Tony'nin çığlığından sonra kimse hareket edemedi.
Sanki zaman durmuştu.
Rüzgâr bile esmiyordu.
Max'in kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.
"Onu bulmamız lazım."
Steven anında karşı çıktı.
"Hayır."
Max ona döndü.
"Ne demek hayır?"
"Ne demek olduğunu gayet iyi biliyorsun."
Steven'ın sesi sertti.
"Tony'nin kaybolduğu yöne gidersek hepimiz kaybolabiliriz."
"Onu orada bırakamayız!"
"Ya bizi oraya çekmek için yaptıysa?"
Sessizlik.
Bu ihtimal kimsenin hoşuna gitmedi.
Ama herkes düşünmüştü.
Dakikalar süren tartışmanın ardından sonunda karar verdiler.
Tony'yi arayacaklardı.
Ama birlikte.
Kimse yalnız kalmayacaktı.
Henry öne geçti.
Max hemen arkasındaydı.
El fenerlerinin ışıkları ağaçların arasında ilerliyordu.
Her adımda orman daha da karanlıklaşıyordu.
Sanki içeri girdikçe gece yoğunlaşıyordu.
Normal değildi.
Ama artık bu ormanda hiçbir şey normal görünmüyordu.
Yaklaşık on dakika sonra Larry durdu.
"Şuna bakın."
Herkes yaklaştı.
Yerde bir telefon vardı.
Tony'nin telefonu.
Ekranı kırılmıştı.
Çamurun içindeydi.
Max telefonu aldı.
Bataryası bitmemişti.
Ekranı açıldı.
Ve hepsi donup kaldı.
Telefonun son çekilen fotoğrafı açıktı.
Fotoğrafta grup görünüyordu.
Ama fotoğraf birkaç dakika önce çekilmişti.
Ve fotoğrafı çeken kişi grubun önünde değil...
Arkalarında duruyordu.
Zoey'nin nefesi kesildi.
"Hayır..."
Max fotoğrafı büyüttü.
Ağaçların arasında bir yüz vardı.
Solgun.
Uzun.
İnsana benziyordu.
Ama gözleri tamamen siyahtı.
Simsiyah.
Sanki göz çukurlarında hiçbir şey yoktu.
Alice geri çekildi.
"Bu gerçek olamaz."
Miles titreyen sesle konuştu.
"Bu fotoğraf düzenlenmiş olabilir."
Ama bunu söylerken kendisi bile inanmıyordu.
Tam o sırada Katie tekrar durdu.
Bu kez yüzü bembeyaz olmuştu.
"Katie?"
Cevap vermedi.
"Katie?"
Yavaşça başını kaldırdı.
Ve ormanın derinliklerini gösterdi.
"Orada biri var."
Herkes baktı.
İlk başta hiçbir şey görünmüyordu.
Sonra...
Bir ışık.
Uzaktan gelen sarı bir ışık.
Küçük.
Titrek.
Sanki eski bir lambaydı.
"Ateş mi?"
"Belki."
"Bu ormanda mı?"
Kimse mantıklı bir açıklama bulamadı.
Ama yine de ışığa doğru yürümeye başladılar.
Yaklaştıkça ışık büyüdü.
Ve sonunda kaynağını gördüler.
Bir kulübe.
Eski.
Çürümüş.
Yıllardır terk edilmiş gibi görünüyordu.
Ama içeriden ışık geliyordu.
Max kapıya yaklaştı.
Kapı aralıktı.
İçeriden hafif bir uğultu duyuluyordu.
"Birisi var."
Steven omzuna dokundu.
"Dikkatli ol."
Max kapıyı itti.
GICIRRR...
Kapı yavaşça açıldı.
İçeride kimse yoktu.
Ama odanın ortasında bir masa vardı.
Masanın üzerinde ise...
On bir fotoğraf.
Hepsi yeni çekilmişti.
Hepsi gruba aitti.
Max.
Steven.
Alice.
Carly.
Anna.
Zoey.
Miles.
Henry.
Katie.
Larry.
Antony.
Ve ortadaki boş yerde...
Tony'nin fotoğrafı eksikti.
Sanki biri onu kaldırmıştı.
Duvarlara baktıklarında durum daha da garipleşti.
Her yerde notlar vardı.
Yüzlerce.
Binlerce.
Gazete kupürleri.
Haritalar.
Fotoğraflar.
İsimler.
Ve sürekli tekrar eden tek bir cümle.
"Kapıyı açmayın."
"Kapıyı açmayın."
"Kapıyı açmayın."
"Kapıyı açmayın."
Zoey ürperdi.
"Ne kapısı?"
Kimse bilmiyordu.
Sonra Carly bir çekmece açtı.
İçinden eski bir günlük çıktı.
Tozlarla kaplıydı.
Kapakta tarih yazıyordu.
Kaybolan insanların yılı.
Max günlüğü açtı.
İlk sayfada şu yazıyordu:
"Eğer bunu okuyorsan çok geç kaldın."
Odanın içindeki hava aniden değişti.
Sanki sıcaklık birkaç derece düşmüştü.
Max okumaya devam etti.
"Biz de sizin gibi seçildik."
"Mesajlar aldık."
"Ormana geldik."
"Gerçeği öğrenmek istedik."
"Sonra onu bulduk."
Sayfanın geri kalanı yırtılmıştı.
Ama en altta tek bir cümle kalmıştı.
"Onu uyandırdık."
Tam o anda.
Üst kattan bir ses geldi.
TAK.
Herkes dondu.
Sonra ikinci ses.
TAK.
TAK.
TAK.
Birileri yürüyordu.
Üst katta.
Ama kulübeye girdiklerinden beri içeride kimse yoktu.
Henry yavaşça yukarı baktı.
Merdivenlerin karanlığında hiçbir şey görünmüyordu.
Sonra...
Bir gölge hareket etti.
Ve tanıdık bir ses duyuldu.
"Çocuklar..."
Tony'nin sesi.
Üst kattan geliyordu.
Ama sesinde bir tuhaflık vardı.
Sanki Tony konuşmuyordu da...
Bir şey Tony gibi konuşmaya çalışıyordu.
"Yukarı gelin..."
Sessizlik.
Sonra aynı ses tekrar duyuldu.
Bu kez daha boğuk.
Daha derinden.
Daha insan dışı.
"Yukarı gelin..."
Ve merdivenlerin başında yavaşça bir siluet belirdi.
Ama bu Tony değildi.
Ya da artık tamamen Tony değildi...