{"blocks":["sg3uU0V0zyd13USm49bs"],"data":{"sg3uU0V0zyd13USm49bs":{"id":"sg3uU0V0zyd13USm49bs","type":"paragraph","content":{"text":"Kampüs sabahları, gecenin bıraktığı bütün sırları beyaz taşların arasından süpürmüş gibi görünürdü. Kuş sesleri düzenli, ağaçlar olması gerektiği kadar yeşildi. İnsanlar olması gerektiği gibi gülümsüyor, olması gerektiği gibi acele ediyordu. \n\nNoah, bu manzaranın içinde yürürken her şeyin yerli yerinde olduğunu görmek isterdi ama artık her şey fazla düzenli görünüyordu. Adımlarını yavaşlattı ve Bilinçli bir şekilde her yüzü bir anatomi dersi gibi incelemeye başladı. \n\nGözlerin yönü… Omuzların düşüklüğü… Dudak kenarlarında gizlenen gerginlik… \n\nHerkes bir şey saklıyormuş gibi geliyordu, anlaşılan dün ona yazan kişiyi bulması beklediğinden daha da zordu…\n\nAdrian Blackwood, merdiven basamaklarında oturmuş, kitap okuyordu. Ya da okumuyormuş gibi yapıyordu. Noah’ın bakışları bir saniyeliğine oraya kaydı — ama düşüncesi kaymadı. Adrian ona göre sadece yakışıklı bir öğrenciydi. Sakin. Herkes tarafından sevilen. İstediği her kızı tavlayabilecek yakışıklılığa sahip bir öğrenciydi. Noah’a göre gürültülü insanlar daha suçlu görünürdü. Tam koridorda ilerlemeye devam edecekti ki cebindeki telefon titredi.İşlem odası gibi sessiz bir kütüphanenin kapısında durdu ve mesajı açtı.\n\nBilinmeyen Numara:\n\n“Bugün daha yavaş yürüyorsun profesör.”\n(12.46)\n\nGörüldü\n\nNoah’ın nefesi sarsıldı.\n\nSiz:\n\n“Demek beni görüyorsun.”\n(12.49)\n\nGörüldü\n\n Cevap hemen geldi\n\nBilinmeyen Numara:\n“Seni izleyebilecek kadar yakın dokunamayacak kadar uzaktayım profesör.”\n(12.50)\n\nGörüldü\n\nYazıyor…\n\nBilinmeyen Numara:\n“Dokunamamak beni o kadar üzüyor ki…”\n(12.51)\n\nGörüldü \n\nNoah sinir ve telaşla etrafına baktı.\n\nmerdivenlere, bahçeye ve Kafeye baktı. Her yüz, potansiyel bir maske hâline gelmişti. Gözleri istemsizce tekrar adrian’a kaydı. Adrian sakin bir tavırla sayfayı çevirdi, parmakları anormal derecede rahattı ve gözleri kitaptaydı. Adrian’ın elinde telefon görmediğinde Adrian’ı kafasında şüpheliler listesinden silmişti. Fakat telefonunu cebinde net bir şekilde gözüküyordu. Adrian, cebindeki telefonun yarısının dışarda kalmasının verdiği tedirginlikle hemen merdivenden kalktı ve sınıfına doğru yürüdü fakat Noah bu ani tepkiyi fark etmedi.—Ders sırasında Noah yine bir şeyler anlatıyordu; kelimeler ağzından çıkıyor ama zihninde başka bir cümle dolaşıyordu\n\nBilinmeyen numara kim?\n\nBu soru, içini kaşıyan bir tırnak gibi sürekli tekrar ediliyordu. Tahtaya bir şeyler yazdı ve sınıftakilerin geçirmesini beklerken yavaşça öğretmenler masasına oturdu. Telefonunu kürsüye, kitapların üstüne koymuştu.\n\nVe bir anda kitapların üstünde bir ışık belirdi, hemen telefonu eline aldı. \n\nBilinmeyen Numara:\n\n“Bugün 18.00’de cafeye gidecek misiniz profesörüm?”\n(13.29)\n\nGörüldü\n\nYazıyor…\n\nBilinmeyen Numara:\n\n“Bu arada mesajlarımı okurken çok yakışıklı görünüyorsunuz 😻”\n(13.30)\n\nNoah mesajı okuduğu anda kafasını kaldırdı, herkes defterine odaklanmış tahtayı geçiriyordu.\n\nDemek ki yazan kişi bu sınıftaydı…\n\n(Minik bilgilendirme üniversitede bir sınıfta 20 kişi falan yok baya 100 kişi falan var diye biliyorum ona göre yazdım yani bulması kolay değil)\n\nSiz:\n\n“Demek bu sınıftasın velet.”\n(13.32)\n\nGörüldü\n\nYazıyor…\n\n“Nereden yazıyorsun?”\n“Eğer yazdığın anı yakalarsam seni nasıl cezalandıracağını bilmiyor musun?”\n(13.33)\n\nGörülmedi\n\nNoah keyifle sırıttı ve öğrencileri izlemeye başladı. Her ne kadar karşı taraf temkinli davransa bile istemeden ona bakacaktı, biliyordu. Kendini kazanmış sayarak öğrencileri izliyordu, hepsi defterlerine bakarken bir anda bildirim sesi geldi.\n\nNoah’ın gülümsemesi bir anda soldu. Herkes defterine bakarken bildirim gelmişti.\n\nBilinmeyen numara:\n\n“Beni çok hafife alıyorsunuz profesör :D”\n(13.37)\n\nGörüldü \n\nAdrian herkesin yüzünü inceledi fakat hiç kimse ona bakmıyordu.\n\nSiz:\n\n“Nereden yazıyorsun?”\n(13.38)\n\nGörüldü\n\nÇevrimdışı\n\nAdrian tam o sırada başını defterden çekmiş, yavaşça elini söz almak için kaldırmıştı.\n\n“Profesör bence herkes tahtayı yazdı zaman kaybetmeden derse devam edelim”\n\nNoah, Adrian’ın gözlerinin içine baktı fakat en ufak bir şüphe hissetmedi. Daha sonra dersi sırf bir velet yüzünden kaynattığını fark edip derse devam etti.\n\n—\n\nNoah öğle arasında kampüsü yeniden dolaştı. \n\nKütüphane.\nAsmabahçe.\nBiyoloji binası.\n\nHer köşe bir sahne, her öğrenci bir şüpheliydi. Sonra bir anda cebi titredi. Artık cebinin titremesine alışmış olacak ki hiç tepki vermeden mesaja baktı.\n\nBilinmeyen Numara:\n\n“Doğru kişiye daha hiç bakamadın profesör.”\n(14.54)\n\nAdrian kendi kendine fısıldadı:\n\n“Kimsin sen…?”\n\nSinirle derin bir nefes verdi.\n\nSiz:\n\n“Beni benden daha iyi bildiğini sanıyorsun.”\n(14.59)\n\nGörüldü\n\nYazıyor…\n\nBilinmeyen Numara:\n\n“Bazen insanlar, seni senden önce tanır.”\n(15.00)\n\nGörüldü\n\nYazıyor…\n\nBilinmeyen Numara:\n\n“Bak yine tam saatte yazdım, 00 uğur getirir derler :)”\n(15.00) \n\nAdrian sinir ve anlamlandıramadığı bir duyguyla sırıttı\n\nSiz:\n\n“Seni bir eline geçireyim varya”\n“Benimle böyle oynadığına pişman olacaksın velet.”\n(15.02)\n\nGörüldü\n\nÇevrimdışı\n\n Çevrimiçi\n\nYazıyor…\n\n“Akşam o kafeye gidecek misiniz profesör?”\n(15.07)\n\nAdrian olduğu yerde durdu, gidecek miydi?\nGitmeli miydi?\n\nClara’nın sadakatine sonsuz bir güveni vardı fakat nedensiz bir şekilde bir yabancıya güvenmişti.\n\nSiz:\n\n“Bu seni ilgilendirmez.”\n(15.09)\n\nGörüldü\n\nÇevrimdışı\n\nAdrian hâlâ merdivenlerdeydi. Kitabını yavaşça kapattı ve ayağa kalktı. Yüz ifadesi her zamanki gibi sakindi. \n\nAma içinde… nabzı parlıyordu.\n\n—\n\nAkşam, Noah penceresinin önünde durdu, ve dışarıyı izledi. Şehir artık daha karanlık değil, sanki daha yakındı. Huzurla derin bir nefes aldığında telefon titredi.\n\nBilinmeyen Numara:“\n\nYarın daha yakında olacağım profesör, gerçekleri öğrendiğindeki ruh halini çok merak ediyorum.”\n(17.46)\n\nGörüldü\n\nNoah sertçe telefonu sıktı ve cebine koydu. Garip hissediyordu… Bu duygu korkudan çok meraka benziyordu.\n\n—\n\nAdrian, çevrimdışı bildirimini görünce hafifçe sırıttı. Telefonu yavaşça yatağa bıraktı ve yatağında tavana bakarken dudaklarını araladı:\n\n“Biraz daha bak etrafına,beni daha çok merak et…”\n\n—\n\nSaat 17.42\n\nGökyüzü henüz tam kararmamıştı ama ışık, bir gün önceki parlaklığını çoktan teslim etmişti. Binaların kenarlarında uzayan gölgeler, sanki bir şeyin yaklaşmakta olduğunun habercileriydi. Rüzgâr, yaprakları usulca sürüklüyor; kaldırımlar, içinde bastırılmış ayak seslerini saklıyordu. \n\nNoah aynanın karşısında durdu ve üstüne çeki düzen verdi. İlk defa bunu bir refleks gibi yapmadı, bilinçliydi. Parmakları kumaşın dokusunda bir saniye fazla kaldı. Çene hattı gergindi. Gözleri, kendi yansımasına yabancı biriyle karşılaşmış gibi bakıyordu. Telefonu uzun zaman sonra cebinde sessizdi.\n\nAma zihni… gürültülüydü.\n\nNoah ceketi omzuna aldı ve kapıyı çekerken parmakları kapı kolunda bir an daha uzun kaldı. Avuç içi terlemişti. Nefesini yavaşça verdi. \n\n—\n\nSaat 17:58\n\nNoah kafeye doğru yürüyordu fakat neden gittiğini bilmiyordu. Ya cidden Clara’yı biriyle görürse… Noah cafenin önünde durduğunda bir yeni mesaj geldi.\n\nBilinmeyen Numara:\n\n“Gerçekleri görmeye hazır mısın?”\n(17.59)\n\nGörüldü\n\nYazıyor…\n\n“ tam sayı uğurludur, unutma :)”\n(18.00)\n\nGörüldü\n\nÇevrimdışı\n\nNoah sol elini saçına götürüp içeri baktı.\n\n—\n\nClara, küçük kafenin içinde, oturduğu masa pencereye yakındı. Işık saçlarına vuruyor, yumuşak bir altın halesi gibi omuzlarına düşüyordu ama gözlerinin içinde anlaşılır bir huzursuzluk vardı. Parmakları masanın kenarında ritmik biçimde vuruyor, sabırsızlığını açık ediyordu. Daha sonra telefonun titreşimiyle hemen telefona baktı ve bir kaç dakika sonra kapı açıldı. \n\nNoah içeri giren kişiyi tanımıyordu. \n\nAdamın ceketi koyu renkti, gözlerinde tanıdık, tehlikeli bir rahatlık vardı. Clara adamı görünce hemen ayağa kalktı ve omuzlarını düzeltti. Noah’ın Nefesi kısa bir anlığına kesildi. Aralarında konuşulmayan bir selamlaşma oldu. Noah, dışarıda…Kafenin tam önünde durmuş, onları izliyordu.\n\nCamdan içeri baktığında ise zaman sadece dünyasının sessizce çatladığı andı. Clara, adamın koluna dokundu ve dudağına bir buse kondurdu. \n\nBu küçük hareket… Noah’ın boğazına bir düğüm gibi oturdu. Sertçe kapıyı açtı ve içeri girdi. Kapının üstündeki zil sesi, kulaklarında bir çığlık gibi çınladı. Adımlarını yavaşladı ve yavaşça masaya yaklaştı.\n\nClara güler yüzle adama bakarken Noah ile Göz göze geldiler. Clara’nın o gülen yüzü soldu. Clara tam dudaklarını aralamıştı ki Noah elini hafifçe kaldırdı. “Bitti,” dedi.\n\nAma sesi…hiç bitmiş gibi durmuyordu.\n\nSaat artık işlemez gibiydi. Noah birkaç saniye o sahnede kaldı. Yumrukları gevşemedi. Tırnakları avuç içlerine daha derin battı. Sonra ise hiçbir şey söylemeden döndü ve çıkıp gitti.\n\n—\n\nAdrian kaldırımın karşısında kimsenin dikkatini çekmeyecek bir köşede duruyor, Noah’ın tepkisini gözlemliyordu. Noah’ın kafeden çıktığını gördüğünde merakla Noah’ın yüzüne baktı fakat Noah yüzünü göstermeden hızla arabasına bindi.\n\nAdrian derin bir nefes aldı ve arkasını dönüp bir adım attı. \n\nNoah’ı artık kimse elinden alamazdı.\n\nTam o an telefonu titredi.\n\nProfesör’üm
Bölüm 3
Kaybolan Gölge
Bölüm sonu
2 yorum
Ana karakter fırtınalı denizden değil durgun sudan kork ☺️ sessiz insanlar içlerinde daha fazla acı taşırlar.
1YanıtBu bölüm 3 kere silindi 2 kere yayınlayamadığım için cümleleri yapıştı 1 kere de yazım tarzı yüzünden uyarı verdi artık son kez yazarken kusacaktım umarım beğenirsiniz iyi okumalar🥲

