İçeriğe geç

GÖLGEMDEN GERİYE KALAN

Bölüm 16 · 11 dk okuma

GÖLGEMDEN GERİYE KALAN

Bölüm 16

14

Sabah güneş ışıkları odamın penceresinden süzülüyordu. Yavaşça uyanıp telefonu elime aldım. Hemen teyzeme mesaj attım:

"Merhaba teyze, okuldan sonra yanına geleceğim. Görüşürüz"

Mesajı gönderdikten sonra derin bir nefes aldım ve hazırlanmak için ayağa kalktım. Kahvaltıya için mutfağa girdim, ama masada yine gergin bir sessizlik vardı.

Annem çayı ve yumurtayı tabağa koyarken hafif bir heyecanla söyledi:

"Bugün öğretmenliğe başlıyorum umarım iyi olur."

Babam kısa bir öksürükle ekledi:

"İyi, güzel hayırlı olsun."

Ben sadece sessizce oturdum, gözlerimi ekmek tabağına dikmiştim.

Annem biraz şaşkın bir sesle, hafif kızgın

"Sen bir şey demeyecek misin kızım"

Başımı kaldırdım, soğuk ve net bir şekilde cevap verdim

"Zaten benimle ilgili kararları vermeyi seversiniz benim yerime de cevap verin anne."

Annem bir an durdu, sonra hafifçe başını salladı.

"Peki, anladım"

Kahvaltıyı bitirdikten sonra sessizce yerimden kalktım.

"Ben okula gidiyorum" dedim ve çantamı aldım.

Kapıdan çıkarken derin bir nefes aldım, günün ağırlığını omuzlarımda hissediyordum. İçimde hem öfke hem de çaresizlik vardı, ama yapacak tek şeyim vardı okul ve sonrasında teyzemin yanına gitmek.

Çantamı omzuma attım ve sessizce evden çıktım. Kapıyı arkamdan kapattım, derin bir nefes aldım. Sokağın başında Asya’yı gördüm yanına yürüdüm.

"Hazır mısın" dedim, gülümseyerek bir yandan da gözlerinde merak vardı.

Akşam olanları anlattım. Dinlerken gözlerinin içi gülüyordu. Ben ise anlatırken yine o ana gidip gözlerim doluyordu.

Asya'nın gözleri parladı, hem sevindi hem de biraz şaşkındı

"Vay canına Eylül, gerçekten mi? bu inanılmaz ,mutlu olmalısın."

Ama bakışını uzaklara çevirdi, biraz hüzünlü bir sesle

"Yine de ayrı durmanız çok zor olmalı, değil mi? Sizi bir arada görememek"

Başımı salladım, gözlerim dolu ama gülümsemeye çalıştım

"Evet bir yanım çok mutlu, ama bir yanım hâlâ hüzünlü. Her şey çok karmaşık, Asya"

Asya kolumu sıktı, destek olmaya çalıştı:

“Ben yanındayım, Eylül. Ama bak, Asil seni seviyor. Bunu unutmamalısın. Belki bir gün her şey yoluna girer. "

Okula yaklaştıkça adımlarımız hızlandı. İçimde hem bir umut hem bir tedirginlik vardı. Dün geceki o bakışlar ve mesajlar hâlâ kalbimde çarpıyordu.

"En çok da ne üzdü biliyor musun ."

"Nedir."

"İlk defa attığı o Seni seviyorum mesajını silmek. "Asya içimdeki o hüznü hissedip sırtımı sıvazladı ve omzuna koydu başını ,

"Üzülme devamı gelecek ve daha güzel olacak her şey ben size sen koskoca Asil Varol' u kendine aşık etmişsin bundan sonrası çorap söküğü gibi merak etme sen.

"Umarım dediğin gibi olur."

Gün, beklediğimden de yorucu geçti. Dersler arka arkaya aktı notlar, sunumlar, bitmeyen anlatımlar. Defterimin kenarlarına anlamsız çizgiler karalarken, içimde bir sıkışma vardı. Üniversitenin ilk günleri gerçekten güzeldi ama şimdiden o ağırlık çökmeye başlamıştı. Devamı böyleyse diye düşündüm, zor olacak.

Okul çıkışı kalabalığın arasından güç bela ilerledim. Hava serinlemişti, omuzlarıma günün yorgunluğu çökmüştü. Otobüs durağına yürürken telefonumu çıkardım ve teyzemi aradım.

"Canım teyzem," dedim

"Okuldan çıktım, yanına geliyorum."

"Gel tabii Eylül" dedi her zamanki sakinliğiyle

"Seni bekliyorum."

Evin kapısını açtığında içeri yayılan o tanıdık koku bile içimi rahatlattı. Çay çoktan demlenmişti. Salona geçtik, karşılıklı oturduk.

"Üniversite nasıl gidiyor "diye sordu merakla.

"İlk günler güzel" dedim omuz silkip, ama devamı yorucu olacak gibi."

Gülümsedi, gözlerimin içine bakarak

"Halledersin sen. Bana bak, ben sana güveniyorum"

Bu cümle içimde bir yere dokundu. Uzun uzun konuştuk derslerden, hocalardan, hayattan .Zaman nasıl geçti anlamadım. Sonra bir an duraksadım, içimde kalan bir düşünce dilimin ucuna geldi.

"Teyze" dedim tereddütle, geçen gün baktığın fal aklıma takıldı. Sanki başka bir şey görmüşsün gibi bir hâlin vardı."

Bir an sustu. Çayından bir yudum aldı, sonra gözlerini bana çevirdi.

"Tanıştın mı o çocukla" dedi.

Şaşkınlıktan gözlerim büyüdü.

"Ne hayır" dedim hızlıca. Asil’in adını anmadım.

"Tanışmadım. Ama benim için önemli, merak ettim sadece"

Bana inanmadığını hissettim ama üstünde fazla durmadı.

"Fal dediğin şey sonuçta" dedi geçiştirir gibi. Sonra sesi biraz ciddileşti.

"Karanlık görünüyor Eylül. Karşına çıkan o kişi kimse sonu kötü biten bir şeyler olacak."

Kalbim hızlandı.

"Ne gibi bir karanlık" dedim fısıltıyla. Gözleriyle masayı süzdü, sonra bana baktı.

"Ölüm gibi"

İçime soğuk bir ürperti yayıldı. Bir şey söyleyemedim. Bir süre daha oturduk ama tadım kaçmıştı. Hava karardığında izin isteyip eve döndüm. Yol boyu içime dolan bu sıkıntı kemirdi beni. Teyzemin ağzından çıkan o ölüm lafı kulaklarımda çınlıyor gibiydi.

Eve girer girmez o tanıdık gerginlik yine karşıladı beni. Akşam yemeğinde sessizlik hâkimdi. Bir anlık cesaretle anneme döndüm

"Öğretmenlik nasıl geçiyor, alıştın mı öğrencilerine"

Annemin yüzü yumuşadı.

"Evet hepsi birbirinden harika çocuklar."

Babam bana baktı "Senin okul nasıl"

"İyi, güzel gidiyor" dedim kısa bir cevapla.

Başını salladı. "Eminim öyledir."

O an, Asil’i ima ettiğini anladım. Cevap vermedim. Yemeğin ardından odama çekildim. Kapıyı kapatır kapatmaz telefonum titreşti.

Asil: "Arka mahalleye gelir misin?"

Kalbim sıkıştı. Nasıl çıkacağım şimdi? diye düşündüm. Hızla Asya’yı aradım. Olan biteni anlattım.

"Tamam" dedi hiç düşünmeden "birazdan geliyorum beraber çıkarız. Ben ikna ederim sizinkileri merak etme."

Yarım saat sonra kapı çaldı. Asya kapıdaydı ama babam izin vermedi. Asya biraz diretti, konuştu, güldü . Sonunda babam derin bir nefes aldı.

"Bir saat" dedi sertçe .Sadece bir saat ,sonra evdesiniz"

Asya’yla göz göze geldik, ikimiz de sevinçten neredeyse zıplayacaktık. Hızla hazırlandım, çıktım. Dışarı adım atar atmaz Asil’i aradım.

"Neredesin"

"Arka mahalledeyim, seni bekliyorum"

Yanına gittiğimizde beni görünce bir adım attı, sarılmak ister gibi.

"Seni özledim" dedi.

Ama ben istemsizce geri çekildim.

"Asil dikkat etmeliyiz" dedim.

Kaşları çatıldı.

"Daha nereye kadar böyle gidecek bu durum"

Derin bir nefes aldım.

"Bizimkileri tanımıyorsun sen. Hele babamı hiç tanımıyorsun. "

Asil bir adım daha yaklaştı. Sesi alçaktı ama içi yanıyordu.

"Uzak duramıyorum Eylül senden uzak kalmak beni deli ediyor."

Kalbim göğsüme sığmadı. Gözlerimi kaçırdım.

"Benim için de kolay değil bu durum "dedim titreyen bir sesle.

Bir an durdu, sonra kararlı bir ifadeyle konuştu

"Çıkayım, anlatayım. Babanın karşısına geçeyim. Söyleyeyim her şeyi.

"Kim bilebilirdi sana aşık olacağımı" dedi fısıltıyla.

"Kim bilirdi yıllardır açamadığım o kutuyu senin sayende açacağım."

Gözlerimin içine baktı, sesi daha da derinleşti.

"“Dedenle babaannem, yıllar önce birbirlerine aşık olmuşlar. Ama kavuşamamışlar. Aşklarını içlerine gömüp ölmüşler. Geriye bize bıraktıkları sadece bu anılar kalmış."

"Ölmüşler" kelimesi kulaklarımda yankılandı.

Teyzemin söylediği fal bir anda aklıma düştü. Gözlerim doldu, bakışlarım titredi.

Asil bunu fark etti. Ellerini yüzüme götürdü, avuçlarının arasına aldı. Gözümden süzülen tek bir damla yaşı başparmağıyla sildi. Sonra alnını alnıma yasladı.

"Biz onlar gibi olmayalım" dedi kararlı ama kırılgan bir sesle.

"Biz kavuşalım. Ben sana kavuşmadan ölmek istemiyorum."

O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Dayanamadım, sarıldım ona. Göğsüne yüzümü yasladım.

"Ben de" dedim kısık bir sesle.

Duydu. Kollarını daha sıkı sardı.

Bir süre öyle kaldık. Zaman durmuş gibiydi. Sonra kendimi zorlayarak geri çekildim.

"Gitmem gerekiyor" dedim.

Asil itiraz etti "Biraz daha duralım. Böyle"

Başımı iki yana salladım. "Asil, gitmem gerekiyor," dedim, dudağımı büzerek.

Gözlerime baktı zor da olsa kabul etti. "Tamam "dedi.

Elimi tuttu. Yan yana yürümeye başladık. Sokağın başına geldiğimizde ellerimiz yavaşça ayrıldı. Parmak uçlarımız son ana kadar birbirine tutunmak ister gibiydi.

Bir adım attım. Sonra dayanamadım, arkamı döndüm.

Asil hâlâ oradaydı. Bana bakıyordu.

Bakışları üzerimden asla gitmedi.

Asya’nın yanına geldiğim anda tutamadım kendimi. Hiçbir şey söylemeden sarıldım ona. Kollarımı boynuna doladığım an gözyaşlarım aktı. Sanki bütün gün içimde tuttuğum ne varsa o anda bırakmak zorunda kalmıştım.

"Çok zor Asya" dedim, sesim titriyordu.

"Ayrı durmak çok zor"

Asya beni daha da sıkı sardı. Sırtımı okşadı, başımı omzuna yasladı.

"Biliyorum canım"dedi.

"Anlıyorum seni."

O an anlaşıldığımı hissetmek bile içimi parçaladı. Ağlamaya devam ettim, sessizce. Asya beni bırakmadı.

"Ama düzelecek" dedi yavaşça.

"Merak etme. Her şey yoluna girecek."

Kendime çeki düzen verip sakinleştikten sonra eve çıktım . Kimseye birşey demeden odama geçtim çünkü birşey diyecek halim bile yoktu.

Duş alıp odama geçtim üzerimi değiştirip camın önüne geçtim belki oradadır diye ama ne o vardı nede motor . İçim kıyılır gibi oldu âdeta onun yokluğunu hissetmek çok zordu benim için.

Yatağa uzandım mesaj da atamadım , arama zaten yapamazdım.

Elinin sıcaklığı yüzümde , parmaklarımda duruyordu hala. Kokusu üzerime sinmişti ve bu durum beni mutlu etse de onun kokusundan ayrı kalmak bir o kadar da mahvediyordu beni.

Teyzemin dedikleri bir yandan , bir yan da ailemin bu tavırları ve bir yanda da sevdiğim adamı düşünerek uyuya kaldım.

Sabah hazırlanıp kapının önüne indiğimde motor yoktu hala . Acaba erkenden mi gitti okula diye düşündüm bom boş duran kaldırıma bakıp. Dün en son onu gördüğüm andan beri hiç sesi çıkmıyordu. Mesaj bile atmamıştı .

Asya yüzümdeki ifadeden de anlamış olacak ki belki de uzak durmaya çalışıyor.

"Okula gitmiştir erkenden dikkat çekmemek için" dese de içim hiç rahat etmiyordu.

Okulun yolu gittikçe daha uzuyor geldi gözüme . Asla varılmayacak bir durağa gidiyor gibiydim adeta.

"Hiç iyi hissetmiyorum kendimi "dedim Asya'ya bakıp .

Okula vardığımızda ilk iş etrafa bakındım. Gözlerim kalabalığın içinde Asil’i aradı, sonra Baran’ı yoklardı. Normalde mutlaka bir yerlerde olurlardı. İçimdeki huzursuzluk büyüdü.

Telefonumu çıkardım, Asil’i aradım.

Telefon çaldı çaldı sonra kapandı. Kapalı.

Asya ,Baranı aradı onun da telefonu kapalıydı

Kalbim daha hızlı atmaya başladı. Bir şeyler yanlıştı. Derslere girdik ama ben ne defter açabildim ne de hocanın sesini duyabildim. İki ders boyunca gözüm sürekli kapıdaydı. Her açılışta “geldiler” diye irkildim ama hayır kimse gelmedi.

İkinci dersin sonunda Asya’ya döndüm.

"Ben duramıyorum" dedim.

"Bir şey olmuş gibi hissediyorum."

Asya da en az benim kadar gergindi. Çıkmaya karar verdik. Koridora çıktığımızda kafamda bin tane düşünce vardı. Ne yapacağız? Nasıl ulaşacağız? Hiçbir fikrim yoktu.

Asya birden durdu.

"“Baran’ın bir kardeşi vardı" dedi.

"Onu arayayım, belki bir haber alırız."

Telefonu çevirdi. Bekledik. Sonra o ses duyuldu

"Aradığınız numara şu anda kullanılamamaktadır."

O an içimde bir şey koptu.

Ellerim titredi. Telefonu zor tuttum. Mideme sanki ağır bir taş oturdu. Gözlerim doldu, nefesim daraldı.

"Bu normal değil Asya" dedim sesim

"Hiç normal değil"

Ne Asil’e ulaşabiliyordum, ne Baran’a, ne de onlardan birine dair en ufak bir iz vardı. Ve içimdeki o his giderek daha da büyüyordu.

"Elimizde ulaşabileceğimiz hiçbir şey yok" dedim.

Bu cümleyi kurarken bile boğazım düğümlendi. Telefonlar kapalıydı, okulda yoklardı, sorabileceğimiz kimse yoktu. Sanki bir anda buhar olup uçmuşlardı.

Asya bir an durdu, sonra gözleri büyüdü.

"Baranlar evet evet" dedi aceleyle.

"Baranların evine gidelim."

Bana baktı, sesi bu kez daha ciddiydi.

"İkisinin aynı anda ortadan kaybolması çok garip Eylül. Eğer evde de yoklarsa."

Bir an sustu, yutkundu.

"Devamını getirmek bile istemiyorum."

O an içime buz gibi bir korku indi. Kalbim deli gibi atmaya başladı. Teyzemin söyledikleri, Asil’in sözleri, "ölüm" kelimesi. Hepsi üst üste bindi. Ellerim soğudu, başım dönmeye başladı.

"Ya bir şey olduysa"dedim fısıltıyla.

Sesim bana bile yabancı geliyordu.

Asya birkaç kez buraya gelmişti. Baran’ın annesini de tanırdı birbirlerini gerçekten severlerdi. Baran’la ayrı oldukları dönemde Necla teyze çok üzülmüştü ama yeniden bir arada olduklarını duyduğunda çocuk gibi sevinmişti. O yüzden içimde hâlâ küçük bir umut vardı. Belki buradadırlar diye.

Evin önüne geldiğimizde kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Zile bastım. Kapıyı genç bir çalışan açtı.

"Buyurun, kime bakmıştınız"

Asya öne çıktı, sesi titriyordu ama güçlü durmaya çalışıyordu.

"Baran evde mi"

"Hayır" dedi

O an mideme bir yumruk yemiş gibi oldum.

Tam o sırada içeriden bir ses geldi

"Kim gelmiş"

Necla teyze sesleri duymuştu. Asya’yı görünce yüzü aydınlandı.

"Asyacım hoş geldin"dedi.

"Buyur, geç içeri."

Asya hemen konuştu, hiç dolandırmadan

"Kusura bakmayın rahatsız ettik. Baran’a ulaşamadım, Asil’e de . İkisi de okula gelmedi. Bilginiz var mı acaba"

Necla teyzenin yüzü o an yüzü düştü. O gülümseme bir anda kayboldu.

"Hastanedeler "dedi. sanki dünya durdu.

"Ne" dedik Asya’yla aynı anda.

"Hastane mi"

Necla teyze gözlerini kaçırdı, sesi titredi.

"Dün gece Asil kaza geçirdi. Hastanedeler şu an."

O an bacaklarım beni taşıyamadı. Olduğum yere çöktüm. Gerçekten çöktüm. Yığılmış gibi. Nefes alamadım. Kulaklarım uğulduyordu. Kaza, hastane, Asil,

Asya hemen kolumdan tuttu, beni kaldırmaya çalıştı. Necla teyze de geldi, omzumdan tuttu.

"Eylül "diyordu Asya ama ben duymuyordum.

"Gitmem lazım" diye bağırdım ağlayarak.

"Ona gitmem lazım! Asil’e gitmem lazım"

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Göğsüm yanıyordu. Gözlerim kararıyordu. Necla teyze hiç tereddüt etmedi.

"Arabaya binin" dedi.

"Sizi ben götüreceğim."

Yol boyunca hiçbir şey göremedim. Camdan dışarı bakıyordum ama hiçbir şey seçemiyordum. Ellerim buz gibiydi, kalbim deli gibi atıyordu. Aklımda tek bir şey vardı Ya geç kaldıysam?

Hastanenin önüne geldiğimizde içimde bir şey koptu. Arabadan inerken dizlerim titredi. Asya beni tutmasa yere düşecektim. Koşmak istedim ama nefesim yetmedi. Boğazım düğümlenmişti, sanki biri beni boğuyordu.

"Ne olur ne olur iyi olsun "

İçimden başka hiçbir cümle geçmiyordu.

Teyzemin söylediği o kelime yankılandı kafamda .

"Ölüm."

Hayır, hayır olamazdı. Daha çok erken birbirimizi bulmuşken daha çok erken. Bırakamazsın Asil beni bırakamazsın .

Hastanenin içine girdiğimizde her şey çok hızlı ama aynı anda çok yavaştı. Işıklar fazla parlaktı, hava soğuktu. Ayaklarım yere basmıyormuş gibiydi. Necla teyze sekretere doğru koştu.

"Asil Varol" dedi nefes nefese.

"Nerede, lütfen söyleyin."

Sekreter ekrana baktı, sonra başını kaldırdı.

"Yoğun bakımda şu an"

O an içimdeki son parça da koptu. Dizlerim titredi, ağlamam kontrolden çıktı. Sesimi tutamadım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Asya beni tutmaya çalışıyordu ama ben sadece başımı iki yana sallıyordum.

"Hayır hayır" diyordum, başka bir şey çıkmıyordu ağzımdan.

Yoğun bakımın önüne geldiğimizde Baran’ı gördüm. Koridorun kenarında çökmüş gibiydi. Gözleri şişmişti, yüzü kıpkırmızıydı. Onu görür görmez üstüne atıldım, yakasına yapıştım.

"Nerede Asil" diye bağırdım.

"Nerede o"

Baran da o an kendini bıraktı, ağlamaya başladı.

"Gel" dedi kısık bir sesle.

"Benimle gel."

Kolumdan tuttu. Koridorun solundaki odaya doğru yürüdük. Her adımda kalbim daha hızlı attı. Odanın camına geldiğimizde gördüğüm şey nefesimi kesti.

Asil…

Yüzü kan içindeydi. Alnında ve yanağında yaralar vardı, dudakları çatlamıştı. Her yeri çizik içindeydi. Bacağı alçıya alınmıştı, gövdesi sargılarla doluydu. Gözleri kapalıydı. Göğsü makinelerin ritmiyle zorla inip kalkıyordu. Kablolar, hortumlar.Her tarafı ona bağlıydı.

Sessizce cama yaklaştım. Elimi cama koydum.

"Sevgilim "dedim fısıltıyla.

"Ben geldim uyan kalk hadi. Gidelim buradan"

Sesim çıkmıyordu neredeyse.

"Uyan" dedim.

"Ne olur uyan"

Bir anda içimdeki her şey patladı.

"ASİL UYAN!" diye çığlık attım.

Ağlamaya başladım. Kontrolsüz, boğulur gibi. Asya ağlıyordu, Baran ağlıyordu, Necla teyze olduğu yerde çökmüş ağlıyordu. O an bir ses duyuldu.

DITT-DITT-DITT

Makine ötmeye başladı.

"Bir şey oluyor" diye bağırdım.

"Bir şey oluyor Asile bir şey oluyor "

" Kurtarın onu"

" Lütfen"

" Kurtarın onu"

Sesim hastanenin koridorlarında yankılandı. Hemşireler koşmaya başladı, doktorlar içeri girdi. Ama o ses..

O ses durmadı.

Monitörde çizgi dümdüz oldu.

Kalbi durdu.

Ben orada, camın önünde, elim hâlâ cama yapışıkken yıkıldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.