Elim hâlâ camdaydı.
Ama artık o camın arkasında nefes alan biri yoktu.
O düz çizgi…
Hayatımın ikiye bölündüğü andı.
"Hayır"
Sesim çıkmadı bu sefer. Çığlık atamadım. Ağlayamadım bile. Sanki biri içimdeki bütün sesi söküp almıştı. Sadece baktım. Gözlerim açık, kalbim kapalı.
Doktorlardan biri perdeyi çekti.O an gerçekten bittiğini anladım.
Dizlerimin bağı çözüldü. Yere düştüğümü hatırlıyorum ama çarptığımı hissetmedim. Acı hissetmiyordum. Çünkü acının da bir sınırı varmış. Onu öğrendim.
"Eylül! Eylül" Asya’nın sesi uzaktan geliyordu. Baran’ın hıçkırıkları koridorda yankılanıyordu. Ama ben hiçbirine dönemiyordum.Çünkü ben hâlâ o camın önündeydim. Hâlâ elimi cama koymuş
"Uyan " diyebildim sadece.
Baran yanıma çöktü. "Ben yanındaydım"dedi titreyerek.
"Son ana kadar yanındaydım" Ona baktım. Suçlayamadım bağırmadım. Çünkü kimse suçlu değildi. Hayat bazen sadece acımasızdı.
"Elini tuttum" dedi.
"Seni sayıklıyordu."
O an kalbim yeniden kırıldı.
"Ne dedi" diye fısıldadım.
Baran gözlerini kapattı.
"Eylül gelirse korkmasın onu hep sevdim "demişti.
Nefesim kesildi.
Göğsümde bir şey yandı. Bu sefer gerçekten yandı.
Ama bir anda içimde bir şey değişti.
"Hayır" dedim bu kez daha sert.
"Hayır, bu böyle bitemez."
Camın yanındaki kapıya baktım. Hemşireler hâlâ içerideydi. Doktorlar telaşla konuşuyordu. Ama ben artık hiçbir şeyi umursamıyordum.
Kapıyı ittim.Birinin "giremezsiniz" dediğini duydum ama çok uzaktan geliyordu o ses. Sanki suyun altındaydım da yukarıdan biri bağırıyordu.
Odaya girdim.
Makinenin sesi hâlâ o korkunç düz çizgideydi.
DIIIIIT—
Bütün dünya o sesten ibaretti. Yanına koştum. Dizlerimin üzerine çöktüm. Elini gördüm. Soğumaya başlamıştı ama hâlâ oradaydı. Hâlâ benimdi.
Titreyen parmaklarımla elini tuttum.
Doktorlardan biri yaklaşmaya çalıştı ama ben bırakmadım.
"Asil" dedim. Bu kez daha yakından. Daha gerçek.
"Ben geldim."
Elini iki avucumun arasına aldım. Yüzüme bastırdım.
"Bak geç kalmadım."
"Buradayım. Lütfen, lütfen bir kere gözlerini aç."
Nefesim parçalanıyordu.
"Sadece uyan."
Parmağının altında çok hafif bir kıpırtı hissettim. Başımı kaldırdım.
"Asil"
Makineden gelen ses bir anlığına değişti.
Çok zayıf. Çok düzensiz.
"Aman Tanrım" dedi hemşirelerden biri.
"Ritim geliyor"
Doktor bir anda hareketlendi.
"Devam edin! Adrenalin hazırlayın"
Ben hâlâ elini tutuyordum.
"Asil duyuyorsun beni değil mi"
"Duyuyorsun"
"Gitme"
" Ne olur gitme”
Makine bir kez daha düzensiz öttü.
"Göz kapakları titredi."
"Yemin ederim titredi."
"Bak" diye bağırdım ağlayarak.
"Gördünüz mü? Gözleri oynadı"
Makinenin sesi biraz daha düzenli hale geldi. Zayıf ama vardı. Bir çizgi değildi artık. Doktor dönüp sert ama umutlu bir sesle konuştu.
"Şimdilik geri döndü. Ama kritik, çok kritik." Ben sadece ağlıyordum.Alnına eğildim.
"Duydun beni" dedim fısıltıyla.
"Beni bırakamazsın,bizi bırakamazsın ."
Göz kapakları yine çok hafif kıpırdadı.
Belki bilinçli değildi belki sadece bir refleks. Ama ben inandım ,elini daha sıkı tuttum.
“Ben buradayım dedim.
Makine ritim vermeye devam ediyordu.
"Asil" dedim gözyaşlarım yanaklarımdan akarken.
"Ne olur bir kere bak bana."
Göz kapakları titredi bu sefer daha belirgindi .Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi.
"Doktor" diye bağırdı biri ama ben hiçbirini duymuyordum artık. Dünya sadece onun yüzünden ibaretti. Kirpikleri hafifçe aralandı.
Gözleri tam açılmadı. Sanki çok ağır bir yükün altındaydı ama oradaydı. Yaşıyordu.
"Eylül" dedi.
Ses mi? Yoksa ben mi duydum bilmiyorum. Ama dudakları kımıldadı. O çatlamış dudaklar.
Yüzüne yaklaştım. "Buradayım, buradayım sevgilim."
Nefesi düzensizdi. Konuşmak ona acı veriyordu belli ki. Ama yine de denedi.
"Gitmedim" dedi fısıltıyla.
Hıçkırdım. "Gitmeyeceksin zaten beni bırakmayacaksın"
Gözleri yarı açık hâlde bana baktı. O bakışı, o bakışı hayatım boyunca unutamam.
Elimi zayıfça sıktı çok hafifti ama hissettim.
"Daha " dedi zorlanarak.
"Konuşma" dedim hemen. "Dinlen ben buradayım, yanındayım."
Ama başını çok az salladı.
"Daha yolun başındayız"
Gözlerimden yaşlar boşandı.
"Evet"dedim titreyerek.
"Evet başındayız. Hiçbir yere gitmiyoruz. Daha çok yolumuz var."
Tam o anda kapı bir anda açıldı.
"Açılın! Oğlum!
"Oğlum nerede?"
O sesi tanımıyordum ama bir annenin yüreği olduğunu anlamak için tanımaya gerek yoktu. Ender Hanım. Saçları dağılmış, yüzü bembeyaz, nefes nefese odaya daldı.
"Asil!" diye bağırdı.
"Oğlum"
Hemşireler hemen önüne geçti.
"Lütfen sakin olun" Ama o onları duymuyordu. Sonra gözleri beni gördü. Yatağın başında, elini tutarken. Yüzüm gözyaşından sırılsıklam.
"Ne oldu" diye bağırdı panikle.
"Yaşıyor mu söyleyin bana"
"Yaşıyor mu oğlum"
Doktor sakin ama net bir sesle konuştu.
"Hanımefendi lütfen sakin olun. Kalbi tekrar ritme girdi. Şu an stabil ama çok kritik."
Ender Hanım’ın dizleri titredi. Yatağa doğru bir adım attı ama hemşireler zor tuttu.
"Görebilir miyim" dedi boğuk bir sesle. Doktor başını salladı.
"Kısa süreliğine. Ama lütfen bağırmayın, ağlamayın. En ufak stres kalp ritmini bozabilir"
Ben elini hâlâ bırakmamıştım. Ender Hanım yatağın diğer tarafına geçti. Oğlunun yüzünü gördüğü an elleri ağzına kapandı.
"Oğlum" diye fısıldadı bu kez. Bağırmadı sadece çöktü.
"Ne yaptın sen"
Asil’in gözleri yarı aralıktı. Annesinin sesine doğru çok hafif bir hareket oldu.
"Anne" dedi neredeyse duyulmayacak kadar kısık. Ender Hanım’ın gözlerinden yaşlar süzüldü ama kendini tuttu. Elini saçlarına götürdü.
""Buradayım yavrum ,buradayım"
Makine düzenli ama zayıf atıyordu. Doktor bir süre daha monitöre baktı, sonra bize döndü.
"Şimdi dışarı çıkmamız gerekiyor. Hastayı dinlendireceğiz. "
Elini son kez sıktım.
"Ben buradayım "dedim kulağına eğilip.
"Hiçbir yere gitmiyorum"
Göz kapakları çok hafif kapandı. Bu kez korkmadım .Koridora çıktığımızda dizlerim hâlâ titriyordu. Ender Hanım duvara yaslandı. Baran ve Asya biraz ilerideydi, gözleri kıpkırmızı. Doktor kapıyı kapatıp bize döndü.
"Şimdi sizi açıkça bilgilendireceğim" dedi ciddi bir sesle. Hepimiz sustuk.
"Kazadan ciddi şekilde sıyrıkları var. Vücudunda çok sayıda kesik mevcut. Sağ bacağında iki kemik kırığı var, ameliyat gerekecek. Kaburgalarında ciddi hasar var, birkaç kırık tespit ettik."
Ender Hanım’ın eli ağzına gitti. Doktor devam etti.
"Çarpma sırasında göğüs bölgesine ağır bir darbe almış. Kalbi bu yüzden durdu. Travmaya bağlı kalp ritim bozukluğu oluşmuş. Müdahale etmeseydik geri döndüremezdik."
Nefesim kesildi.
"Peki tekrar durur mu" diye sordum fısıltıyla.
Doktor gözlerimin içine baktı.
"İlk 24 saat çok kritik. Ritmi şu an stabil ama risk devam ediyor. Onu kesinlikle stresten uzak tutmamız gerekiyor. Enfeksiyon riskini de yakından takip edeceğiz."
Ender Hanım titreyen bir sesle sordu.
"İyileşir hemen dimi oğlum, çok yanmaz dimi canı”
“Şu an hayatta. Bu büyük bir mucize. Ama önümüzde zor bir süreç var. Güçlü olması gerekiyor. ”
Gözlerim doldu.
"Güçlüdür" dedim hemen.
"O çok güçlüdür."
Baran başını salladı.
"Pes etmez benim kardeşim." ağlamaktan sesi bile çıkmıyordu .
Doktor hafifçe başını eğdi.
"Şimdi dinlenmesine izin verelim. Sırayla kısa kısa görebileceksiniz"
Kapıya baktım.
O kapının ardında hâlâ nefes alıyordu.
Makine artık düz çizgi değildi.
Doktor konuşmasını bitirdiğinde koridorda ağır bir sessizlik kaldı.
Makinenin içeriden gelen zayıf ritmi hâlâ kulağımdaydı.
Tam o sırada koridorun ucunda bir hareket oldu. Gelenler vardı ve ayak sesleri tanıdık gibiydi. Başımı istemsizce çevirdim ve onları gördüm.
Annem ve babam gelmişti.
"Sizin ne işiniz var burada" sesim titredi ama geri adım atmadım.
Babam cevap vermedi. Birkaç adımda yanıma geldi.
Kolumu tuttu sertçe.
"Hemen eve gidiyoruz" dedi.
"Ne" dedim inanamayarak. "Hayır"
"Şimdi" dedi daha keskin bir tonla. "Burada işin bitti."
"Elini çek" dedim kolumu kurtarmaya çalışarak.
"Asil içeride. Ben hiçbir yere gitmiyorum"
Babam kolumu sıkıca tuttu.
"Eylül şimdi gitmeliyiz"dedi, sesi titriyordu ama sertti.
"Gitmeyeceğim" dedim, tüm gücümle direndim.
"İçeride Asil var. Onu bırakmam"
Babam kolumu sıkıca tuttum
"Ben onu bırakmam" diye bağırdım.
"İçeri girmeme izin verin"
Doktor ve hemşireler hızla odaya yöneldi, babam ve annem koridorun kenarına çekildiler. Ben kapıyı ittim ve odaya daldım. Makineden gelen ses düzensizdi ama hâlâ yaşıyordu.
Asil’in elleri titriyordu ama hâlâ elimdeydi. Dizlerimin üstüne çöktüm, başımı onun ellerine yasladım.
"Buradayım, sevgilim" dedim fısıldayarak.
"Seni bırakmayacağım"
Doktorlar panikle müdahale ederken, hemşirelerden biri bana dönüp
"Onu bırakmayın, ama sakin olun. Her hareket, her bağırış, her ses ritmini bozabilir"
Uzun süre yanından ayrılmadım Baran ,annesini ve Asya'yı eve bırakmaya gitmişti geriye sadece Ender hanım ve bizimkiler kaldı.
Babam sert bir ifadeyle bana bakıyordu annem ise Asile bakıyor ve üzgün bir haldeydi.
Yanıma geldi biraz dışarı çıkalım hava al iyi gelir dedi ama onun elini bırakamazdım. Ender hanım zorladı ben dururum sen gelene kadar merak etme deyince zor da olsa çıktım hastanenin bahçesine.
Dışarı çıktığımda yüzüme vuran soğuk hava tokat gibi gelmişti adeta.
"Kızım gitmemiz gerekiyor artık burada yapacak bir işin yok dedi babam
"Yeter" diye bağırdım farkında bile olmadan
"Bırakın beni gidin bakın gördünüz halini" durdum devam ettim kendimi gösterip "halimizi"
"Seni ilgilendirmiyor onun bu hali"
"Baba her şey gayette açık anlamamazlığa vuruyorsun resmen "
"Neyi"
"Onu sevdiğimi göremeyecek kadar kör olamazsın dememle" yaşlar akmaya başladı
"Delirdi burada delirdim ondan haber alamadım , sonra peşine düştüm nerde diye ve bak neredeyiz şimdi . Hastaneyi daha sonra da ellerime bulaşan Asilin kanını gösterdim.
"Olmaz Eylül sevgi diye peşinde koştuğun iki günlük heves uğruna düştüğün bu hale bak yazık cidden yazık"
"Asıl yazık olan benim hislerimi önemsemeyen bu tavırların"
"Ve son kez söylüyorum buradan gitmiyorum. Asil çıkana kadar buradayım."
Babam bu laftan sonra yüzüme baktı ama ifadesi soğuktu. Pişman olmuş ya da yenilgiye uğramış gibi veya sözünün dinlenmemesinin verdiği bir öfke vardı gözlerinde. Ama umursamadım. Annem sarıldı sonra bana
"Tamam biz gidiyoruz ama dikkat et kendine birşey olursa ara meraklandırma bizi.
"Tamam dedim yüzlerine bakmadan
Babam hiç birşey demedi ve arabaya doğru yürümeye başladı. Ben olduğum yerde dikiliyordum annem ise elimi tuttu.
"Ben konuşurum hallederim sen onu dert etme ."
İçim birden mutlukla doldu evet konuşurdu annem ikna etmek için uğraşırdı ama son söz yine babama kalmıştı . Ve hiç beklemediğim anda değişen o son sözlerdi.
Odaya geri döndüm. Dizlerimin üstüne çöktüm, ellerini tuttum. "Buradayım, sevgilim "dedim fısıldayarak.
"Seni bırakmayacağım"
Gözleri yavaşça açıldı. Titrek, ama oradaydı.
"Uyandın bırakmadın bizi" gözyaşlarım yanağımı ıslatırken.
"Evet" diye sessizce yanıtladı.
Ender Hanım gözyaşlarını tutamadan yaklaştı sarıldı birden ona
"Oğlum" canını acıtmıştı aniden çekildi
" Özür dilerim" dedi.
Asil hafifçe öksürdü, ama sessizce konuştu.
"Önemli değil"
Asil bana hafifçe dokundu, yüzümü okşadı.
"Rüya değil, dimi" dedi.
"Hayır" dedim ağlayarak ama gülümseyerek.
Ender Hanım araya girip doktoru çağırmaya gitti. Ben Asil’in elini öptüm.
"Çok korktum sana kavuşamayacağım diye çok korktum" sesim titreyerek.
"Geçti artık."
"Bak, iyiyim" dedi Asil.
Bir süre öyle sessizce birbirimize baktık. Sonra doktor geldi ve Asil’i normal odaya taşımak için hazırlandılar. Ben hâlâ elini tutuyordum. "Buradayım, hiç gitmeyeceğim" dedim fısıldayarak.
Doktor, hemşireler ve birkaç yardımcı odaya girip Asil’in taşınması için hazırlıklara başladılar. Makine hâlâ ritmik ama zayıftı, her bip sesi kalbimizin birlikte attığını hissettiriyordu.
"Eylül, sen onun elini bırakma. Sakin kal, her şey kontrol altında"dedi hemşire, bana göz kırparak.
"Tamam "dedim, elini sıkıca tutarak. Asil titreyen parmaklarını hafifçe kavradı. Gözleri hâlâ yarı açıktı, ama bakışı beni bütün korkularıma rağmen rahatlatıyordu.
Doktor ve hemşireler Asil’i sedyeye yerleştirmeye başladılar. Ben de dizlerimin üstünde onun yanında kalmaya devam ettim.
Sedyeyi odanın kapısına getirdiler, doktor bana döndü:
"Şimdi onu normal odaya taşıyacağız. Burada dinlenmesi gerekiyor. Sen isteğin olursa kısa süre yanına kalabilirsin"
"Kalacağım" dedim kararlı bir sesle.
Asil hafifçe gözlerini kapattı, yorgundu ama güvenli ellerde olduğunu biliyordu. Ben de onun elini bırakmadım, parmaklarımı avuçlarına sardım.
Kapı kapandığında, artık hastanenin telaşı arkamızda kalmıştı. Odaya yerleştiğimizde sedyenin yanında oturdum, başımı hafifçe Asil’in omzuna yasladım.
"Bitti artık buradayız"
Asil gözlerini açtı ve beni izledi. Zayıf, ama huzurlu bir bakışla.
"Beni bırakamazsın dimi" dedi sessizce.
"Hayır" dedim, gözyaşları yanaklarımdan süzülürken.
"Hiçbir yere gitmiyorum senin yanındayım"
Doktor, odada makineleri kontrol ederken bana döndü.
"Şu an ritmi stabil, ama bir süre yakından izlememiz gerekiyor. Sen onun yanında kalabilirsin, kısa aralarla hemşire kontrole gelir."
Ben de sessizce başımı salladım. Elini hâlâ bırakmamıştım. İçimde bir rahatlama, bir huzur vardı çünkü artık kalbimiz aynı ritimde atıyordu.
Birkaç gün geçti. Asil’in durumu her geçen saat biraz daha stabil hale gelmişti. Monitörler artık normal ritmi gösteriyor, odaya girdiğimde hafif bir tebessümle bana bakıyordu.
"Bugün seni eve gönderiyoruz " dedi doktor, ellerini kontrol ederken.
"Ama birkaç uyarım var."
"Ayağa kalkarken yavaş olmalı, kaburgalarına ve bacaklarına dikkat etmeliyiz. Ağrı kesici ve kontrolleri aksatmamak çok önemli. Stres ve ani hareketlerden uzak duracak."
Asil başını salladı.
"Tamam" dedi sessizce gözleri hâlâ biraz yorgundu ama kararlılıkla parladı.
Hastane odasının kapısından çıkarken, ben hâlâ yanında yürüyordum, elim onun elini bırakmıyordu. Ender Hanım, Baran ve Asya da bizi kapıda bekliyordu.
"İşte evinize gidiyorsunuz" dedi doktor.
"Ama lütfen talimatlara uyun. Herhangi bir acı, nefes darlığı veya ritim bozukluğu olursa hemen gelin."
"Anladık" dedim, Asil’in elini sımsıkı tutarak.
Araba yolculuğu sessiz geçti. Asil yorgundu ama yanında olduğumu bilmek onu rahatlatıyordu. Eve vardığımızda, ilk adımını atarken titrek ama kararlıydı. Kapıyı açtığımızda içeri girdi ve rahatça bir sandalye çekti.
"Evde olmak güzel "dedi, gözlerini kapatarak.
Ben yanına oturdum.
"Bundan sonra hep buradayız"
"Hiçbir yere gitmeyeceğiz"