İçeriğe geç

Gölgelerin Koruması

Bölüm 19 · 3 dk okuma

Gölgelerin Koruması

Bölüm 19

Bölüm 19: Boş Kapılar ve Zehirli Sessizlik

Saint Jude Koleji’nin görkemli dövme demir kapısı, öğle güneşinin altında her zamanki soğuk ve kibirli duruşuyla yükseliyordu. Güvenlik kulübesindeki görevliler, turnikelerden geçen öğrencilerin kimlik kartlarını kontrol ederken caddeden gelen iki ayrı motor gürültüsü sokağın ritmini bir anda kesti.

Boran’ın siyah cipi okulun nizamiye kapısının hemen önüne çaprazlama yanaştı. Arkasından gelen Kutay’ın modifiyeli aracı ise lastiklerini asfalta sürterek kaldırımın kenarına kilitlendi. İki ezeli düşman, kapılarını aynı anda çarpıp indi.

Koral arabanın bagajından fırlayan bir gölge gibi Boran’ın sağında bitti; Kutay ise deri ceketinin fermuarını bile çekmeden, parmaklarındaki muştayı gizleme gereği bile duymadan ana girişe yöneldi.

Etrafta toplanan birkaç öğrenci, şehrin iki zıt kutbunun aynı kaldırımda yan yana yürüdüğünü görünce dehşetle geri çekildi. Saint Jude’un dokunulmaz prensi ile Sancak’ın sokak lideri, aralarında tek bir laf dalaşı olmadan, aynı karanlık avcı hızıyla yürüyordu.

"Nerede?" dedi Boran, güvenlik kulübesinin camına avucunu sertçe çarparak. "Kapıya gelen oldu mu?"

Yaşlı güvenlik görevlisi Boran’ı ve hemen arkasında dişlerini sıkan Kutay’ı görünce telaşla ayağa fırladı. "Boran Bey... Ne oldu, kim geldi?"

"Biri geldi mi diyorum!" diye kükredi Koral, kulübenin kapısını tekmeleyerek. "Kırk yaşlarında, sarhoş, üstü başı döküntü bir herif!"

Güvenlik görevlisinin yüzü bir anda kireç gibi oldu, kekelemeye başladı. "E-evet... Yaklaşık on dakika önce. Kapıya dayandı. Ağır alkol kokuyordu, içeri girmek istedi ama izin vermedik."

Kutay bir adım öne çıktı, kulübenin camına doğru eğildi; gözlerinden zehir damlıyordu. "Ne dedi? Kimi sordu?"

"Mina'yı..." dedi görevli, Kutay’ın parmaklarındaki metali görünce yutkunarak. "Mina Kaya'nın babası olduğunu söyledi. Kızın burada olup olmadığını sordu. Kayıtlara baktık, iki gündür devamsız olduğunu, bugün de okula gelmediğini söyledim."

Boran’ın boyun damarları gerildi. "Sonra ne yaptı? Nereye gitti?!"

"Hiçbir şey söylemedi Boran Bey. Asıl tuhaf olan da oydu..." Görevli dışarıyı, caddenin köşesini işaret etti. "Önce bağırıp çağıracağını sandık ama 'okulda yok' cevabını alınca aniden sustu. Yüzünde garip, pis bir sırıtış belirdi. 'Demek burada değilsin... Nerede olduğunu biliyorum küçük fare' gibi bir şeyler geveledi kendi kendine. Sonra durağa doğru yürüdü, sarı bir taksiye binip gitti."

Boran kulübenin pervazını öyle bir sıktı ki ahşap çıtadan çatlama sesi geldi.

Adam bağırıp çağırmamıştı. Okulu birbirine katmamış, rezalet çıkarmamıştı. Ve bu sessizlik, bekledikleri tüm bağırış çağırıştan yüz kat daha tehlikeliydi. Bir sarhoşun aniden susup plan yapmaya başlaması, elindeki son kozu oynamaya hazırlandığı anlamına gelirdi.

Kutay kaldırıma dönüp caddeye baktı. Dişlerini birbirine kenetledi. "Bu herif kafayı tamamen sıyırmış. Okulda olmadığını biliyor artık. O zaman bu piç nereye gidiyor Boran?!"

Koral ellerini saçlarının arasına geçirdi. "Kızın gidebileceği başka yer yok ki! Evi boş, okulda yok... Mahalleye dönmeyeceğini o da biliyordur!"

Boran caddenin boşluğuna baktı. Göğsündeki nefes bir kurşun gibi ağırlaştı. Zihninde şimşekler çaktı; Ihlamur Kafe... Müşerref Teyze...

"Kafe," dedi Boran fısıltıyla. Sesi caddenin gürültüsünü bıçak gibi kesti.

Kutay hızla başını çevirdi. "Ne dedin?"

"Mina her gün o kafenin önünden geçiyordu," dedi Boran, gözleri tamamen kararmıştı. "Müşerref Teyze kızı tanıyordu, mahalledeki herkes biliyordu kızın o kadına sığındığını. Eğer o herif kızın peşine düştüyse ve okulda bulamadıysa, gideceği ilk yer o kadının kapısı!"

Kutay’ın yüzündeki renk bir anda çekildi. Hayatında ilk kez o sokak liderinin gözlerinde saf bir panik belirdi. Müşerref Teyze onun için sadece bir mahalleli değildi; çocukluğunun, sığındığı tek temiz köşenin sahibiydi.

"O dükkâna adım atarsa..." Kutay kelimeleri tamamlayamadı. Arabasının kapısına doğru bir kaplan gibi atıldı. "Arabaya Karadağ! O dükkâna bizden önce varırsa taş üstünde taş bırakmam!"

Boran da cipin kapısını açtı. Telefonunu çıkarıp tek bir tuşla dağ evini, Saran’ı aradı. Motor homurtusu sokağı inletirken kulağına dayadığı telefondan Saran’ın sakin sesi geldi:

"Boran?"

"Saran!" diye kükredi Boran gaza basarken. "Evin kapısını kilitleyin, Mina’yı bir saniye bile cam kenarına yaklaştırmayın! O herif kızın peşinde ve bu kez sadece dövmek için aramıyor!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.