
Gökyüzü çatlamıştı.
Ama bu kez çatlak sabit kalmadı.
Titreşti.
Sanki içeriden biri onu tutuyordu.
Ve sonra Arven düştü.
Ama bu bir düşüş değildi.
Bir inişti.
Yere çarptığında Velkar’ın taş meydanı sarsıldı, fakat Arven’ın etrafında tek bir toz tanesi bile yükselmedi.
Çünkü onun etrafında yerçekimi bile farklı çalışıyordu.
Gözleri açıldığında artık eskisi gibi bakmıyordu.
Siyah değil…
Altınla karışık bir boşluk vardı içinde.
Kael birkaç adım geri çekildi.
“Bu… mümkün değil.”
Lyra kılıcını kaldırdı ama eli titriyordu.
“Arven… sen misin?”
Arven başını eğdi.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra gülümsedi.
Ama bu onun gülümsemesi değildi.
“Ben… hatırlayanım.”
Göğsündeki beş parçalı taç yanıyordu.
Ve her parça farklı bir şeyi uyandırıyordu.
İlk parça konuştu.
“Kaçma.”
İkinci parça fısıldadı.
“Onları bırak.”
Üçüncü parça susturdu.
“Zayıflık.”
Dördüncü parça öfkelendi.
“Yık.”
Beşinci parça ise…
Hiç konuşmadı.
Sadece izledi.
Arven dizlerinin üzerine çöktü.
“Durun…”
Ama sesler artıyordu.
Zihni çatlıyordu.
Lyra öne çıktı.
“Arven, beni dinle!”
Ama Arven onu duymuyordu.
Ya da duymak istemiyordu.
Gökyüzü yeniden titredi.
Ve Boşluk’un çatlağı yeniden açılmaya başladı.
Kael bağırdı.
“Eğer kontrolü kaybederse, kapı tamamen açılacak!”
Seris yerdeydi, zor nefes alıyordu.
“Onu durdurmalıyız…”
Ama kimse hareket edemiyordu.
Çünkü Arven artık yalnız değildi.
İçindeki parçalar uyanmıştı.
Arven yavaşça ayağa kalktı.
Ve konuştu.
“Ben…”
Sesi değişti.
Bir an çocuktu.
Bir an savaşçı.
Bir an başka bir şey.
“…parçalanmış bir kralım.”
Toprak titredi.
Gölgeler yükseldi.
Ve Velkar’ın sokaklarında yürüyen tüm yaratıklar durdu.
Sanki bir emir duymuşlardı.
Arven elini kaldırdı.
Ve dünya cevap verdi.
Karanlık yaratıklar olduğu yerde dondu.
Hareket edemiyorlardı.
Kael nefesini tuttu.
“Bu… mühürleme gücü…”
Lyra gözlerini açtı.
“Hayır…”
“Bu kontrol.”
Ama sonra bir şey oldu.
Gökyüzündeki çatlak sessizleşti.
Ve ilk kez…
İçinden bir ses geldi.
Arven’ın sesi değildi.
Gölge Kral’ın da değildi.
Daha eskiydi.
Daha soğuktu.
“Geri döndün.”
Arven dondu.
“Sen… kimsin?”
Çatlağın içindeki karanlık titreşti.
Ve cevap geldi.
“Ben… seni parçalayanım.”
Boşluk Tanrısı.
Ama bu kez eski formunda değildi.
Sadece bir varlık da değildi.
Bir bilinçti.
Her yerdeydi.
Velkar’ın sokaklarında.
Gökyüzünde.
Arven’ın içinde bile.
Lyra geri çekildi.
“Bu… imkânsız…”
Kael dişlerini sıktı.
“O tamamen yok edilmemiş…”
Boşluk konuştu.
“Hiçbir zaman yok olmadım.”
Arven başını tuttu.
“Yalan… sen mühürlendin!”
Boşluk güldü.
“Ve mühür beni güçlendirdi.”
Gökyüzü tekrar yarıldı.
Ama bu kez çatlak değil…
Bir ağız oluştu.
Devasa.
Sonsuz.
Ve konuştu.
“Gölge Kral beni durdurmadı.”
“Sadece geciktirdi.”
Arven dizlerinin üzerine düştü.
“Ne istiyorsun?”
Cevap basitti.
“Seni.”
O anda Lyra koştu.
Arven’a ulaşmak için.
Ama Kael onu durdurdu.
“Yaklaşma!”
“Onu bırakmam!”
Lyra bağırdı.
“Bu Arven!”
Ama Kael gözlerini gökyüzünden ayırmadı.
“Artık değil.”
Arven ayağa kalktı.
Ve ilk kez…
Kendi sesi netti.
“Ben kimim?”
Boşluk cevap verdi.
“Sen… kapanmamış kapısın.”
Arven gözlerini açtı.
Ve göğsündeki işaret tamamen yandı.
Taç tamamlanıyordu.
Ama beş parça yetmiyordu.
Çünkü altıncı bir şey vardı.
İçinde saklı.
Ve uyanmak üzereydi.
Lyra fısıldadı.
“Arven… lütfen…”
Ama Arven artık dinlemiyordu.
Gökyüzüne baktı.
Ve söyledi:
“Eğer ben kapıysam…”
Sessizlik.
“…o zaman açarım.”
Ve dünya sustu.
Boşluk Tanrısı güldü.
Ve Velkar’ın üstünde ilk gerçek yarık açıldı.
Bu kez geri dönüş yoktu.