İçeriğe geç

Gölgelerin Koruması

Bölüm 34 · 3 dk okuma

Gölgelerin Koruması

Bölüm 34

Bölüm 34: Boş Yuva ve Kırılan Pusu

Salondaki büyü, Mina’nın sehpanın ucunda duran küçük metal anahtara uzanmasıyla bozuldu. Anahtarı avucunun içine alıp parmaklarını sıkıca kapattı; gözlerinde hem hafif bir ürkeklik hem de çocuksu bir merak parıldıyordu.

"Şey..." dedi Mina, yeşil kazağının kollarını hafifçe çekiştirerek. "Yeni evi... Görebilir miyiz? Okula gerçekten o kadar yakın mı merak ediyorum."

Boran ceketini koltuğun kenarından tek bir hamlede aldı. Yüzündeki o sert çizgiler tamamen çözülmemişti ama sesindeki korumacı ton tartışmaya yer bırakmıyordu: "Gidip bakalım. Eşyaların yerini beğenmezsen hepsini baştan dizdiririz."

Koral kapıyı açıp arabayı çalıştırmak için fırladı bile. Pamir montunun fermuarını çekerken esprili bir tavırla araya girdi: "Benim zevkime güven Mina, salonun rengini ben seçtim sayılır." Saran ise çakmağını cebine atıp sessizce grubun arkasına geçti; kapıdan çıkmadan önce bahçeyi ve orman sınırını son bir kez keskin bakışlarıyla süzdü.

Beş genç cipe binip dağın sisli yollarından aşağı, şehrin kalbine doğru süzülürken geride sadece bacasından cılız bir duman tüten ahşap ev ve bahçede nöbet tutan iki özel güvenlik görevlisi kaldı.

Şehir merkezine vardıklarında Boran’ın bahsettiği apartman, Saint Jude’un ana caddesine bağlanan sakin ve korunaklı bir sokakta yükseliyordu. Daireye girdikleri an Mina’nın gözleri kamaştı. Geniş camlardan içeri dolan gün ışığı, krem rengi koltuklar, köşede Mina’nın ders çalışabilmesi için özenle yerleştirilmiş ceviz çalışma masası ve pencerenin önündeki küçük kitaplık...

Mina salonda yavaşça döndü, parmaklarını masanın cilalı yüzeyinde gezdirdi. "Burası... Burası çok fazla," diye fısıldadı.

"Burası senin," dedi Boran, kapı eşiğinde kollarını göğsünde kavuşturup durarak. Gözlerini kızın parıldayan yüzünden ayırmıyordu.

Tam o saatlerde, dağın doruklarında rüzgâr dalları kamçılarken çam ağaçlarının arasından üç gölge süzüldü.

Demir, kapüşonunu gözlerine kadar indirmiş, elindeki beyzbol sopasını sımsıkı kavramıştı. Yanındaki iki çocukla birlikte eğilerek çalılıkların arasından ilerlediler. Demir’in gözlerinde Kutay’a duyduğu öfke ve Boran’a karşı beslediği zehirli hırs alev alev yanıyordu.

"Arka patika temiz demiştin," diye homurdandı arkadaki çocuklardan biri nefes nefese.

"Kapa çeneni, az kaldı," dedi Demir dişlerinin arasından. "O züppe Karadağ’ı diz çöktürmenin tek yolu o kızı oradan çekip almak."

Verandanın arkasındaki kör noktaya ulaştıklarında Demir nefesini tuttu. Parmak uçlarında yükselip salonun ahşap çerçeveli camından içeri baktı. Şöminede hafif bir köz vardı ama içeride tek bir nefes bile duyulmuyordu. Koltuklar boştu; sehpanın üzerinde sadece boş bir fincan duruyordu.

"Lan..." dedi Demir, kaşlarını çatarak. "Neredeler?!"

Tam o sırada evin ön tarafından gelen iki takım elbiseli korumanın ayak sesleri çakıl taşlarını çatlattı.

"Korumalar!" diye fısıldadı arkadaki çocuk panikle geri çekilerek. "Abi ev boş, nöbetçiler geliyor!"

Demir camı yumruklamak istedi ama korumalardan birinin ceketinin altındaki kabarıklığı fark ettiği anda kanı dondu. "Geri çekilin!" diye tısladı.

Üçü birden çamurlu patikaya doğru atıldı. Dallar yüzlerini keserken nefes nefese çalıların arasına daldılar. Korumalardan biri arkadan gelen çıtırtıyı duyup anında silahına el attı, "Kim var orada?!" diye kükreyerek evin arkasına koştu ama sadece kırılmış kuru dallar ve ormana doğru uzanan taze ayak izlerini bulabildi.

Saniyeler içinde koruma cebinden telsizi ve telefonunu çıkardı, doğrudan Boran’ı aradı.

Şehirdeki dairede Mina, mutfaktaki kahve fincanlarını incelerken Boran’ın telefonu sehpada acı acı titredi.

Boran ekranı kaydırdı. "Söyle."

"Boran Bey," dedi korumanın nefes nefese sesi. "Az önce evin arka bahçesine sızmaya çalıştılar. Üç kişiydiler, arkalarından ateş açamadık, ormana kaçtılar. Hedefleri doğrudan evdi."

Boran’ın yüzündeki o dingin ifade bir anda buz kesti. Çenesindeki kemikler öyle bir kilitlendi ki odadaki Pamir ve Saran havadaki elektriklenmeyi anında hissetti.

"Kimlerdi?" dedi Boran, sesi bir cellat fısıltısı kadar derinden çıktı.

"Yüzlerini gizlemişlerdi ama kaçarken çalıya takılan kukuletalı cekette Sancak arması vardı efendim."

Boran telefonu indirdi. Gözleri kandan farksız bir karanlığa bürünmüştü. Arkasını döndü; Koral, Pamir ve Saran çoktan pürüzsüz bir refleksle etrafında toplanmıştı.

Mina mutfak kapısından elinde bir bardak suyla çıktı, Boran’ın yüzündeki o ölümcül ifadeyi görünce adımları donakaldı.

"Boran?" dedi Mina titrek bir sesle. "Ne oldu?"

Boran kıza bakmadı bile. Bakışlarını doğrudan Saran’a ve Koral’a kilitledi.

"Kutay’ın itleri dağ evini basmış," dedi Boran, her bir kelimesi mermi gibi odaya dağıldı. "Kızı almaya gelmişler."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.