Gün akşama yaklaşırken dört yolcu nihayet tepeleri görmeye başladı.
Uzaktan bakınca bile fark ediliyordu.
Rüzgâr Tepeleri gerçekten adını hak ediyordu.
Rüzgâr neredeyse hiç durmuyordu. Uzun otlar sürekli eğiliyor, taşların arasından uğultu gibi sesler geliyordu.
Elin saçlarını tutmaya çalıştı.
“Burada rüzgâr gerçekten çok güçlü.”
Lira gülümsedi.
“Daha hiçbir şey görmedin.”
Arlen çevreyi inceliyordu.
“Peki kuleler nerede?”
Lira parmağıyla ileriyi gösterdi.
Tepelerin ortasında eski gri taşlardan yapılmış üç ince kule yükseliyordu.
Kuleler çok eski görünüyordu.
Bazı yerleri kırılmış, bazı taşları düşmüştü.
Ama hâlâ ayakta duruyorlardı.
Vaelor kulelere bakınca bir an durdu.
“Evet…”
“Burada bir anahtar saklı.”
Elin heyecanlandı.
“Gerçekten mi?”
Vaelor başını salladı.
“Enerjisini hissedebiliyorum.”
Arlen hemen yürümeye başladı.
“Öyleyse vakit kaybetmeyelim.”
Kulelere yaklaştıkça rüzgâr daha da güçlendi.
Kapıya ulaştıklarında Lira öne geçti.
“İçeri girmeden önce bir şey söylemeliyim.”
Elin meraklandı.
“Nedir?”
Lira biraz ciddileşti.
“Bu kulelerin içi düz değildir.”
Arlen kaşlarını kaldırdı.
“Ne demek o?”
Lira gülümsedi.
“Yollar değişir.”
Elin anlamadı.
“Nasıl yani?”
Lira kapıyı açtı.
“İçeri girince göreceksiniz.”
Kulenin içi karanlıktı ama pencerelerden biraz ışık geliyordu.
Taş merdivenler yukarı doğru dönüyordu.
Arlen yukarı baktı.
“Sanırım en üstte.”
Lira başını salladı.
“Evet ama…”
“Merdivenler her zaman aynı yere götürmez.”
Elin şaşırdı.
“Merdivenler mi değişiyor?”
Lira gülümsedi.
“Evet.”
Vaelor sakin bir şekilde konuştu.
“Eski koruyucu büyüler.”
Arlen merdivene adım attı.
“Güzel. O zaman dikkatli olalım.”
Bir süre merdivenlerden çıktılar.
Ama kısa süre sonra Elin bir şey fark etti.
“Biz az önce buradan geçtik.”
Duvara baktı.
Orada kırık bir taş vardı.
Arlen durdu.
“Haklısın.”
Lira omuz silkti.
“Demiştim.”
“Yollar değişir.”
Elin biraz sinirlendi.
“Peki doğru yolu nasıl bulacağız?”
Lira gülümsedi.
“Rüzgârı dinleyerek.”
Arlen şaşırdı.
“Rüzgâr mı?”
Lira başını salladı.
“Evet. Doğru yol rüzgârın geldiği yöndür.”
Vaelor gözlerini kapattı.
Sonra başka bir merdiveni gösterdi.
“Buradan.”
Bu sefer gerçekten farklı bir yere geldiler.
Yukarı çıktıklarında büyük yuvarlak bir odaya ulaştılar.
Odanın ortasında taş bir sütun vardı.
Sütunun üstünde…
Küçük, parlak bir nesne duruyordu.
Elin gözlerini büyüttü.
“Bu…”
Vaelor konuştu.
“İlk anahtar.”
Anahtar metalden yapılmıştı ama mavi ışık yayıyordu.
Arlen gülümsedi.
“Sonunda.”
Elin heyecanla ilerledi.
Ama tam o anda…
Taş zemin titredi.
Duvarlardan küçük taş parçaları düştü.
Elin durdu.
“Bu da ne?”
Lira kaşlarını çattı.
“Sanırım kule bizi test ediyor.”
Arlen kılıcını hazırladı.
“Nasıl bir test?”
O anda odanın kenarındaki taş heykeller hareket etti.
Ama korkunç değillerdi.
Daha çok taştan yapılmış eski koruyucular gibiydiler.
Vaelor sakin bir sesle konuştu.
“Bunlar anahtarı koruyan bekçiler.”
Elin gerildi.
“Bize saldıracaklar mı?”
Vaelor cevap verdi.
“Eğer anahtarı almaya çalışırsak… evet.”
Arlen kılıcını kaldırdı.
“Harika.”
Heykeller yavaş yavaş yürümeye başladı.
Taş ayakları yerde ağır sesler çıkarıyordu.
Lira fısıldadı.
“Planı olan var mı?”
Elin anahtara baktı.
Sonra Vaelor’a.
“Onları durdurabilir misin?”
Vaelor başını iki yana salladı.
“Bu kule büyüsü. Ben doğrudan müdahale edemem.”
Arlen gülümsedi.
“O zaman klasik yöntem.”
Elin şaşırdı.
“Ne?”
Arlen heykellere doğru koştu.
“Dikkatlerini dağıt!”
Lira hemen başka tarafa koştu.
Heykeller ikiye bölündü.
Elin fırsatı gördü.
Hızla sütuna doğru koştu.
Bir heykel ona döndü.
Ama Arlen önüne geçti.
“Devam et!”
Elin sütuna ulaştı.
Kalbi çok hızlı atıyordu.
Anahtarı tuttu.
Ve çekti.
Anahtar sütundan ayrıldığı anda…
Heykeller durdu.
Oda sessizleşti.
Arlen nefes verdi.
“Sanırım başardık.”
Elin anahtarı kaldırdı.
Mavi ışık odayı doldurdu.
Vaelor başını eğdi.
“İlk anahtar bulundu.”
Lira gülümsedi.
“Fena bir başlangıç değil.”
Elin anahtara baktı.
Bu sadece başlangıçtı.
Çünkü hâlâ iki anahtar daha vardı.
Ve kapı…
Hâlâ kapanmamıştı.