Ay, geceyi üç parça aydınlıkla bölmüş, Liraeth ormanının üzerine süssüz bir sessizlik bırakmıştı. Ağacın yaprağından kuşun kanadına, toprağın en küçük çatlağına kadar her şey susuyordu. Çünkü o gece, Şifacılığın son kıvılcımı da sönmüştü.
Elira dizlerinin üzerinde, yanan toprağa bakıyordu. Elleri külle kaplıydı, parmaklarından süzülen yaşlar yüreğine damlıyordu. Köyü... evi... ailesi... hepsi Morthar’ın sessiz istilasıyla yok olmuştu. Bağırmak istiyordu ama orman bile sessizdi; çünkü korku bile sözsüzdü o gece.
Çocukluktan beri üzerinde taşıdığı mavi taşın ışığı sönüktü. Taşı özeldi; annesi ona bu taşı, içinde bir kehanetle birlikte vermişti: "Gün gelecek, küller içinden yaşamı yeniden çıkaracaksın."
Ama Elira, şimdi sadece yanan bedenlerin kokusunu duyuyor, geçmişin üzerine yıkılışını seyrediyordu. Sol elini toprağa bastırdı. Sanki yaşayan bir şey var mı diye hissetmek ister gibi. Toprak soğuktu. Ama tam o an, bir nabız gibi zayıf bir titreşim hissetti. Kalp atışı gibiydi.
Toprağı kazmaya başladı. Tırnaklarını yaktı, kanattı ama durmadı. Kazdı, kazdı... ve orada, küllerin altında, yanan bir dalın tam ortasında, Evrenin Kalbi'nin minyatür bir parçası gibi ışıldayan, kristalimsi bir damar buldu.
O an gökyüzünde ay karardı. Orman nefesini tuttu. Elira’nın gözleri ilk kez karanlığın içinden gelen bir ışığa bakarken dökmedi.
O gece Elira, hem son kalan Ayelari oldu... ...hem de karanlığın içinden doğan ilk umut.