İçeriğe geç

Gölgesi Başka Şehirde

Bölüm 22 · 7 dk okuma

Gölgesi Başka Şehirde

Bölüm 22

Sessizliğin Ardında

Cevabını beklerken gözlerim sürekli ekranın üzerindeydi. İçimde garip bir heyecan vardı. Birkaç dakika önce sadece bulanık bir fotoğrafın peşindeydim. Şimdi ise o fotoğrafın içinde gerçekten bir şey bulabileceğimi düşünüyordum.

Ekranda üç nokta belirdi.

Yazıyordu.

Bir süre sonra kayboldu. Sonra yeniden ortaya çıktı. Telefonum titredi.

“Fotoğrafı biraz netleştirdim. Çok kaliteli değil ama bazı ayrıntılar daha belirgin.”

Mesajın altında fotoğraf belirdi. Hemen üzerine bastım. Görüntü açıldığında birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ekrana baktım. Fotoğraf eskisine göre çok daha netti.

İlk olarak arka plandaki yolu ve ağaçları gördüm. Bir tabela vardı. Bakışlarım doğrudan fotoğrafın ortasındaki arabaya kaydı.

Arabanın plakası.

İşte onu görmek istiyordum.

Fotoğrafı iki parmağımla büyüttüm.

Plakaya yaklaştıkça kalbim daha hızlı atmaya başladı. Görüntü hâlâ tamamen net değildi harfler artık seçilebiliyordu.

Gözlerimi kıstım.

“SY…” Dudaklarımdan istemsizce döküldü. Gözlerim doğru görmüştü arabanın plakasındaki harfler S ve Y harfleriydi. Bir süre plakaya baktım.

Sonraki rakamları seçmeye çalıştım ama fotoğraf eskiden çekildiğinden dolayı net değildi sararmış ve bulanıktı.

Telefonu biraz uzaklaştırıp tekrar yaklaştırdım. Olmuyordu. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım plakanın tamamını okuyamıyordum.

Ama en azından iki harften artık emindim.

SY.

Bakışlarımı yavaşça plakanın üzerinden kaldırdım. Bu kez fotoğraftaki adama baktım. Adamın yüzü önceki hâline göre çok daha belirgindi. Ekranı biraz daha yakınlaştırdım. Yüzüne dikkatlice baktım.

Kaşları, gözleri, saçları…

Her ayrıntısını aklımda tutmaya çalışıyordum.

Tanıyor muydum?

Daha önce bir yerde görmüş olabilir miydim?

Gözlerimi birkaç saniye boyunca yüzünden ayırmadım. Ama ne kadar dikkatli bakarsam bakayım zihnimde herhangi bir anı canlanmıyordu.

“Sen kimsin?” diye fısıldadım.

Fotoğraftaki adam elbette cevap vermedi. Sadece annemin yanında, yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafın içinde öylece duruyordu.

Telefonu biraz aşağı indirdim. Sonra tekrar kaldırıp yüzüne baktım. İçimde açıklayamadığım bir his vardı. Sanki bu yüzü hatırlamam gerekiyormuş gibi.

Ama hatırlayamıyordum.

Fotoğrafı birkaç saniye daha inceledikten sonra ekranı kapattım.

Ama adamın yüzü gözlerimin önünden gitmiyordu.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Birkaç saniye sonra tekrar elime aldım. Fotoğrafı yeniden açtım. Yüzüne bir kez daha baktım.

Hiçbir şey.

Ne bir isim ne de bir anı.

Sadece tanımadığım bir adamın yüzü vardı karşımda.

Fotoğrafı kapatıp derin bir nefes aldım. Belki de fazla anlam yüklüyordum. Sonuçta yıllar önce çekilmiş eski bir fotoğraftı. Annemin yanında duran bir adamın kim olduğunu bilmemem normaldi.

Ama içimdeki merak bir türlü susmuyordu.

Telefonu masanın üzerine bıraktım. Sonra yatağa uzandım ve tavana baktım.

Aklım Kaan'a gitti.

Birkaç saat önce bana hastalığından bahsetmişti. Onun böyle bir şeyi yıllardır yaşadığını öğrenmek hâlâ garip geliyordu. Onu düşündükçe içimde yeniden bir endişe oluştu.

“Keşke daha önce söyleseydi…”

Kendi kendime fısıldadığım cümleden sonra sustum.

Belki de anlatmak onun için kolay değildi. Telefonumu yeniden elime aldım. Mesajlarımızı açtım. Son konuşmamıza baktım.

Sen de kendine dikkat et.

Mesajını tekrar okudum. İstemeden gülümsedim.

Kaan'ın beni düşündüğünü bilmek içimi biraz olsun rahatlatıyordu. Telefonu göğsümün üzerine bıraktım. Bugün gerçekten çok fazla şey olmuştu.

Maç.

Kaan'ın hastalığı.

Fotoğraf.

O adam.

Ve plaka.

Gözlerimi kapattım ama zihnim hâlâ susmuyordu. Bir süre öylece kaldım. Sonra yavaşça doğrulup telefonumu şarja taktım.

Odayı biraz toparladım. Gündelik kıyafetlerimden kurtulup saten pudra pembesi pijamamı giydikten sonra yatağıma geri döndüm.

Yorganı üzerime çektim. Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı. Son kez telefonun ekranına baktım. Kaan'dan yeni bir mesaj yoktu.

“İyi geceler bile demedi…”

Dudaklarımı hafifçe büktüm. Sonra kendi kendime güldüm. “Yorgundur.” diye kendime teselli verdim. Telefonu komodinin üzerine bıraktım. Başımı yastığa koydum. Bir süre tavana baktım. Sonra gözlerimi kapattım.

Gözlerimi açtığımda kendimi hiç bilmediğim bir yerde buldum.

Etrafım sessizdi. Hafif bir rüzgâr esiyor, ağaçların yapraklarını usulca hareket ettiriyordu. Ağaçların arasından süzülen güneş ışıkları yolu aydınlatıyordu. Nerede olduğumu bilmiyordum ama nedense korkmuyordum.

Bir süre olduğum yerde durup etrafıma baktım.

Sonra ileride birini gördüm.

Kaan.

Olduğum yerde birkaç saniye öylece kaldım. Beni fark ettiğinde yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Ben de istemsizce gülümsedim.

Sonra ona doğru yürümeye başladım. Yanına geldiğimde hiçbir şey söylemedim. O da konuşmadı.

Sadece birbirimize baktık.

Kollarımı onun boynuna dolarken kollarıda belimi buldu.

Kollarımı ona doladığım anda içimdeki bütün endişeler sanki bir anda yok oldu. Başımı omzuna yasladım. Kaan da kollarını bana doladı.

Bir süre öylece kaldık.

Sonra hafifçe geri çekildi.

Elini yüzüme götürdü ve yanağımı usulca okşadı. Gözlerimin içine bakarken yüzündeki o sakin gülümseme hâlâ duruyordu.

Ardından parmaklarını saçlarıma götürdü. Saçlarımın arasında yavaşça gezdirdi ve yüzüme düşen birkaç tutamı nazikçe kenara aldı.

“Buradayım.” dedi yumuşak sesiyle. Sesi o kadar sakin ve huzurluydu ki içimdeki bütün korkular biraz daha uzaklaştı.

Ben cevap veremeden yanağıma küçük bir öpücük bıraktı. Yüzüme hafif sıcaklık yayıldı, gözlerinin içine bakarak gülümsedim. Tam ona bir şey söyleyecekken arkamızdan hafif bir rüzgâr esti.

Başımı çevirip arkamdaki yola baktım.

Az önce bomboş olan yolun kenarında eski bir araba duruyordu.

Kaşlarımı çattım.

Nedenini bilmiyordum ama o arabayı daha önce görmüş gibiydim. Sonra gözüm arabanın yanında duran adama takıldı.

Fotoğraftaki adamdı.

Kalbim hızlandı.

Adam hiçbir şey söylemeden bana bakıyordu. Kaan'ın elimi tuttuğunu hissettim. Başımı ona çevirdim. “Kaan…” dedim fısıltıyla. Kaan bana baktı. Sonra tekrar arkamı döndüm.

Adam yoktu.

Araba da yoktu.

Sadece ağaçların arasından esen rüzgâr ve yolun kenarındaki kalmıştı. Akasya 14.Sokak yazıyordu tabelada.

Beyaz belirgin yazı kırmızı renkli tabelaya uyum sağlıyordu.

Gözlerimi açtığımda birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlayamadım. Tavana baktım. Odamdaydım.

Rüyam yavaş yavaş aklıma gelmeye başladı. Kaan'ın yüzü, bana sarılışı, yanağımı okşayışı ve saçlarımın arasında gezinen elleri gözlerimin önünden geçiyordu. o adamı hatırladım.

Ve tabelayı.

Akasya 14. Sokak…

Kelime ağzımdan sessizce döküldü.

Kaşlarımı hafifçe çattım. Neden böyle bir tabela gördüğümü bilmiyordum. Üstelik rüyadaki yer bana hiç tanıdık gelmiyordu.

Bir süre tavana bakarak yattım.

Sonra yavaşça doğrulup komodinin üzerindeki telefonuma uzandım. Ekranı açtığımda saate baktım.

Gözlerimi biraz daha açtım.

06.15

Kaan'ın genellikle uyandığı saate daha on beş dakika vardı.

“Daha uyanmamıştır…” diye mırıldandım. Telefonu tekrar yatağın üzerine bıraktım. Ama içimde tuhaf bir şekilde onu bekleme isteği oluşmuştu.

Belki uyandığında bana günaydın yazardı.

Belki de dün gece konuşmamız yarım kaldığı için sabah ilk mesajı o atardı. Yatağın içinde biraz daha doğruldum ve telefonumu yanıma aldım. Ekranı açıp kapattım. Sonra tekrar açtım. Henüz hiçbir mesaj yoktu.

Telefonu elimde tutarak beklemeye başladım.

Dakikalar geçmeye devam etti.

Telefon hâlâ sessizdi.

Yatağın içinde oturmuş, gözlerimi ekrandan ayırmadan bekliyordum. Bir ara telefonu ters çevirdim.

Belki böyle yaparsam daha az düşünürdüm.

Ama olmadı.

Birkaç saniye sonra yeniden elime aldım. Ekranı açtım. Hiçbir şey yoktu. Telefonu yatağın üzerine bıraktım.

Bu kez ayağa kalktım. Pencerenin önüne gidip perdeyi biraz araladım. Dışarı baktım. Sokak yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Ama benim aklım hâlâ telefondaydı.

Kaan neden yazmıyordu?

Dün gece iyi olduğunu söylemişti. Belki gerçekten hâlâ uyuyordu. Belki telefonu sessizdeydi. Belki de uyandığı hâlde eline almamıştı. Bunların hepsi mümkündü. Ama yine de içimdeki huzursuzluk geçmiyordu.

Odaya geri dönüp yatağın kenarına oturdum. Telefonumu aldım. Kaan'ın sohbet ekranını açtım. Son görülmesini kontrol etmek istedim ama sonra vazgeçtim.

“Hayır Nida.”

Telefonu kapattım. Kendime kızmaya başlamıştım.

Sanki bütün sabahımı onun bir mesajını bekleyerek geçirmek zorundaymışım gibi davranıyordum. Üstelik ona yazan taraf olmak istemiyordum. Dün gece en son ben “Sen de dinlen biraz.” demiştim. Şimdi sıra ondaydı.

En azından ben öyle düşünüyordum. Bir süre daha bekledim. Sonra telefonumun ekranını açtım. Hâlâ hiçbir şey yoktu. Kaşlarımı çattım.

“Gerçekten yazmayacak mısın?” Bu kez sesli söylemiştim.

Telefonu yatağın üzerine biraz sertçe bıraktım. İçimdeki sabır yavaş yavaş tükeniyordu. Belki de gereksiz yere bekliyordum.

Belki Kaan'ın bundan haberi bile yoktu. Ama bütün bunları düşünürken bile gözüm tekrar telefona kaydı. Ve istemeden bir kez daha elime aldım. Hâlâ sessizdi.

Telefonu elimde birkaç saniye daha tuttum.

Hâlâ hiçbir şey yoktu.

Artık beklemekten sıkılmıştım.

Normalde böyle şeyleri bu kadar kafama takmazdım. Ama Kaan'dan gelecek bir mesaja alışmıştım. Sabah uyandığımda telefonumu kontrol etmek, onun günaydın mesajını görmek artık sıradan bir şey olmuştu.

Şimdi ise saat ilerliyor ve telefonum sessiz kalıyordu.

“Bir mesaj atmak bu kadar zor mu?” Kaşlarımı çattım. Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Bu kez gerçekten bırakacaktım. En azından bir süre elime almayacaktım.

Ama birkaç saniye sonra dayanamayarak tekrar baktım. Hâlâ yoktu. İçimdeki sinir biraz daha arttı.

Dün gece onun için endişelenmiştim. Hastalığını düşündüğüm için doğru düzgün uyuyamamıştım. Sabah olduğunda ise onu beklemiştim.

Ama Kaan'dan tek bir mesaj bile gelmemişti.

Belki de gerçekten önemli bir işi vardı. Belki hâlâ uyuyordu. Belki de telefonu yanında değildi. Kendime onlarca bahane bulabiliyordum.

Ama hiçbirisi içimdeki huzursuzluğu geçirmiyordu. Telefonu elime aldım ve sohbet ekranını açtım. Bir süre mesaj kutusuna baktım. Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.

Bir şey yazabilirdim.

“Günaydın.”

“Uyandın mı?”

“İyi misin?”

Hepsini yazabilirdim.

Ama hiçbirini yazmadım. Çünkü bu kez onun yazmasını istiyordum.

Telefonu tekrar kapattım.

“Tamam Kaan.” Derin bir nefes aldım. “Sen yazmayacaksan ben de yazmam.” diye karar aldım.

Telefonu masanın üzerine bıraktım. Fakat içimdeki huzursuzluk gitmek yerine daha da büyüdü.

Bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum.

Ve bu kez, kendimi bunun sadece kuruntu olduğuna inandıramıyordum.

Bölüm sonu

4 yorum