
Zemin tamamen çöktüğünde, sarayın alt katları bir katman gibi açıldı. Taş değil… sanki dünya katlanıyordu.
Elyndra, kenardan aşağı baktığında nefesi kesildi.
Orada bir oda yoktu.
Bir “yer” hiç yoktu.
Sadece… şekil almış bir boşluk vardı.
Ve o boşluğun ortasında, hiçbir maddeden yapılmamış bir taht duruyordu.
Bakınca görülmüyordu. Ama bakmadığında hissediliyordu.
Sanki gözler onu reddediyor, zihin ise kabul etmek zorunda kalıyordu.
Ravion bir adım geri attı. “Bu… imkânsız.”
Varlık ise ilk kez sessizdi.
Çünkü o bile “bunu” tanıyordu.
Elyndra yavaşça sordu: “Bu mu Gölge Tahtı?”
Ravion başını salladı. “Hayır…”
Bir an durdu.
“Bu, Taht’ın oturduğu yer.”
O an boşluk kıpırdadı.
Ve içinden bir ses yükseldi. Ne yukarıdan ne aşağıdan… doğrudan zihnin içinden:
“Hatırlayan geldi.”
Elyndra dizlerinin üzerinde bir basınç hissetti. Sanki yer çekimi değişmişti.
“Ben kimseyi hatırlamıyorum!” diye bağırdı.
Ses cevap verdi:
“Henüz.”
Varlık aniden gerildi. “O uyanıyor…”
Ravion sertçe konuştu. “Elyndra, oradan uzaklaş!”
Ama Elyndra hareket edemedi.
Çünkü boşluk ona bakıyordu.
Ve ilk kez, onun içinde bir şey kıpırdadı.
Unutulmuş bir an.
Kırık bir ışık.
Bir isim.
Elyndra nefesini tuttu. “Ben… daha önce buradaydım.”
Sessizlik çöktü.
Ravion’un yüzü soldu.
“Hayır…” dedi. “Bunu hatırlamamalıydın.”
O anda boşlukta bir çatlak oluştu.
Ve Gölge Tahtı ilk kez gerçek bir sesle konuştu:
“Taht… geri istiyor.”