Ece aynanın karşısında donup kalmıştı. Kendi parmakları iradesi dışında hareket ederek “Hoş geldin, kardeş” yazmıştı. Kalbi deli gibi çarpıyordu.
Leyla’nın silueti aynadan yavaşça süzüldü. Uzun siyah saçları, beyaz yüzüyle oda daha da soğudu. Ama bu sefer bakışlarında flört yoktu. Daha çok aç bir sahiplenme vardı.
“Sen... buraya aitsin,” diye fısıldadı Leyla. Sesi artık daha sertti. “Yıllardır bekliyorum. Bu evde yalnız kalmaktan bıktım.”
Ece titreyerek telefonunu kaptı. Şebeke hâlâ yoktu ama mesajlar geliyordu. Can’dan:
“Can: Yarın akşam geliyorum bebeğim. Evini göreyim dedim, özledim seni. Kapıyı açık bırak 😘”
Ece hemen cevap yazmaya çalıştı ama ekran dondu. Leyla arkasında belirdi, aynadan gülüyordu.
“Sevgilin mi? Can... Ne tatlı bir isim.” Leyla’nın sesi alaycıydı. “Onu da mı getirceksin buraya? Bu evde üç kişi fazla kalabalık olur.”
Ece arkasını döndü. “Defol git! Can yarın geliyor, seni görmeden buradan çıkacağız!”
Leyla’nın yüzü bir an çarpıldı. Kıskançlık dolu bir ifade belirdi. “Erkekler... Hep aynı. Benim kocam da öyleydi. Kıskandı, boğdu beni. Senin Can’ını da boğarım istersen. Sen sadece bana ait olmalısın. Bu ev seni seçti.”
Gece boyunca Leyla’nın fısıltıları kesilmedi. Ama artık Can’ı hedef alıyordu:
“Onu buraya getirme... Yoksa kalıcı olur.”
“Erkekler güvenilmez... Ben seni korurum.”
Ece sabaha kadar uyuyamadı. Boynunda soğuk parmak izleri vardı