Elif bulunduğu yeri anlamaya çalışırken etrafına bakındı. Toprak simsiyah, çatlamış ve kuru bir haldeydi; sanki buraya yıllardır hiç yaşam uğramamıştı. Gökyüzü ise hiç görmediği renkteydi — morla gri arasında gidip gelen, içinde kıpırdanan sinsi bir karanlık barındırıyordu. Ne güneş vardı ne de yıldız. Sadece belli belirsiz bir loşluk, her şeyin üzerinde solgun bir perde gibi duruyordu.Adımlarını dikkatle atarak yürümeye başladı. Sessizlik ağır bir battaniye gibi üzerine çökmüştü. Ne kuş sesi, ne rüzgâr, ne yaprak hışırtısı… sadece kendi nefesini duyuyordu.Bir anda arkasından bir ses geldi.Fısıltı.Tıpkı rüyasında duyduğu gibi ama daha netti bu kez. Sanki biri kulağına eğilmiş, kelimeleri doğrudan zihnine üflüyordu:“Sen geldin… Kapı açıldı…”Elif ürperdi. Omuzlarını sıkarak arkasına döndü ama orada kimse yoktu. Kalbi hızla atmaya başladı. Geri dönmek istedi ama arkasında kapı yoktu — oraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordu bile.Yutkundu ve yürümeye devam etti.Bir süre sonra, uzakta bir hareket fark etti. İlk başta gölge sandı ama dikkatli bakınca bunun insan siluetine benzediğini gördü. Kısa, kapüşonlu biri… hareketsizce duruyordu.“Merhaba!” diye seslendi Elif, sesi biraz titrek çıktı.Cevap gelmedi.“Burada mısın? Kayboldum… Yardım edebilir misin?”Kapüşonlu figür yavaşça ona döndü. Yüzü tamamen gölgeler içinde kaybolmuştu. Ancak bir çift göz parlıyordu — ışık saçmıyordu ama bakışları insanın içine işliyordu.“Elif,” dedi figür, “Bekleniyordun.”Elif geri çekildi. “Sen de kim oluyorsun? Beni nereden tanıyorsun?”“Adın, gölgeler boyunca fısıldandı. Kapıyı geçen herkes gibi sen de sınanacaksın. Ama sen farklısın. Sen seçildin.”Elif’in içi ürperdi. “Ne demek bu? Burası neresi? Neden buradayım?”Kapüşonlu figür yaklaştı. Ayakları toprağa değdiğinde siyah kumlar yukarı doğru savruluyor, sanki yer bile onu istemiyor gibi davranıyordu. Figürün sesi artık daha yumuşaktı, sanki bir öğretmen ya da bir anne gibiydi:“Burası, Gölgeler Diyarı. Kendi içindeki karanlıkla yüzleşmeden hiçbir canlı buradan çıkamaz. Ama senin görevin daha büyük. Sadece kendi ruhunun değil, iki dünyanın kaderi de sana bağlı.”“İki dünya mı?” Elif’in sesi kısık çıktı. “Ben sadece bir öğrenciyim. Ne görevinden bahsediyorsun?”“Her diyarda bir denge vardır,” dedi figür. “Ama bu denge bozuldu. Gölgeler sızıyor, senin dünyana geçiyor. Rüyalar artık sadece rüya değil. Kapı açıldı ve arkasında uyananlar var.”Elif gözlerini kocaman açtı. “Yani bu… gerçek?”Kapüşonlu figür başını yavaşça salladı. Sonra ellerini kaldırdı ve avuçlarının arasında parlayan siyah bir taş belirdi. Taşın içinde mor bir ışık kıpırdanıyor, sanki canlıymış gibi nefes alıyordu.“Bu, Gölge Taşı. Bu diyarda yol alman için sana kılavuzluk edecek. Ama dikkat et. Her ışık, bir gölgeyi çağırır. Bu taşı kullandıkça seni izleyenler olacak.”Elif uzandı ve taşı aldı. Soğuktu ama kalbinde tuhaf bir huzur hissi uyandırdı. Aynı anda gökyüzünde gri bir dalgalanma oldu. Uzaktaki bir dağın silueti titredi. Figür irkildi.“Zamanımız kalmadı. Takip edileceksin. Gölgeler uyanıyor.”“Peki ya sen?” diye sordu Elif. “Sen kimsin?”Figür arkasını döndü. “Adım Azra. Bir zamanlar ben de senin gibiydim. Ama artık bir rehberim. İlk sınavın seni bekliyor, Elif. Kuzey Vadisi’ne git. Orada unutanlar yaşıyor. Belki sana cevap verebilirler… ya da seni sonsuza dek susturabilirler.”Elif’in kalbi daha da hızlı çarpmaya başladı. Bir yol ayrımındaydı. Korkuyordu ama içinde bir yerlerde daha önce hiç hissetmediği bir kararlılık da vardı. Bu diyarın sırlarını çözmeli, kendi gücünü öğrenmeliydi.Gölge Taşı’nı sıktı.Ve karanlığın içine doğru yürümeye başladı.
Bölüm 2
Gölgeyle Konuşan
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.