Sisli sokak lambalarının altında, gece bir kez daha onunla yürüyordu. Zaman, bu adam için sadece bir birikimdi; anların ötesinde yaşayan, gölgelerin içinde şekil alan bir dikkat… Adımlarını sessizce atan bu adam için o gece sadece bir başlangıçtı. Aylarca süren sessizlik, defterine işlenecek yeni bir ismin ağırlığıyla bozulmuştu.
Cihan Demirer.
45 yaşında. Kendi özel güvenlik şirketini yönetiyor, çevresinde saygı gören bir isim. Ama saygı, her zaman masumiyet demek değildi. Ve onun dosyasını açan her satır, adamın kaşlarını biraz daha çatmasına neden oluyordu. Bir kadın—eski sevgilisi—bir anda ortadan kaybolmuştu. Dosya, ifadesiz cümlelerle kapatılmıştı: “Delil yetersizliği.” Ama o adam, delil peşinde değildi. O sezgiyle çalışırdı, gözle, detayla… karanlığın göremediğini hissederek.
Cihan’ı bir hafta boyunca gölgelerin içinden izledi. Her sabah saat tam 07:45’te evinden çıkıyor, siyah Mercedes’ine binip 8:10’da iş yerine varıyordu. Ofisi, yedi katlı modern bir binanın beşinci katındaydı. Giriş çıkışları kameralarla doluydu ama adam kameraların görmediği köşeleri ezbere bilirdi. Aynı yerden geçerken yere attığı izmaritleri bile saydı. Sigara markası: Karelia. Kahve tercihi: sade Türk kahvesi, orta sıcaklıkta. Her alışkanlık, zayıflığın ipuçlarını taşıyordu.
Bir gece Cihan, bar çıkışında yalnız yürürken onu ilk kez doğrudan gözledi. Adam, köşedeki çöp konteynerine yaslanmış gibi durmuştu. Sigara içerken çakmağını bir an elinde fazla tuttu; ateşin parıltısında, Cihan’ın yüzünü tanıdı. O gözler… ilk bakışta sıradan görünüyordu ama çok iyi gizlenmiş bir öfke vardı. Bastırılmış, ustalıkla gizlenmiş, ama hâlâ canlı. Adam bunu tanıyordu. Çünkü o öfkeyi daha önce yüzlerce kişide görmüştü. Her biri izlenmiş, her biri seçilmişti.
İzleme sadece fiziksel değildi. Adam geceleri dijital izleri de topluyordu. Cihan’ın eski sosyal medya hesapları, mahkeme arşivlerinden çıkarılmış belgeler, silinmiş olduğu sanılan eski bir video… Orada bir kadın sesi vardı, titreyen bir ses: “O gece bana ne yaptı kimseye anlatamam... lütfen beni bulun…” Video 16 saniyeydi. Yarı karanlık bir odada, kadın panikle konuşuyordu. Yüzü net değildi, ama arka fonda bir tablo… aynı tabloyu adam, Cihan’ın evindeki camdan fark etmişti. Sessizce cebinden defterini çıkardı ve not düştü:
“Tablo: Arka plan teyidi. Kadın kim? Video 3 yıl öncesine ait. Cihan aynı evde.”
Ertesi gün Cihan’ı gizlice iş çıkışında takip etti. Şirketin otoparkından çıktıktan sonra şehir dışındaki eski bir kulübeye yöneldi. Orası, haritalarda bile adı geçmeyen bir bölgedeydi. Adam aracı uzaktan izledi. Sürüş hızı, dönüş anları, hiçbir şeyi kaçırmadı. Kulübeye girdiğinde içeride ışık yoktu. Ama termal lensler, içeride bir hareket olduğunu gösteriyordu. Adam dikkat kesildi. İki kişi. Biri Cihan’dı. Diğeri… genç bir erkek. Adam ses kayıt cihazını açtı. Kısa bir süre sonra içeriden boğuk sesler yükseldi:
“Anladın mı beni? Bir daha konuşursan… kimse seni duyamaz.”
Kayıt deftere eklendi. O adam, bunu bir şans olarak görmezdi. Bu, bir onaydı. Cihan artık sadece bir şüpheli değil, hedefti.
Takip geceleri sürdü. Cihan’ın insanlara nasıl yaklaştığı, arkasından ne söylediği, çevresindekilere karşı iki farklı yüzü… Hepsi bir dosyada toplanmıştı. Adam, geceleri evinin karşısındaki terk edilmiş binada uyuyordu. Penceresinin perdesi her gece biraz daha aralanıyor, içerideki yaşam bir kurgu gibi izleniyordu. Cihan’ın her adımı bir çizgi gibi deftere aktarılıyor, her alışkanlık bir zincirin halkasına dönüşüyordu.
Bir gece daha geçti. Cihan evindeydi. Televizyon açıktı. Elinde viski bardağıyla telefona bakıyordu. Onun için sıradan bir akşamdı. Ama dışarıdaki biri için bu, finalin ilk sahnesiydi.
Adam, defterine son bir not düştü:
“Hazır. Zaman: 03:15. Yer: Kulübe. Yalnız olacak.”
Ve o gece, bir adam, sırt çantasını hazırlayıp gölgelerin arasına karıştı. İçinde sadece gerekenler vardı: eldivenler, serum hortumları, paslanmaz çelik çiviler, bantlar ve defter.
Henüz hiçbir şey başlamamıştı.
Ama karanlık, usulca perdeyi aralıyordu.