Gökyüzü o gece yıldızsızdı. Şehir, karanlığın örtüsüne daha derin bir sessizlikle bürünmüş, sokak lambalarının altında bile huzursuzluk kıvılcımları yanıp sönüyordu. Adam için bu gece, yalnızca bir hedefin yakalanacağı gece değildi. Bu gece, uzun süredir biriktirilen gözlemlerin, planların, işaretlerin hayata geçirileceği andı. Kurban hazırdı. Zihin hazırdı. Zaman yaklaşmıştı.
Saat 03:05. Kulübenin çevresi tamamen sessiz. Adam, çantasını sırtına geçirmiş, çam ağaçlarının gölgeleri arasında neredeyse görünmez şekilde ilerliyordu. Gecenin içinde kaybolmak onun için bir yetenek değil, bir doğaydı. Gözleri karanlığa alışkındı; her çıtırtı, her ani nefes alış, her yaprak hışırtısı onun zihninde bir harita oluşturuyordu. Adımlarını attığı zemini önceden öğrenmişti—nerede gıcırtı çıkar, nerede sessizce ilerlenir—hepsi belleğine kazınmıştı.
Kulübenin arka tarafındaki eski su deposunun oraya geldiğinde durdu. Elini cebine attı, küçük bir düğme boyutundaki aygıtı çıkardı. Bu, kulübenin elektrik devresine bağlanan uzaktan kesici sistemdi. Cihan kulübenin güvenliğini kendisi tasarlamıştı ama o sistemin en zayıf noktasını adam çoktan çözmüştü. Düğmeye bastı. Kulübe bir an için tamamen karanlığa gömüldü.
Cihan içerideydi. O gece yalnız kalmayı tercih etmişti, bir süreliğine kafasını dinlemek için geldiğini söylemişti birilerine. Ama sessizlik onu gerçekte hiç rahatlatmazdı. İçten içe tedirgindi. Elektriklerin kesilmesiyle birlikte yerinden kalktı, sigarasını masanın ucuna bırakıp pencereden dışarı baktı. Gecenin sessizliği bir tuzak gibiydi; ama Cihan henüz bunun farkında değildi.
Adam içerideki hareketleri gözlüyor, adımlarını sayıyordu. 7 adım pencereye, 5 adım mutfağa. Kapının kilidini daha önce değiştirmişti; içeriden açılmayan, sadece dışarıdan kontrol edilen özel bir sistem. Sessizce elini çantasına götürdü, siyah kadifeye sarılı metal bir anahtarı çıkardı. Kapının kilidine yaklaştı, anahtarı yerleştirdiğinde bir “klik” sesi duyuldu. Hafif, neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir ses. Ama bu, kapının artık onun kontrolünde olduğu anlamına geliyordu.
İçeri girdiğinde, Cihan hâlâ camın kenarındaydı. Adam kapıyı sessizce kapattı. Cihan bir şeylerin ters gittiğini fark ettiğinde artık çok geçti. Geri döndü, sadece kısa bir an için bir karaltı gördü. Sonrası bir refleks gibiydi—adamın elindeki şırınga, Cihan’ın boynuna saplandı. İçindeki sıvı, özel olarak hazırlanmış bir uyuşturucuydu: bilinci yavaşça bastıran, bedeni uyuşturan ama zihni tamamen açık bırakan bir karışım.
Cihan sendeledi, dizlerinin üzerine düştü. Gözleri bulanıklaştı. Ses çıkarmaya çalıştı ama dudakları birbirine cevap vermedi. Adamın ayak sesleri yaklaştı, yere diz çöktü ve Cihan’ın kulağına fısıldadı:
“Uyanık kal… hikâyeni anlatmadan kapanmayacak bu perde.”
Cihan’ın gözleri açık ama odaklanamıyordu. Adam onu sürüklemeye başlamadan önce etrafını kontrol etti. Her şey planlandığı gibiydi. Ses yalıtımlı araç kulübenin arkasında bekliyordu. Cihan’ı dikkatlice yerleştirdi. Kolları bağlanmış, gözleri kapatılmıştı. Aracın içine, boğuk bir müzik yayılıyordu. Ne şarkı belliydi ne de sözler… ama ritmi, kalp atışı gibi sabit ve kaçınılmazdı.
Yol boyunca adam hiç konuşmadı. Cihan ara ara uyanır gibi oldu, ne olduğunu anlamaya çalıştı ama ne ses duydu ne de hareket edebildi. Bir noktada, camdan dışarı baktığında sadece karanlık ormanları gördü. Zihin yavaş yavaş kendine gelirken, bedeni hâlâ uyuşuktu. Bir metal kapının açıldığını hissetti. İçeri çekildi. Soğuk bir zemine sırtı değdiğinde irkildi.
Oda loştu. Duvarlar, karanlık çelikle kaplıydı. Sıvı lekeleri, eski pas izleri… köşelerde kurumuş ipler, zincir halkaları... Bir masanın üzerinde, onun hakkında toplanan her şey yer alıyordu: eski fotoğraflar, kadının videosundan alınmış kareler, mahkeme belgeleri. Ve hepsinin ortasında, defterin açık bir sayfası vardı.
Üzerinde tek bir cümle yazılıydı:
“Adaletin gölgesinde, senin hikâyen şimdi başlıyor.”