İçeriğe geç

GÖLGENİN ÇOCUĞU

Bölüm 2 · 3 dk okuma

GÖLGENİN ÇOCUĞU

Bölüm 2

Fısıltıların Evi

Bölüm 2 – Fısıltıların Evi Gölge varlık Mira’nın önünde dururken, evin içindeki hava daha da ağırlaştı. Sanki duvarlar her nefeste biraz daha daralıyor, tavan biraz daha çöküyordu. Aras geriye doğru sendeledi. “Bu… bu şey… neden seninle konuşuyor?” diye fısıldadı Aras, sesi inceden titriyordu. Mira cevap veremedi. Çünkü gölgenin sözleri zihninde yankılanmıştı: “Gölgenin çocuğusun.” Bu cümle, kalbinin en derin yerine saplanan bir gerçek gibiydi. Mira’yı hem ürkütüyor hem de… tuhaf bir şekilde çekiyordu. Gölge, Mira’ya daha da yaklaştı. Varlığı bir insan gibi değildi; uğultu, rüzgâr, karanlık… hepsi aynı anda hareket ediyor gibiydi. “Baban sana hiçbir şey anlatmadı değil mi?” diye sordu gölge, sesi bin fısıltıdan oluşmuş gibi. Mira gerildi. “Babam… bir şey gizliyordu. Ama bana söylemedi. Sadece buraya yaklaşmamamı söyledi.” Gölge, hafif bir titreme ile gülümsedi. “Tabii ki söylemedi. Çünkü o, benimle yapılan anlaşmayı bozdu.” Mira’nın boğazı düğümlendi. “Ne anlaşması?” Aras, “Mira, hadi gidelim,” diye yalvardı. “Bu şey… bunu duyuyor musun? Bu konuşma insan konuşması değil.” Ama Mira’nın ayakları yere yapışmıştı. İçinde bir ateş yanmıştı: Gerçeği öğrenme isteği. Gölge elini — yani el olduğunu varsayabileceğin karanlık bir biçimi — Mira’ya doğru uzattı. Mira istem dışı bir adım geri çekildi. “Baban,” dedi gölge, “beni yıllar önce çağırdı. Bir şey için… çok değerli bir şey için. Ama karşılığını vermeden kaçtı.” Mira başını iki yana salladı. “Hayır. Babam kötü biri değildi.” Gölgenin sesi değişti; daha tok, daha ağır. “Hiç kimse başta kötü değildir. Ama herkes… karanlıkla pazarlık eder.” Evin duvarları hafifçe titredi. Tavandaki tozlar Mira’nın saçlarına düştü. Aras kolundan tutup çekti: “Mira, duyuyor musun? Burası güvende değil. Onunla konuşmak doğru değil. Gidelim!” Mira elini Aras’ın tutuşundan kurtardı. “Hayır. Babanın ne yaptığını bilmem lazım.” Gölge Mira’ya yaklaşınca evin içi daha da soğudu; nefesleri bile buharlaşıyordu. “Sen,” dedi gölge, “onun bıraktığı emanetsin. Ve ben, hakkımı almadan gitmem.” Mira’nın içi buz kesti. “Ben… bir emanet miyim?” Gölgenin gözleri bir an daha parlak oldu. “Sen, Mira… iki dünyanın kesişimisin. O yüzden seni çağırıyorum.” Aras dayanamadı; ileri atılıp Mira’nın kolundan kavradı. “Bu saçmalık! Hemen çıkıyoruz!” Ama o anda ev birden sarsıldı. Kapı kendi kendine çarpıp kapandı. Pencereler pat diye kapandı. Perdeler rüzgâr olmamasına rağmen dalgalanmaya başladı. Aras dehşetle kapıya koştu. “Kilidi yok ki!! Neden açılmıyor?!” Gölgenin gölgesi büyüdü, duvarlara kadar yayıldı. Evin içi resmen bir karanlık dalgası gibi nefes alıyordu. “Mira…” dedi gölge, “Baban senin için kaçtı. Ama karanlık kaçanı bulur. Her zaman.” Mira dişlerini sıktı. “Onunla ne yaptın?” Gölgenin sesi değişti; bu sefer acı dolu bir yankı taşıyordu. “Ben bir şey yapmadım. O kendi kaderini seçti.” Bir anda yerdeki tahtalar çıtırdadı. Mira’nın ayaklarının altında eski, yuvarlak bir sembol belirdi. Sanki yıllardır oradaymış ama şimdi görünür olmuştu. Sembolden ince bir sis çıkmaya başladı. Aras çığlık attı: “Mira! O sembole basma! O şey… seni çekiyor!” Mira geri adım atmak istedi ama ayakları kıpırdamıyordu. Sembol adeta onu tutmuştu. Gölge fısıldadı: “Seni gölge diyarına götüreceğim. Orada gerçeği göreceksin.” Mira korkuyla bağırdı: “Hayır!” Ama sembolün içinden bir el gibi uzanan siyah duman Mira’nın ayağını sardı. Aras Mira’nın koluna yapıştı, tüm gücüyle çekti. “Miraaa! Dayan!” Sembolden çıkan siyah ışık bir anda parlaklaştı. Ev sarsıldı. Tavan çatladı. Gölge: “GERÇEK BAŞLIYOR!” Aras: “MİRAAAA!” Ve bir anda — Mira’nın gözleri kapandı. Karanlık onu içine çekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.