İçeriğe geç

Gölgelerin Koruması

Bölüm 24 · 2 dk okuma

Gölgelerin Koruması

Bölüm 24

Bölüm 24: Soğuk Toprak ve Gölgelerin Savaşı

Yerdeki mühürlü kâğıtlara uzanan titrek el, Mina’nın tüm çocukluğunu karartan o kaba parmakların ta kendisiydi.

Mina verandanın tahta trabzanına tutunmuş, tırnaklarını boyası dökülmüş ahşaba geçirmişti. Göğsünü sımsıkı sarmalayan hırkanın altından kalbinin atışları dışarıdan bile görülecek kadar düzensizdi. Ne kadar dik durmaya, gözlerindeki yaşı geri itmeye çalışsa da bacaklarındaki kontrolü yavaş yavaş kaybediyordu. Yıllarca o sarhoş gölgenin altında ezilmiş bedeninin hafızası, aklının çizdiği sınırlardan çok daha güçlüydü; çenesi zangır zangır titremeye, dizleri birbirine çarpmaya başladı.

Kendi canavarını ilk kez bu kadar aciz, bu kadar küçük görüyordu ama zihnindeki o karanlık antrenin kokusu tek bir bakışla genzine dolmuştu.

Çakıl taşlarının üzerinde duran Kutay, adamın kalemi kavramasını izlerken göz ucuyla verandaya baktı.

Kızın bir yaprak gibi titrediğini, nefesinin boğazında düğümlendiğini ilk o fark etti. Tek bir saniye bile tereddüt etmedi; parmaklarındaki muştayı cebine tıkıp basamakları ikişer ikişer tırmandı.

Mina’nın tam yanında durdu. Ağır, korumacı ve sakin bir hareketle kolunu kızın titreyen omzuna doladı. Onu kendine doğru hafifçe çekip ağırlığını taşımasına destek oldu.

"Bakma," dedi Kutay fısıltıyla, sesi sadece Mina’nın duyabileceği kadar alçak ama bir dağ kadar sarsılmazdı. "Yere bakıyor artık. Bitti."

Kutay’ın o kalın, koyu renk deri ceketli kolu Mina’nın omzuna sarıldığı anda, bahçedeki tüm hava saniyesinde değişti.

Boran doğruldu. Çamurlu dosyaların üzerinden gözlerini ayırıp verandaya kilitlendiğinde, çenesindeki kaslar öyle bir kasıldı ki şakaklarındaki damarlar dışarı fırladı. Gözleri Kutay’ın kıza sarılan eline dikildi; bakışlarında saf, bastırılması imkansız karanlık bir kıvılcım çaktı.

Koral’ın yumrukları istemsizce iki yanında taş kesildi. Boynunu sertçe yana kırıp dişlerini birbirine sürttü. "O herif ne hakla..." diye homurdandı dişlerinin arasından.

Pamir verandaya doğru yarım adım attı, dudaklarındaki o alaycı çizgi tamamen yok olmuş, yerini gergin ve hazımsız bir ifadeye bırakmıştı. Bakışları Kutay’ın omzundaki elden bir saniye bile ayrılmıyordu.

Saran ise elindeki gümüş çakmağın kapağını havada kilitledi; şlak diye çıkan tok ses bahçede yankılandı. Gözlerini kısarak verandadaki o tabloya baktı. İçlerinde yükselen o ani, ilkel ve bencil sahiplenme hissini dördü de çok iyi biliyordu. Günlerdir canlarını dişlerine takarak korudukları, uğruna ailelerini ve okullarını karşılarına aldıkları bu yaralı kızı başka birinin sarıp sarmalaması göğüslerine ağır bir taş gibi oturmuştu.

Ama şimdi sırası değildi.

Boran derin, hırıltılı bir nefes vererek içindeki o yakıcı kıskançlığı bastırdı. Yerdeki adam kalemi titreyerek kâğıdın üzerine bastırmış, sayfaların altına kanlı parmak izini ve imzasını atıyordu.

Boran botunun ucuyla dosyaları tek bir hamlede topladı. Yerden alıp kaputu açık cipin içine fırlattı. Ardından verandaya, Kutay’ın gölgesinde titremesi yavaş yavaş dinmeye başlayan kıza baktı. Gözlerindeki karanlık öfke, yerini derin ve sessiz bir yemine bıraktı: Bu kızın etrafındaki tek koruma kalkanı kendileri olacaktı; ne bir adım eksik, ne bir adım fazla.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.