İçeriğe geç

Gölgedeki Parıltılar

Bölüm 9 · 9 dk okuma

Gölgedeki Parıltılar

Bölüm 9

6. Buzun İhaneti

Bekçi Emrys'e binanın tepesinden inmesini emredince Emrys umursamaz bir sesle "Niye? Yürümek de mi yasak?" diye sordu.

"Binanın tepesine çıkmak yasak."

Emrys alayla "Senin tepende gezsem mızmızlanırdın, bina tepesinde gezmemden pek şikayetçi değil," dedi ayağını vurarak.

"Ne yapıyor bu?" diye dişlerini gıcırdattı Evan. Emrys'in olduğu binanın yakınındaki bir dükkanın yanından olanları izliyorduk.

"İn dedim -"

"Gel kendin indir," diyerek lafını böldü bekçinin Emrys.

Bekçilerden biri tıslayarak binaya tırmanmaya başladığında kahkaha atmamak için dudaklarımı bir birine bastırdım. Binanın tepesindeki alt tabaka Emrys bile daha becerikli bir şekilde tırmanmıștı.

"Şimdi seni öbür alemlere uçurmazsam bana da bekçi demesinler!" dedi aşağıda bekleyen bekçi alayla, kılıcını hazır tutmuştu.

Emrys tepki verdiyse bile kapüşonu yüzüne kadar çektiği için görünmüyordu. Diğer bekçi neredeyse tepeye varmıştı ki Emrys kendini binadan aşağı attı, sokağa toplanıp manzarayı izleyen ahalinin irkilmesine neden oldu. O an önüne indiği bekçi kılıcını kaldırdı.

"Lanet olsun sana aşağı sınıf!" diye küfür etti binanın tepesinde duran bekçi. Arkası bize dönük Emrys ayağa kalkarken elinde kelepçeler tutan bekçiyi görünce irkildi. "Zorunluluğa hak kazandın, ucube," dedi bekçi ellerini uzatıp Emrys'in kollarını tutmaya çalışarak.

"Bakamayacağım," diyip arkama geçti Evan.

Endişeli bir sesle "Yardım etmeliyiz," diyince Rhea, Emrys'in kollarını öne uzattığını gördüm. O an nefesim kesildi, Emrys pes etmişti. Bekçi kelepçeyi Emrys'in koluna takacakken ortalığa kan sıçradı ve yere bir kafa düştü. Hem etrafa toplanan ahalinin, hem de benim nefesim kesilerek gözlerim kocaman açıldı. Bekçi kafasız bir şekilde Emrys'in önüne serildi.

"Benden önce sen uçtun, beceriksiz bekçi," dedi Emrys yüksek sesle sırıtarak.

Evan heyecanla yanıma geçti. "Ne yaptı?"

Emrys lafını bitirir bitirmez binanın tepesinde duran bekçi hançerini ona doğru fırlatınca az kalsın kendimi oraya doğru atacaktım ama Evan benim ve Rhea'nın kolundan sıkıca tutmuştu.

Hançer Emrys'in yanından bile geçmeyince Emrys arkasındaki duvara çarpıp yere düşen hançer baktı ve abartılı bir kahkaha attı. "Siz bu beceriksiz bekçilerden mi korkuyorsunuz?" diye sordu yüksek sesle. Kollarını etrafa toplanan ahaliye uzatmıştı.

Yukarıdaki bekçi kaçmaya çalışırken "Öldür onu! Öldür onu!" diye tezahürat yaptı insanlar.

Emrys derin bir nefes alıp dik durdu, yüz ifadesi kararlı ve kendinden emindi. "Sizin isteğiniz benim için emirdir," diyerek ani bir haraketle hançerini binanın tepesindeki bekçiye fırlattı. Hançer tam boynundan saplanınca bekçi olduğu yerde yığılıp kaldı. Emrys kapşonunu düzelterek iki tarafa toplanmış ahaliye döndü. "Gördünüz mü onlar da bizim gibi insan, hatta bizden daha aşağılık insanlar," dedi, ahali dikkatle onu dinliyordu. "Biz istersek kendimizi koruya biliriz, onlara boyun eğip bize eziyet etmelerine izin vermek zorunda değiliz." Kılıcını havaya kaldırdı, "Bu eziyeti kabul etmek zorunda değiliz!" diye bağırdı öfkeyle, insanlar da ona katılmıștılar.

Birkaç dakika tezahürat yaptıktan sonra insanlar dağılmaya başladı ve Emrys bize doğru geldi.

"Sen delirdin mi?! Ya ölseydin?!" diyerek Emrys'in yakasından yapıştı Evan.

"Planım bu değildi," diye gülümsedi. Evan'ın ellerinden kurtulup kolunun tersiyle alnındakı terleri sildi. Ateş gücüne sahip insanları sıcak etkilezmedi, o terler heyecanlandığı içindi.

"Bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyorduk, Emrys," dedi Rhea.

Gülümseyerek karşılık verip bana bakınca ağzım açık bir şekilde onu izlediğimi farkettim. Kendimi toparlamaya çalışarak "Çok iyiydin," dedim gülümseyerek.

O günden sonra plan değişmişti. Artık ahaliyi isyana zorlamayacaktık, onlara isyana ihtiyacımız olduğunu gösterecektik. İki hafta boyunca sık sık yapılan bekçi - alt tabaka çatışmaları Emrys'in planının işe yaradığını gösteriyordu. O sırada ben de dövüşme konusunda ilerlemiştim. Öldürdüğüm her bekçi için Emrys kendinin iyi bir öğretmen olduğuna inanıyordu.

Nihayet şehir merkezine doğru yol almıştık. Emrys ve Evan yanımda muhafız gibi durmuştu. "Bayağı ilerleme kaydettik," dedi Emrys şehir merkezini uzaktan izleyerek; ahali canlanmıştı. Biz bekçi öldürdükçe kral bekçi sayısını arttırıyordu, kral bekçi sayısını arttırdıkça biz daha çok öldürüyorduk. Ahali kendi isyanlarını kendileri kontrol ediyordular, bir lidere ihtiyaçları yoktu.

"Siz, " diyerek biri seslendi arkamızdan. "Siz isyanı başlatan kișilersiniz, değil mi?" diye sordu orta yaşlı adam.

Kapüşonlarımızla yüzümüzü iyice kapatıp adama döndük. "Ne istiyorsun?" diye sordu Evan ciddi bir sesle.

"Biri sizinle anlaşma yapmak istiyor. Beni takip eder misiniz?"

Emrys çenesini kaldırdı. "Kim?"

"Beni takip ederseniz öğreneceksiniz"

Emrys derin bir nefes alıp bize döndü. "Geri dönün. Ben gidip bakacağım."

"Sensiz dönmüyoruz," dedim kararlı bir sesle.

"Geri dönün dedim," diyip adamın yanına gitti.

"Yalnız gitmesine izin verecek miyiz?" diye sordu Evan, gözlerimizi Emrys'e dikmişdi.

Uzaktan Emrys ve orta yaşlı adamı takip ediyorduk. "Yine başını belaya sokarsa oradaca bırakıp giderim," dedi Evan.

Kıkırdadım. "Kurtardığım adamı ölüme terk edemem, yalnız dönersin."

"Eminim ki tek sebebi senin kurtarmış olandır," dedi sırıtarak.

Koluna vurup gözlerimi devirdim.

Emrys ve yanındaki adam siyah kapüşonun altında bile olsa beyaz saçları görünen adamın önünde durdular. Derken sol taraftan önümüze doğrulan kılıç durmamız sebep oldu. "Yeni ortağımız isyan grubunu kurmuş bile, ha?" dedi kılıcı uzatan adam sırıtarak. Yüzüne baktığımda gözlerim kocaman açıldı. Evan kolumdan sıkıca tuttu. Ölme ihtimalleri yüzünden Emrys üzülmesin diye haklarında konuşmadığımız adam karşımızda duruyordu.

Eğer o burada canlı canlı kılıcını bize doğrulta biliyorsa o zaman Emrys ile ortaklık yapmak isteyen adam; şu anda karşısında durduğu adam da kardeşi olmalıydı.

Xander kılıcını indirip Evan ve beni Emrys'in yanına götürdü. Onlara yaklaştıkça karşımızdaki adamın Wyatt olduğuna daha da emin oluyordum.

"Kendi işinizi kendiniz yapın," diyip geri adım attı Emrys. Hala yüzünü göstermemişti.

"Yeni ortağımız hızlı çıktı, dostum," dedi Xander Wyatt'in yanına geçerek. "İsyan grubu bile kurmuş," diye ekleyince Xander, Emrys dişlerini sıkarak bize baktı. 'Ne var?' der gibi kaşlarımı kaldırdım.

"İyi, daha hızlı ileri gideriz. Benimle çalışırsan yaşayacak doğru düzgün bir evin de olur. Daha doğrusu bir saray," diye sırıttı Wyatt. Rhumbles sarayından bahsediyordu.

"Giderken hiç mi aklınıza gelmedi yapamayacağınız?" diye sordu Emrys sert bir sesle. Wyatt ve Xander soru dolu gözlerle bir birlerine baktılar. "Size defalarca bizden ayrılmayın demişdim."

"Bizi tanıyor musunuz?" diye sordu Wyatt başını yana eğerek.

Emrys alayla "Sesimi ne çabuk unuttun," dedi.

Wyatt ileri bir adım attı, Emrys'in kapüşonun altında saklanmış yüzünü inceledi. "Abi?" diye sordu emin değilmiş gibi. Emrys başıyla onaylayınca Wyatt'in yüzü aydınlandı. "Hayatta mısın? Ben çoktan ölürsünüz sanmıştım," dedi samimi bir sesle. Mavi gözleri yine gülümsemesi ile birlikte hafifçe kırıșlanmıștı.

"Sizin hakkınızda da aynı şeyi düşünmüştük," dedi Emrys rahatlamayla.

"Konuya dönelim Wyatt," dedi Xander ellerini arkasında birleştirerek.

Wyatt gözlerini bana ve Evan'a çevirdi. "O zaman yanındakılar da tahmin ettiğim kişiler," dedi sırıtarak. "Hepiniz bizimle geleceksiniz."

"Hiç bir yere gelmiyoruz dedim. Kendi işinizi -"

"Abi, zorluk çıkarmayın," diyerek Emrys'in lafını böldü Wyatt. Çok rahat davranıyordu, sanki sırtını yaslayacak güvenilir bir yer varmış gibi.

"En fazla ne yapa bilirsin ki?" dedim kendimden emin ifadeyle. Evan kolumdan sıkıca tutarak beni uyardı.

Wyatt kaşlarını kaldırdı. "Yapabileceğim en az şeyden bile korksan iyi olur, Seraphine," dedi "Xander, git diğer ikisini de getir," diye emir verdi Wyatt. Xander sanki yüksek bir makama itaat eder gibi hemen yanımızdan geçip gitti.

"Rhumbles'ta isyana katılmayacağımızı daha önce de söyledik," dedi Emrys ileri adım atarak. İsyan için kardeş kavgası çıkacaktı.

"Yani inada devam?" diye sırıttı Wyatt.

"Sana ne oldu böyle?" diye sordu Emrys ve Evan yere yığılınca irkildim. Yanıma baktığımda Xander elindeki tahta parçasını kenara fırlattı. "Gidip Rhea ve Richard'ı da getireyim," diyip uzaklaştı.

İkimizin de ellerini kelepçe ile bağlamıştı ama Emrys jetde önde durmuş Wyatt ile konuşuyordu. Rhumbles'a zorla götürüyordu bizi. Beni krallığa teslim edip daha fazla kazanç elde etmesinden korkuyordum.

"Ne oldu?" diye sordu Evan zayıf sesle, inleyerek gözlerini açmıştı. Elini başının arkasına - Xander'ın vurduğu yere götürmek istedi ama kelepçeler izin vermedi.

"Jetteyiz." Kahverengi saçları alnına dökülmüştü.

"Bu kelepçeler ne be!" dedi yüksek ama yamuk bir sesle. Emrys parmağını dudaklarına koyarak susmamızı işaret etti.

"O neden serbest?"

"Çünkü Wyatt'in abisi," dedim dişlerimi sıkarak.

Evan bir süre jete göz atıp, "Bir planım var" diye fısıldadı bana doğru eğilerek. "Dikkatleri dağıldığı anda açık kapıdan -"

"Xander gelmese bizsiz mi gidecektiniz?" diye sordu Richard o kapıdan içeri adım atarak, Xander'den yardım alarak yürüyordu. Emrys derin bir nefes alarak kollarını çaprazladı.

"Siz neden kelepçelisiniz?" diye sordu Rhea titrek sesle. Keşke bilseydim. Güçlerim yüzünden mi? Prenses olduğum için mi?

Sert bir iç çekișe, "Plan iptal," diyip geri yaslandı Evan.

Jet Rhumbles'ın ağaçlık bir yerinde iniş yapınca indik. Kelepçelerle hiç bir şey yapamayacağını bilse bile Evan yanımdan ayrılmıyordu. Emrys de elleri açık bir şekilde önden gidiyordu. O ısrar etmese Rhea ve Richard'a da kelepçe takacaktı Wyatt.

"Biz bu yöne gidiyoruz, Seraphine," dedi Wyatt kolumdan tutarak.

"Ben de onunla geliyorum," diyip Wyatt'e sert bir bakış fırlattı Evan.

Kolumu kurtarmaya çalıştım ama Wyatt bırakmadı. "Nereye?"

"Onları bana bırak Wyatt," dedi Xander bana doğru gelmeye çalışan Emrys'i durdurarak. Emrys, Xander'ın yakasından yapışınca , Xander hançerini göğsüne doğrulttu.

Wyatt başını sallayıp beni geldiğimiz yöne doğru sürüklemeye başlayınca "Gelmek istemiyorum," dedim sert bir sesle.

Evan "Ona bir şey yaparsan elimden sağ kurtulamazsın!" diye bağırdı.

Wyatt abartılı bir kahkaha atarak arkasına bile bakmadan "Sen sağ kurtulacak mısın onu sor önce," dedi.

Toprağın altına geçen bir kapıyı açınca karanlık bir tünele girdik. İlerledikçe soğuk damarlarıma işliyordu. Bu tüneller krallıktaki büyük şehirlerin altında olur, ama bu hem de kraliyet sırrıydı. Wyatt farkında olmadan bir kraliyet sırrını biliyordu. Belki de daha kaç kişinin bundan haberi vardı.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordum sert bir sesle.

"Sabırlı ol, Prenses."

"Ne istiyorsun?"

İç çekti ve yirmi yıldır kullanılmayıp pas tutan demir kapılardan birini açtı. İçerisi küçüktü ve bir meşale dışında hiç bir şey yoktu. Kolumdan tutarak beni içeri fırlattı.

"Ne istediğimi biliyorsun," dedi kapıyı çarparak. Çarpılma sesi boş tünelde yankılandı.

"Sana yardım etmeyeceğim."

Bana yaklaştı. "Neden?"

"Rhumbles'ta isyana katılamayacağımı söylemiştim," derken sesim küçük odada fazla yüksek çıkıyordu.

"Ne olursa olsun isyan için yardım edeceğini de söylemiştin," bir adım daha yaklaştı.

"Emrys'le isyan başlattık. Sözümü tuttum."

Kaşlarını kaldırdı, bir adım daha atınca burnumun dibinde duruyordu. "Ben de bir isyan başlattım, Prenses," dedi sözlerini vurgulayarak. "Clair'deyken ahaliyi isyana teşvik ettiğiniz gibi Rhumbles'ta da aynı şeyi yapacaksınız. Şehirin gizli yollarını, bekçilerin stratejilerini biliyor olmalısın, ha?"

Cevap vermedim. Nefret dolu buz rengi gözlerine baktım. Artık gözlerine hayran olmuyordum, onları görünce ürperiyordum.

"Son kez soruyorum, yardım edecek misin?"

"Hayır," dedim kendimden emin sesle. Cevabımı duyar duymaz boğazımdan yapıştı. Kelepçeler yüzünden sadece kolundan tutabildim ama çekiştirmem faydasızdı.

"İki insanın daha ölümüne sebep oldun, prenses Elysia," dedi kim olduğumun altını çizerek. "Rhea ve Evan'ı son görüşün olduğunu bile anlamadın."

Boğazımı şiddetle sıktığı için gözlerim doldu. Dostlarımın ölüm sebebi olduğum için gözlerim doldu. Ağzımdan bir inilti kaçtı. Masum insanları öldürecek kadar zalim birine dönüşemezsin.

Yüzünü yaklaştırınca soğuk nefesi yüzüme çarptı, "Sana tek bir kraliyet üyesinin annemin ve abimin intikamını almaya yeteceğini söylemiştim," dedi sıkılmış dişleri arasından. Boğazımı daha fazla sıktığında öksürmeye çalıştım. "Nefret edilmek nasıl bir duygu? Sen alışmışsındır," diye sırıtınca boğazıma bıçak saplanmıș gibi bir acı hissettim ama elinde hiç bir şey yoktu. Boğazımdan kalbime kadar ince bir çizgi şeklindeki soğuk içimi yakıyordu. Koluna vurdum ama Wyatt daha çok sıktı. Elinin altında zincirden kurtulmaya çalışan kuş gibi çırpınmamdan zevk alıyordu.

Sonunda bırakınca ağzımdan hırıltılı bir inleme çıktı ve önünde dizlerimin üstüne düştüm, bir alt sınıfın önünde diz çöktüm. Nefes almaya çalışınca odanın ılık havası ciğerlerimi yaktı. Gözlerimin önü kararınca hissettiğim tek şey soğuk ve yanlızlıktı.

Bölüm sonu

10 yorum