İçeriğe geç

Gölgelerin Arasından

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Gölgelerin Arasından

Bölüm 3

Prestij Akademisi'nin Kurtları

Prestij Akademisi’nin devasa, Gotik mimarili kapısının önü lüks spor arabalarla ve özel şoförlü araçlarla doluydu. Burası şehrin en zenginlerinin, iş insanlarının ve siyasetçilerinin çocuklarının toplandığı bir kaleydi. Ancak Black için burası sadece lüks bir av sahasıydı.

Zırhlı araçtan indiğinde, üzerindeki lacivert kolej eteği, beyaz gömleği ve armalı ceketiyle diğer öğrencilerden farksız görünüyordu. Ancak duruşundaki o tekinsiz, dik duruş ve etrafı süzüşü, onun bu dünyaya ait olmadığını fısıldıyordu. Baron’un şoförü arkasından, "Çıkışta aynı saatte burada olacağım, Black Hanım," dedi. Black cevap vermedi, sadece başını sallayıp bahçeye adım attı.

Adımını attığı an, etraftaki fısıldaşmalar başladı. Herkes birbirini küçüklüğünden beri tanıyordu ve aralarına dönemin ortasında katılan bu "gizemli yeni kız" anında tüm dikkatleri üzerine çekmişti.

"Kim bu kız?"

"Hangi aileden? Arabasını gördün mü?"

"Soyadı neymiş?"

Black, kulak kabarttığı bu fısıltıları umursamadan doğrudan ana binaya yürüdü. Müdürün odasından sınıf numarasını ve dolap anahtarını aldıktan sonra 11-A sınıfının kapısına ulaştı.

İçeri girdiğinde hoca çoktan derse başlamıştı. Sınıftaki tüm gözler bir anda ona döndü. Sınıfın en arkasında, cam kenarında oturan ve okulun en popüler gençlerinden biri olan **Aron Volkov**, gözlerini kısarak Black’i incelemeye başladı. Aron, Baron’un ezeli rakibi olan Volkov ailesinin veliahdıydı ancak Black henüz onun kim olduğunu bilmiyordu.

Öğretmen tebeşiri masaya bıraktı. "Evet arkadaşlar, yeni bir arkadaşımız var. Kendini tanıtır mısın lütfen?"

Black sınıfın tam ortasında durdu. Elleri ceplerindeydi. Sınıftaki herkes onun havalı bir aile unvanı söylemesini bekliyordu.

"Black," dedi net ve buz gibi bir sesle. "Sadece Black."

Sınıfta kısa bir sessizlik oldu, ardından birkaç kişi kıkırdadı. Sınıfın ön sırasında oturan, okulun popüler ve şımarık kız grubu lideri **Melis**, arkasına dönüp arkadaşlarına fısıldadı: "Soyadı bile yok. Buraya burslu gelen bir ezik daha."

Öğretmen durumu toparlamaya çalışarak, "Peki Black, boş bir yere geçebilirsin," dedi.

Sınıftaki tek boş yer, en arkada, Aron Volkov’un hemen yanındaki sıraydı. Black, adımlarını oraya doğru yönlendirdi. Çantasını sıraya bırakıp oturduğunda, yanındaki çocuktan yayılan o pahalı ama tehlikeli parfüm kokusunu aldı.

Aron, kıza doğru hafifçe eğildi. Dudaklarında kibirli bir gülümseme vardı. "Black, ha?" diye mırıldandı, sesi sadece ikisinin duyabileceği kadar alçaktı. "Bu okulda soyadı olmayanlar fazla barınamaz. Buranın kuralları dışarıya benzemez, ufaklık."

Black, başını yavaşça Aron’a doğru çevirdi. Gözlerinde en ufak bir çekince yoktu. Dün gece Baron’un odasında alnına silah dayadığı anı hatırladı. Karşısındaki bu şımarık çocuk onun için hiçbir şey ifade etmiyordu.

"Kuralları kimin koyduğuyla ilgilenmiyorum," dedi Black, sesindeki soğukluk Aron’un gülümsemesini anında soldurdu. "Önüme çıkan kuralları çiğnemeyi tercih ederim."

Aron, şaşkınlığını gizlemeye çalışarak arkasına yaslandı. Bu kızda farklı, yırtıcı bir şey vardı ve bu durum Aron’un fazlasıyla ilgisini çekmişti.

İlk birkaç ders sakin geçti ancak asıl fırtına öğle arasında, okulun devasa kafetaryasında koptu. Black, elinde yemek tepsisiyle boş bir masa ararken, Melis ve iki arkadaşı bilerek onun yolunu kesti.

Melis, kollarını göğsünde bağlayarak Black’in karşısında durdu. "Bak buraya, yeni kız," dedi sesi kibirle yükselirken. Kafetaryadaki diğer öğrenciler bir anda sessizleşti, herkes çıkacak kavgayı izlemek için arkasına döndü. "Burası Prestij Akademisi. Kim olduğunu, nereden geldiğini bilmiyoruz ama o arkadaki masaya oturabileceğini falan düşünüyorsan yanılıyorsun. Git yemeğini tuvalette ye, senin gibilere ancak orası yakışır."

Melis’in yanındaki kızlardan biri, Black’in elindeki tepsiye vurup yemeği yere dökmek için hamle yaptı.

Ancak Black, Kasaba Yetimhanesi’nin sokaklarında büyümüştü. Oradaki kavgalar, bu şımarık zengin çocuklarının hayal bile edemeyeceği kadar vahşiydi.

Kızın eli tepsiye değmeden saliseler önce, Black tepsiyi hafifçe yana kaydırdı, boşta kalan sağ eliyle Melis’in bileğini kavradı ve hiç acımadan arkaya doğru büktü. Aynı anda tepsiyi Melis’in yanındaki diğer kızın göğsüne sertçe çarparak onu gerisin geri itti.

Melis acıyla çığlık atarken, Black onun bileğini bırakmadı, kızı kendine doğru çekip yüzüne iyice yaklaştı. Kafeteryadaki herkes donakalmıştı. Kimse Melis’e birinin dokunabileceğine bile ihtimal vermezdi.

"Bir dahaki sefere," diye fısıldadı Black, gözleri bir katilin gözleri kadar sabitti. "O parmağını bana doğru uzatırsan, onu kırar ve sana yediririm. Anladın mı beni?"

Melis acıdan ve korkudan tir tir titreyerek başını salladı. Black, kızı sertçe itti. Tepsideki yemeğinden bir çatal bile almadan, kafeteryadaki şok olmuş bakışların arasından yürüyerek çıktı.

Uzak köşedeki bir masadan tüm bu olanları izleyen Aron Volkov, elindeki bardağı yavaşça masaya bıraktı. Gözlerinde tehlikeli bir hayranlık vardı. Cep telefonunu çıkardı ve hızlıca bir mesaj yazdı:

* "Okula yeni bir kız geldi. Adı Black. Kim olduğunu ve arkasında kimin olduğunu derhal öğrenin."*

Black, okulun ilk gününde tüm dikkatleri üzerine çekmiş ve kuralları kendi lehine yıkmıştı. Ancak yer altı dünyasının genç kurtları, onun pekişen bu gücünü izlemekle yetinmeyecekti.

**3. Bölümün Sonu.**

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.