Uyandığım şey bir rüya değildi. Motorun o iğrenç, kafamın içine çakılan sesiyle fırladım uykudan. Yatağın kenarına kadar kaymışım, başım aşağı sarkmış ,zaten hiçbir şey düzgün gitmiyor ki ben düzgün yatayım.
Bir anda doğruldum.. Yatak altımdan çekildi sanki. Bir saniye bile tutmadı beni. Pat diye yere düştüm. Canım acıdı asıl sinirlendiğim şey buydu işte. Daha gözümü açar açmaz yere kapaklanmam.
Dizlerimin üstünde kaldım, dişlerimi sıktım. O motor hâlâ bağırıyordu dışarıda, sanki bilerek yapıyordu. Sanki beni uyandırmak yetmemiş gibi sinirlerimi de parçalaması gerekiyordu.
“Sabah sabah bu ne terbiyesizlik “ bağırıp durdum uyku sersemliğiyle saat sekizde uyanmayı beklerken 7 de uyandım.
Ayağa kalktım, başım zonkluyordu. Kalbim sinirden hızlı hızlı atıyordu. Daha günün ilk dakikasıydı ve ben şimdiden her şeye kızgındım. En çok da bu kadar çabuk dağıldığım için kendime.
Hemen kendimi toparlayıp cama baktım ve motorun gidişini gördüm sadece.
Oydu.
Pencerelerin kapalı olması motor sesinin içeri girmesine engel olmamış, beynimin içine kadar işlemişti resmen.
Ayılmaya çalıştıkça boynum daha da yana yatıyordu.
Bir bardak su içtim ,telefonu şarj takıp evden çıkana kadar durması için.
“Salak bu çocuk , gerçekten salak. Bu nasıl bir terbiyesizlik ya. Ne demek oluyor bu hareket mahalledeki herkese "ben gidiyorum" demenin bir diğer halim mi onun için. Biraz saygı ya .
Yok böyle olmayacak , bu böyle devam edemez , etmemeli.
Her sabah ben bunun sesini mi çekicem ya . Dur sen dur elbet denk gelicez seninle o zaman yüzüne bakıp söyleyeceğim bunları.
Bunları söyleyerek odamdan volta atar gibi yürüyordum.
Annem uyandığımı anlamış olacak ki odama gelmişti. Kapının köşesine doğru yaslanmış beni dinliyordu.
"Sabah sabah bu gerginlik ne kime söyleniyorsun."
"Hiç.."
Sorusu karşısında bir anda duraksadım Neden sinirlendiğimi anlatsam vereceği cevabı tahmin ediyordum “yersiz sinirleniyorsun ve ya sanane milletten der geçiştirirdi .Hiç deyip geçirmekten başka bir şey gelmedi aklımdan.
"Hiç mi"
"Evet anne hiç sabah sabah sende sorguya çeker gibi neyse sen neden geldin."
"Evi turlayasım geldi ya öyle son durak da senin odanmış. Kızım ne için gelebilirim uyandırmaya geldim tatbikîde. Hazırlan hadi baban seni bekliyor , kahvaltı yapıp çıkacaksınız. Hatırlatırım ilk günün okulda bugün"
Derin bir nefes aldım, aynaya bakarak.
"Ne olursa olsun, gün kötü başlamış olabilir ama devamı güzel olucak"diye gülümseyerek sakinleştim.
"Bekliyorum çabuk ol"
Annem mutfağa doğru gitti. Yüzümü yıkayıp, dişlerimi fırçaladım. Odama geçip yeni aldığımız mavi diz üstü elbisemi ve yeni beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Hafif bir makyaj yaptım saçımı da su dalgası gibi şekillendirip çantamı elime aldım .
" Bayramlık çocuk gibi değilim dimi ya.
"ok yok değilim gayet de iyisin Eylül Kaya"
"Bugün yeni bir başlangıç." diye kendimi motive edercesine aynada kendime baktım ama saç diplerimden parmak uçlarıma kadar titrememe çok az kalmıştı derin bir nefes alıp mutfağa geçtim.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra aşağı indik karşı kaldırımda motor yoktu. Ama oraya bakmam bile sabahı hatırlatıp beni sinir etmeye yetti.
Çok fazla odaklanmış olmalıyım ki bu babamın dikkatini çekmiş olmalı
"Ayılamadın mı hala kızım hadi geç kalıacağız arabaya bin." babam bunu derken arabayı çalıştırıyordu . İkazıyla bir anda "hıh" diyip arabaya bindim.
Yolda babamla biraz sohbet ettik. Yüzümden anlamış olacak ki endişemi ilk okul gününü ve yaşadıklarını anlattı. Biraz gülmek iyi geldi yavaş yavaş cesaretimi toplamıştım..
Üniversitenin önüne geldiğimizde arabadan indim. Okula doğru yürümeye başlarken bir anda arkama döndüm .
Babam benim içeri girmemi bekliyordu sanırım el salladım ve gülümsedim. Gülümseyip el sallamıştı. Gerçekten bu hayatta en çok babamdan ve annemden güç alıyordum ve bu açık bariz belliydi.
Kafamı kaldırıp yukarı baktım. Hayallerim tam karşımdaydı. O an içimi tarif edemediğim bir mutluluk kapladı; sanki aylardır içimde biriken bütün ağırlık bir anda hafiflemişti.
Marmara Üniversitesi Mimarlık Fakültesi. Adını defalarca hayal ettiğim, fotoğraflarına bakıp "bir gün"dediğim yer artık sadece bir hayal değildi. İçindeydim.
Binanın önünde birkaç saniye durup etrafı izledim. Benim gibi heyecanlı yüzler, ellerinde dosyalar, omuzlarında çantalar.
Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor ama kimsenin yüzünde aceleden çok umut vardı.
"Gerçekten başladı" dedim içimden. "Bunca emek, bunca bekleyiş buraya kadarmış."
Adımlarım beni sınıfa doğru götürürken kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Kapının önünde durdum, derin bir nefes aldım. İlk gün, ilk sınıf, ilk adım.
Kapıyı açtığım anda içimdeki o tanıdık heyecan yeniden yükseldi ama bu kez korkutmuyordu.
Sıraya otururken yüzümde fark etmeden küçük bir gülümseme vardı.
Çaprazda birkaç erkek vardı, alt tarafta iki kız oturmuştu. Orta kısımda ise karışık bir grup kendi arasında gülüşüp sohbet ediyordu. İlk günden bu kadar samimi olmaları gözüme takıldı.
Ben daha etrafı süzerken onlar nasıl bu kadar rahat olabilmişti?
"Yoksa daha önceden mi tanışıyorlardı” diye geçirdim içimden. Belki aynı liseden, belki hazırlıktan. Ya da sadece benim alışmam zaman alıyordu. İlk gün olmanın verdiği o tuhaf yabancılık hissi, içimde hafif bir çekingenlikle karışıyordu.
Kapı bir anda açıldı ve sınıftaki uğultu yavaş yavaş kesildi. Hoca içeri girdiğinde herkes istemsizce toparlandı, gülüşmeler yerini sessizliğe bıraktı. Sandalyelerin hafif gıcırtısı duyuldu, çantalar kapandı.
Hoca sınıfı süzdü, kısa bir gülümsemeyle başını salladı.
"Hoş geldiniz,"dedi. "Mimarlık Fakültesi’ne."
O iki kelime sınıfın içinde yankılandı sanki. İçimde bir şey kıpırdadı. Defterimi önüme çekerken elim hafifçe titredi. İlk ders, ilk hoca, ilk cümleler. Her şey fazlasıyla gerçekti artık.
"Bugün çizimden çok" diye devam etti hoca, "biraz birbirimizi ve bu bölümü tanıyacağız."
Derin bir nefes aldım.
Omuzlarım gevşedi.
Tamam, dedim kendi kendime, başladı.
Hoca masasını bıraktı, sınıfın ortasına doğru birkaç adım attı.
"Önce şunu söyleyeyim," dedi, "burada sadece bina çizmeyi öğrenmeyeceksiniz. Bakmayı, görmeyi, sabretmeyi öğreneceksiniz."
Sınıf sessizdi. Herkes dikkat kesilmişti. Ben defterimin kenarına fark etmeden küçük çizgiler karalamaya başlamıştım. Kalem elimde daha bir anlamlı duruyordu artık.
"Zorlanacaksınız,"diye devam etti.
"Uykusuz kalacaksınız, yetişmeyen projeler olacak. Ama bir gün dönüp baktığınızda ‘iyi ki’ diyeceksiniz."
İçimde hafif bir gülümseme belirdi. Korku vardı, evet, ama ondan daha baskın bir şey heyecan. Yanımdaki sırada oturan kız başını salladı, sanki söylediklerini onaylar gibiydi.
İsmim okunduğunda kısa bir an duraksadım.
"Buradayım," dedim sesim düşündüğümden daha net çıktı.
Hoca başını kaldırıp bana baktı, küçük bir gülümsemeyle not aldı. O küçücük an bile içimde garip bir gurur bıraktı.
Yoklama bittikten sonra hoca çantasından birkaç kâğıt çıkardı.
"Bu dönem boyunca sizi biraz zorlayacak ama en çok da geliştirecek bir sürece giriyorsunuz," dedi.
"Kendinize ait bir defteriniz olacak. Sadece ders için değil; gördüğünüz, düşündüğünüz, aklınıza takılan her şey için."
Defterime baktım. Daha ilk sayfası tertemizdi. Boştu ama aynı zamanda sonsuz ihtimalle doluydu. Belki de en çok bu boşluk heyecan vericiydi.
Sınıf yavaş yavaş rahatlamaya başlamıştı. Az önceki gerginlik yerini fısıltılara, ufak gülümsemelere bıraktı. Çaprazdaki gruptan biri geriye doğru dönüp sınıfa göz gezdirdi; göz göze gelmemek için hemen defterime baktım.
Hoca son cümlelerini kurarken saatime göz attım. Zaman beklediğimden hızlı geçiyordu. İlk ders, ilk izlenimler, ilk hisler. Hepsi iç içe geçmişti.
Daha yolun başındayım, diye düşündüm. Ama bu yolun bana ait olduğunu hissediyorum.
Hoca listeden isim okumaya başladı. İsimler sınıfta yankılanıyor, her "buradayım" sesiyle bu yeni hayat biraz daha gerçek oluyordu. Sıra bana yaklaştıkça kalbim hızlandı.
İlk gün, dedim içimden, ve ben tam olmam gereken yerdeyim.
Sonra bir ses..
Kapı tıklama sesi.