Sabah gözlerimi yavaşça açtığımda odanın içine dolan güneş ışığı yüzüme vuruyordu.
Bir süre yatağımda kıpırdamadan uzandım. Dün yaşadığım yoğun günün ardından bugün biraz daha sakin bir gün geçirmek istiyordum.
Elimi komodinin üzerinde duran telefonuma uzattım.
Ekranı açtığım anda bir mesaj bildirimiyle karşılaştım.
Kaan.
3 saat önce gelen mesajı açtım.
KAAN: Günaydın sevgilim. Uyandın mı?
İstemeden gülümsedim.
Siz: Günaydın :) Yeni uyandım.
Birkaç saniye sonra cevap geldi. Açıkçası işi olmasına rağmen bana vakit ayırması çok hoşuma gidiyordu.
KAAN: Bugün ne yapacaksın?
Siz: Bilmiyorum. Annemle biraz işleri halledeceğiz galiba. Sen?
KAAN: Ben işteyim. Akşam konuşuruz güzelim.
Siz: Tamam. Kendine dikkat et.
KAAN: Sen de dikkat et. ❤️
Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Nedense onunla konuştuğum her sabah daha güzel başlıyordu. Yataktan kalkıp banyoya geçtim. Yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra üzerimi değiştirdim. Saçlarımı da hızlıca tarayıp aşağı indim.
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. "Günaydın anne." dedim uykulu ses tonuyla. "Günaydın kızım." diye karşılık verdi.
Masaya oturup kahvaltımı yapmaya başladım. Bir süre sessizce kahvaltı yaptık. Sonra annem bana dönüp:
"Nida, bugün odaları biraz toparlamamız lazım."
"Tamam anne, yardım ederim." dedim.
Kahvaltımı bitirdikten sonra tabağımı mutfağa götürdüm ve annemle birlikte evi toplamaya başladık. Önce kendi odamı düzenledim. Masamın üzerindeki kitapları yerlerine koydum, kıyafetlerimi dolaba yerleştirdim. Dün aldığım gitar malzemelerini de dikkatlice masamın üzerine koydum.
Nota defterime bakınca gelecek haftaki ilk dersimi düşündüm. İçimde yine küçük bir heyecan oluştu.
Bir süre sonra annemin odasına geçtim. "Anne, burayı da ben yapayım." dedim.
"Olur kızım. Şu dolabın alt tarafını da düzenleyebilir misin?" diye rica etti.
"Tamam."
Dolabın önüne oturdum. Alt raftaki eşyaları tek tek çıkarmaya başladım. Eski çantalar... Birkaç kutu... Kullanılmayan kıyafetler...
Tam arka tarafta duran küçük, kahverengi bir kutuyu kaldıracağım sırada elim durdu. Kutuyu kendime doğru çekip kaldırmak istedim. Tam kaldırdığım anda içeriden küçük bir ses geldi: Şıkır...
Kaşlarımı çatıp kutuya baktım. Bir şey mi vardı içinde? Kutuyu hafifçe salladım. Şıkır...
Bu kez daha net duydum. Merak edip kutuyu yere koydum ve kapağını açtım. İçinde birkaç eski eşya vardı. Küçük bir anahtarlık, birkaç takı, eski kâğıtlar...
Elimi eşyaların arasında gezdirdim. Parmaklarım metal bir şeye değdi. Küçük bir anahtar çıkardım. Bir süre elimde çevirip baktım. "Neyin anahtarı acaba?" diye mırıldandım kendi kendime.
Sonra tekrar kutunun içine baktım. En altta katlanmış birkaç kâğıt vardı. Onları kenara çektiğimde küçük bir fotoğraf ortaya çıktı.
Fotoğrafı elime aldım. Annem vardı. Yanında ise hiç tanımadığım bir adam. İkisi de kameraya bakarak gülümsüyordu. Bir süre fotoğrafa baktım. Adamın yüzü bana hiç tanıdık gelmiyordu.
Fotoğrafı çevirdim. Arkasında yalnızca bir tarih vardı: 12 Haziran 2006.
Kaşlarımı hafifçe çattım. 2006... Ben daha doğmamıştım. Fotoğrafı tekrar çevirdim. Adamın yüzüne bir kez daha baktım. Tam o sırada koridordan annemin sesi geldi: "Nida?"
Fotoğrafı hızlıca kutunun içine koydum. "Efendim?" dedim panikle.
"Bitirdin mi orayı?"
"Az kaldı!"
Kutuyu kapatıp diğer eşyaları düzenlemeye devam ettim. Ama aklım sürekli fotoğraftaydı. Annemin yanında duran o adam kimdi? Neden daha önce hiç görmemiştim?
Bir süre sonra kutuyu tekrar yerine koydum ve odadan çıktım.
Öğle yemeğinden sonra Irmak'la buluşacaktım. O yüzden hazırlanmaya başladım. Üzerime ince bebek mavisi bir bluz, altıma rahat beyaz bir kot pantolon geçirdim. Yüzüme güneş kremi sürdüm. Beyaz küçük kol çantama gerekli eşyaları yerleştirdim. Irmak'la buluşmak için dışarı çıktım.
Evden çıktıktan sonra kapıyı arkamdan kapattım. Kulaklığımı takıp telefonumdan Sen Varsın Diye'yi açtım.
Şarkının ilk notaları kulağıma geldiğinde yürümeye başladım. Hava sıcaktı ama hafif esen rüzgâr sayesinde bunaltıcı değildi. Güneş kaldırımın üzerine vuruyor, ağaçların arasından süzülen ışıklar yolun üzerinde küçük gölgeler oluşturuyordu.
Ellerimi cebime sokup ağır adımlarla ilerledim. Şarkıyı dinlerken nedense aklıma Kaan geldi. Belki de son zamanlarda ne zaman güzel bir şarkı dinlesem onu düşünmeye başlamıştım. Telefonumu çıkarıp mesajlarımıza baktım. Mesajları okuyunca yüzümde küçük bir gülümseme oluştu. Telefonu tekrar cebime koydum.
Bir gün gerçekten yanımda yürüse nasıl olurdu diye düşündüm. Şu an yanımda olsaydı, muhtemelen kulaklığımın birini ona verirdim. Sonra birlikte hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan yürürdük. Bu düşünceyle başımı hafifçe eğip gülümsedim. "Saçmalıyorum..." diye mırıldandım kendi kendime.
Yürümeye devam ederken şarkının sesi biraz daha yükseldi. Parkın girişini gördüğümde adımlarımı hızlandırdım. Irmak biraz ileride beni bekliyordu. Kulaklığımı çıkarıp ona doğru yürüdüm.
"Sonunda geldin," dedi sitem ederek. Gülerek yanına oturdum. "Abartma, çok bekletmedim."
"Yirmi dakikadır buradayım."
"Tamam tamam, bir daha olmaz."
İkimiz de gülmeye başladık. Bir süre okuldan, voleyboldan ve dün yaşadığım maçtan konuştuk. Sonra gitar kursundan bahsettim.
"Gerçekten mi? Gitar mı çalacaksın?" dedi şaşkınlıkla Irmak.
"Evet. Gelecek hafta ilk dersim."
"Çok güzel! Seni sahnede falan görürsek şaşırmayalım."
"Abartma."
İkimiz de gülmeye başladık. Bir süre daha oturduktan sonra konu Kaan'a geldi. Irmak yüzüme bakıp gülümsedi.
"Sevgilinle işler nasıl?" dedi imalı bir bakışla.
"İyi." diye geçiştirdim.
"İyi derken?" dedi tek kaşını kaldırarak.
"İyi işte." dedim utanarak.
"Nida, yüzünden belli oluyor." dedi gülümseyerek.
"Ne belli oluyor?" derken elimle yüzüme dokundum.
"Mutlu olduğun."
Bir an sustum. Sonra istemeden gülümsedim. "Mutluyum." dedim. Irmak omzuma hafifçe dokundu. "Sen mutlu ol yeter."
O an nedense sabah bulduğum fotoğraf aklıma geldi. Bir an Irmak'a anlatmayı düşündüm. Ama sonra vazgeçtim. Ne olduğunu bile bilmediğim bir şeyi neden anlatacaktım ki?
Akşam eve döndüğümde annem mutfaktaydı. "Hoş geldin kızım." dedi. "Hoş buldum." dedim.
Odama çıkıp biraz dinlendim. Sonra masamın üzerine koyduğum nota defterini açtım. Gitarım henüz olmadığı için derste kullanacağım temel şeylere bakmaya başladım.
Bir süre sonra sıkılıp defteri kapattım. Telefonumu elime aldım ve Kaan'a yazmaya karar verdim.
Siz: Ne yapıyorsun sevgilim?
KAAN: İşteyim. Birazdan eve geçeceğim. Ne yapıyorsun güzelim?
Siz: Odadayım. Biraz dinleniyorum. Çok yoruldun mu?
KAAN: Biraz. Ama seninle konuşunca geçiyor.
Mesajını okuyunca yüzümde yine o tanıdık gülümseme oluştu. Bir süre konuştuk. Ona Irmak'la buluştuğumu, gitar kursunu ve günümün nasıl geçtiğini anlattım. Ama sabah bulduğum fotoğraftan hiç bahsetmedim. Nedenini ben de bilmiyordum. Belki de önce kendim anlamlandırmak istiyordum.
Gece olduğunda telefonu komodinin üzerine bıraktım. Yatağıma uzandım. Gözlerimi kapattım ama uyuyamıyordum. Aklıma yine o fotoğraf geldi: Annem... Yanındaki adam... Ve fotoğrafın arkasındaki tarih: 12 Haziran 2006.
Gözlerimi açtım. Bir süre tavana baktım. Sonra içimdeki meraka daha fazla dayanamadım. Yataktan kalkıp sessizce annemin odasına gittim. Kapıyı araladım. İçeri girdim. Dolabın önüne çömeldim. Kahverengi kutuyu aradım.
Ama... Yoktu.
Bir an durup etrafa baktım. Kutuyu biraz önce buraya koyduğuma emindim. Dolabın alt rafını tekrar kontrol ettim. Hiçbir şey yoktu.
Kutuyu annem mi almıştı? Yoksa başka bir yere mi kaldırmıştı?
Ayağa kalkıp odadan çıktım. Kapıyı yavaşça kapatırken içimde garip bir his oluştu. Belki de sadece yerini değiştirmişti. Ama nedense... O kutunun artık orada olmaması beni düşündürüyordu.
Ve fotoğraftaki adamın yüzü, gözlerimin önünden bir türlü gitmiyordu.

