
Rüzgâr durmuştu.
Sanki bütün dünya nefesini tutmuştu.
Kael sarayın merdivenlerinin önünde duruyor, siyah gözleriyle Arven'ı izliyordu.
Onun bakışlarında nefret vardı.
Ama bundan daha fazlası da vardı.
Acı.
Arven bunu anlayamıyordu.
Bir insan neden hiç tanımadığı birine böyle bakardı?
Lyra kılıcını kaldırdı.
Mavi ışık çevreyi aydınlattı.
"Buraya nasıl girdin?"
Kael hafifçe güldü.
"Bu şehir benim evim."
"Senin evin üç bin yıl önce yok oldu."
"Hayır."
Kael'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Biz hiç gitmedik."
Kurtlar saldırı pozisyonu aldı.
Kasları gerilmişti.
Fakat Kael en ufak bir korku belirtisi göstermiyordu.
Arven onun sıradan biri olmadığını hissediyordu.
Hatta insana bile benzemiyordu.
"Ne istiyorsun?" diye sordu Lyra.
Kael'in cevabı gecenin içine düştü.
"Çocuğu."
Arven istemsizce geri çekildi.
"Neden?"
Kael ona baktı.
Uzun süre sustu.
Sonunda sessizce konuştu.
"Çünkü yaşarsa milyonlarca kişi ölecek."
Kimse konuşmadı.
Arven'ın kulaklarında yalnızca kendi kalbinin sesi vardı.
"Ne demek istiyorsun?"
Kael gözlerini ondan ayırmadı.
"Senin kim olduğunu bilmiyorsun."
"Ben Arven'ım."
"Hayır."
Kael başını salladı.
"Bu sadece sana verilen isim."
Arven'ın midesi düğümlendi.
Son günlerde duyduğu her şey onu biraz daha gerçeklikten koparıyordu.
Ölümsüz muhafızlar.
Konuşan kurtlar.
Karanlık ejderhalar.
Şimdi de üç bin yıllık bir savaşçı ona kim olmadığını söylüyordu.
"Gerçeği anlat."
Kael derin bir nefes aldı.
"Üç bin yıl önce dünya ölmek üzereydi."
Gökyüzü kararmaya başladı.
Sanki onun anlattıklarına doğa bile tepki veriyordu.
"İnsanlar tarih kitaplarında Gölge Kral'ın kötülüğünü okur."
Lyra'nın yüzü sertleşti.
"Devam et."
"Fakat kimse onun neden savaştığını anlatmaz."
Kael uzaklara baktı.
"Karanlığın ötesinden gelen bir varlık vardı."
Arven dikkatle dinliyordu.
"Adı bile yasaklandı."
"Ne vardı?"
Kael'in sesi alçaldı.
"Boşluk Tanrısı."
Bu isim söylenir söylenmez hava buz kesti.
Ormanın içinden ürpertici sesler yükseldi.
Sanki ağaçlar bile bu adı duymaktan hoşlanmamıştı.
"Boşluk Tanrısı dünyaları yiyordu."
Kael devam etti.
"Krallar birleşti."
"Büyücüler birleşti."
"Ejderhalar birleşti."
"Ama yine de yenildiler."
Arven nefesini tuttu.
"Peki sonra?"
Kael'in gözleri karardı.
"Sonra Gölge Kral ortaya çıktı."
Bir anlığına sessizlik oldu.
Sonra Kael devam etti.
"Boşluk Tanrısı'nı durdurabilecek tek kişi oydu."
"Nasıl?"
"Çünkü onun gücü insana ait değildi."
Lyra gözlerini kapattı.
Bu hikâyeyi daha önce duymuş gibiydi.
"Son savaşta Gölge Kral kazandı."
Kael'in sesi yankılandı.
"Ama zaferin bir bedeli vardı."
Arven'ın içinde kötü bir his oluştu.
"Ne bedeli?"
Kael ona baktı.
Doğrudan gözlerinin içine.
"Ruhu parçalandı."
Arven'ın nefesi kesildi.
"Ne?"
"Boşluk Tanrısı ölürken onu lanetledi."
Kael yavaşça yaklaştı.
Kurtlar hırlamaya başladı.
"Ruhu yüzlerce parçaya ayrıldı."
"Ve yeniden doğdu."
Arven'ın kanı çekildi.
Çünkü ne söyleyeceğini anlamıştı.
Hayır.
Bu mümkün değildi.
Kael başını eğdi.
"Sende onun ruhunun son parçası var."
Tam o sırada Arven'ın göğsünde şiddetli bir ağrı patladı.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Çığlık attı.
Kalbinin üzerinde siyah bir işaret belirmeye başladı.
Üç parçalı taç.
Aynı sembol.
Aynı lanet.
Aynı mühür.
Lyra'nın gözleri büyüdü.
"Hayır..."
Kael ise hiç şaşırmamıştı.
"İşte bu yüzden geldim."
Arven nefes alamıyordu.
Başının içinde sesler yankılanmaya başladı.
Yüzlerce ses.
Binlerce ses.
Eski savaşlar.
Çığlıklar.
Ejderhaların kükremeleri.
Yıkılan şehirler.
Ve hepsinin arasında tek bir ses.
Derin.
Kadim.
Korkutucu.
"Sonunda..."
Arven'ın gözleri karardı.
Ses yeniden konuştu.
"Uyandım."
Arven kendisini başka bir yerde buldu.
Etraf tamamen karanlıktı.
Ne gökyüzü vardı.
Ne toprak.
Ne de ışık.
Sonsuz bir boşluğun ortasında duruyordu.
Karşısında ise bir taht yükseliyordu.
Siyah taşlardan yapılmış devasa bir taht.
Ve üzerinde biri oturuyordu.
Yüzü görünmüyordu.
Gölgeler tarafından gizlenmişti.
Ama gözleri görünüyordu.
Altın renginde iki göz.
Figür yavaşça ayağa kalktı.
Arven korkuyla geri çekildi.
"Sen..."
Yabancı birkaç adım attı.
Zincir sesleri duyuldu.
Ellerinde ve ayaklarında kırık zincirler vardı.
Sonunda durdu.
Ve ilk kez konuştu.
"Ben..."
Ses bütün boşluğu doldurdu.
"...Gölge Kral'ım."
Arven'ın dünyası bir kez daha altüst oldu.
Çünkü karşısındaki varlığın son söylediği şey her şeyi değiştirecekti.
"Ve sana anlatılan her şey yalandı."

