Max hiçbir zaman korkak biri olmamıştı.
En azından öyle olduğunu düşünüyordu.
Ama o gece, telefon ekranında gördüğü şey karşısında boğazının kuruduğunu hissetti.
Saat 02.43'tü.
Kasabanın tamamı uyuyordu.
Dışarıda yağmur ince ince yağıyor, pencereye vuran damlalar odanın sessizliğini daha da belirgin hale getiriyordu.
Max yatağında oturmuş sosyal medyada gezinirken telefonuna bilinmeyen bir bildirim düştü.
Gönderen kısmı boştu.
Numara yoktu.
İsim yoktu.
Sadece tek bir dosya.
"video.mp4"
"Bu da ne?" diye mırıldandı.
Merakı ağır bastı.
Dosyayı açtı.
Ekran birkaç saniye karanlık kaldı.
Sonra görüntü geldi.
İlk başta neye baktığını anlayamadı.
Bir orman.
Gece çekilmiş.
Kamera titriyordu.
Sanki biri koşarken kayıt alıyordu.
Ağır nefes sesleri duyuluyordu.
Kameranın sahibi sürekli arkasına bakıyordu.
Bir şeyden kaçıyordu.
Ya da birinden.
Sonra görüntü aniden durdu.
Kamera ağaçların arasına döndü.
Karanlığın içinde bir siluet vardı.
İnsan boyundaydı.
Ama insana benzemiyordu.
Kolları olması gerekenden uzundu.
Yüzü seçilmiyordu.
Video birkaç saniye sessiz kaldı.
Ve sonra o şey kafasını kaldırdı.
Tam kameraya baktı.
Video bitti.
Max'in tüyleri diken diken olmuştu.
"Saçma..." dedi.
Ama bir şey dikkatini çekmişti.
Videonun son karesinde bir tabela görünüyordu.
Paslı bir tabela.
Üzerinde şu yazıyordu:
BLACKWOOD ORMANI
Max'in nefesi kesildi.
Çünkü Blackwood Ormanı onların kasabasındaydı.
Ve yıllardır kimse oraya gitmiyordu.
Kasabada herkes aynı hikâyeyi anlatıyordu.
Yirmi yıl önce ormanda kaybolan insanlar olmuştu.
Arama ekipleri günlerce çalışmıştı.
Ama kaybolanlardan geriye hiçbir şey bulunamamıştı.
Ne ceset.
Ne eşya.
Ne iz.
Hiçbir şey.
Max bunların şehir efsanesi olduğunu düşünürdü.
Şimdiye kadar.
Telefon yeniden titredi.
Yeni mesaj.
Bu kez yazı vardı.
"Onlar geri döndü."
Max birkaç saniye ekrana baktı.
Mesajın devamı geldi.
"Ve seni izliyorlar."
Tam o sırada pencereye sert bir şey çarptı.
TAK!
Max yerinden sıçradı.
Yavaşça perdeyi araladı.
Dışarıda kimse yoktu.
Ama camın önünde küçük bir taş duruyordu.
Taşa bağlanmış bir not vardı.
Max'in kalbi hızlandı.
Pencereyi açıp notu aldı.
Kağıtta sadece bir cümle yazıyordu.
"Sabah arkadaşlarını topla."
Altında bir koordinat vardı.
Ertesi gün.
Max okulun arka bahçesinde arkadaşlarını topladı.
Steven her zamanki gibi ciddi görünüyordu.
Uzun boylu, keskin bakışlı ve soğukkanlıydı.
Grubun mantıklı tarafı oydu.
Alice ise tam tersiydi.
Cesur, meraklı ve tehlikeyi seven biriydi.
Onun yanında duran Carly sürekli etrafı inceliyor, insanları gözlemliyordu.
Anna sessizdi.
Ama dikkatliydi.
Zoey enerjik tavırlarıyla grubun neşesiydi.
Miles teknoloji konusunda dahiydi.
Henry sporcu görünümüne rağmen beklenmedik derecede zekiydi.
Katie sakin ama sezgileri güçlü bir kızdı.
Tony, Larry ve Antony ise grubun en yakın dostlarıydı.
Max telefonu masanın üzerine bıraktı.
"Şuna bakın."
Videoyu gösterdi.
Kimse konuşmadı.
Video bitince sessizlik oldu.
İlk konuşan Steven oldu.
"Bu sahte olabilir."
"Ben de öyle düşündüm."
"Koordinatlar ne gösteriyor?"
Miles telefonunu çıkardı.
Haritaya baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
"Kötü haber."
"Nedir?"
Miles yavaşça yutkundu.
"Bu koordinatlar Blackwood Ormanı'nın tam merkezini gösteriyor."
Bir sessizlik daha oldu.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Gökyüzü griydi.
Sanki yaklaşan bir fırtınayı haber veriyordu.
O sırada Anna konuştu.
İlk kez.
"Bir şey söyleyeceğim."
Herkes ona döndü.
Anna'nın yüzü bembeyaz olmuştu.
"Dün gece aynı mesaj bana da geldi."
Masadaki herkes dondu.
Max'in gözleri büyüdü.
"Ne?"
Anna telefonu çıkardı.
Aynı mesaj.
Aynı video.
Aynı koordinatlar.
Sonra Katie konuştu.
"Bana da geldi."
Zoey.
Steven.
Miles.
Tony.
Larry.
Antony.
Herkese.
Hepsine aynı gece ulaşılmıştı.
Ve hiçbiri bunu birbirine söylememişti.
Çünkü bunun sadece kendilerine gönderildiğini sanıyorlardı.
O anda Max bir şeyi fark etti.
Birileri onları seçmişti.
Özellikle seçmişti.
Ve bunun nedeni henüz bilinmiyordu.
Ama Blackwood Ormanı'nın derinliklerinde onları bekleyen bir şey vardı.
Bir sır.
Belki de yıllardır saklanan bir gerçek.
Ve belki de...
Oraya girdiklerinde hiçbirisi geri dönemeyecekti.
Tam o anda okulun hoparlörlerinden cızırtılı bir ses yükseldi.
Öğrenciler durdu.
Ses birkaç saniye devam etti.
Sonra hoparlörden boğuk bir fısıltı duyuldu.
"Tersine sayım başladı..."
Ve sistem tamamen kapandı.
Kasabanın üzerinde dolaşan görünmez karanlık, ilk hamlesini yapmıştı.