Annemin beni hırpalar gibi uyandırmasıyla yorganı kafama çektim. Sımsıkı tutuyordum yorganı, açmasın diye.
"Kahvaltı yapacağız, hadi çabuk ol hazırlan. Teyzen beş dakikaya burada olacakmış."
"Anne, hâlâ uykum var ve çok yorgunum."
"Elini yüzünü yıka, hiçbir şeyin kalmaz."
"Seni bekliyorum mutfakta."
Annem mutfağa gidene kadar söylenip durdu. Telefona baktığımda saat 11:00’di. Uzun zamandır bu kadar geç kalkmamıştım. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Buz gibi su yüzüme çarpınca ürpermiştim.
Odama gelip saçımı taradım. Saçlarımı dalgalı yapmak için maşaya elim gitti ama bu uzun ve gür saçların bitmesi neredeyse bayağı zamanımı alırdı. Hafif bir makyaj yaptım. Hava sıcaktı, eve gelene kadar bu makyajın durması bile mucize olurdu benim için. Saçlarımın önündeki perçemleri ayırıp sımsıkı at kuyruğu yapıp düzleştiriciyle üstünden biraz geçtim.
Salaş keten siyah pantolon üstüne ince askılı beyaz atlet ve ince bir hırka aldım. Ben hazırlanırken teyzem gelmiş, gelirken sıcacık simitlerden almıştı. Odama kadar geldi. Kokuyu son kez aldım, rimeli sürüp parfümümü de sıktım, sonra mutfağa fırladım.
"Ooo bu ne güzellik böyle, bebek gibi de kokuyorsun kızım ya." Teyzeme sarıldım, "Günaydın" diyerek.
"Asıl sen nasıl güzelsin teyzecim, bu şıklık nedir? Sönük kaldım yanında adeta."
"Ben hazırlandıktan sonra görün asıl siz." Elime çaydanlığı tutuşturdu annem. Odasına gidip hazırlandı.
"Nasıl geçti ilk gecen yeni evinde, güzel uyudun mu?"
"En son kitap okudum, onu hatırlıyorum teyze. Direkt uyumuşum."
"Kahvaltımızı yapıp çıkalım, bugün çok eğleneceğim, hissediyorum."
"Kaybolmayız umarım."
"Kız, ne kaybolması? Senden annen gibi pimpirikli mi oldun? Hem böyle böyle her yeri öğretirim sana." Gülerek çayından bir yudum aldı.
"Babamı gördün mü? Ortalıkta yok herhalde." Sandalyeyi çekip oturdum.
"Bilmem, ben geldiğimde yoktu."
Annem hazırlanıp geldi.
"Nasıl olmuşum ama?" Meraklı gözlerle baktı annem bize.
"Her zamanki gibi harikasın ablacım." Öpücük atarak anneme baktı.
"İkinizin yanında cidden sönük kaldım ama ben miyim genç, siz mi belli değil. Rengarenksiniz resmen, üstümü değiştirmeme az kaldı."
"Hadi hadi oturalım şu kahvaltımızı yapalım."
"Babam nerede anne?"
"Karakola gitti, pazartesi o da yeni görev yerine bakıp kıyafetlerini alacakmış. Hem de önden gidip bir tanışayım, ne var ne yok."
"Senin okul işi ne oldu abla?"
"Ah, ben de biraz karışık. Müdürle konuştum, evrak işleri tamam ama öğretmenlerle toplantı yapmak için hafta içini beklemem gerekiyor."
Ben olsam yerimde duramazdım, dedi teyzem.
"Yeni bir ortam, yeni insanlar, yeni öğrenciler."
"Sorma sorma, çok heyecanlıyım."
"Sen yine iyisin anne, beş yıldır bu meslektesin, alışkınsın ya. Ben…" Elim çenemde, çatala batırdığım peynire bakarak.
"Alışırsın, merak etme. Hem de nasıl alıştığını bile hatırlamayacaksın, gelip geçiyor."
Kahvaltımızı yapıp mutfağı topladık. Çantalarımızı alıp merdivenden aşağı doğru indik.
Kapının girişinde bir adam elinde poşetlerle dikiliyordu. Bize bakarak gülümsemeye başladı.
"Merhabalar, hoş geldiniz mahallemize. Ben apartmanın kapıcısı Murat. Alparslan abiyle sabah görüştüm, sizinle de konuşmamı istedi. Herhangi bir ihtiyacınız olduğunda beni arayabilirsiniz."
Elinde küçük bir kâğıt üstünde numara vardı. Görünce birden garipsedim ama burada böyleydi herhalde. Reklamın iyisi kötüsü olmaz sonuçta diye içimden geçirdim.
"Teşekkür ederiz Murat Bey, çok naziksiniz."
"Ne demek, eğer ulaşamazsanız bilin ki başka apartmanın işiyle ilgileniyorumdur. Tek bu apartmanın kapıcısı değilim yani."
"Peki… kolay gelsin o zaman size." Kafasıyla selamlayıp çıktı annem kapıdan.
Karşı binanın önünde bir kamyon vardı. Eşya indiriliyordu.
"Ayağımız uğurla gelmiş anne sanırım, baksana biri daha taşınıyor."
"Sanırım."
Meraklı gözlerle bakındım ama sadece eşya taşıyanlar vardı ve bir tane de kadın. Annemle hemen hemen aynı yaştaydı. Eşyalar bir kişi için bayağı fazla geldi gözüme bir anda.
Kafamı kaldırıp binanın yukarısına doğru baktım. Tam da karşı daire boştu ve sanırım oraya taşınıyorlardı.
"Yalnız yaşıyor sanırım, benim gibi." Teyzem kendini göstererek.
"Sanırım yalnız değil ama bak, bilgisayar, birkaç kitap ve spor çantaları. Genç bir oğlan olduğu belli." Dedim merakla.
"Galiba ama şu an ortalıkta yok. Neyse biz yolumuza bakalım. Evet ilk plan nedir, nereye gidelim?" Annem kendisini ortaya alıp ikimizin koluna girdi.
Teyzem arabayı gösterdi. "Atlayın bakalım kızlar."
"Şimdiden korkmaya başladım."
"Aşk olsun Eylül, annenden beklerdim bu lafı ama senden asla."
Arabaya binip son ses müzik dinleyip tur attık. Önce teyzem etraftaki marketleri, mağazaları gösterdi.
"Şu tarafta bir kafe de var," dedi teyzem arabayı yavaşlatırken. "Burası akşamları gençlerin buluşma noktası, belki sen de arkadaşlarınla gelir, bir bakarsın."
"Gerçekten mi?"
"Burası eve yakın mı acaba, yürüyerek gidilebilir mi?"
"Yürüme mesafesinde, merak etme."
Teyzem bir köşeyi işaret ederek gülümsedi.
"Ve bak, burası küçük bir park. Yürüyüş yapabilir, bisiklet sürebilirsin. Mahalle gayet canlı ve güvenli."
Arabayı park edip biraz daha etrafı gözlemledik, yeni mahallemizin sıcaklığını hissetmeye başladık.
"Anne, teyze, deniz kenarına nasıl gidebilirim, hangi yoldan gitmek lazım?"
Teyzem gülümseyerek işaret etti.
"Evden çıkınca sağa dön, sonra birkaç sokak ilerle, ufak bir sahil yolu var. Yürüyerek beş dakikada oradasın."
"O kadar yakın mı?" dedim heyecanla.
"Evet," dedi teyzem. Hem yol üzerinde küçük kafeler ve dondurmacılar da var, istersen yürüyüş sırasında onlara da uğrayabilirsin.
"Vay, süper."
"Hemen denemek isterim, akşamüstü gidip biraz manzara izleyebiliriz belki."
Etrafa biraz daha bakındıktan sonra birkaç mağazaya girdik. Bir sürü elbise denedim: mavi, beyaz, sarı.
Bu iki tatlı kadının yanında olmak çok iyi hissettiriyordu bana.
Onlar da birkaç elbise denediler. Bir sürü fotoğraf çekildik.
"Babam o mavi elbiseyi görünce ne diyecek merak ediyorum."
"Çok güzel olmuş, güle güle kullan kızım der, ne diyecek annecim."
"Evet ablacım, kesinlikle öyle der." Kıs kıs gülmeye devam ettiler.
"Kahve mi içsek?"
"Fal bakarsan olur teyze." Öne doğru eğildim biraz.
"İnanıyor bir de böyle şeylere, bak görüyorsun dimi Pınar." Sinirlenmiş gibi bakarak.
"Ne anne ya, inanmak değil. Birazcık iyi hissediyorum sadece o kadar." Kedi gibi pısmış şekilde geri çekildim.
"Bakarız abla, abartma. Sen sanki baktırmıyorsun. Geçen gün bana attığın fal fotoğrafı duruyor." Sinsice güler gibi.
"Anneee!" diye şaşkın bir gülümsemeyle baktım ona.
"Aman ne var be, bir iki kere attık bakalım ne saçmalayacak diye, abartmayın."
"Kesin öyledir."
"Deniz kenarında bir kafeye gitsek olur mu teyze?"
"Evet, hem biraz hava alırız hem de manzaranın tadını çıkarırız. Akşamüstü saatleri en güzel zaman, içimiz açılır biraz." Diyerek kafeye doğru sürdü teyzem.
Kafeye geldik. Çok kalabalıktı, çoğunluğu gençti. Kimisi sevgilisiyle oturuyor, kimisi laptopta bir şeyle ilgileniyor, bir grup genç kahkahalar eşliğinde sohbet ediyordu. Ortam sesliydi ama kafede çalan şarkı bütün sesleri bastırıyordu, kimse kimseyi duymuyor, herkes kendi hâlindeydi. Belki ben de böyle arkadaşlarımla gelip otururum burada, teyzemin dediği gibi diye içimden geçirdim.
Kahveler içip falları kapattık. Önce annemin falına baktı teyzem. Annem öylesine dinliyor gibi yapsa da en sonda:
"Yeni öğretmenlik yaptığım yerle ilgili olumlu bir gelişme var mı?" diye sorup durdu.
"Bak bu böyle işte gör Eylül, gör..."
"Sıra bende teyze." Fincanı uzattım.
Teyzem falı açtığında gözleri büyür gibi oldu, kaşları çatık bir şekilde bana baktı.
"Ne oldu Pınar, niye kitlendin öyle?"
"Abla yani nasıl diyeyim…"
"Teyze, korkutma beni ya, kötü bir şey mi oldu?"
"Biri var, uzun boylu biri…"
"Nasıl ya?"
Teyzem falı kapatmadan bana baktı, gözleri büyümüş gibi.
"Eylül birine aşık olacaksın. Ama bu aşkın sonu kolay olmayacak. Başlangıçta güzel görünse de seni üzecek, kalbini sarsacak gibi."
"İnanmadığım bir şey için üzüleceğimi sanmıyorum teyze."
"İnancın olsa da olmasa da, kalbin bazen kendi bildiğini yapar. İster istemez seni etkileyebilir."
"Ben kendi bildiğimi yaparım," dedim, gözlerimi kaçırarak.
"Ama aşk… hıh, bana göre sadece hikâyelerde olur."
"Bazı hikâyeler gerçek hayattan esinlenilir, bunu da unutma..."
Gözlerimi kaçırarak etrafa bakındım.
İçimi yersiz bir korku kaplamıştı. Aşık olacaktım ve üstüne üstlük kalbimi sarsacak, beni üzecek… öyle mi? Asla böyle bir şeye hazır değilim. Yani olmamalıyım...
Hedefim, planlarım var. Aşk bunların kenarında köşesinde bile yok...
Biraz daha oyalandıktan sonra yemek yapmak için gerekli birkaç malzeme almaya markete girdik. Teyzemi de davet ettik yemeğe ama çok yorgun olduğunu ve gelemeyeceğini söyledi.
Yüzü bir anda çökmüştü. Nedense falıma baktıktan sonra böyle olmuştu.
Kapının önünde teyzemle vedalaştık. Poşetlerimi aldım, tam kapının önünde dururken bir motor sesi duydum. Bir anda irkildim, korkar gibi…
Kafamı çevirdiğimde gördüm onu. Kalbim nedensizce attı.
Kaskı tam kafasından çıkarırken biri seslendi bana:
"Eylül…"