O günden sonra annemi asla görmedim. Ya Sana ile oluyordu yada Pena ile. Köşküme'de hiç gelmiyordu. Bende sabahtan akşama kadar işlerle uğraşıyordum.
Aslında normal hayata dönmüştük. Yani son 3 yıldaki hayatımıza. Ben işlerle uğraşıyorum ve nadiren Sana ile konuşuyorum. Ama anormal bir normal bu. Bayağı bir anormal.
İleriki günlerde bir mektup aldım. Aslında annemin-daha benim bile emin olmadığım annemin- telefondan mesaj yazmasını beklerdim. Sonuçta aynı yüzyılda yaşıyoruz.
Mektupta yarın geleceğini söylüyordu. Hemen kâhyalara hazırlık yapmalarını söyledim. Hazırlıkları bizzat kontrol ettim ve ancak herşey tamam olunca işime döndüm.
Gece çok zor uyumama rağmen erkenden uyandım. Son hazırlıkları kontrol edip büyük salonda beklemeye başladım.
Kapı nazikçe çalındı. İçeriye koskoca elbisesi ile annem girdi. Yine çok güzeldi. "Naber tatlım" dedi. İyi olduğumu söyledim. Sonra gözüm kafasındaki taca takıldı. Neler oluyordu?
Sorumu yönelttiğimde bana tatlı tatlı baktı. Sonrada yavaşça yanıtladı:
- Ah canım, sana bunu söylemediklerine imanamıyorum. Ben hala kraliçeyim tatlım. Tabii ki kraliçe olarak kalmayacağım siz bir karar verince sıradaki kraliçe siz olacaksınız. Tatlım Sana bu söylediğimi duymasın ama ben Pena'nın kraliçe olmasını daha uygun buluyorum.
Söyledikleri karşısında donup kaldım. Zaten bu aralar donmak adetimiz oldu.