ı kötü düşünmek istemiyordum.

O yüzden kendimi başka şeylerle oyalamaya karar verdim.

Yatağımı topladım. Perdeleri açıp pencereyi biraz araladım. İçeri giren hava yüzüme çarptığında derin bir nefes aldım. Dışarıda insanlar günlük işlerine çoktan başlamıştı.

Ben ise bugün bütün gün evdeydim.

Normalde bu kadar uzun süre evde kalınca sıkılırdım. Ama bugün nedense tek istediğim yatağıma uzanıp dinlenmekti.

Mutfağa gidip kendime kahvaltı hazırladım. Masaya oturduğumda telefonumu da yanıma koydum.

Ekranı birkaç dakikada bir kontrol ediyordum.

Kendi kendime bunu yapmamam gerektiğini söylüyordum ama elim istemsizce telefona gidiyordu.

Bir bildirim sesi geldi.

Kalbim bir anda hızlandı.

Telefonu hemen elime aldım.

Kaan değildi.

Sadece bir uygulamanın bildirimiydi.

Telefonu masaya geri bıraktım ve derin bir nefes verdim.

Telefonu birkaç saniye elimde tuttum. İçimdeki düşünceler birbirine karışıyordu.

Belki gerçekten bir şey olmuştu.

Dün bana hastalığından bahsetmişti. Böyle bir şeyi öğrendikten sonra saatlerce hiçbir şey yazmamasını görmezden gelmek benim için kolay değildi.

Sonunda daha fazla dayanamadım.

Mesaj kutusunu açtım.

Parmaklarım klavyenin üzerinde birkaç saniye bekledi. Ne yazacağımı düşündüm. Uzun bir şey yazmak istemiyordum.

Sadece iyi olup olmadığını bilmek istiyordum.

“İyi misin?”

Mesajı gönderdim.

Ekranda mesajımın gönderildiğini görünce telefonu elimde tutmaya devam ettim.

Belki hemen cevap verirdi.

Belki birazdan “İyiyim.” yazardı.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Birkaç dakika bekledim.

Sonra dayanamayarak tekrar elime aldım.

Mesaj hâlâ okunmamıştı.

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Çalışıyor olabilir.” dedim sessizce. Telefonu tekrar bıraktım.

Dakikalar geçti. Ekranı yeniden açtım.

Hâlâ aynıydı.

Mesajımın altında herhangi bir cevap yoktu. Bu kez içimdeki huzursuzluk biraz daha arttı.

Telefonu yanıma koyup yatağa uzandım. Tavana bakarken kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Belki telefonu yanında değildi.

Belki gerçekten işi vardı.

Ama aklımın bir köşesinde başka bir düşünce vardı.

Kaan normalde böyle değildi.

En azından bana karşı değildi.

Bir süre sonra telefonumun ekranı yeniden yandı.

Kalbim hızlandı.

Hemen uzanıp telefonu aldım.

Ama gelen bildirim Kaan'dan değildi.

Dudaklarımı birbirine bastırıp telefonu tekrar yatağın üzerine bıraktım. Bir süre tavana baktım. Sonra gözlerimi kapattım. Ama bu kez uyumak yerine sadece telefonun titreşmesini bekliyordum.

Yatağın içinde sessizce uzanırken tavandaki küçük bir noktaya bakmaya başladım.

Bazen hayatın ne kadar garip olduğunu düşünüyordum.

İnsan bir sabah uyandığında gününün nasıl geçeceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyordu. Ne yapacağını, kimlerle konuşacağını, hangi yollardan geçeceğini biliyordu. Ama hayatın en sevdiğim yanı da en korkutucu yanı da buydu sanırım.

Hiçbir şeyin gerçekten kesin olmaması.

Bazen sıradan bir günün içinde hayatının yönünü değiştirecek bir şeyle karşılaşıyordun. Bazen yıllardır tanıdığını sandığın bir insanın hiç bilmediğin bir tarafını öğreniyordun. Bazen de yıllardır unuttuğunu sandığın bir şey, hiç beklemediğin bir anda yeniden karşına çıkıyordu.

Belki de insanın hayatındaki en önemli şeyler, en önemsiz görünen anların içine saklanıyordu.

Bir fotoğrafın köşesine.

Yıllar önce söylenmiş tek bir cümlenin içine.

Tanımadığın bir insanın yüzüne.

Hatta bazen sadece bir sokağın adına.

Bunları düşünürken hafifçe gülümsedim.

Hayatın bütün cevapları önümüze açıkça koymasını bekliyorduk. Oysa hayat çoğu zaman cevap vermek yerine önümüze küçük ipuçları bırakıyordu.

Biz de onları fark edip etmemeye göre farklı yerlere gidiyorduk.

Belki bazı karşılaşmalar tesadüftü.

Belki bazı insanlar hayatımıza sadece birkaç sayfa boyunca giriyordu.

Belki de bazı şeylerin neden olduğunu, ancak hikâyenin sonuna geldiğimizde anlayabiliyorduk.

İnsan yaşarken bunun farkına varmıyordu.

Bir şey olduğunda sadece “Neden?” diye soruyordu.

Sonra zaman geçiyor ve bazen o “neden”in aslında hayatındaki başka bir şeyin başlangıcı olduğunu anlıyordu.

Tavana bakmayı sürdürdüm.

Belki de hayat böyleydi.

Bize bütün hikâyeyi bir anda anlatmıyordu.

Sadece bir sonraki sayfayı çeviriyordu. Biz de ne çıkacağını bilmeden okumaya devam ediyorduk.

Bir süre daha tavana baktıktan sonra iç çekerek yataktan kalktım.

Bütün gün böyle yatarsam düşüncelerimin içinde kaybolacağımı biliyordum.

Bugün kendimi biraz olsun oyalamam gerekiyordu.

Sabah düzelttiğim yatak yeniden dağılmıştı.Önce yatağımı düzelttim. Yorganı katlayıp kenara koydum, yastıkları düzelttim. Sonra odama şöyle bir baktım.

Aslında çok da dağınık değildi.

Ama yine de yapacak bir şey bulmak istiyordum.

Masamın üzerindeki birkaç kitabı alıp rafına yerleştirdim. Kalemlerimi düzenledim. Çantamın içini boşaltıp gereksiz kâğıtları ayırdım.

Bunların hiçbirinin gerçekten önemli olmadığını biliyordum.

Ama önemli olması da gerekmiyordu.

Sadece zihnimi başka bir şeyle meşgul etmek istiyordum.

Bir süre sonra masamın başına oturdum. Önümdeki defteri açıp birkaç şey karalamaya başladım. Ne yazdığımı ben bile bilmiyordum. Bazen bir kelime yazıyor, sonra üzerini çiziyordum.

Kalem elimde öylece durdu.

Başımı kaldırıp saate baktım.

Daha çok zaman vardı.

İçimden bir of çekerek ayağa kalktım.

“Ben bugün gerçekten ne yapacağım?”

Kendi kendime söylenip odadan çıktım.

Mutfağa gidip kendime bir şeyler hazırladım. Sonra salona geçip televizyonu açtım. Bir süre kanalları değiştirdim.

Hiçbiri ilgimi çekmedi.

Sonunda rastgele bir şey açıp koltuğa uzandım.

Ekrana bakıyordum ama ne izlediğimi anlamıyordum.

Aklım sürekli başka yerlere gidiyordu.

Bir süre sonra telefonumun nerede olduğunu düşündüm.

Gözlerim istemsizce masanın üzerindeki telefona kaydı.

Elimi uzatacak gibi oldum.

Sonra vazgeçtim.

“Hayır.”

Telefonu orada bırakıp tekrar televizyona döndüm.

Birkaç dakika sonra yine baktım.

Telefon hâlâ sessizdi.

Bu kez kendime kızıp kumandayı elime aldım ve televizyonun sesini biraz açtım.

Belki böylece düşüncelerimi bastırabilirdim.

Ama insan kendi düşüncelerinden kaçmaya çalıştığında, onlar peşinden daha hızlı geliyordu.

Ben de sonunda pes edip koltuğa biraz daha gömüldüm.

Bugün yapabileceğim en iyi şeyin hiçbir şeyi zorlamamak olduğuna karar verdim.

Bazen insanın gerçekten ihtiyacı olan şey bir şeyleri çözmek değil, sadece biraz durmaktı.

Bir süre daha televizyonu izlemeye çalıştım ama sonunda dayanamadım.

Aklım sabah gördüğüm rüyaya gitmişti.

Özellikle o tabela…

Akasya 14. Sokak.

Gözlerimi hafifçe kıstım.

Neden rüyamda özellikle bir sokak tabelası görmüştüm?

Belki de bütün gün fotoğrafa baktığım için zihnim gördüklerimi rüyama taşımıştı. Bunun başka bir açıklaması olamazdı.

Yine de içimdeki merak ağır basıyordu.

Koltuktan doğrulup telefonumu elime aldım. Fotoğrafı bulup yeniden açtım.

Görüntüye birkaç saniye baktım.

Önce arabaya, sonra adama baktım. Ardından gözlerim yavaşça fotoğrafın arka tarafındaki tabelaya kaydı.

Parmaklarımla ekranı büyüttüm.

Tabela hâlâ bulanıktı.

Üzerindeki yazının tamamını okumak mümkün değildi. Harfler birbirine karışmış, bazı yerleri görüntünün bulanıklığı içinde kaybolmuştu.

Ama…

Bir şey dikkatimi çekti.

Tabelanın üzerinde bir Y harfi seçiliyordu.

Kaşlarımı çattım.

“Y…”

Parmağımla ekranı biraz daha büyüttüm.

Y harfi hâlâ oradaydı.

Rüyamdaki tabelayı düşündüm.

Akasya 14. Sokak.

Sonra fotoğrafa tekrar baktım.

Yazının geri kalanını seçemiyordum ama ortalardaki Y harfi belirgin bir şekilde görünüyordu.

Kalbim hafifçe hızlandı.

“Bir dakika…”

Fotoğrafı biraz daha yaklaştırdım.

Bu kez tabelanın altındaki kısmı incelemeye başladım.

Ve gözlerim bir anda açıldı.

14.

Tabelada 14 yazıyordu.

Bir süre ekrana öylece baktım.

Rüyamda da 14. Sokak yazıyordu.

Tesadüf müydü?

Muhtemelen öyleydi.

Ama nedense içimdeki o küçük merak yeniden canlanmıştı.

Fotoğrafı tekrar küçülttüm ve yeniden büyüttüm.

Y harfine baktım.

Sonra 14'e.

Ardından rüyamı düşündüm.

Akasya kelimesini rüyamda net bir şekilde görmüştüm. Buradaki tabela ise o kadar bulanıktı ki gerçekten aynı yer olup olmadığını anlamam imkânsızdı.

Ama 14 aynıydı.

Ve ortadaki Y harfi de oradaydı.

Telefonu biraz aşağı indirdim.

“Bu gerçekten tesadüf mü?”

Cevap verecek kimse yoktu.

Sadece elimde yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf ve aklımda sabah gördüğüm garip bir rüya vardı. Ama ilk kez ikisinin arasında küçücük de olsa bir bağlantı olabileceğini düşünüyordum.

Bölüm sonu

1 yorum