İçeriğe geç

Gölgelerin Koruması

Bölüm 23 · 4 dk okuma

Gölgelerin Koruması

Bölüm 23

Bölüm 23: Bagaj Kapağı ve Sisli Yol

Cipin arka kapısı gürültüyle kapandığında dar sokaktaki gergin hava yerini boğuk bir motor uğultusuna bıraktı.

Kutay montunun koluyla alnındaki teri sildi, parmaklarındaki metal muştayı çıkarıp cebine attı. Kafenin vitrininde perde hafifçe aralanmış, Müşerref Teyze’nin endişeli yüzü camın gerisinde belirmişti. Kutay başını hafifçe eğerek yaşlı kadına her şeyin bittiğini işaret eden kısa bir selam verdi. Kadın titreyen eliyle göğsünü tutup perdeyi kapattı.

"Ben arkadan takip ediyorum," dedi Kutay, sesi düz ama tartışmaya kapalıydı. "O dağ evinde ne yapacaksanız yapın ama bu iş bittiğinde bu herifin bu şehirden tamamen silindiğini kendi gözlerimle görmek istiyorum."

Boran direksiyona geçti, kapıyı sertçe çekti. Yanına oturan Koral arkaya doğru dönüp arka koltukta iki büklüm yatan, bileği kırık ve burnundan kan sızan adama baktı.

"Kıpırdadığın an o diğer elini de ben kırarım," dedi Koral dişlerinin arasından.

Adam hırıltılar çıkarıyor, küfür etmek istiyor ama kaburgalarına aldığı darbenin acısıyla sadece kesik kesik inliyordu. Artık sokaktaki o nara atan sarhoş gitmiş, köşeye sıkışmış korkak bir canavar kalmıştı geriye.

Boran gaza yüklendi. Cipin tekerlekleri asfaltı kavrayıp şehri arkalarında bıraktı.

Dağ yoluna saptıklarında sis iyice yoğunlaşmıştı. Çam ağaçlarının dalları arabanın tavanına sürtünüyor, dik yokuşlar motorun homurtusunu ikiye katlıyordu. Her virajda Boran’ın elleri direksiyonda biraz daha kenetleniyordu. Kızın telefondaki o fısıltısı kulağından gitmiyordu: “Lütfen... Yapma...”

Mina onlardan af dilemiyordu; Mina onların kirlenmesinden, bir suçluya dönüşmesinden korkuyordu. Yıllarca dayak yediği bir adam için değil, kendisini kurtarmaya çalışanların hayatı yanmasın diye çırpınıyordu. Bu düşünce, Boran’ın göğsündeki koruma hırsını daha da yakıcı bir hale getiriyordu.

Dağ evinin verandasında tek bir çıt bile çıkmıyordu.

Saran elindeki gümüş çakmağı parmaklarının arasında çevirirken gözleri orman yolundan ayrılmıyordu. Yanında Pamir, merdiven korkuluğuna yaslanmış, tırnaklarını kemiriyordu. İki yüz metre aşağıda, Boran’ın babasına bağlı özel güvenlik ekibinin siyah araçları yolu tamamen kesmiş, ormana yabancı tek bir kuşun bile uçmasına izin vermeyecek bir çember kurmuştu.

Evin içinde ise Mina, salonun ortasındaki deri koltuğun kenarına tutunmuş, kapıya bakıyordu. Yüzü kireç gibiydi. Pamir’in getirdiği sakinleştirici çayı içmemiş, sehpanın üzerinde soğumaya bırakmıştı.

Ormanın derinliklerinden gelen far ışıkları sis perdesini yardı.

Önce Boran’ın siyah cipi, hemen ardından Kutay’ın aracı evin önündeki çakıllı alana girdi. Lastiklerin taşları ezme sesi verandada yankılandı.

Mina yerinden sıçradı, nefesi boğazında düğümlendi. "Geldiler..."

Saran kapıyı açıp içeriye baktı. Sesi ne sertti ne de zayıf; sadece bir duvar kadar dikti: "İçeride kal Mina. Ne olursa olsun salondan dışarı adım atma."

Mina başını iki yana salladı, kaburgasını tutarak kapıya doğru sendeleyerek yürüdü. "Hayır... Hayır, görmem lazım!"

Dışarıda cipin kapısı açıldı. Koral arka kapıyı çekip adamı montunun ensesinden tuttuğu gibi dışarı, çakıl taşlarının üzerine fırlattı.

Adam dizlerinin ve sağlam elinin üzerine çamurlu toprağa kapaklandı. Üstü başı yırtılmış, yüzü kan ve çamurla kaplanmıştı. Ağır nefesler alarak başını kaldırdığında karşısında dikilen Saran’ı, Pamir’i ve hemen arkasında duran Kutay’ı gördü.

Boran arabadan indi. Ağır, ölçülü adımlarla yerdeki adamın tepesine geldi. Deri ceketini çıkardı, arabanın kaputuna bıraktı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırdı.

Verandanın kapısı gıcırdayarak açıldı.

Mina kapının eşiğinde belirdi. Üzerindeki bol hırkaya sarınmış, saçları dağılmış, gözleri dehşetle büyümüştü.

Yerdeki çamura bulanmış adam, kapıdaki kızını gördüğü anda gözlerinde son bir nefret kıvılcımı parladı. Kanlı tükürüğünü yere savurup doğrulmaya çalıştı. "Mina! Buradasın demek... Bu zengin piçlerine mi sattın kendini lan?!"

Koral adamın sırtına öyle bir tekme indirecekti ki Boran kolunu havaya kaldırıp onu durdurdu.

"Dokunma," dedi Boran.

Sokağın ortasında bağıran, okulda terör estiren Boran yoktu. Karşısındaki sarhoş paçavraya bakarken yüzünde sadece öldürücü bir soğukkanlılık vardı. Boran ceketinin cebinden kalın, mühürlü beyaz bir dosya çıkardı. Haşmet Karadağ’ın avukatlarının bir saat içinde hazırlayıp güvenlik ekibiyle dağa ulaştırdığı resmi belgelerdi bunlar.

Boran eğildi, dosyayı adamın önüne, çamurun içine attı.

"Kızın velayeti, üzerindeki tüm hakların feshi, uzaklaştırma kararı ve bugüne kadar aldığın yasa dışı bahis ve darp suçlarının savcılık dosyası," dedi Boran, tane tane, bir hâkim gibi konuştu. "İçinde bir de tek yönlü tren bileti ve başka bir şehirde bir sene nefes almanı sağlayacak bir miktar para var."

Adam titreyen gözleriyle yerdeki kağıtlara, ardından Boran’ın ifadesiz yüzüne baktı. "Ne saçmalıyorsun sen?!"

Boran adamın kırık bileğine botunun ucuyla hafifçe dokundu; adam acıdan inleyerek geri çekildi.

"İki seçeneğin var," dedi Boran, sesi dağdaki rüzgârın fısıltısına karıştı. "Ya bu kağıtları şimdi, burada, kendi kanınla imzalayıp bu şehirden sonsuza kadar defolup gidersin... Ya da bu dağ evinin arkasındaki uçurumdan aşağı yuvarlanırsın ve polisler günlerce ormanda bir sarhoşun cesedini arar. Kimse de Haşmet Karadağ’ın oğluna tek bir soru bile soramaz."

Kutay arkada kollarını kavuşturdu, dudaklarında buz gibi bir sırıtış belirdi. "Ben şahidim Karadağ. Ayağı kaydı, düştü deriz."

Verandadaki Mina parmaklıkları öyle bir sıktı ki tırnakları tahtaya geçti. Ağzından tek bir hıçkırık kaçtı. Yıllarca kendisini ezen, her gece kemiklerini kıran o koca dev; şimdi dört zengin gencin ve bir sokak liderinin ayaklarının dibinde, çamurun içinde tir tir titreyen zavallı bir solucandan farksızdı.

Adam kafasını kaldırdı. Boran’ın gözlerindeki boşluğa baktı. Karşısındaki çocuğun blöf yapmadığını, o uçuruma fırlatılmaktan bir nefes uzakta olduğunu çok iyi anladı. Titreyen sağlam eliyle yerdeki kaleme uzandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.